Mûte Savaşı... O gün bir mücahide 33 kâfir askeri düşüyordu: Bizimle kalsalardı!
"Cihada çıkacak olan şu insanlara, Zeyd bin Hârise’yi kumandan tayin ettim! Zeyd bin Hârise şehid olursa, yerine Cafer bin Ebî Tâlib geçsin. Cafer bin Ebî Tâlib şehid olursa, Abdullah bin Revâhâ geçsin”
- Busra reisi, Resûl-i Ekrem'in elçisini öldürüp Müslümanlara savaş ilan etti.
- Peygamber Efendimiz, bu duruma karşılık 3 bin kişilik bir ordu hazırladı.
- Orduya Zeyd bin Hârise, Cafer bin Ebî Tâlib ve Abdullah bin Revâhâ art arda kumandan olarak tayin edildi.
- Peygamber Efendimiz, atanan üç kumandanın şehit düşeceğini ima ederek büyük bir hüzün yaşadı.
- Ordu, İslam'a davet ve reddedilirse savaş talimatıyla, bizzat Peygamber Efendimiz tarafından uğurlandı.
ÖMER ÇETİN ENGİN- Hicretin sekizinci senesi Cemaziyelevvel ayına gelinmiştir. Resûl-i Ekrem (aleyhisselâm) Busra reisi olan Emîre bir mektûb göndererek O’nu İslâmiyyete davet ederler. Fakat onlar, Efendimizin elçisini katlederler. Bununla da kalmazlar müslümanlara karşı harp yapacaklarını ilan etme küstahlığında bulunurlar. Bunun üzerine Allahü teâlânın Şanlı Resûlü derhâl 3 bin kişiden müteşekkil bir kuvvet hazır ederler.
Peygamber Efendimiz, mescidinde öğle namazını kıldırmışlardır. Sonrasında o süzme nur dudaklardan şu sözler dökülülür:
“Cihada çıkacak olan şu insanlara, Zeyd bin Hârise’yi kumandan tayin ettim! Zeyd bin Hârise şehid olursa, yerine Cafer bin Ebî Tâlib geçsin. Cafer bin Ebî Tâlib şehid olursa, Abdullah bin Revâhâ geçsin. Hazret-i Abdullah bin Revâhâ da şehid olursa, müslümanlar aralarında münasip birini seçsin ve onu kendilerine kumandan yapsın!”
ÜÇ KİŞİ HARİÇ HERKES AĞLAR
Bütün sahâbiler Efendimizin bu sözlerinin ne manaya geldiğini bilir. Tayin edilen üç kumandan hariç Eshâb-ı kiram ağlamaya başlarlar. “Yâ Resûlallah! Keşki sağ kalsalar da kendilerinden istifade etseydik” diyebilirler. Peygamber Efendimiz cevap vermeyip susarlar. Bu bir sırdır ki bizlerin aklı buna ermez. Zira ilk kumandan evlatlık aldıkları hazret-i Zeyd şehid olacaktır.
O Zeyd ki babası kanlı yaşlar döktüğü yıllar sonrasında onu Efendimizin yanında bulmuş fakat minik Zeyd babasıyla gitmekten ise son ve en üstün Peygamberin yanında kalmayı tercih etmiştir. Efendimiz O’nun için, “Zeyd benim oğlumdur” demişlerdir.
O Zeyd ki Taif’te Şanlı Resûl taşlanırken koşarak taşlarla O’nun arasına girmiş ve Efendimize gelecek taşların çoğuna bedenini siper etmiştir.
Cenab-ı Peygamber işte böylesine sevdiği, çocukluğu yanında geçen, kendisinin büyüttüğü manevi oğlu için, “Şehid olursa” buyurmuşlardır. O güzel kalpteki hüznü düşünmek, ölçebilmek ne mümkün.
HÜZNÜN SULTANI PEYGAMBER
Hem sadece hazret-i Zeyd de değil. O’nun şehid olması durumunda Cafer bin Ebî Tâlib (radıyallahü anh) kumandan olacaktır. Cafer-i Tayyar hazretleri yani... Efendimizin O’nun nasıl sevdiğini üç bölüm hâlinde anlatmıştık. Belli ki O da şehid düşecektir. Sonrasında Allah Resûlünün sözleri kâfirlere oklardan tesirli şairi olan Abdullah bin Revâhâ (radıyallahü anh)... “O da şehid olursa” buyurulmuştur... O hâlde Cennet O’nu da bu savaşta beklemektedir. Eshâbının bu üç büyük sahâbinin kendileriyle kalmalarını talep etmeleri karşısında Allah Resûlünün susması, yaşanacakların kader-i mübrem (değişmeyen kader) olduğunun delili olsa gerektir.
ORDUYU BİZZAT EFENDİMİZ UĞURLAR
Mücâhidler, Medine’den yola çıkacakları sırada, Peygamber Efendimiz, beyaz bir sancak bağlayıp Hazret-i Zeyd bin Hârise’ye verirler. Haris bin Umeyr’in öldürüldüğü yere kadar gitmesini ve orada bulunanları İslâmiyyete davet etmesini, müslümanlığı kabul ederlerse ne a’lâ, kabul etmedikleri takdirde, Allahü teâlânın yardımına güvenerek onlarla çarpışmasını söylerler. Uğurlamak üzere Veda yokuşuna kadar mücâhidlerle beraber giderler. (devam edecek)
HADÎS-İ ŞERÎF;
Allah katında en kıymetli amel, az olsa da, devamlı yapılandır. [Buhari]
KENDİMİ KAYBETTİM HÜKÜMSÜZDÜR - 8
İNİŞLER, ÇIKIŞLAR
Dikkat etti. Her zamankinden süratli yürüyordu. Çay ocağına vardığında yaşlı insanı göremedi. Bir burukluk kapladı onu. Öyle ya buluşmak üzere sözleşmiş değillerdi. Her zamanki gibi çayını söyledi. Yine elinde olmadan derinlere daldı, daldı..
- Evlat dalmışsın yine, sesiyle irkildi.
İşte yaşlı adam samimi tebessümüyle karşısındaydı.
- Buyurun amca çay söyleyeyim, vaktiniz varsa.
- Benim hep vaktim var!
- Çaycı, bir çay daha getirsene bize...
Çaycı garip garip gencin yüzüne baktı ve ocağa doğru yöneldi.
Niye ters ters bakıyor ki bu adam, diye içinden geçirdi.
- Amca size karşı mahcubum. Bir anda sizi bırakıp gittim.
- Kalbim kırılmadı delikanlı. Ben senin için üzüldüm.
- Niye amca.
- Önemli ve geleceğini ilgilendiren bir konu konuşuyorduk. Bu çok mühim senin için. Sana önemli tavsiyeler vermeye hazırlanıyordum. Fakat sadece gönül eğlendirmek için birinin peşine düştün. Ona üzüldüm. Sözlün, nişanlın olsa bir şey demezdim.
- Anladım amca. Fakat benim içimde o kadar çok iniş çıkışlar var ki. Bunalıyorum. Bir de o kızdan çok hoşlanıyorum. Yani başımı döndürüyor. O öyle arayınca bütün dikkatim ona yöneldi. Terbiyesizlik yaptım.
- Bunu anlaman yeterli. Madem iniş çıkışlarına çare arıyorsun, madem bunların ne olduğunu öğrenmek istiyorsun önem vereceğin şeyi öne çekmelisin. Çünkü bu yaşta vereceğin kişilik kararları senin bütün ömrünü etkileyecek. O hâlde bu konuşmalarımız mühim. Bunun için bazı şartların oluşması gerekir.
- Ne gibi.
- Her şeyden önce bunca yılın tecrübesi var bu yaşlı amcanda. Biraz da mürekkep yaladık. Samimiyetime inanman lazım. Bir gence faydalı olmak istiyorum. Vaktimi sana ayırıyorum. Bunu başına kakmak için söylemiyorum.
- Anladım.
- Senin de samimi olman lazım. Doğruya doğru demelisin. ‘Benim düşündüğüm doğru, taviz vermem’ diye düşünürsen yol alamayız.
- Doğru olduğuna inanmadan mı doğru diyeceğim.
- Öyle şey olur mu hiç. Kalbine yatarsa doğru diyeceksin ve kabul edeceksin dediklerimi. Yoksa o da bir tür maske takmak olur? (devam edecek)
GÜNÜN SOHBETİ: EHLİ SÜNNET BÜYÜKLERİ
ALTIN NASİHATLER
İmâm-ı Rabbâni hazretleri buyuruyor ki:
Fırsat ganimettir. Ömrün tamamını faydasız işlerle telef etmemeli, Hak teâlânın rızasına uygun şeylere harcamalı! Beş vakit namazı, tadil-i erkân ile ve cemaat ile kılmalı, teheccüd namazını elden kaçırmamalı, seher vakitlerini istiğfarsız geçirmemeli, gaflet uykusuna dalmamalı, ölümü düşünmeli, ahiret hâllerini gözetmeli, fâni dünyanın haram olan işlerinden yüz çevirip, baki olan ahiret işlerine dönmeli. Dünya işleri ile zaruret miktarı uğraşmalı, diğer vakitlerde, ahireti imar etmekle meşgul olmalıdır.
İLİM ÖĞRENMEK İBADET İÇİNDİR
Sözün kısası, Allah’tan gayrı şeylerin sevgisinden korunmalı ve bedeni dinin hükümlerine uymakla süslemeli, onunla meşgul olmalıdır. İş budur, bundan gayrısı hiçtir.
Abdül Kuddüs hazretleri de buyuruyor ki:
Vaktin kıymetini bil! Gece gündüz ilim öğrenmeye çalış! Her zaman abdestli bulun! Beş vakit namazı, sünnetleri ile ve tadil-i erkân ile, huzur ve huşu ile kılmaya çalış! Bunları yapınca, dünyada ve ahirette, sayısız nimetlere kavuşursun. İlim öğrenmek, ibadet içindir. Kıyamette, işten sorulacak, çok ilim öğrendin mi diye sorulmayacaktır. İş ve ibadet de, ihlas elde etmek içindir. İhlâs da, hakiki mabud ve kayıtsız, şartsız var olan sevgiliyi [Allahü teâlâyı] sevmek içindir.
ONUN GÖRDÜĞÜ YERDE GÜNAH İŞLEME!
İbrahim-i Ethem hazretleri buyuruyor ki:
1- Günah işleyeceksen, Allah’ın verdiği rızkı yeme! Rızkını yiyip de, Ona isyan edilir mi?
2- Günah işleyeceğin zaman, mülkünden çık! Onun mülkünde Ona isyan edilir mi?
3- Günah işlerken Onun görmediği bir yerde işle! Onun mülkünde, rızkını yiyip, gördüğü yerde günah işlenir mi?
4- Can alıcı melek, ruhunu almaya gelince, bir müddet izin isteyebilir veya o meleği kovabilir misin? O zaman hemen tevbe et! Çünkü o melek ani gelir.
5- Mezarda, melekler, sual sorunca, (beni imtihan etmeyin) diyerek onları kovabilir misin? Öyle ise, şimdiden onlara cevap hazırla!
6- Kıyamette (Günahkârlar Cehenneme…) dendiği zaman, ben gitmem diyebilir misin?
CENNET HAZIRLIK YAPANLAR İÇİNDİR
Allahü teâlâ, (Ey kullarım! Benden isteyin! Kabul eder, veririm) buyuruyor. Ama verilmeyenler de oluyor. Çünkü Ona dua eder, ama itaat etmezler. Peygamberini tanır, Ona uymazlar. Kur’ânı okur, gösterdiği yolda gitmezler. Nimetlerinden faydalanır ama şükretmezler. Cennetin, ibadet edenler için olduğunu bilir, hazırlıkta bulunmazlar. Cehennemi, asiler için yarattığını bilir, Ondan sakınmazlar. Ecdadının ne olduklarını görür, ibret almazlar. Kendi ayıplarına bakmayıp, başkalarının ayıplarını araştırırlar. Böyle kimseler, üzerlerine taş yağmadığına, yere batmadıklarına şükretsin! Dualarının neticesi, yalnız bu olursa, yetmez mi?
İmâm-ı Rabbâni hazretleri buyuruyor ki:
Ölmek felaket değil, öldükten sonra başa gelecekleri düşünmemek felakettir. Mezhepsizlik ilhaddır. Ehl-i sünnet âlimlerine uyanlara müjdeler olsun.
ESHAB-I KİRAM
GÜZELLER GÜZELİNİN BİR MUCİZESİ: ÜÇ EKMEKLE 73 KİŞİ DOYDU
Hazret-i Ümmü Süleym’in (radıyallahü anha) oğlu Enes bin Mâlik (radıyallahü anh) şöyle anlatıyor: Resûlullah (aleyhisselâm) Medine’ye geldiği zaman ben küçüktüm.
Bir gün annemin eline biraz arpa geçmişti. Onu un yaptı ve iki ekmek pişirdi. Resûlullah (aleyhisselâm) Eshâb-ı kirâm ile oturuyorlardı.
“Ya Resûlallah annem sizi çağırıyor” dedim. Peygamberimiz evimize geldiler ve, “Ekmekleri getirin” buyurdular. Mübarek ellerini ekmeklerin üzerine koydular, parmaklarını açtılar ve on kişi çağırın buyurdular.
Çağırdım, “Oturunuz, bismillah deyip, parmaklarımın arasından yiyiniz!” buyurdular. Bu on kişi, bu şekilde yiyip doydular.
“On kişi daha çağırın” buyurdular. Çağırdım. Onlar da aynı şekilde doydular. Böylece Eshâb-ı kirâmdan 73 üç kişi yiyip doydu. Sonra bizler yedik, doyduk. Sonra ekmekleri annem Ümmü Süleym’e verdiler. “Al, ye ve kime istersen yedir” buyurdular.
TEFEKKÜR
EN KALABALIK AİLE
En kalabalık sürüye sahip olan balık ringa balığıdır. Sürüsünde 300 milyon balık bulunduğu tespit edilmiştir. Balıkların en hızlısı ise yelken balığıdır. Saatte 109 kilometre hızla yüzer. En zehirli balıklar Hint Okyanusu ve Büyük Okyanus’ta yaşar.
ZAMANE MÂNİLERİ
Erenler haber vermişler
Doğru yolu göstermişler
Bu dünyaya gönül verme
Hayat hayaldir demişler
BULMACA
İftar, sahur onunla süslensin
Halamızdır bizim, bilinsin
Cevap: Hurma
HULKİ ABİ
ADNAN ŞAHİN'DEN RAMAZAN SOFRASI
YÜKSÜK ÇORBASI
MALZEMELER
>> 1 yemek kaşığı
domates salçası
>> 1 su bardağı mantı
>> 1 yemek kaşığı tereyağı
>> 2 yemek kaşığı
sıvı yağ
>> 1 su bardağı
haşlanmış nohut
>> Birer çay kaşığı kuru nane, karabiber, Tuz
HAZIRLANIŞI
Yüksük çorbası için ilk olarak yağları tencereye alınarak eritilir. Salça ve nane yağda kavrulur. Üzerine bir litreye yakın sıcak su ilave edilerek kaynamaya bırakılır. Su kaynamaya başlayınca nohutları eklenir. Son olarak mantı ve baharatları konularak karıştırılır. Mantı istenilen yumuşaklığa gelene kadar kontrollü şekilde 15 dakika kadar pişirilir. Sıcak şekilde servise sunulur.
AĞZI AÇIK
MALZEMELER
Hamuru için;
>> 3 su bardağı un
>> 2 yemek kaşığı yoğurt
>> 1 adet yumurta
>> Yarım bardak su
>> Tuz
İç harcı için;
>> 250 g dana kıyma
>> Küçük boy
kuru soğan
>> 1 adet yumurta
>> 2 yemek kaşığı un
>> 1,5 yemek kaşığı salça
>> 1 çay kaşığı pul biber, karabiber
>> ½ çay kaşığı tuz
Kızartmak için;
>> 2 su bardağı sıvı yağ
HAZIRLANIŞI
Un, yumurta, ılık su, yoğurt ve tuz güzelce yoğrularak yarım saat kadar dinlendirilir. Unlanan tezgâhta, hamur gözleme hamurundan biraz daha kalın olacak şekilde açılır ve yuvarlak bir kâse yardımıyla şekil verilir. İç harcı için; soğan, sarımsak, kıyma, un, yumurta ve salça karıştırılır. Baharatları eklenir ve üzeri kapatılarak buzdolabında 10 dakika dinlenmeye bırakılır. Yuvarlak hamurların üzerine fırçayla su sürülür. Birer tatlı kaşığı kıymalı harç eklenerek ince bir katman olacak şekilde yayılır. Kenarlarında hafif boşluk bırakılarak hamurlar parmak ucuyla kıymanın üzerine doğru kıvrılır. Sıvı yağı ısıtılır ve hamurlar, kıymalı tarafı alta gelecek şekilde yağın üzerine bırakılır. Çevrilerek hamurların her tarafının altın sarısı olacak şekilde kızarması sağlanır. Yağdan alınan ağzı açıklar sıcak sıcak servise sunulur.
MEKİK TATLISI
MALZEMELER
>> 2 adet yumurta
>> 1 çay bardağı süt
>> 1 çay bardağı sıvı yağ
>> 3 bardak un
>> ¼ çay kaşığı tuz
>> 1 yemek kaşığı sirke
Şerbeti için;
>> 3 su bardağı toz şeker
>> 3 su bardağı su
>> 4-5 damla
limon suyu
>> 1 dilim limon
Üzeri için;
>> 125 g tereyağı
>> 1 çay bardağı sıvı yağ
Hamuru açmak için;
>> 1 çay bardağı nişasta
İçi için;
>> 200 g Antep fıstığı
HAZIRLANIŞI
Şerbet için malzemeler tencereye alınır, şeker eriyene kadar karıştırılır, 30 dakika kaynatılır. Ocaktan alınır, limon dilimi çıkarılır ve soğumaya bırakılır. Hamur için süt, yumurta, yağ, tuz ve sirke karıştırılır. Kontrollü un ile ele yapışmayan yumuşak bir hamur yoğrulur. Hamur 5–6 eşit parçaya bölünür, nişasta serpilen tabakta üzeri örtülü bir saat dinlendirilir. Dinlenen hamur nişasta ile ince açılır, oklavaya gevşek sarılır. Kenarlardan ortaya doğru büzülür, oklavadan çıkarılıp ortası parmakla pile yapılır. Aralara yarım tatlı kaşığı fıstık, iki parmak boşluk kalacak şekilde serpiştirilir. İki yandan kapatılır, boşluklar sıkıştırılır ve ortadan kesilir. Ters çevrilip hafif yağlanmış tepsiye dizilir. Üzerine eritilmiş tereyağı ve sıvı yağ sürülür. 190 derece fırında altı üstü kızarana kadar pişirilir. Tatlıya ilk sıcağı çıkınca soğuk şerbet dökülür. Şerbetini çeken tatlı, toz Antep fıstığı ile süslenerek servis edilir.
