ABBAS BİN ABDÜLMUTTALİB

ABBAS BİN ABDÜLMUTTALİB Peygamber Efendimizin, en çok sevdiği amcalarından.
A- A+

Peygamber Efendimizin, en çok sevdiği amcalarından. Peygamber Efendimizden iki veya üç yaş büyüktür. Bedr Gazası'nda düşman askeri arasında idi. Müslümanların eline esir düştü. Kendisi için ve kardeşlerinin oğulları Akil (Ukayl) bin Ebu Talib ve Nevfel bin Haris için para verip kurtuldular. O yıl iman etti. En son hicret eden budur. Mekke ve Huneyn gazalarında Resulullah'ın yanında bulundu. 32 (m. 653) de 88 (veya 86) yaşında vefat etti. Baki'de medfundur. Uzun boylu, beyaz ve güzel idi. Abbasî halifeleri Hazreti Abbas'ın soyundandır.

Harem-i Şerif'i genişletmek için önce yıktırılıp sonra da üstü örtülen; Kâbe-i Muazzama'nın Hacer-i Esved köşesinden sekiz metre uzakta olan Zemzem kuyusunun eskiden bulunduğu yeri gösteren yazı.

Peygamber Efendimiz, annesinin vefatından sonra dedesinin yanına yerleştiğinde, Hazreti Abbas ile çocukluktan itibaren beraber büyümüşlerdir. Böyle olmakla beraber Peygamber Efendimiz, Hazreti Abbas'a atası gibi davrandı ve onu babasının yarısı olarak kabul etti. Çocukluğunda bir defa kaybolmuştu. Bunun üzerine bulunması halinde, Allahü tealaya şükür olarak, annesi Kâbe-i Muazzama örtüsünü değiştirmeyi nezretmişti. Bulununca da adağını annesinin yerine getirdiği çocukluğuna ait bilinen tek vakadır.

Hazreti Abbas, gençlik devresinde, ticaretle uğraştı ve çok zengin oldu. Kardeşlerinin içinde en zengini o idi. Ticaret icabı yaptığı seyahatlerin birisinde, Yemen'e giderken beraberinde Peygamber Efendimizi götürdüğü rivayet edilmiştir. Kureyş'in ileri gelenlerinden ve reislerinden idi. Mescid-i Haram'ın tamiratı ve gelen hacılara su dağıtmak (Sikaye) vazifesini yürütürdü. Müslüman olduktan sonra da bu vazifeyi devam ettirdi. Hazreti Abbas ve kardeşleri hac mevsiminde zemzem kuyusu önünde dururlar, isteyenlere kuyudan su çekip verirlerdi.

Peygamber Efendimiz İslamiyyeti anlatmaya başlayınca Hazreti Abbas muhalefet etmeyip, akrabalık şefkatinden dolayı Peygamber Efendimize yardımda bulundu ve destek oldu. Medine'den Müslüman olmak için gelenler Akabe'de Peygamberimizle buluştular. Hazreti Abbas Akabe biatinde Müslüman olmadığı halde, Peygamber Efendimizin yanında bulunup, orada bulunanların Müslüman olmalarını teşvik edici, tesirli konuşmalar yaptı. Hazreti Abbas, biat etmek için gelen bu topluluğa şöyle hitap etti:

“Ey Medineliler! Bu kardeşimin oğludur, insanların içinde en çok sevdiğim O'dur. Eğer, O'nu tasdik edip, Allah'tan getirdiklerine inanıyor ve beraberinizde alıp götürmek istiyorsanız, beni tatmin edecek sağlam bir söz vermeniz lazımdır. Bildiğiniz gibi, Muhammed bizdendir. Biz, kendisini, O'na inanmayan kimselerden koruduk. O bizim aramızda izzet ve şerefiyle korunmuş olarak yaşamaktadır. O bütün bunlara rağmen, herkesten, yüz çevirmiş, size katılıp, sizinle beraber gitmeye karar vermiş bulunmaktadır. Eğer siz, bütün Arap kabilelerinin birleşip üzerinize hücum ettiğinde, onlara karşı koyacak kadar savaş gücüne sahipseniz bu işe karar veriniz. Bu hususu aranızda iyice görüşüp konuşunuz, sonradan ayrılığa düşmeyiniz. Siz, verdiğiniz sözde durup, O'nu düşmanlarından koruyabilecek misiniz? Bunu layıkıyla yapabilirseniz ne ala. Yok, Mekke'den çıktıktan sonra O'nu yalnız bırakacaksanız, şimdiden bu işten vazgeçiniz ki, yurdunda şerefiyle korunmuş halde yaşasın.” dedi. Medineliler ise; “Biz, Resulullah'ı malımız ve canımız pahasına koruyacağız. Biz, bu sözümüzde sadıkız.” dediler ve Resulullah efendimize biat ettiler. Sonra Hazreti Abbas: “Allah'ım! Sen onların, yeğenim hakkında verdikleri sözü yerine getirip onu korumak için ettikleri yemini işiten ve görensin. Kardeşimin oğlunu sana emanet ediyorum ya Rabbi.” diyerek dua etti.

Hazreti Abbas ve kardeşlerinin hac mevsiminde suyunu dağıttıkları zemzem kuyusunun yıktırılmadan önceki hali.

Bedr Savaşı sonunda Hazreti Abbas, esirlerle beraber Medine'ye getirilince, Peygamber Efendimiz ona; “Ey Abbas, kendin, kardeşinin oğlu Ukayl (Akil) bin Ebu Talib, Nevfel bin Haris için kurtulmalık akçesi ödeyiniz. Çünkü sen, zenginsin.” buyurdu. Hazreti Abbas da; “Ya Resulallah, ben Müslümanım, Kureyşliler beni zorla Bedr'e getirdiler.” dedi. Resulullah; “Senin Müslümanlığını Allahü teala bilir. Doğru söylüyorsan Allah sana elbette onun ecrini verir. Fakat senin işin görünüş itibariyle aleyhimizdedir. Sen kurtulmalık akçeni ödemen lazımdır.” buyurdu. Hazreti Abbas; “Ya Resulallah, yanımda ganimet olarak aldığınız 800 dirhemden başka servetim yok.” deyince, Peygamber Efendimiz; “Ya Abbas! Ya o altınların için söylemiyorsun?” buyurunca, O da; “Hangi altınları?” dedi. Peygamberimiz; “Hani sen Mekke'den çıkacağın gün, hanımın Haris'in kızı Ümmü'l-Fadl'a verdiğin altınlar! Onları verirken yanınızda sizden başka kimse yoktu. Sen, Ümmü'l-Fadl'a; “Bu seferde başıma ne geleceğini bilemiyorum. Eğer bir felakete düçar olup da dönemezsem şu kadarı senindir, şu kadarı Fadl içindir, şu kadarı Abdullah için, şu kadarı Ubeydullah için, şu kadarı Kusem içindir.” dediğin altınlar.” buyurunca, Hazreti Abbas şaşırdı ve; “Yemin ederim ki ben bu altınları hanımıma verirken yanımızda kimse yoktu. Bunu nereden biliyorsunuz?” dedi. Peygamber Efendimiz; “Allahü teala haber verdi.” buyurduğunda, Hazreti Abbas; “Senin Allahütealanın Resulü olduğuna ve doğru söylediğine şehadet ederim.” deyip kelime-i şehadet getirdi.

Müslüman olunca, Peygamber Efendimiz Hazreti Abbas'ı Mekke'de vazifelendirdi. Hazreti Abbas Müslüman olduğunu hiç kimseye söylemedi. Mekke'den müşriklere ait haberleri Peygamber Efendimize bildirip, Mekke'de bulunan Müslümanlara yardımcı olurdu. Bir mektubunda Peygamberimizin yanına gelmek istediğini bildirdiğinde Resulullah Efendimiz ona; ”Senin bulunduğun yerdeki cihadın daha güzel ve faydalıdır.” buyurdular. 7 (m. 628) senesinde Peygamber Efendimiz Hayber Yahudilerine karşı savaş ilan etti ve bu savaşın neticesinde Müslümanlar galip geldiler. Hayber Zaferinden sonra, Haccac bin İlat es-Sülemî, Peygamber Efendimizin huzuruna gelip; “Ya Resulallah! Benim Mekke'de bazı kimselerde ve hanımımda mallarım var. Bunları alıp size getirmek istiyorum. Mekke'ye gidersem, Müslüman olduğumu da bilmemeleri lazım, yoksa vermezler. Bir de sizin hakkınızda uygun olmayan sözler söylemek icabedecektir. Uygun görür müsünüz?” deyince, Peygamberimiz izin verdiler.

Hazreti Abbas, Peygamber Efendimizin Veda Haccı'na katıldı. Resulullah Efendimiz, 124 bin sahabinin dinlediği Veda Hutbesi'nde, Hazreti Abbas'tan bahsettiler.

Hazreti Haccac doğruca Mekke'ye gelmiş müşriklere; “Ey Arap kabileleri! Toplanın size mühim haberim var. Muhammed'in eshabı, bir benzerini işitmediğiniz bir şekilde yenilgiye uğradı. Muhammed'i de esir ettiler ve dediler ki: “Muhammed'i biz öldürmeyelim, Mekke'ye gönderelim de Mekkeliler öldürsün.” Bunuişiten Mekkeliler çok sevindiler. Ve Haccac'a alacaklarını hemen fazlasıyla verdiler. Mekke'de bulunan Hazreti Abbas bu haberi işitince bayıldı. Evine zor taşıdılar. Ayıldığında, kapının açık tutulmasını emredip üzüntüsünü kafirlere belli etmemeye çalıştı. Kapının önünde biriken Müslümanların da ciğerleri paralandı, mahzun oldular. Hazreti Abbas kölesine; “Haccac'a git. Acele bize gelsin.” diye emretti. Haccac, Hazreti Abbas'ın evine gelip; “Müjde, ey Ebü'l-Fadl, Resulullah Hayber'de zafere kavuştu. O'ndan izin alarak buraya mallarımı almaya geldim. Bunu şimdilik kimseye söyleme. Ben Mekke'den çıktıktan üç gün sonra istediğine söyleyebilirsin.” deyince, Hazreti Abbas sevincinden Haccac'ın alnından öpüp, on köle azat etti.

Haccac Mekke'den çıktıktan üç gün sonra Hazreti Abbas müşriklerin toplandığı yere varıp Haccac'ın yaptığı hileyi söyledi ve; “Kardeşimin oğlu Hayber'i fethetti. İçindeki ganimet mallarını da eshabına paylaştırdı. Yahudilerin elebaşlarının boynunu vurdurdu.” deyince, müşrikler şaşkına döndüler. Müslümanlar da tasalı ve kaygılı halden kurtulup, sevince boğuldular. Hazreti Abbas Mekke'nin fethine dair yapılan hazırlıkların son safhada olduğunu haber alınca, artık Mekke'de kalmasını lüzumlu bulmayıp, fetihten az bir zaman önce Medine'ye hicret etti. Mekke'nin fethinde Peygamber Efendimizin yanında bulundu. Peygamber Efendimizin; “Fetihten sonra hicret yoktur.” hadis-i şerifi ile, en son hicret eden Sahabi Hazreti Abbas olup Ebu Süfyan'ı, Hazreti Peygamberimizin yanına getirip Müslüman olmasına da sebep oldu. Mekke'nin kan dökülmeden fethedilmesi için çok çalıştı. Fethin öncesinde ve fetih sırasındaki üstün gayretleriyle başarıya ulaşıldı.

Hazreti Abbas, Mekke'nin fethinden sonra yapılan Huneyn Gazası'nda da, Peygamber Efendimizin yanından ayrılmadı. İslam ordusu, sabah gün ışımadan çukur ve geniş bir vadiden aşağı iniyorlardı. Ancak düşman ordusu, daha önceden oraya gelmişti ve vadinin her iki yanında gizlenip pusu kurmuşlardı. Müslümanlar tam oraya geldiklerinde, düşman etraftan saldırmaya başladılar. Müslümanlar ne olduğunu anlayamadılar. Bir an için karışıklık oldu. Eshab-ı Kiram'ın çoğu dağıldığında, yalnız Hazreti Abbas, Hazreti Ebu Bekr ve birkaç kahraman ölmeyi göze alıp; Peygamberimizin yanından ayrılmadılar. O zaman, Resulullah Efendimiz katırını düşmanın içlerine sürmek istedi. Hazreti Abbas, katırın dizginini, Hazreti Süfyan bin Haris de üzengisini tutup hızını kesmeye ve Resulullah'ın, Hevazin kabilesinin arasına dalmasına mani olmaya çalıştılar. Peygamber Efendimiz, Allahü tealanın dininin yok olacağına üzüldüğünden; “Ya Abbas! Sen onlara; “Ey Medineliler! Ey Semüre ağacının altında biat eden Sahabiler!.” diyerek seslen.” buyurdu. Hazreti Abbas iri yapılı ve heybetli idi. Bağırdığı zaman sesi çok uzaklardan duyulduğu için o da; “Ey Medineliler! Ey Semüre ağacının altında Peygamberimize söz veren Eshab! Buraya toplanınız. Dağılmayınız.” diye bütün gücüyle bağırdı. Bunuişiten Eshab-ı Kiram geri dönmek istedilerse de binek hayvanları öyle ürkmüşlerdi ki, bazı Eshab hayvanlarını geri döndüremediler. Zırhını, kılıcını ve mızrağını alıp, binek hayvanlarından kendilerini atmak zorunda kaldılar. Müslümanlar toparlandılar ve şiddetli, bir muharebeden sonra, düşman askerlerinin çoğu öldürüldü. Bir kısmı da esir alındı.

Hazreti Abbas, çok yiğit idi. Cabir bin Abdullah şöyle anlatır: Resulullah Efendimiz Taif'e gittiğinde ora halkına elçi olarak Hanzala bin Rebî'i göndermişti. Hanzala, Taiflilerle görüşürken kendisini yakalayıp kaleye hapsetmek istediler. Bunu gören Peygamber Efendimiz; “Kim bunların elinden Hanzala'yı kurtarır? Bu işi başarana bütün gazilerin sevabı verilecektir.” buyurdu. Hazreti Abbas yerinden fırlayıp, yıldırım gibi koştu. Hanzala'yı kaleye sokmak üzere olan Taiflilere yetişerek ellerinden aldı. Kaleden Hazreti Abbas'a taş atıyorlardı. Bu sırada Resulullah Efendimiz ona dua ediyordu. Hazreti Abbas yaralanmadan Hanzala'yı Resulullah'a getirdi.

Hazreti Abbas'ın katıldığı Akabe Biatı'nın yapıldığı yerde Osmanlılar tarafından inşa edilen Bey'a Mescidi.

10 (m. 632) senesinde Resulullah Efendimiz Eshabıyla Veda Haccına gittiler. Peygamber Efendimiz, veda hutbelerinde, Hazreti Abbas'tan bahsettiler... Faizin yasak olduğunu, ilk kaldırdığı faizin, amcası Hazreti Abbas'ın faizi olduğunu bildirdiler. Peygamber Efendimiz, vefat edince Eshab-ı Kiram'ın (aleyhimürrıdvan) aklı başından gitti. Mescitte ağlaşmaya başladılar. Hiç kimsenin inanası gelmiyordu. Hazreti Ömer, Peygamberimizin mübarek vücud-u şeriflerinin huzuruna gelip, mübarek yüzüne bakıp; “Resulullah bayılmış, fakat baygınlığı çok ağır.” deyip mübarek yüzünü örterek dışarı çıkıp; “Her kim, Resulullah öldü derse kılıcımla boynunu vururum.” dedi. Hazreti Ebu Bekr ve Hazreti Abbas bu konuda Eshab-ı Kiramla konuştular. Hazreti Abbas mescide gidip; “Ey insanlar Resulullah'ın “Ben vefat etmeyeceğim.” diye bir sözünü duydunuz mu?” dedi. Eshab-ı Kiram; “Hayır duymadık.” dediler. Hazreti Abbas, Hazreti Ömer'e dönerek; “Ya Ömer, bu hususta senin bildiğin bir şey var mıdır?” deyince, Hazreti Ömer; “Yok” dedi. Bunun üzerine Hazreti Abbas; “Hiçbir kimse, Peygamber Efendimizin ölmeyeceğini söyleyemez. Allahü tealaya yemin ederim ki, Resulullah ölümü tadmış bulunmaktadır. Allahü teala O'na mealen şöyle buyurdu: “Sen öleceksin. O kafirler de ölecekler. Sonra kıyamet günü, Rabbinizin huzurunda hesaplaşacaksınız. Senin haklı olduğun, müşriklerin batıl, bozuk olduğu meydana çıkacak.” (Zümer suresi: 30-31) Ey insanlar! Şunu iyi biliniz ki, Resulullah Efendimiz vefat etti. O, İslamiyetin bütün hükümlerini tamamladıktan sonra aramızdan ayrıldı. Defin işlerini bir an önce yapalım. O'nu, kabr-i şerifine koymamıza da engel olmayınız. Kardeşim Ömer'in dediği doğruysa, Allahü teala O'nu, kabrinin üzerindeki toprağı gidererek yanımıza tekrar göndermekten âciz değildir. Resulullah vefat etmiştir. Nihayet O da bizler gibi insandır.” dedi. Hazreti Ebu Bekr de buna benzer bir konuşma yaptı. Ehl-i Beyt ve Eshab-ı Kiram, Peygamber Efendimizin vefat ettiğine kanaat getirdiler.

Cennetü'l-Bakî'deki bütün türbeler yıkılarak, kabristan dümdüz hale getirilmiştir. Önde tek olan kabir Hazreti Abbas'a aittir.

Peygamber Efendimizin mübarek cenazelerini yıkamak üzere Hazreti Ali, Hazreti Abbas, Hazreti Abbas'ın oğulları Fadl ve Kusem, Hazreti Üsame bin Zeyd ve Hazreti Salih odaya girip kapıyı kapadılar. Peygamber Efendimizi, gömleği üzerinde olduğu halde yıkamaya başladılar. Hazreti Abbas ve oğulları su döküp, Peygamber Efendimizi sağa, sola döndürdüler. Hazreti Ali de yıkadı. Yıkadıkça evin içine misk kokusu ve benzerini daha görmedikleri çok güzel bir koku yayıldı. Sonra üç parça kefen ile kefenledikten sonra, vefat ettiği yere Kabr-i Şerif'i kazılıp, lahd şekline getirildi. Cenaze namazı kılınıp Hazreti Abbas da kabre girerek, Resulullah Efendimizi, Kabr-i Şerifi'ne koydular.

Peygamber Efendimiz bir gün Hazreti Abbas'a; “Ey Abbas sana bir ihsanda bulunayım mı? Sana akrabalık hakkını ödeyip faydalı olayım mı?” buyurdular. O da; “Evet, Ya Resulallah” deyince, Peygamber Efendimiz; “Ben, sana bir şey öğreteyim ki, onu işlediğin zaman, Allahü teala, senin günahının öncekini ve sonrasını, yenisini ve eskisini, kasıtlısını ve kasıtsızını, küçüğünü, büyüğünü, gizlisini ve açığını bağışlasın. Dört rekat namaz kılarsın. Her rekatta Fatiha'dan sonra bir sure okuyup ayakta iken on beş defa “Sübhanallahi velhamdülillahi vela ilahe illallahü vallahü ekber.” dersin. Rükuya eğilince bunu on defa söylersin. Rükudan ayağa kalktığında, ayakta olduğun halde, bunu on defa söylersin sonra secdeye varır, orada on defa söylersin. Secdeden kalkıp oturduğunda on defa söylersin. Tekrar secdeye vardığında on defa söylersin. Sonra secdeden başını kaldırıp oturduğun halde on defa daha söylersin. Sonra ikinci rekata kalkarsın. Birinci rekattaki gibi dört rekatı da kılarsın. Bu, her rekatta yetmiş beş, dört rekatte üç yüz eder. Artık senin günahlarının Alic'in (yürümekle dört gecede katedilen kumluk bir yer) kumlarının sayısı kadar da olsa, Allahü teala seni bağışlar. Bunu her gün bir defa kılmaya gücün yeterse kıl.” buyurdu. 

Hazreti Abbas; “Ya Resulallah, bunu her gün yapmaya kimin gücü yeter?” deyince, Peygamber Efendimiz de; “Her gün kılmaya gücün yetmezse, her Cuma bir defa kıl. Her Cuma kılamazsan, ayda bir defa kıl. Ayda bir defa kılamazsan senede bir defa kıl. Senede bir defa kılamazsan ömründe bir defa olsun kıl.” buyurdu.

Peygamber Efendimiz gasl hizmetinde bulunan Hazreti Abbas'ın oğlu Kusem'in kabri. Semerkant'ta olup, Şah Zinde Kabri olarak bilinmektedir.

Cennetü'l-Bakî Kabristanlığı'nın Osmanlılar zamanındaki hali. Büyük Türbe Hazreti Abbas'a ve ahfadına aittir.

Peygamber Efendimiz, bir gün Hazreti Abbas'a; “Yarın sabah (ki Pazartesi günüdür) sen ve çocukların bana gelin, size dua edeceğim.” buyurdu. Sabah olunca beraberce Resululullah'ın huzuruna gittiler. Kendisinin hususi yakınları olduklarına ve yekvücut sayılacaklarına, Allahü tealanın da rahmetini üzerlerine eşit miktardaki yaymasına işaret olarak, kendi abasını üzerlerine örttü. Sonra; “Ey Allah'ım Abbas'ı ve oğullarını mağfiret eyle ve bağışla. Öyle ki, hiç günahları kalmasın... Ya Rabbî! Onu, oğullarını affet ve üzerlerine gelecek belalardan koru.” diye dua etti.

Bir muharebede Hazreti Ömer, askeri idare etmek, ordunun başında bulunmak için cepheye gitmek istemişti. Hazreti Abbas, Hazreti Ömer'in Medine'de kalmasının daha yerinde olduğu, kumandan olarak başka birinin gitmesinin daha uygun olacağı şeklindeki fikrini beyan etmiş, Hazreti Ömer de bu fikri kabul etmişti. Diğer Eshab-ı Kiram da yapılacak işlerde kendisiyle istişare ederlerdi. Medine'de kuraklık olunca, Hazreti Ömer, Hazreti Abbas'ın dua etmesini istedi. Hazreti Abbas dua edip, duası bereketiyle yağmur yağdı ve toprak yeşillendi. Bundan sonra Hazreti Ömer; “Hazreti Abbas, Allahü teala ile bizim aramızda vesiledir.” buyurdu. Peygamber Efendimize yakınlığı ve faziletlerinin çokluğundan dolayı herkes tarafından sevilir, sayılır hürmet edilir bir zat idi. Herkes kendisine imrenirdi. Hazreti Abbas gelince, Hazreti Ömer, Hazreti Osman gibi büyük zatlar, hürmetlerinden ve tevazularından ayağa kalkarlardı.

Peygamber Efendimizden sonra, sakin ve sade bir hayat yaşadı. Hazreti Ömer, fetihlerden elde edilen ganimetlerden, Hazreti Abbas'ahisse ayırırdı. Hazreti Ömer, Mescid-i Nebevinin genişletilmesini istedi. Mescidin hemen yanında Hazreti Abbas'ın evi vardı. Hazreti Ömer bu evi satın almak istedi. Hazreti Abbas ise evini hediye olarak verdi. Çok zengin olan Hazreti Abbas, Medine'ye yerleştikten sonra yapılan bütün muharebelerde ve hususen Bizans'a karşı gerçekleştirilen seferde, İslam ordusunun teçhizi için çok yardım etti. Çok cömert idi. İkram ve ihsanları çok idi. Köleleri satın alıp, azat eder ve böyle yapmayı çok severdi. Yetmiş köle azat ettiği meşhurdur. Yakın akrabayı ziyaret etmeye, onları haklarını yerine getirmeye çok dikkat eder, muhtaç olanlara yardım ederdi. Peygamber Efendimiz kendisini çok severdi.

Abbas bin Abdülmuttalib ömrünün sonunda göremez oldu. Hazreti Osman'ın şehit edilmesinden iki sene evvel, 32 (m. 653)'te, Medine-i Münevvere'de vefat etti. 88 (veya 86) yaşında idi. Cenaze namazını Hazreti Osman kıldırdı. Baki kabristanına defnedildi. Uzun boylu, beyaz benizli güzel bir zat idi. Kızlarından başka on erkek evladı vardı. Oğulları, Fadl, Abdullah, Ubeydullah, Kusem, Abdurrahman, Mabed, Haris, Kesir, Avn ve Temam'dır. Bunların içinde Hazreti Abdullah bin Abbas, ilimde çok yüksek idi. Hazreti Abbas'ın kız çocukları içinde Hazreti Ümmü Gülsüm binti Abbas bazı hadis-i şerifler rivayet etmiştir. Hazreti Abbas'ın, Fatıma binti Cüneyd bin Amr ve Ümmü'l-Fadl Lübabetü'l-Kübra isimlerinde iki hanımı bilinmektedir.

Rivayet ettiği hadis-i şeriflerden bazıları şunlardır: “Rab olarak Allah, din olarak İslam, peygamber olarak da Muhammed'i kabul eden kimse imanın tadını tatmıştır.” “Misvak kullanın, çünkü misvak, ağzın temiz kalmasına ve Rabbimizin razı olmasına sebeptir.” “Allah korkusundan müminin kalbi ürperdiği vakit, ağacın yaprakları düşer gibi günahları dökülür.” “Bu Abdülmuttalib oğlu Abbas'tır. Kureyş'te en cömert ve akrabalık bağlarına en saygılı olandır.” “Abbas, bendendir. Ben Abbas'tanım.” “Abbas, benim vasim ve varisimdir.” “Abbas, amcamdır. Beni korumuştur. Ona eza eden bana eza etmiş olur.” “Abbas oğullarından melikler olacak, ümmetimin başına geçecekler, Allahü teala dinini onlarla aziz ve hakim kılacaktır.”

Abbas bin Abdülmuttalib ekseriya şöyle derdi: 

“Kendisine iyilik yaptığım hiçbir kimsenin kötülüğünü görmedim. Kendisine kötülük yaptığım hiçbir kimsenin de iyiliğini görmedim. Onun için, herkese iyilik ve ihsanda bulunun. Çünkü bunlar, sizi kötülüğün zararlarından korur.”

Whatsapp İkon Facebook İkon Bağlantıyı Kopyala
Rehber İnsanlar Sayfası