Anadolu velîlerinden. Büyük velî Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretlerinin halîfelerindendir. İsmi Abdullah olup, Erzincânî ve Mekkî nisbetleriyle tanınmıştır. Doğum ve vefât tarihleri kesin olarak bilinmemekle birlikte onüçüncü asırda yaşamıştır.
Aslen Mekkeli olan Abdullah Efendi, döneminin usulüne göre çeşitli ilimleri tahsil etti ve yüksek derecelere ulaştı. Bağdâd’da bulunduğu sırada, Nakşibendiyye yolunun mürşid-i kâmili Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretlerini tanıdı ve sohbetlerinden feyz aldı. Mevlânâ Hâlid hazretlerinin hizmetlerinde bulunarak kemâle erişti ve tasavvuf yolunda yüksek mânevî derecelere kavuştu. Hocası, ona hilâfet-i mutlaka yani tam icâzet verdi ve insanlara İslâmiyetin emir ve yasaklarını öğretmek, talebe yetiştirmekle vazifelendirerek Erzincan’a gönderdi.
Abdullah-ı Mekkî, Erzincan’a giderken yolda buranın manzaralarını seyrederken, Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretlerinin tarif ettiği memleketin burası olduğunu sezdi. Erzincan’a ulaştığında halk onun sohbet ve irşadına büyük ilgi gösterdi. Gelenler arasında Terzi Baba olarak tanınan Muhammed Vehbî de bulunuyordu. Abdullah Mekkî, Terzi Baba’yı himmetle irşad ederek ona mânevî feyz verdi ve hilâfetini tevdi etti. Terzi Baba, bu sayede tasavvuf yolunda ilerleyip evliyâlık derecesine ulaştı.
Bir müddet Erzincan’da kaldıktan sonra Erzurum’a ve ardından Mukaddes makamları ziyaret etmek için Kudüs’e geçti. Mekke-i Mükerreme’ye ulaştı ve burada Nakşibendiyye yolunun Hâlidiyye kolunu yaymak ve insanların mânevî fayda görmesi için gayret sarf etti. Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretleri hayatta olduğu sürece Abdullah-ı Mekkî’nin ihtiyaçlarını Süleymâniye, Şam ve Bağdâd’dan gönderirdi. Hac ibâdetini yerine getirirken hocasının misâfiri oldu.
Mekke’de kaldığı süre boyunca pek çok âlim ve evliyâ ile görüştü, sayısız talebe yetiştirdi. Burada Şeyh Süleymân bin Hasan Kırîmî’yi yetiştirip irşâd vazifesini ona bıraktı. Abdullah-ı Mekkî, Mekke-i Mükerreme’de vefât etti ve yerine talebesi irşâd faaliyetlerine devam etti.
Abdullah-ı Mekkî, Erzincânî büyük âlim, ilmiyle amel eden, fazîlet sahibi bir velîydi. Dünyâ ve ona ait her şeyden el çekerek, vatanını ve yakınlarını bırakıp İslâmiyetin emir ve yasaklarını anlatmak için çeşitli memleketleri dolaştı. Sekr, cezbe ve mânevî sarhoşluk hâliyle fenâ makamlarını aşmış ve evliyâlığın en yüksek derecelerine erişmişti. Onun yolundan giden pek çok kimse feyz alarak velîlik mertebelerine ulaşmıştır.