Osmanlı Devleti’nin ilim ve kültür başkenti İstanbul’da iz bırakan Şafiî mezhebi alimlerinden olan Hüseyin en-Nakkaş (Hüsameddin el-Acemî) (ö. 1556), Tebriz'den İstanbul'a uzanan hayat yolculuğunda hem idari hem de manevi bir köprü vazifesi görmüştür.
Tebriz'de dünyaya gelen ve eğitimini burada tamamlayan Hüseyin Nakkaş, döneminin en yüksek akli ve nakli ilimlerini tahsil etmiştir. Sultan II. Bayezid devrinde İstanbul'a gelmiş, Şeyh Muzafferuddin Şirvanî ve Mevlana Yakub bin Seyyid Ali gibi Osmanlı ilmiye sınıfının seçkin isimlerinin ders halkalarına katılarak bilgisini pekiştirmiştir.
Sultan II. Bayezid'in saltanatının sonlarına doğru meşhur tarihçi Molla İdris-i Bitlisî ile birlikte Hicaz'a gitmiştir. Hac ibadetini tamamladıktan sonra kutsal topraklardan ayrılmamış ve 955 (m. 1548) yılına kadar tam 37 yıl boyunca Mekke-i Mükerreme'de mücavir olarak ikamet etmiştir. Bu uzun süre zarfında ibadet ve derin ilmî araştırmalarla meşgul olmuştur.
Hüseyin Nakkaş, sadece Osmanlı coğrafyasında değil, İran ilim çevrelerinde de büyük saygı görmüştür. Özellikle fıkıh, tefsir ve hadis ilimlerindeki uzmanlığıyla tanınmıştır. Bir dönem Tebriz Sultanı'nın meclisinde, dönemin en büyük felsefeci ve alimlerinden olan Allâme Devânî ve Gıyaseddin Mansur ile bir araya gelmiştir. Devânî, Hüseyin Nakkaş'ın ilmî heybeti karşısında “Onlar sohbet etsinler, biz dinlemekle şereflenelim” diyerek onun üstün makamını tescil etmiştir.
1548'de İstanbul'a döndükten sonra kendisine bir medresede müderrislik görevi verilmiş ve vefatına kadar talebe yetiştirmeye devam etmiştir. 964 (m. 1556) yılında İstanbul'da vefat eden alimin bilinen en önemli eserleri şunlardır. Şerhu Kasîdetü'l-Bürde, İmam Bûsîrî'nin meşhur Peygamber övgüsü üzerine yazdığı açıklamadır. Risâletün fi'l-Edeb, ahlak ve edep kurallarını içeren risalesidir.