Meşhur velilerden. Sekizinci asırda yaşamış olup doğum ve vefat tarihleri belli değildir. Babası Herat yakınlarındaki Ferah şehri valisi idi. Tasavvufta evliyanın meşhurlarından Şeyh Rükneddin Alaüddevle’nin derslerinde ve sohbetlerinde yetişip kemal buldu.
Hocasını tanıması ve sohbetine kavuşması şöyle olmuştur: Babası valilikte çok ihtiyarladığı için bu işi bırakıp kendini tamamen ibadete vermeyi istedi. Halini padişaha bildirmek için oğlu Ali Ferahî’yi vazifelendirdi. Babasının valilik vazifesinden affını, yerine kendisinin tayin edilmesini padişaha arzetmek üzere yola çıktı. Bir kafile ile yol alırken, eşkıya yollarını kesti. Haydutlar, kafiledekilerin tamamını öldürdü. Ali Ferahî ağır yara aldı ve baygın bir halde yere düştü. Kafileden sadece o ölmemişti. Eşkıya onu kendi haline bırakıp öldü zannederek oradan ayrılıp gitti. Bir müddet ağır ve baygın halde kaldı.
Ali Ferahî bu halde iken, zamanının meşhur evliyası Şeyh Rükneddin Alaüddevle’ye mana aleminde bu hal bildirilip falan yerde ölüler arasında yaralı bir kimse var. Kemale ermeye, yükselmeye kabiliyetli biridir. Gidip onu kurtar, denildi. Bunun üzerine hemen gidip onu bulunduğu halden kurtarıp yanına aldı. Yaralarını tedavi etti. Bir müddet sonra iyileşip sıhhatine kavuştu. İyileştikten sonra ona; “İster babanın yanına dön, ister padişaha git. Serbestsin.” deyince emsaline az rastlanan bir sadakat ve açık bahtlılıkla; “Ben sizin himmet eteğinizden tutup yanınızda kalmayı istiyorum.” dedi. Durumu babasına da bildirip izin aldı. Böylece Rükneddin Alaüddevle hazretlerine talebe oldu. Onun derslerinde ve sohbetlerinde kemale erip veliler arasına katıldı.