ALİ HADÎ

Hâdî / Nakî Oniki imamın onuncusu
A- A+

Oniki imamın onuncusudur. İmam-ı Muhammed Cevad Takî’nin oğludur. Künye­si Ebü’l Hasan-ı Askerî’dir. Hadî lakabı ile meşhurdur. 214 (m. 829) yılı Recep ayının on üçün­de Medine’nin 3 mil uzağındaki Süreyya Köyü’nde doğdu. 254 (m. 868)’te Samarra şehrinde vefat etti. Kabri buradadır.
Ali Hadî, Hazreti Hüseyin’in torunlarından olduğu için “Seyyid”dir. Asıl adı, Nakî bin Muhammed Cevad Takî bin Ali bin Musa Kazım bin Ca’fer-i Sadık bin Muhammed Bâkır bin Zeynel Abidin bin Hüseyin bin Ali bin Ebu Talib’dir. Hasan-ı Askerî, Hüseyin ve Ca’fer adında üç oğlu ve bir de kızı vardı. İmam-ı Ali Hadî’nin birçok menkıbele­ri vardır. Devamlı ibadetle meşgul olup, dünyadan elini çekmişti.

İmam-ı Ali Hadî hazretleri bir gün Samarra civarında bir köye gitmişti. Bir köylü kendisini aradı. “Falan köye gitti” dediler. Köylü de o köye gitti ve Hadî hazretlerinin huzuruna vardı. Hadî hazretleri köylüye sordu: “Bir isteğin mi var?” “Hazreti Ali bin Ebu Talib’in sevenlerindenim. Benim çok borcum vardır. Çok zaman geçmesine rağmen borçlarımı ödeyemedim. Bu borcun ağır yükünü kaldıracak sizden başka kimse bilmiyorum.” deyip, arama sebebini anlattı. İmam-ı Hadî hazretleri üzülmemesini söyleyip köylüyü o gece misafir etti. Sabahleyin köylüye buyurdu ki: “Sana bir söz söyleyeceğim, o sözü aynen yerine getireceksin.” Köylü; “Baş üstüne efendim.” dedi.
İmam-ı Hadî hazretleri bir kağıda; “Bu köylünün borcu benim borcumdur.” diye yazıp köylüye verdikten sonra buyurdu ki: “Ben yakında Samarra’ya döneceğim, bir cemaat içinde otururken bu kağıdı getir. Borcunu benden yavaşça iste!” Bunun üzerine köylü oradan ayrıldı. Bir müddet sonra İmam-ı Hadî Samarra’ya döndü.

İmam-ı Ali Hadî halife ve yakınları ile otururken köylü geldi. Kağıdı çıkarıp borcunu istedi. İmam-ı Hadî hazretleri çok yumuşak konuşup özürler beyan etti ve ileride bir gün ödeyeceğini söyledi. Bunu Halife Mütevekkil duydu. Otuz bin akçeyi hemen İmam’a gönderdi.
Vaad edilen gün köylü geldi. Otuz bin akçeyi köylüye verdi. “Bununla borcunu öde, kalanını da evine harcarsın!” buyurdu. Köylü dualar ederek gitti.

Halife Mütevekkil’de bir gün büyük bir çıban çıktı. Çok ağrı ve şiddetli ateş yapıyordu. Tabiplerin hiçbiri buna çare bulamadılar. Hastalığı ağırlaşınca annesi, Mütevekkil iyi olursa kendi malım­dan İmam-ı Hadî hazretlerine çok mal göndereceğim diye nezret­ti. Mütevekkil’in yakınlarından Feth bin Hakan, İmam-ı Hadî’den de bir ilaç soralım dedi. Bir kimseyi gönderdiler, İmam hazretleri; “Falan şeyi yaranın üzerine koyun. Allahü teâlâ’nın izniyle fayda verir.” buyurdu. Bu haber üzerine halifenin meclisinde bulunanlar gülüştüler ve alay ettiler. Feth bin Hakan’ın ısrarları üzerine, söylenilen şeyi yaranın üzerine koydular. Çıban yarılıp içindekiler çıktı. Halife şifa buldu.

Mütevekkil’in iyileştiğini duyan annesi on bin altını bir keseye koyup kendi mührüyle mühürleyip İmam hazretlerine gönderdi. Mütevekkil iyice iyileşince, birisi İmam-ı Hadî hazretlerinin evinde çok mal ve silah olduğu­na dair halifeye şikayette bulundu. Mütevekkil, veziri Sa’id’e gece yarısı İmam hazretlerinin evine girme­si­ni ve orada bulduğu mal ve silahları kendisine getirmesini emretti. Bunun üzerine Vezir Sa’id şöyle anlatıyordu: “Bir merdiven götürüp dama çıktım. Pencereden içeri girdim. Karanlıktı. Nereye gideceğimi şaşırdım. O sırada İmam-ı Hadî hazretlerinin sesini duydum. ‘Ey Sa’id biraz bekle, mum getirsinler.’ buyurdu. Mum gelince aşağıya indim. İmam-ı Hadî hazretleri yünden bir elbise giymiş, başında yünden bir takke, altında hasır bir seccade, kıbleye karşı oturuyordu. ‘Ey Sa’id işte odalardır.’ buyurdu. Odalara girdim. Bana söylenen mal ve silahları bulamadım. Fakat, halifenin annesinin gönderdiği kese mühürlü duruyordu. Sonra İmam-ı Hadî seccadeye de bak buyrunca, seccadeyi kaldırdım bir kılıç kınıyla duruyordu. Hepsini alıp halifeye getirdim. Halife annesinin mühürlü keseyi görünce merak edip sordu. Durumu anlattılar. Bunun üzerine kendi de bir kese ilave edip, keseleri ve kılıcı geri gönderdi.

İmam hazretlerinin huzuruna varıp mahcup bir şekilde; “Efendim, izinsiz evinize girmek bana çok zor geldi, ama emir almış idim.” dedim. O zaman Şuara suresinin son ayeti olan; “Haksızlık edenler hangi akıbete döndürüleceklerini yakında bileceklerdir.” mealindeki ayeti kerimeyi okudular.

Salih bin Sa’id anlatır: Halife Mütevekkil, İmam-ı Ha­dî hazretlerini Medine’den Irak’a çağırdı. Beraberce Samarra’ya gittik. Kötü bir yerde konakladık. İmam-ı Hadî hazretlerini sevenlerden biri içeri girip; “Efendim bunlar senin kıymetini gizlemek ve nurunu söndürmek istiyorlar. Bunun için böyle kötü ve korkulu yerde konaklat­tılar.” dedi. İmam-ı Hadî hazretleri; “Ey Sa’id’in oğlu şöyle bir bak.” buyurup eliyle işaret etti. İşaret ettiği tarafa baktığımda dünyada bir benzeri olmayan, bahçeler, ırmaklar ve köşkler gördüm. Biraz sonra bu haller kayboldu. Sonra bana buyurdu ki: “Ey Salih, biz nerede olursak olalım. Allahü teâlâ’nın nimetleri bizimle beraberdir.”

Halife Mütevekkil’in evinde, çeşitli kuşlar bulunurdu. O kuşların sesinden içeri girenlerin sözlerini duyamaz, içerdekiler de Mütevekkil’in dediğini anlayamazlardı. İmam-ı Hadî hazretleri içeri girdiği zaman kuşlar susar, çıkınca tekrar öt­meye başlarlardı.

Bir gün İmam-ı Hadî hazretleri halifenin evlatlarından birinin düğün yemeğinde bulundu. Herkes edep­le oturuyordu. Fakat gençlerden biri çok gülünç şeyler söyleyerek edepsizlik ediyordu. Bunun üzerine İmam-ı Hadî hazretleri o gence; “Ey genç çok gülüyorsun, kahkaha atıyorsun. Allahü teâlâ’yı hatırlamaktan gafil oluyorsun. Halbuki üç gün sonra öleceksin. Kabre hazır­lıklı mısın?” buyurdu. O genç, bu sözü duyduğu halde, edepsizliğinden vazgeçmedi. Yemekler yendi, düğün bitti. Ertesi gün genç hastalandı. Üç gün sonra da öldü.

Bir gün birisi gelip, hanımının hamile olduğunu ve doğacak çocuğun erkek olması için dua etmesini istedi. Bunun üzerine buyurdu ki: “Çoğu kız vardır ki, erkek evladından daha hayırlıdır.” Daha sonra o şahsın bir kızı dünyaya geldi.

İmam-ı Hadî hazretleri zamanında Hindistan’dan bir sihirbaz gelmiş, gösteriler yapıyordu. Bir gün zengin biri onu çağırıp dedi ki: “İmam-ı Hadî’yi mahcup edebilirsen sana bin altın vereceğim.” Sihirbaz da dedi ki: “Olur yaparım, yalnız bir yemek ve yanına birkaç yufka ekmek hazırlayıp beni yanına oturtunuz.” Sihirbazın dediği gibi yaptı­lar, İmam-ı Hadî hazretleri gelip sofraya oturdu. Bir parça ekmek almak istedi. Sihirbaz bir şeyler yaptı. Ekmek önünden uçtu. Bu iş üç defa tekrarlandı. Sofrada bulunanlar gülmeye başladı. Oturdukları oda­da bir divan yastığı üzerinde arslan resmi vardı. İmam-ı Hadî hazretleri o resme işaret ederek emir verdi: “Bu adamı yut.” O resim bir anda arslan oldu. Sıçradı, sihirbazı yuttu. Tekrar o yastığa geldi. İmam-ı Hadî hazretleri buyurdu ki: “Allahü teâlâ’nın düşmanlarını dostlarının üzerine musallat etmek doğru değildir.”

Bir şahıs İmam-ı Hadî’ye gelip; “Kufe kadısı bana çok eziyet ediyor.” diye şikayet etti. İmam-ı Hadî; “İki ay daha sabret!” buyurdu. İki ay sonra o kadı vazifesinden atıldı.

Whatsapp İkon Facebook İkon Bağlantıyı Kopyala
Rehber İnsanlar Sayfası