ALİ BİN ABDULLAH BİN ABBAS

Süccâd Abbâsî halifelerinin dedesi ve Peygamber Efendimizin amcası Hz. Abbas’ın torunu
A- A+

Tabiîn’in büyüklerinden âbit (çok ibadet eden) bir zat ve Abbâsî halifelerinin dedesi. Ebu Muhammed, Ebu Abdullah ve Ebü’l-Fadl el-Medenî gibi lakapları vardır. 40 (m. 661) senesinde doğup, 118 (m. 736) tarihinde Suriye’de hac yolundaki Humeyme’de vefat etmiştir. Seyyid, şerif ve belâgatı yüksek, heybetli ve çok hürmet edilen bir zattır. Kardeşleri arasında yaşça en küçükleridir. Çok namaz kıldığı için “Seccad yani çok secde eden.” diye lakaplandırılmıştır.

Onun beş yüz tane zeytin ağacı vardı. Her gün, bir ağaç altında iki rekât namaz kılardı. Bu sebeple, “Zü’s-sefinat” diye de anılırdı. Çünkü, her gün bin rekât namaz kılmış olurdu. Bu yüzden dizleri nasırlaşmıştı. Meşhur Müberrid “Kâmil” kitabında da böyle olduğu yazmaktadır. Yalnız İbn-i Cevzî bu lakabın Ali bin Hüseyin’e yani Zeynelabidin’e ait olduğunu söyler. Böyle olduğu Elkâb (Lakaplar) isimli eserde zikredilmiştir.

Mekke-i Mükerreme’de babasından sonra Sikaye ve Rifade hizmetlerini yürütmüştür. Babasından, Ebu Sa’id, Ebu Hüreyre, İbn-i Ömer, Abdullah bin Cübeyr ve Abdülmelik bin Mervan bin el-Hakem’den hadis-i şerif rivayet etmiştir. Kendisinden de oğulları Muhammed, İsa, Abdüssamed, Süleyman ve Davud, Sa’d bin İbrahim, Zührî, Habib bin Ebu Sabit, Abdullah bin Tavus gibi âlimler hadis-i şerif rivayet etmişlerdir. Az hadis-i şerif rivayet edip, bu ilimde sika (güvenilir) bir âlimdir.

Ali bin Abdullah, Emevîlere biat etmemesine rağmen onlardan hürmet görürdü. Bir defasında Hişam bin Abdülmelik’in yanına gitmişti. Halifenin yanında iki oğlu Saffah ve Mansur vardı. Halife ona yer açıp, oturttu. Çok alaka gösterdi ve bir ihtiyacı olup olmadığını sordu. O da otuz bin dirhem borcu olduğunu söyledi. Bunun üzerine halife, onun borcunun ödenmesini emretti. Ali de teşekkür etti ve çıkıp gitti.

Ali bin Abdullah’ın Hicazlılar yanında kıymeti çoktu. Hişam bin Süleyman bin Mahzumî; “Ali bin Abdullah hac için Mekke-i Mükerreme’ye gelmişti. Mescid-i Haram’a girince herkes meclislerini ve sohbetlerini bırakıp, onun yanına koştular. Çok hürmette bulundular. Oturursa, oturdular, kalkarsa kalktılar. Yürürse, etrafında yürüdüler. Mescid-i Haram’dan ayrılıncaya kadar bir an bile yanından ayrılmadılar.” derdi.

Ali bin Abdullah uzun boylu, cüsseli, erkeğe yakışır güzelliği olan bir zattı. Yolda giderken, sanki o, bir binek üzerine binmiş, etrafındakiler ise yürüyerek gidiyor sanılırdı. Sesi de çok gür çıkardı.

Rivayet ettiği hadis-i şerifler şunlardır:

Ali bin Abdullah bin Abbas babasından rivayet etti; Resulullah buyurdu ki: “Verdiği rızıklarla beslediği için, Allahü teâlâyı seviniz. Allahü teâlâyı sevdiğiniz için beni seviniz. Beni sevdiğiniz için de ehl-i beytimi seviniz.” buyurdu.

Yine Resulullah buyurdu ki: “Kim istiğfara (Allahü teâlâdan af ve mağfiret istemeye) iyi sarılırsa, Allahü teâlâ, ona her türlü keder ve sıkıntıda bir ferahlık ve rahatlık, darlık zamanında ise, çıkış ihsan eder. Onu, ummadığı yerden rızıklandırır.”

Whatsapp İkon Facebook İkon Bağlantıyı Kopyala
Rehber İnsanlar Sayfası