ALİYYÜ'L-KARÎ

Molla Aliyyü’l-Kârî İslam alimi
A- A+

Hanefî kelam, fıkıh, hadis, tefsir ve kıraat âlimi. İsmi Ebü’l-Hasen Nureddîn Ali bin Sultan Muhammed el-Karî el-Herevî el-Mekkî olup Molla Aliyyü’l-Karî diye meşhurdur. Kıratla meşguliyeti sebebiyle Karî lakabını almış ve bununla tanınmıştır. Herat’ta dünyaya geldi. 1014 (m. 1606) senesinde Mekke-i Mükerreme’de vefat etti. Şeyhi Abdullah es-Sindî’nin kabri yanına defnolundu.

Vaktiyle dünyanın sayılı büyük şehir ve ilim merkezlerinden olan Herat bugün Afganistan’dadır. Aliyyü’l-Karî zamanında sürekli Şiî Safevîlerle Sünnî Özbekler arasında el değiştirdiği için nüfusu azalmış ve giderek sönükleşmişti. Aliyyü’l-Karî de ilk tahsilini Herat’ta kıraat üzerine bilgili olduğu rivayet edilen babasından ve kıraat âlimi Muinüddin Hafız’dan yaptı. 916 (m. 1510)’da Herat’ın Safevî hâkimiyetine girişi ve burada Şiîleştirme faaliyetlerinin artması üzerine o zaman bir Osmanlı toprağı olan Mekke-i Mükerreme’ye hicret etti. Burada Ebü’l-Hasan el-Bekrî, İbn-i Hacer el-Heytemî, Ali Muttekî el-Hindî, Mir Kelan, Atiyye bin Ali es-Sülemî, Kutbüddin Muhammed en-Nehrevanî, Muhammed bin Muhammed el-Bekrî, Sinanüddin Yusuf el-Amasî gibi âlimlerden ilim öğrendi. Abdullah es-Sindî’ye mürit oldu. Kıraat, kelam, fıkıh, tefsir, tarih, tasavvuf, lisan ve edebiyat konularında tanındı. Fakat ona esas şöhret kazandıran hattatlığı oldu. Meşhur Osmanlı hattatı Şeyh Hamdullah ekolüne mensuptur. Hiçbir resmî vazife almayıp yazdığı Mushaf ve istinsah ettiği kitaplar sayesinde geçinmeyi âdet edinmişti. İlmini de bu vesileyle elde ettiği anlatılır.

Aliyyü’l-Karî, yanlış gördüğünü kim olursa olsun söylemekten kaçınmayan bir mizaca sahipti. Bidat ve yanlış gördüğü her şeye itiraz etmiş, bazen bu itirazlarında ileri de gittiği olmuştu. Akaitte, İbn-i Teymiyye ekolünün yolunu tutarak selef-i salihinin yolunu takip eden halefin yolunu tenkit etmiş ve bu konuda aşırıya gitmiştir. Zamanının bidatlerine karşı çıkmak uğruna kelam ilminde mühim bir yer tutan akılcılığı reddetmiş; İbn-i Teymiyye, İbnü’l-Kayyımi’l-Cevziyye gibi aşırılıkları ile maruf ve meşrebi kendisine benzeyen kimseleri övmüştür. Muhyiddin İbnü’l-Arabî gibi sofiyyeden bazı zatları tenkit, hatta küfre nisbet etmiştir.

İmam-ı A’zam Ebu Hanife’ye olan bağlılığı kendisini taassuba vardırmış; ona nispet edilen her haberi tahkike tabi tutmadan kabullenip müdafaa etmiştir. Hazreti Peygamber’in anne ve babasının mümin olarak ölmediklerine dair iddiası da böyledir. İmam-ı Malik ve İmam-ı Şafiî’yi ağır bir dille tenkit etmiştir. Din kitaplarında bulunan çok sayıda hadîs-i şerifin mevdu olduğunu iddia etmiş, bu çalışmasıyla asırlar sonra gelen hadîs inkârcılarına ciddi bir malzeme vermiştir. Reformcu modernistler tarafından âlim hatta müçtehit diye övülmüştür. Aliyyü’l-Karî’nin başlıca hususiyeti Ehadîsü’l-Mevduat adlı kitabında, İslam ulemasının ekseriyetince sahih görülen hadis-i şeriflere mevdu demesidir. Halbuki ilm-i hadiste kaidedir ki bir hadis âliminin sıhhat için aradığı şartlar ile bir başkasınınki farklı olabilir. Bu sebeple bir âlimin mevdu dediği hadîs-i şerife, bir başkası sahih diyebilir. Bu bakımdan Aliyyü’l-Karî’nin mevdu demesiyle bir hadis-i şerifin mevdu olması lazım gelmez. Ancak son zamanlarda bu kitapların yayılması ve tercüme edilmesi, hadis ilminden haberi olmayan avamın hadis-i şeriflere karşı itimatsızlık duymasına ve yanlış fikirlere sürüklenmesine sebebiyet vermiştir.

Ayrıca Aliyyü’l-Karî, İmam-ı A’zam Ebu Hanife’nin Fıkh-ı Ekber’ini şerh ederken, Resulullah’ın anne ve babasının kadr ve kıymetlerini küçültücü yazılarından, tasavvuf büyüklerinin şanlarına yakışmayacak ithamlarından dolayı İslam âlimlerinin gözünden düştüğü anlaşılmaktadır. Sözlerindeki aşırılık ve taşkınlıklar kendi mezhebindeki âlimler tarafından bile şiddetle tenkit olunmuş; Aliyyü’l-Kârî yaygın şöhretine rağmen, bu hâlleri sebebiyle sözü muteber büyük âlimler arasında kendisine bir yer edinememiştir.

Büyük âlim Muhammed Miskin, Aliyyü’l-Karî’ye reddiye yazmıştır. Muhammed bin Abdürresul, Sedadü’d-dîn fi İsbati’n-necati li’l-valideyn kitabında der ki: “Aliyyü’l-Karî, Fıkh-ı Ekber’i şerh ederken, Resûlullah’ın valideynine dil uzatmış; bu yetmiyormuş gibi ayrıca bir risale de yazmıştır. Şifa kitabını şerh ederken, küfürlerini bildiren risale yazmış olduğunu övünerek bildirmiştir. Mekke-i Mükerreme müftüsü iken 1033 (m. 1624) senesinde vefat eden İmam Abdülkâdir et-Taberî, o risâleyi red için bir risâle yazmıştır.”

Hindistan âlimlerinden Ahmed Rıza Han Berilevî, El-Müstenedü’l-Mu’temed kitabında der ki: “Aliyyü’l-Karî, Minahu’r-Ravd kitabında, Resulullah’ın mübârek ana ve babasının mümin olarak öldüklerini inkâr etmekte ve; ‘Bunu red için ayrıca bir risale yazdım. Bu risalemde, İmam-ı Süyutî’nin üç risalesindeki yazılarını, Kitap’tan, Sünnet’ten, kıyastan ve icma-i ümmetten topladığım vesikalarla red eyledim.’ demektedir. İmam-ı Süyutî’nin, ebeveyn-i kerimeynin mümin olarak öldüklerini bildiren altı risalesi vardır. Bu konu, fıkıh bilgilerinden değildir. Yani ef’al-i mükellefin dediğimiz helal, haram, sahih ve fasit gibi bilgilerden değildir. Bunun için burada kıyas yoktur. İcma ise hiç yoktur. Bu konuda âlimlerin ihtilafları meydandadır. Büyük İslam âlimi İmam-ı Süyutî’nin sözleri tam yerindedir. Aliyyü’l-Karî’nin Kitap’tan delil getirdim demesi de şaşılacak şeydir. Kur’an-ı Kerim bunu açık ve kapalı bildirmedi. Böyle konuları, âyet-i kerîmelerin inmelerine sebep olan şeylere bağlamak için de hadis-i şerifle isbat etmek lâzımdır. İmam-ı Süyutî, Aliyyü’l-Karî gibilerle ölçülemeyecek kadar çok yüksek bir İslam âlimidir. Hadis-i şerifleri tanımakta, illetlerini, ricalini, ahvalini bilmekte, Aliyyü’l-Karî gibilerinden kat kat yüksektir. Onların, bunun sözlerine teslim olmaktan veya susmaktan başka çareleri yoktur. Bu büyük imam, sözlerini ezici, susturucu delillerle isbat etmektedir. Bu delillerin kuvvetlerini dağlar anlamış olsalardı, erirlerdi.”

Görülüyor ki Hanefî mezhebindeki Ahmed Rıza Han Berilevî, kendi mezhebindeki Aliyyü’l-Karî’nin haksız olduğunu, dinde söz sahibi olmadığını bildirmekte; buna mukabil Şafiî mezhebindeki İmam-ı Süyutî’yi savunmakta ve övmektedir.

Eserleri: Aliyyü’l-Karî, birçok eser yazmış ve çok kitap şerh etmiştir. Bazıları şunlardır: 

1- Mirkâtü’l-mefâtîh, 

2- El-Ehadîsü’l-kudsiyye ve’l-kelimatü’l-ünsiyye, 

3- El-Mübinü’l-muin fî fehmi’l-Erbeîn, 

4- Şerhu’ş-Şifâ, 

5- Senedü’l-enam şerhu Müsnedi’l-İmâm, 

6- Cem’u’l-vesail fî şerhi’ş-Şemail, 

7- Şerhu Şerhi Nuhbeti’l-fiker, 

8- Fethu babi’l-İnaye, 

9- Fethu’r-rahman bi-fezaili şa’ban, 

10- El-Hırzü’ssemin, 

11- Minehu’r-ravdi’l-ezher fî şerhi’l-Fıkhi’l-ekber, 

12- Şerhu Bed’i’l-emalî, 

13- Şerhu Ayni’l-ilm ve zeyni’l-hilm, 

14- El-Minehu’l-fikriyye bi şerhi’l-Mukaddimeti’l-Cezeriyye, 

15- Menakıbü’l-İmami’l-A’zam, 

16- Feraidü’l-kalaid ala ehadisi Şerhi’l-Akaid, 

17- Şemmü’l-avarıd fi zemmi’r-Revafıd.

Whatsapp İkon Facebook İkon Bağlantıyı Kopyala
Rehber İnsanlar Sayfası