Tabiîn devrinde Medine’de yetişen büyük âlimlerden. Künyesi, Ebu Muhammed Medenî’dir. “Hilalî” lakabı ile de tanınmaktadır. Peygamber Efendimiz’in mübarek hanımları Meymune’nin kölesidir. Kendisi gibi yüksek âlimlerden olan Süleyman, Abdülmelik ve Abdullah bin Yesar’ın kardeşidir. Yaklaşık 19 (m. 640) tarihinde doğmuştur. Hazreti Osman zamanında yaşı küçüktü. 84 yaşında iken 102 veya 103 (m. 721) tarihinde İskenderiye’de vefat etti. (Vefat tarihi hakkında farklı rivayetler de vardır.)
Ata bin Yesar, Eshab-ı Kiram’dan birçok zat ile görüşüp onlardan ilim almıştır. Kendisi Hazreti Meymune, Muaz bin Cebel, Ebu Zer Gıfarî, Ebüdderde, Ubade bin Samit, Zeyd bin Sabit, Muaviye bin Hakem-i Selemî, Ebu Katade, Ebu Hüreyre, Abdullah bin Amr, Abdullah bin Ömer, Abdullah bin Abbas, Peygamberimizin kölesi Ebu Rafi, Hazreti Aişe ve daha pek çok sahabîden hadis-i şerif rivayet etmiştir. Büyük hadis âlimi İmam-ı Buhârî, İbn-i Sa’d ve Ebu Davud da onun, Abdullah bin Mes’ud’dan hadis rivayet ettiğini bildirmişlerdir.
Ata bin Yesar’dan da akranı olan Ebu Seleme bin Abdurrahman, Muhammed bin Ömer bin Ata, Muhammed bin Amr bin Halhala, Hilal bin Ali, Zeyd bin Eslem ve Şüreyk bin Ebu Nümeyr hadis-i şerif rivayetinde bulunmuşlardır.
Ata bin Yesar, Allahü teala’nın kelamı olan Kur’an-ı Kerim’in okunuşunu en iyi bilenlerden birisiydi. Kıraat ilmi adı verilen bu ilimde, Eshab-ı Kiram’dan sonra en yüksek dereceye çıkan âlimler, Medineli, Mekkeliler, Kufeliler, Basralılar ve Şamlılar olmak üzere beş tabakaya ayrılmışlardı. Medine-i Münevvere’de bu ilimle meşgul olanlardan biri de Ata bin Yesar’dı.
Kur’an-ı Kerim’in okunuşunu bozulmaktan ve değişmekten korumak için gösterilen üstün gayretler o kadar çoktu ki, yapılan çalışmalar akıllara sığmayacak ölçüdeydi. Eshab-ı Kiram’ın gösterdiği gayreti, kelimelerle ifade etmek mümkün değildi. Kur’an-ı Kerim’in manasının anlaşılması ve anlatılması yanında, her harfinin okunusu ve bunda ki ihtilaflar öyle bir tesbit olunmuştu ki, bu güne kadar bütün Müslümanlar, Kur’an-ı Kerim’i bu ilk okunan şekli ile okumaktaydı. Ata bin Yesar da bu ilmi öğrenip insanlara öğretmede üstün derecelere kavuşan âlimlerden dir.
O, hadis ilminde de sıka (güvenilir) bir âlim olup çok hadis-i şerif rivayet etmiştir. Yani bu ilimde de bir hazine idi. İbn-i Hibban Kitabü’s-Sikat’ında onun sıka ravilerden olduğunu zikreder. İbn-i Sa’d da Tabakat’ında sıka olup, çok hadis rivayet ettiğini zikreder.
Ata bin Yesar, güneş tutulunca Peygamber Efendimiz’in kıldığı iki rekat namazın her rekatında altı rüku ve dört secde yapılacağını rivayet etmiştir.
Ata bin Yesar’ın Resulullah’tan bildirdiği hadis-i şerifte buyuruldu ki: “Kırk dirhem veya bu değer de malı olduğu halde, dilenciye veren kimse, dilenmekte ısrar etmiş, günaha girmiş olur.”
Ata bin Yesar’ın rivayet ettiği bir hadis-i şerifte, Peygamberimiz Hazreti Ömer’e hitaben;
“Ey Ömer! Öldüğün vakit adamların gidip senin boyuna uygun bir mezar hazırlayıp, seni yıkayıp kefenledikten ve koku sürdükten sonra, seni götürüp mezara koydukları ve toprağı üzerinize örttükleri vakit halin ne olur? Münker ve Nekir adındaki kabrin iki büyük ibtilası (sual melekleri) sana gelir. Sesleri yıldırım indiren gök gürültüsü, gözleri parlak şimşekler gibi, uzun saçlarını sürüklerler. Uzun ve sivri dişleri ile mezarın topraklarını alt üst ederler. Sana çeşitli zorluklar çıkarırlar. Seni korkuturlar. O vakit senin halin ne olur ey Ömer?” buyurdu.
Hazreti Ömer de; “Bu zaman ki aklım o zaman da başımda olacak mı?” diye sordu. Resul-i Ekrem; “Evet.” buyurunca, Hazreti Ömer; “Ben onların hakkından gelirim, gerekli cevapları veririm.” dedi.
Rivayet ettiği başka bir hadis-i şerif:
“İnsanların en iyisi, borcunu en iyi şekilde ödeyenlerdir.”
Ata bin Yesar şöyle anlatıyordu:
“Kur’an-ı Kerim’de Maide suresi 90. ayet-i kerimesinin;
“Ey iman edenler! İçki, kumar, putlar ve fal okları, şeytanın işlerinden bir pisliktir. Bunlardan kaçının ki, felah bulasınız!” manası Tevrat’ta şu şekilde vardı:
“Batılı gider, oyunu boşa çıkarır, çalgılı oyun aletlerini yok etsin, diye biz hakkı indirdik. Şarap içene yazıklar olsun! Allahü teala bu manada, izzetine ve celaline yemin ederek: ‘Bir kimse, haram olduğunu bilerek içerse, kıyamet günü onu suya hasret bırakırım. Şarabın haram olduğunu bilerek bırakana, Cennet ırmaklarından içiririm.’ buyurdu.”
Ata bin Yesar, Ya’la bin Mürre’den şöyle anlatıyordu:
“Biz Hazreti Ali’nin yakınlarından bazıları ile buluştuk. Ya’la onlara;
“Müminlerin Emiri Hazreti Ali, şu anda savaşan kimse dir. Onun hayatı için emin değiliz. Ona bir zarar gelebilir.” dedi. Bundan sonra odasının kapısında nöbet tutmaya başladık. Bir ara namaza çıktı. Bizi görünce;
“Burada ne yapıyorsunuz?” diye sordu. Biz de;
“Seni bekliyoruz, ya Müminlerin emiri… Zira harp yapan bir kimse sin. Sana bir zarar gelmesin diye korkuyoruz.” diye cevap verdik.
“Beni sema (gök) ehlinden mi koruyorsun, yoksa yer ehlinden mi?” diye sorunca biz de;
“Elbette yer ehlinden, sema ehlinden nasıl koruyabiliriz?” cevabını verdik. Bunun üzerine;
“Allahü tealanın takdir etmediği hiç bir şey semada da olmaz. Herkesin işlerine vekil olan iki melek vardır. Kaderi olarak, takdir edilen şeyler başına gelinceye kadar, her şeyi ondan uzaklaştırırlar. Kaderde olan başa gelince de kaderi ile onu baş başa bırakırlar.” dedi.