Evliyanın ve ulemanın büyüklerinden. Adı Seyyid Osman bin Seyyid Fethullah’tır. Osman Fadlî Efendi, Fadlî-i İlahi, Emir Efendi, Emir Sultan, Atpazarî, Şeyh Osman ve Kutub Osman olarak da bilinir. Şiirlerinde de Fadlî mahlasını kullanmıştır. Seyyid bir aileden geldikleri bilinmekle beraber nesep silsilesine hiçbir kaynakta yer verilmemektedir.
Osman Fadlî Efendi 19 Zilhicce 1041 (7 Temmuz 1632) Çarşamba günü işrak vaktinde bugün Bulgaristan’a bağlı olan Şumnu’da doğmuştur. Şumnu o dönemde İsmail Hakkı Bursevî’nin anlattığına göre Edirne’ye altı merhale uzaklıkta, Tuna Nehri boyunda bir Rumeli kasabası olup havası güzel, nimet ve bereketi çok bir belde olup âdeta Rumeli’nde Arap diyarındaki Mısır ülkesinin bir benzeri gibidir. 1102 (m. 1691) senesinde Kıbrıs’ın Magosa şehrinde vefat etti. Kabri Magosa’dadır.
Babası Fethullah Ziyade Osmanlı ordusuna mensup bir subaydı. Fethullah Efendi vefatına kadar oğlunun terbiyesi ve eğitimiyle meşgul oldu. Vefatını İsmail Hakkı, Fadlî Efendi’den şöyle nakletmektedir: “Annem ıslak bir pamukla onun ağzına su damlatıyordu. Bir ara gözlerini açıp iki kez; ‘Kafi, kafi.’ dedi. Nefesleri tükenmişti. Sonra; ‘Ya Allah!’ diyerek ruhunu teslim etti.”
Osman Fadlî Efendi onyedi yaşına kadar Şumnu’dan dışarı çıkmayıp ilk tahsilini babasından almıştır. Babasının vefatına kadar olan bu dönemdeki hayatıyla ilgili fazla bir bilgi elimizde mevcut değildir. Osman Fadlî Efendi onyedi yaşında iken Şumnu’da bir kahvehanede çalıp söyleyen bir şaire rastlar ve onun sözlerinin tesirinde kalarak annesinden ilim tahsili için Şumnu’dan dışarı çıkmasına izin vermesini ister.
Annesi uzun süre durakladıktan ve pek çok bahaneler ileri sürüp kalması hususunda ısrar ettikten sonra nihayet onun kararlılığını görüp gitmesine izin verir. Osman Fadlî Efendi bu hadisenin akabinde devrin önemli merkezlerinden olan Edirne şehrine gider.
Edirne’ye gidince kendisine kalacak bir yer arayan Osman Fadlî Efendi daha önce şöhretini duyduğu Aziz Mahmud Hüdayî’nin halifelerinden Saçlı İbrahim Efendi’nin dergahına gidip ona intisap eder. Fadlî Efendi’nin yüksek istidatlı oluşu ve gayreti Saçlı İbrahim Efendi’nin gözünden kaçmamıştır. Fadlî Efendi zikr-i cehrîyi yani sesli zikri son derece sevmiş olduğundan tekkedeki ikameti esnasında gece vakti kalkıp gür bir sesle tevhid çekmekle meşgul olur. Bu durumu anlayan Şeyh çoğu geceler evinden çıkarak mescide gider ve Osman Fadlî Efendi’nin yanına varıp onun zikrini dinler, ardından da; “Ey Seyyid bizi yaktın.” der ve bunu sürekli tekrarlar.
Şeyhi, Osman Fadlî Efendi’nin bu hâli terk etmediğini, aksine heybet ve celalinin arttığını görünce onu itidalli bir hâle çekmeye çalışır. Olabildiğince güzel ve nazik davranır, hatta bu hâli terk etmesi için kendi evinden yatak, yorgan ve yastık yollayıp bir de emrine hizmetçi tayin eder ki Fadlî Efendi kendisini evindeki kadar rahat hissetsin. Ancak bu tedbir işe yaramaz. Osman Fadlî Efendi hizmetçinin yanında bulunmadığı anda, yatağı ve yorganı toplayıp tekrar zikirle meşgul olmaya başlar.
Osman Fadlî Efendi bunu yapmasındaki amacını; “Ben vatanımı ancak ilim öğrenmek ve Hak yoluna süluk etmek için terk ederek gurbeti ve onun sıkıntılarını seçtim. Ve bu rahatı ve mubahları terk etmekle ikmal olur. Şu durumda bunları vatanımda terk edip gurbette yaşamamın ne anlamı var.” sözleriyle açıklamıştır.