Şafiî mezhebinin en büyük âlimlerinden ve İmam-ı Şafiî hazretlerinin en kıymetli arkadaşlarından olan bu mübarek zatın ismi, Yusuf bin Yahya el-Mısrî; künyesi Ebu Ya’kub, nisbeti ise el-Büveytî’dir. Dinde imam, çok ibadet eden, dünyaya kıymet vermeyen büyük bir fıkıh âlimi ve çok güzel Kur'an-ı Kerim okuyan bir zat idi.
Doğum tarihi tespit edilememiştir. 231 (m. 846) senesinde, Mu'tezile fırkasındaki bozuk inançlı kimseler tarafından boynuna ve ayaklarına zincirler vurulmuş, elleri de başının üstüne bağlanmış olarak Bağdat’ta Receb ayında şehit edildi.
Büveytî; Abdullah bin Vehb ve İmam-ı Şafiî’den ders aldı, hadis-i şerif dinledi. Kendisinden de Ebu İsmail et-Tirmizî, Rebi' bin Süleyman el-Muradî, İbrahim bin İshak el-Harbî gibi birçok âlim ilim öğrenip hadis-i şerif rivayet ettiler. Ebu Hatim onun saduk (doğru sözlü) olduğunu ve hadis rivayet etme şartlarını taşıdığını bildirmiştir.
İmam-ı Şafiî’nin fıkhını yine bizzat ondan en iyi şekilde öğrenmiş ve onun en yakın arkadaşlarından olmuştur. İmam-ı Şafiî, fetva hususunda Büveytî’ye güvenir ve kendisine bir mesele sorulduğu zaman ona göndererek; “O benim lisanımdır” derdi. İmam-ı Şafiî’nin içtihatlarını ve verdiği hükümleri topladığı, İmam-ı Muhammed Şeybanî’nin Mebsut kitabının babları üzerine yazdığı el-Muhtasar ismiyle meşhur bir eseri vardır.
İmam-ı Şafiî vefatına yakın hastalığı sırasında, kendi yerine ilim meclisinde ders verme vazifesini Büveytî’ye bırakmıştır. İmam-ı Şafiî; “Benim ilim meclisimde Ebu Yusuf el-Büveytî’den daha doğru ve daha âlim bir kimse yoktur” buyurarak onun üstünlüğünü tescil etmiştir. Büveytî’nin elinde yüzlerce büyük âlim yetişmiş ve bunlar Şafiî mezhebini yayıp devlet adamlarının da itimadını kazanmışlardır.
Onun bu yüksek derecesini çekemeyen bazı kimseler, onu Irak’taki İbn-i Ebu Davud’a şikâyet ettiler. Asıl mesele, Kur'an-ı Kerim’in mahluk (yaratılmış) olup olmaması meselesiydi. O devirde Mu'tezile fırkası hâkimdi ve Kur'an-ı Kerim’e mahluk diyorlardı. Büveytî hazretleri ise bunun Allah kelamı olduğunu savunarak Ehl-i Sünnet itikadını müdafaa ediyordu. Bu sebeple boynuna ve ayaklarına zincirler vurularak Mısır’dan Bağdat’a götürüldü.
Rebi' bin Süleyman şöyle anlatır: “Onu gördüm; boynuna ve ayaklarına kelepçeler vurulmuş, bütün vücudu zincirlerle örtülmüştü.” Zindanda uzun zaman kalan Büveytî, her Cuma günü gusül abdesti alır, güzel kokular sürer ve Cuma ezanını işitince zindan kapısına gelirdi. Zindancı onu engelleyince; “Allah’ım, ben Senin davetine icabet ettim; fakat beni Cuma namazı kılmaktan menettiler” derdi.
Büveytî hazretleri zindanda ellerinden, ayaklarından ve boynundan zincirlerle duvara gerilmiş bir halde, namaz kılmasına dahi müsaade edilmeyerek ve işkencelere maruz kalarak vefat etti. Hocası İmam-ı Şafiî, daha hayatta iken onun bu şekilde vefat edeceğini kerametle haber vermiş; “Sen zincirler içinde öleceksin” buyurmuştu.
Büveytî, haramlardan ve şüphelilerden tamamen sakınan, vaktini hep zikir ve ilimle geçiren, faydasız konuşmayan bir zat idi. Her gece Kur'an-ı Kerim’i hatmederdi. Günümüze ulaşan el-Muhtasar adlı eserinin yazmaları Murad Molla ve Topkapı Sarayı kütüphanelerinde bulunmaktadır.