Sahabe-i Kiram'dan. Künyesi Ebu Amr olup, Yemen Araplarının Becile kabilesindendir. Hicretin 10. senesi Ramazan ayında kavminden 200 kişiyle beraber Hazreti Peygamber'in huzuruna gelerek Müslüman oldu. 54 yılında Kufe yakınlarındaki Şerat'ta vefat etti.
İbrahim, Eban ve Amr adında üç oğlu vardı. Büyük oğlu Amr'ın oğlu Ebu Zür'a, dedesinden ve başka Sahabilerden hadis rivayet etmiştir.
Benî Becile, Kahtan'ın soyundan gelen Enmar bin İraş'ın torunlarıdır. Enmar'ın dokuz oğlu Becile binti Sa'b bin Sa'd el-Aşire adında bir kadından dünyaya geldiği için, bunlara Benî Becile, yani Becile oğulları denir. Enmar'ın oğlu Ekber'in soyundan gelen Cerir bin Abdullah'ın lakabı da bu sebeple Bece lî'dir.
Tarihte Benî Kelb ile Benî Becile arasında vuku bulan bir savaş sebebiyle Becileler Arap kabileleri arasında dağılmıştı. Benî Becile'den Medine-i Münevvere'ye 150 veya 200 kişilik ilk kafile Cerir bin Abdullah riyasetinde hicretin 10. yılında geldi. Bu sırada Resul-i Ekrem Efendimiz Mescid-i Nebe vî'de hutbe irat ediyordu. “Şimdi şu kapıdan sizin yanınıza Yemenli, hayırlı bir kimse girecektir. Onun simasında melek (veya melik) sureti bulunur.” buyurdu. Tam o sırada Cerir bin Abdullah, hayvanının üzerinde ve kavmi de yanında bulunduğu halde çıkageldi. Kendisi bu hadiseyi şöyle anlatıyor:
“Medine-i Münevvere'ye varınca, devemi çöktürdüm. Heybemden yeni elbiselerimi çıkarıp giyindim. Sonra Mescid-i Nebe vî'ye girdim. O sırada, Resulullah Efendimiz hutbe irat buyuruyordu. Kendisine selam verdim. Eshabı, göz ucuyla beni takip ediyordu. Yanımda oturan zata; “Ey Abdullah! Resulullah Aleyhisselam benden bahsetti mi?” diye sordum. “Evet! Biraz önce seni güzel biçimde andı.” dedi. Allahü tealaya hamdet tim.” Resulullah Efendimiz; “Ey Cerir! Ne sebeple geldin?” diye sordu. “Ya Rasulallah! Huzurunuzda Müslüman olmaya geldim! Elinizi uzatında, size Müslüman olmak üzere biat edip söz vereyim. Sonra emirlerinize amadeyim” dedim. Muhammed Aleyhisselam; “Ey Cerir! Seni, Allah'tan başka hiçbir ilah olmadığına, benim de Allahü tealanın resulü olduğuma şehadet getirmeye davet ediyorum. Allah'a, ahiret gününe ve kadere inanmaya; Allahü tealaya hiçbir şeyi ortak koşmaksızın ibadet etmeye, farz olan namazları kılmaya ve zekatı da vermeye davet ediyorum. Her Müslüman için iyi düşünecek; kafirlerden, müşriklerden uzak duracaksın! Habe şî bir köle de olsa, başındaki emire itaat edeceksin.” buyurdu. Kabul ettim. Resulullah Aleyhisselam bana mübarek elini uzattı. Bende yukarıda emir buyurduklarını tekrar ederek söz verdim ve biat ettim. Kavmim de Müslüman olup biat etti.
Cerir bin Abdullah der ki:
“Müslüman olduğumdan itibaren, her ne zaman Muhammed Aleyhisselam'ın huzuruna gitsem, beni kabul buyurmuş ve mutlaka yüzüme tebessüm etmiştir.” Bir defasında Hazreti Peygamber Eshabıyla oturmuş sohbet ediyordu. O sırada Cerir bin Abdullah geldi. Gaflet eseri olacak, oturanlardan hiçbiri kendisine yer açmadı. Bunun üzerine Hazreti Peygamber, sırtındaki ridayı ona uzatıp; “Ya Eba Amr! Bunu al da üzerine otur!” buyurdu. Cerir bin Abdullah emre imtisal edip ridayı yere serdi. Üzerine oturdu. Elini göğsüne koyup; “Ya Resulallah! Sen bana ikram ettiğin gibi, Allah da sana ikram buyursun!” diye dua etti. Bunun üzerine, Hazreti Peygamber; “Size bir kavmin ulusu, yani şeref ve kerem sahibi bir zat geldiği zaman; ona hürmet ediniz, ikramda bulununuz!” buyurdu.
Cerir bin Abdullah son derece yakışıklı, yüzünden nur yayılan bir zat idi. Bu sebeple Hazreti Ömer, “Cerir, bu ümmetin Yusuf'udur.” derdi. Abdülmelik bin Umeyr şöyle der:
“Cerir bin Abdullah'ı gördüm, yüzü ay parçası gibiydi; ayakkabısı da bir arşındı.” Arap kabileleri Hazreti Peygambere heyetler gönderdiği zaman, Hazreti Peygamber Cerir bin Abdullah'ı da davet ederdi. O da güzel elbiselerini giyip, huzura çıkarak otururdu. Cerir bin Abdullah çok uzun boylu idi. Eshab-ı Kiram'dan Muhammed bin Rebi şöyle der: Müslümanlardan on kişi vardı ki, her birinin boyu on karıştı. Bunlar Ubade bin Samit, Sa'd bin Muaz, Kays bin Sa'd bin Ubade, Cerir bin Abdullah el-Bece lî, Adî bin Hatim et-Ta î, Amr bin Ma'dikerib ez-Zübey dî, Eş'as bin Kays el-Kin dî, Lebid bin Rebia, Ebu Zeydet-Taî ve Amir bin Tu feyl idi. Sakalını geceden zaferan ile boyayıp, sabaha yıkadığı, böylece çok güzel göründüğü rivayet edilir. Kısacası Cerir bin Abdullah güzelliği, yakışıklılığı, güzel ve temiz giyinmesi ile iyi bir şöhret kazanmış idi. Dört oğlu vardı. İbrahim, Münzir, Ubeydullah ve Eyyub'dür. Meşhur veli Ahmed Cami ile büyük hadis âlimi Ebu Zür'a onun soyundandır.
Ebrehe'nin Yemen'de San'a şehrinde, insanların Kâbe-i Muazzama gibi tavaf etmeleri için yaptırdığı büyük kilisenin (Zulhalasa) yeri. Cerir bin Abdullah hazretleri bu kiliseyi yerle bir ederek Resul-i Ekrem Efendimizin hayır duasını almıştı.
Cerir bin Abdullah, Medine-i Münevvere'ye geldikçe, Fetve bin Amr el-Beya zî'ye inerdi. Hazreti Peygamber, Yemen'deki kavmi hakkında sualler sorardı. O da; “Ya Resulallah! Allahü teala İslamiyet'i aşikar ve aziz kıldı. Mescitlerde ve meydanlarda ezanlar okunuyor. Kabileler, tapındıkları putları yıktılar!” diye cevap verirdi. Bir defasında Hazreti Peygamber: “Zülhalasa'dan ne haber?” diye sordu. Cerir, olduğu gibi durduğunu söyleyince, “İnşallah o da yola gelir. Ya Cerir! Sen bu işi yapamaz mısın, bizi Zülhalasa'dan kurtaramaz mısın?” buyurdu. O da; “Elbette!” diye cevap verdi.
Zülhalasa, Yemen'de Devs, Has'am ve Becilelere ait bir mabet idi. Ona “Yemen Kâbesi” de deniliyordu. İçinde dikili bir taş vardı. Beyaz mermerdendi. Üzerinde taç şeklinde motifler vardı. Yemen ile Mekke arasında, Mekke'ye yedi günlük yolda Tebale'de, Has'amların yurdu olan Abla'da, şimdiki Tebale Mescidi'nin kapısının eşiğinde bulunuyordu. Zülhalasa'ya Benî Ümame nezaret ediyordu. Zülhalasa'ya kurbanlar kesilip tazim olunurdu. Babası öldürülen kimse, bunun intikamını alacağı zaman, önce Zülhalasa'ya giderdi. Burada üzeri yazılı fal oku çektirirdi. Çıkan ok bundan men ediyorsa, geri dururdu. Zülhalasa'yı (Ku leys de denir) Kinde meliki Amr bin Lühey'in veya Kahtan meliki Ebrehe'nin yaptırdığı söylenir.
Rivayete göre, Kahtan meliki Ebrehe, tabi bulunduğu Habeş hükümdarına yaranmak için, onun namına Kâ be-i Muazzama'ya bir nazire olmak üzere bu mabedi yaptırmıştı. Çeşitli mermerlerden, altın ve gümüş işlemeli sanatlı bir bina idi. Çok yüksek olduğu için bu ismi verdi. İçine altın ve gümüşten kürsü ve minberler koydu. Halkı Kâ be-i Muazzama'yı ziyaretten men edip, Zülhalasa'yı ziyaret ve tavaf etmelerini emretti. Bunun üzerine Mekkeli bir Arap gelip burayı pisledi. Ebrehe çok kızdı. Kâ be-i Muazzama'yı yıkıp intikam almak maksadıyla fillerle Mekke'ye yürüdü. Ancak Kur'an-ı Kerim'de Fil suresinde de anlatıldığı üzere mağlup oldu.
Cerir bin Abdullah, kavmine mensup Ahmesîlerden yüz elli (bir rivayette yüz yetmiş) süvarinin başına geçerek oraya hareket etti. Ahmesîler çok iyi süvari idi. Ancak Cerir bin Abdullah ata iyi binemezdi. Vedalaşmadan evvel; “Ya Resulallah! Orası uzaktır. Deve ile gidilemez. Ben ise at üzerinde pek duramam.” diye dert yandı. Peygamber Efendimiz, mübarek eliyle onun göğsüne hızlıca vurdu. Öyle ki parmaklarının izi çıktı. “Ey Allah'ım! Onu at üzerinde sabit kıl! Onu, hadi ve mehdi eyle!” diye dua etti. Bundan sonra Cerir bin Abdullah usta bir süvari olarak tanındı. Cerir bin Abdullah ve süvarileri Zülhalasa'ya varınca, Has'am, Vahile ve diğer kabileler onunla muharebeye girişti. Ancak hepsi bozgunauğradı. Vahilelerden yüz kişi, Has'amların da iki yüz kişi öldürüldü. Cerir bin Abdullah Zülhalasa'ya geldiği zaman, bakıcısı fal oku çekiyordu. Kendisine; “Haberin olsun ki, Resul Aleyhisselam'ın elçileri şuradadır! Eğer senin fal oku çektiğini görürse, boynunu vururlar!” dediler. Aldırış etmedi. Tam o sırada Cerir bin Abdullah çıkageldi. Fal oklarını kırmasını ve Müslüman olmasını söyledi. Adam hemen okları kırdı ve kelime-i şehadet getirdi. Cerir bin Abdullah, Zülhalasa'yı yıkıp ateşe verdi. Yanındaki süvarilerden Ebu Ertat Hu sayn bin Rebia'yı da müjdeci olarak Peygamberimize gönderdi. Ebu Ertat Hazreti Peygamber'in yanına geldi. “Ya Resulallah! Seni hak peygamber gönderen Allah'a yemin ederim ki, eli boş olarak dönmedik. Zülhalasa'yı uyuz bir deve gibi arkamda bıraktım!” dedi. Hazreti Peygamber beş defa, “Ahmesîlerin atları ve süvarileri mübarek olsun!” diyerek dua etti. Cerir bin Abdullah, kısa bir müddet sonra Medine'ye döndü. Hazreti Peygamber ona; “Zülhalasa'yı yıktın mı?” diye sordu. “Seni hak peygamber gönderen Allah'a yemin ederim ki; Zülhalasa'yı ateşe verip yaktım! Kimse beni men edemedi.” diye cevap verince, Resulullah kendisine ve Ahmesîlere dua etti.
Hazreti Peygamber, Veda Haccı'ndan döndükten sonra, Cerir bin Abdullah'ı, Yemen hükümdarlarından Zü'l-Kela' ile Zu Amr'ı İslamiyet'e davet etmek üzere Yemen'e gönderdi. Cerir bin Abdullah gidip ikisiyle de görüştü. İkisi de İslamiyet'i kabul etti. Zü'l-Kela'ın zevcesi Duraybe, meşhur Ebrehe'nin kızı idi. O da Müslüman oldu. Zü'l-Kela' ile Zu Amr, Hazreti Peygamber ile görüşmek üzere Cerir bin Abdullah'ın yanında yola çıktılar. Zu Amr yayolda bir rüya görmüş veya eskilerden bir şey işitmiş olacak ki, “Ey Cerir! Biz O'na gidiyoruz ama, O'nun hakkındaki ilahî takdir tecelli etmiştir.” dedi. Yolda Medine'den gelen birkaç atlı ile karşılaştılar. Onlardan haber sordular. Atlılar; “Resulullah Aleyhisselam, ebedî âleme intikal etti. Ebu Bekr de halife seçildi.” diye cevap verdi. Bunun üzerine, Zu Amr, Cerir bin Abdullah'a; “Ey Cerir! Siz şerefli bir kavimsiniz. Şunu bil ki, Arap cemaati, bir emir öldüğü zaman yerine geçecek başka biri hakkında müşavereyaptıkça, daima hayır içinde olursunuz! İş kılıç zoruna dönerse, siz de meliklerin kızdığı şeye kızar, meliklerin sevindiği şeye sevinirsiniz! Sahibine selam söyle! Bizim buraya kadar geldiğimizi haber ver! Allah dönmemizi dilerse, belki döneriz.” dedi ve ikisi birden geri döndüler.
Hazreti Peygamber'in vefatından sonra da hizmete devam etti. Hazreti Ebu Bekr tarafından Yemen'e, Has'am ve Becile kabilelerinden irtidat edenlerin üzerine gönderildi. İsyanları bastırıp, onları itaate getirdi. Necran'da mevzilendirildi. Irak harplerine katıldı. Yalancı peygamber Müseyleme ile savaşan Hâlid bin Velid'e yardımcı olmak üzere Yemame'ye gitti. Hazreti Ömer zamanında Celula muharebelerine katıldı. 16 (m. 637) yılında Nuhayle savaşını kazandı. Irak'ta yerleşti. Hulvan'ı sulh yoluyla ele geçirdi. Ramehürmüz ve Karmisin şehirlerini de sulh yoluyla ele geçirdi. Kufe'de valilik yaptı. Hazreti Osman zamanında Kufe valisi Mugire'ye bağlı olarak Hemedan valiliği yaptı. Daha sonra Sa'id bin As kumandasında Azerbaycan fetihlerine katıldı. Hazreti Osman Fırat kenarındaki bir kısım toprakları ona ikta olarak verdi. Hazreti Ali ile Hazreti Muaviye arasındaki Sıffîn Vakası'nda Hemedan valisi olarak arabuluculuk yaptı, ancak muvaffak olamadı. Bunun üzerine Habur Nehri yanındaki Karkisiya şehrinde uzlete çekildi. 54 (m. 674) senesinde burada vefat etti. Kendisinden yüze yakın hadis-i şerif rivayet edilmiştir. Oğulları ile birlikte Enes bin Malik, Kays bin Ebu Hazım; Şa'bî gibi zatlar rivayette bulunmuşlardır.
Rivayet ettiği hadis-i şeriflerden bazıları şunlardır: Resulullah abdest alırken, mest üzerine mesh yapardı. “Hangi köle efendisinden kaçarsa, dönünceye kadar namazı kabul edilmez.” Resulullah aleyhisselatüvesselam bir dolunay gecesi, aya baktı ve; “Siz şu ayı gördüğünüz gibi, Rabbinizi de böyle perdesiz göreceksiniz. Artık, namazları vaktinde kılın, vaktini geçirmeyin!” buyurdu. Sonra mealen şu ayeti okudu: “Rabbini güneşin doğmasından ve batmasından önce hamd ile tesbih et.” (Taha suresi: 13) “Ölülerinizi lahd yaparak defnediniz. Şakk usulü başkalarına aittir.” (Lahd, kabir kazıldıktan sonra, kabir taban sathından kıble cihetine ve kabir boyunca, içine meyyit sığacak kadar genişlik ve yükseklikte kazılan yerdir. Meyyit, lahd içine, sağ yanı üzere konur. Şakk yapılmaz. Yani kabir kazıldıktan sonra ortasına çukur açıp, meyyit buraya konmaz.) Resulullah, cenaze sahibinin evinde toplanıp ev halkının bu toplananlar için yemek yapmasını uygun görmezdi. “Allah, insanlara merhamet etmeyene rahmette bulunmaz.” “Bir kimse yumuşak davranmaktan mahrum ise, hayırdan da mahrumdur.” “Mahremin olmayan birine gözün ani olarak düşerse, nazarını hemen ondan çevir!” “Atın alnına Kıyamet gününe kadar hayır bağlanmıştır. Bu hayır sevap ve ganimettir.” (Yani at sayesinde cihat edip, sevap ve ganimet kazanırsınız.)