Tabiîn'in büyüklerinden bir fıkıh âlimi ve zahit. İsmi Abdullah bin Süveb'dir. Yakub bin Avf olduğu da söylenir. 62 (m. 682) de Şam'ın Darya semtinde vefat etti. Peygamber Efendimiz hayatta iken Müslüman oldu. Resulullah'ı görmek için yola çıkmıştı. Fakat yolda iken Resulullah ahirete teşrif ettiler. Bunun üzerine yoldan geri döndüler. Ancak Hazreti Ebu Bekr'in hilafeti zamanında Medine'ye geldi.
Medine'ye geliş sebebi şöyle anlatılır: “Yemen'de yalancı Peygamberlerden Esved-i Ansî, Ebu Müslim'i saflarına almak istemişti. Ebu Müslim'in bunu reddetmesi üzerine, Esved ona çeşitli eziyetler yapmak istemiş, fakat Allahütealanın koruması ile bir şey yapamamıştı. Bunun üzerine Esved, Ebu Müslim'in Yemen'i terk etmesini istemiş, o da Medine'ye gelmiştir. Ebu Müslim Medine'ye gelince, Mescid-i Nebevî'de onu gören Hazreti Ömer ilgilenmiş ve Yemen'deki hadiseler hakkında ondan bilgi almıştır. Sonra Hazreti Ebu Bekr'e götürmüş, Hazreti Ebu Bekr de kendisini tanımaktan memnun olduğunu beyan etmiştir. Ebu Müslim Havlanî daha sonra Şam yakınındaki Dariya köyüne yerleşmiş ve orada hadis, fıkıh ve tefsir ilimlerini öğretmekle meşgul olmuştur.”
Ebu Müslim, Bizanslılarla yapılan çeşitli savaşlara katıldı. Onun bu savaşlarda bulunması, İslam askerlerine cesaret verdiğinden kumandanlar onu öncü kuvvetlere emir tayin ederlerdi. Ebu Müslim Bizanslılarla yapılan savaşların birinde şehit oldu. Dariya'da ona nispet edilen bir mezar vardır ve günümüzde ziyaretgahtır. Ömer bin Hattab, Muaz bin Cebel, Ebu Ubeyde bin Cerrah, Ubade bin Samit, Ebu Zer ve diğer tanınmış Sahabilerden hadis-i şerif rivayet etti. Ebu İdris Havlanî, Şurahbil bin Müslim Havlanî, Atıyye bin Kays gibi zatlar da ondan hadis-i şerif bildirmişlerdir. Hadis sahasında güvenilir bir zat olarak bilinir.
Rivayet ettiği hadis-i şeriflerden bazıları şunlardır: “Allahüteala bana, mal toplamamı, tacirlerden olmamı vahyetmedi. Fakat yakin (ölüm) sana gelinceye kadar, Rabbine hamd ile tesbih et, secde edicilerden ol. Rabbine ibadet et diye vahyetti.” “Gadap (kızgınlık) şeytandandır. Şeytan ise ateştendir. Su, ateşi söndürür. Sizden birisi kızdığı zaman abdest alsın.” “Birbirini sevenlere, Peygamberlerin ve şehitlerin bile gıpta ettikleri (imrendikleri) nurdan minberler vardır.” “Allahüteala buyurdu ki: “Sevgim, benim için sevişenlere, benim için birbirini ziyaret edenlere hak oldu.””
Ebu Müslim'in birçok kerameti nakledilmiştir. Bazıları şöyledir: Ceylanlar, Ebu Müslim Havlanî hazretlerine uğrarlardı. Bir defasında, çocuklar ona; “Ne olur Allahütealaya dua et de, ceylan bize duruversin, ona elimizle dokunalım, sevelim.” diye ondan istirhamda bulundular. O da, Allahütealaya yalvardı. Çocuklar, ceylan duruverdiği için dokunup, sevdiler.
Muhammed bin Şuayb, bir zattan şöyle bildirir: “Humus'tan çıkıp, Şam'a doğru gidiyorduk. Gece sonunda, Humus'tan dört mil ötede Umeyr denen yere uğradık. Orada bulunan kilise papazı bizim geldiğimizi duyunca, yanımıza geldi. “Siz kimsiniz?” dedi. “Şamlıyız.” dedik. “Siz, Ebu Müslim Havlanî'yi tanıyor musunuz?” diye sordu. “Evet.” dedik. “Ona gidince, selamımı söyleyin. Kendisini kitaplardan İsa'nın yakın dostu diye gördüğümü söyleyin. Fakat göreceksiniz onu hayatta bulamayacaksınız.” dedi. Gerçekten Guta denilen yere vardığımızda onun vefat haberi bize ulaştı.”
Şam'ın uzak semtlerinden biri olan Darya'da Ebu Müslim Havlanî hazretlerinin türbesinin arkadan görünüşü (solda). Türbeye bitişiğinde Ebu Müslim Havlanî hazretlerinin adını taşıyan camiden girilmektedir. Caminin içinden bir görünüş (sağda).
Ka'bü'l-Ahbar Ebu Müslim'e dedi ki: “Ya Eba Müslim! Kavmin sana nasıl davranıyorlar?” Cevabında; “Bana ikram ediyorlar, iyi davranıyorlar.” dedi. Fakat o, Tevrat'ın böyle anlatmadığını söyledi. “Tevrat nasıl söylüyor?” dedi. Dedi ki: “Tevrat; “Salih insana, insanların en düşmanı, onun kavmidir. En yakını onu rahatsız eder. Onunla mücadele eder.” buyuruyor.” Bunun üzerine; “Tevrat doğru söylüyor.” dedi.
Ebu Müslim Havlanî hazretleri evinin mescidine bir kamçı asmıştı. Kendi kendine; “Namaza kalk, yoksa seni kamçılarım.” diye korkutur, “Ben, kamçıya daha layıkım.” derdi. Ebu Müslim Havlanî, Tabiîn'in meşhur sekiz zahidinden biridir. Buyurdu ki: “Sıkıntı çektirilmeyen nefis, Allahütealanın huzurunda şikayetçi olacak, ibadetlerle yorulan nefis ise hoşnut olacaktır. Nitekim semiz atlar yarışta zorlanır, idmanlı atlar ise daha iyi koşar.”
Ebu Müslim Havlanî, dünyaya değer vermezdi. Bir gün mescitte toplanmış bir cemaat gördü. Zikirle meşgul olduklarını zannederek yanlarına oturdu. Dinle ilgisi olmayan konulardan ve dünyalıklardan bahsettiklerini anlayınca onlara şöyle dedi: “Sizin yanınızda benim halim neye benziyor biliyor musunuz? Sağanağa tutulan adam etrafta sığınacak yer ararken bir kapı görür ve hemen içeri dalar. Bir de bakar ki, binanın tavanı yoktur.” Ebu Müslim Havlanî hazretlerinin kabri (solda) ve kabir taşı (sağda).
Yine buyurdu ki: “Yeryüzündeki âlimler, gökyüzündeki yıldızlara benzer. Ortaya çıkarlarsa halk onlara bakarak gideceği yönü bulur; ortaya çıkmazlarsa şaşırıp kalır. Salih kişiler de yoldaki işaretlere benzer; ahiret yolcusu onlar sayesinde şaşırmadan yoluna devam eder.” Ebu Müslim hazretleri, züht konusunda çok ileri derecelere varmıştı. Dünya işleri hakkında zaruret miktarı konuşurdu.
“Bu ümmeti üç kısım buldum. Birincisi, Cennet'e hesapsız giderler, ikinci kısmı, azıcık sorguya çekilir, ondan sonra Cennet'e girerler. Üçüncü sınıf ise biraz azap görüp, ondan sonra Cennet'e girerler. Ben, birinci kısımda olanlardan olmak isterim. Onlardan olamazsam, az bir hesaba çekilenlerden, onlardan da olamazsam, biraz azap görüp, Cennet'e girenlerden olmak isterim.” “Eğer Cennet'i ve Cehennem'i gözümle görseydim, şimdi yaptıklarıma ilave edeceğim bir şey olmazdı. Çünkü ben, sanki her ikisini görmüş gibi hareket ediyorum.” “Alçak ve düşük olan kimseler kibirlenir. Böyle kimseler övünür. Hata ve haksızlıkta ısrar edenler de bunlardır.” Ebu Müslim hazretleri, değer vermemeleri yüzünden belki selamını almayıp, günaha düşerler korkusundan, karşılaştığı kimselere selam vermekten çekinirdi.