Nişabur'da yetişen tefsir, hadis, fıkıh, usul ve edebiyat âlimlerinden. İsmi, Abdürrahim bin Abdülkerim bin Hevazim bin Abdülmelik bin Talha bin Muhammed el-Kuşeyrî'dir. Künyesi, Ebu Nasr olup, Kuşeyrî nisbetiyle tanındı. Babası Ebü'l-Kasım Abdülkerim, büyük bir âlimdi. Nişabur şehrinde doğup büyüyen Ebu Nasr el-Kuşeyrî, önce babasının ilim meclislerinde bulundu. Babası ona daha küçük yaşta iken, Arapçanın dil ve edebiyat bilgilerini öğretti. Bu ilimlerde çok yüksek derecelere ulaştı. Nazım ve nesirde mükemmel bir hale gelip, bu ikisinde mütehassıs oldu. Usul ve tefsir ilimlerinden çoğunu babasından öğrendi. Çok çabuk yazmaya başladı. Her gün, gücü yettiği kadar usanmadan yazı yazardı. Derin ilimlerden ve hesap bilgilerinden çok şeyler tahsil etti.
Babası vefat edince, İmamü'l-Haremeyn Ebü'l-Mealî el-Cüveynî'nin ilim meclisine devam ederek, gece gündüz onun derslerini ve sohbetlerini takip etti. Ondan Şafiî mezhebinin fıkıh, usul ve hılat ilimlerini öğrendi. İmamü'l-eimme (İmamların imamı) diye yad edildi. Akşam ve sabah ondan ayrılmazdı. Şafiî mezhebinde ve hılaf ilminde, onun yolunu takip edip çok şeyler öğrendi. Onun huzurunda usul bilgilerinin tamamını elde etti. Bu sebeple, o da imam sayıldı. Günlerinin çoğunu İmamü'l-Haremeyn ile geçirirdi. Ondan, feraiz, devir ve vasiyet meselelerine ait birçok hesapları öğrendi. Âlimler arasında üstün bir yeri oldu. Tefsir ve fıkıh ilimlerine ait kıymetli eserler yazdı.
Fıkıh ilmine ait tahsilini tamamladıktan sonra, hac ibadetini yapmak için memleketinden ayrıldı. Bir müddet Bağdat'ta kaldı. Onun faziletine, kemalatına hayran kalan Bağdat halkının yanında, daha öncekilerin görmediği itibara ve kabule mazhar oldu. Hac farizasını tamamladıktan sonra, tekrar Bağdat'a döndü, önceki gibi yine çok tazim ettiler. Bağdat'a gelip yerleştikten sonra, bir vaaz meclisi kurdu. Vaaz ve nasihatlarını dinlemek için etrafında çok kimse toplandı. Meşhur Şafiî âlimi Ebu İshak-ı Şirazî, vaazlarında hazır bulundu. Bütün âlimler, Bağdat'ta onun gibisinin görülmediğinde söz birliğine vardılar. Büyük Selçuklu veziri Nizamülmülk, ona çok saygı gösterirdi. Onun kurduğu Nizamiye Medresesi'nde vaaz ve ders verirdi.
Bir müddet sonra kendisini çekemeyenlerin çıkardığı karışıklıklar sebebiyle, Bağdat'tan ayrılıp, kendi memleketi olan Nişabur'a gitti. Bağdatlılar, onun ayrılışına çok üzüldüler ve nasihatlarına hasret kaldılar. Ondan sonra senelerce oruç tutanlar, hatta başkalarının vaazlarına gitmeyenler oldu. Ebu Nasr Kuşeyrî Nişabur'da İmamü'l-Haremeyn'in usulü ile ders vermeye başladı. Uzun zaman bununla meşgul oldu. Ömrünün sonlarına doğru hadis-i şerif rivayetiyle meşgul olmaya başladı.
Ömrünün sonunda vücudunda bir zafiyet baş gösterdi. Bir ay öyle kaldı. Son günlerde dili tutuldu. Ancak Allahü tealayı zikredebiliyor ve Kur'an-ı Kerim'den ayet-i kerimeler okuyabiliyordu. 514 (m. 1120) senesinin Cemaziyelahir ayının yirmi sekizinci Cuma günü dahve vaktinde vefat etti. Nişabur'un umumî mezarlığına defnedildi.
Ebu Nasr el-Kuşeyrî, başta babası olmak üzere, Ebu Osman es-Sabunî, Ebü'l-Hüseyin el-Farisî, Ebu Hafs bin Mesrur Ebu Sa'd el-Genceruzî, Ebu Bekr el-Beyhekî, Ebü'l-Hüseyin bin en-Nakur, Ebü'l-Kasım ez-Zencanî ve daha başkalarından hadis-i şerif dinleyip ezberledi. Horasan, Irak ve Hicaz'da dolaşarak çok hadis-i şerif öğrenip rivayet etti. Kendisinden de; torunu Ebu Sa'd Abdullah bin Ömer es-Saffar, Ebü'l-Fütühet-Taî, Musul hatibi Ebü'l-Fadl et-Tusî ve daha başkaları rivayette bulundular.