Evliyanın büyüklerinden. İsmi, Muhammed bin Davud Dineverî olup, künyesi “Ebu Bekr-i Dükkî”'dir. Aslen Dineverli olup, Bağdat'ta ikamet ederdi. Sonra Şam'a gidip, orada yerleşti. 350 (m. 961)'den sonra, 100 yaşını geçmiş olarak Şam'da vefat etti. Mısır veya Bağdat'ta vefat ettiğini söyleyen kaynaklar da vardır. Vefat tarihi kat'i bilinmemektedir. Cüneyd-i Bağdadî'yi görmüştür. Ebu Ali Rodbarî'nin akranıdır. Ebu Abdullah bin Cella'nın sohbetlerine devam edip, kendisinden ilim ve feyiz aldı. Ayrıca Ebu Bekr ez-Zekkak el-Kebir, Ebu Bekr el-Mısrî ve diğer bazı büyük zatların sohbetinde bulundu. Dinin emirlerine uymak bakımından, zamanındakilerin en gayretlisiydi. Sohbeti, insanlara dünyayı unutturup, haram ve günahların zehir olduğunu hissettirmesi bakımından, yolunu şaşırmış olanlara Allahü tealanın gönderdiği bir nimet sofrasıydı.
Kendisine, fakirlik ve tasavvuf hakkında soruldu. Cevabında; “Fakirlik, tasavvuf hâllerinden bir hâldir.” buyurdu. “Tasavvuf yolunda bulunanın alameti nedir?” diye sordular. “Her hâlükarda, en faydalı olan şey ile meşgul olmak ve kötülüklerden uzak durmaktır.” buyurdu. Kendisinden kiminle dost olalım diye sordular. Cevabında; “Senin her hâlini bilen, kendisinden emin olduğun, kendisinden bir şeyi saklamak lüzumunu duymadığın, aranızda hiçbir şeyin saklı bulunmadığı kimse ile dost ol!” buyurdu.
Ebu Bekr-i Dükkî buyurdu ki:
“Allahü tealaya yakın olmanın alameti, insanı Allahü tealadan uzaklaştıran her şeyden uzak olmaktır.”
“Nice sevinçler vardır ki, sonları kederdir. Nice hüzünler vardır ki, onların da sonu kurtuluştur.”
“Mide, yenilen şeylerin toplandığı yerdir. Eğer oraya helal lokma koyarsan, azalardan salih ameller meydana gelir. Şüpheli lokma koyarsan, azalar, Allah yolunda amel etmekte şüpheye düşerler. Eğer, haram lokma koyarsan, o lokma seninle Allahü teala arasında bir perde olur ki, bu yolda yürümen mümkün olmaz.”
“İhlas odur ki; insanın zahirî, batınî, durması, hareketi etmesi, nefes alıp vermesi, yani her hâli Allahü teala için olmalıdır. Nefsin, hevanın payı bulunmamalı, hiçbir hareket, bir mahluk için olmamalıdır.”
“Bir kalbde Allahü tealaya kavuşmak arzusu doğar, bu aşkla yanarsa, beşeriyet kötülükleri o kalbden ayrılır.”
“Allahü tealayı tanıyan kimse O'ndan ümidini kesmez ve hep O'na iltica eder. O'nu unutan kimse de, mahluklara iltica eder. Nefsinin kötülüklerini tanıyan kimse, hiçbir amelini beğenmez, güzel ve kusursuz bilmez. Hep kendini kusurlu bilir. Mümin hata yapmaz. Gaflet ile bir hata yaparsa, hemen hatasını düşünür, üzülür ve derhal tövbe istiğfar eder.”
“Marifet ehli, Allahü tealayı tanımakla hayattadırlar ve hakiki hayat da, onların yaşadıkları hayattır. Allahü tealayı tanımayanlar diri sayılmazlar. Onlar ölü gibidir.”