Meşhur altı hadis kitabından biri olan Sünen-i Ebu Davud'un sahibi. İsmi Süleyman bin Eş'as bin İshak bin Bişr es-Sicistanî; künyesi Ebu Davud'dur. Ailesi aslen Yemen'in Ezd kabilesindendir. 202 (m. 817) senesinde İran ile Afganistan arasındaki Sicistan'da doğup, 275 (m. 889) tarihinde Basra'da vefat etmiştir. Kabri Süfyan-ı Sevrî'nin kabrinin yanındadır. Zamanının en büyük hadis âlimlerindendi. Aynı zamanda tefsir ilminde de derin âlim idi. Hanbelî mezhebindendir. Zengin vakıfları bulunan bir ailesi olduğu için pek geçim sıkıntısı çekmedi. Gençliğinde hadis-i şerif öğrenmek için uzun yolculuklar yaptı. 18 yaşında seyahata Bağdat'tan başladı. Horasan, Şam, Irak, Hicaz, Mısır gibi ilim merkezlerine giderek, zamanın tanınmış âlimlerinden hadis-i şerif dinlemiştir. Üç yüz kadar hocasının ismi; Tesmiyetü şüyuhi Ebu Davud adıyla kitap haline getirilmiştir. İlmî derece bakımından Buharî ve Müslim'den sonra gelir. Hadis hususunda sika bir âlimdir. Müslim bin İbrahim, Süleyman bin Harb, Ebü'l-Velid Tayalisî, Ebu Ma'mer el-Makad, Ahmed bin Hanbel gibi büyük âlimlerden rivayetlerde bulunmuştur. Ondan da oğlu Abdullah, Ebu Abdurrahman en-Nesaî ve daha başka âlimler rivayette bulunmuştur. Ebu Davud beş yüz bin hadis-i şerif yazdı. Bunlardan seçtiği 4800 hadis-i şerif ile meşhur Sünen kitabı meydana geldi. Bu kitabında özellikle fıkıh ile ilgili hadis-i şerifler vardır. Fıkıh sahasında pek kıymetli bir kaynaktır. Ebu Davud, bu kitabını Ahmed bin Hanbel hazretlerine arz ettiği zaman, onu çok beğenmiştir.
Ebu Davud; “Bu kadar hadis-i şerif arasında, özellikle şu dört hadis-i şerif insanlar için kafi gelir.” buyurmuştur. “Ameller, niyetlere göredir.” “İnsanın kendisine faydası olmayan şeyleri terketmesi, Müslümanlığının güzelliğindendir.” “Bir Mümin, kendisi için istediği ve sevdiği bir şeyi, din kardeşi için de istemedikçe, imanı kâmil bir Mümin olamaz.” “Helal meydanda, haram da meydandadır. Bunların arasında şüpheli şeyler vardır. Harama düşmemek için, bu şüphelilerden sakınmak lazımdır.”
Ebu Davud'un, Sicistanlı olmasına rağmen, Basra'ya geliş sebebini, hizmetçisi Ebu Bekr bin Cabir şöyle anlatır: “Ben Ebu Davud ile beraber Bağdat'ta bulunuyordum. Bir gün akşam namazını kılmıştık. Bu sırada kapı çalındı. Açtım, Emirü'l-Müminin Ebu Ahmed el-Muvaffak idi. İzin isteyip içeri girdi. Ebu Davud onu karşıladı. Sonra münasip bir yere oturttu. Hoş geldin deyip, hal hatır sorduktan sonra, geliş sebebini öğrenmek istedi. Emirü'l-Müminin üç isteği olduğunu söyledi. Ebu Davud, onların neler olduğunu sordu. Emirü'l-Müminin şöyle anlattı: “Birincisi zat-ı aliniz Basra'ya göçecek, orada yerleşeceksiniz. Bununla, bütün ilim talebelerinin Basra'ya gelmesini temin edeceğiz. Böylece, Basra, mamur bir memleket olacak. Biliyorsunuz Zenciler isyanı oldu. Bu yüzden şehir çok perişan olup, insanlar oradan soğudu. İkincisi, çocuklarıma, Sünen kitabınızı okutacaksınız. Üçüncüsü, çocuklarıma, hususi olarak rivayette bulunacaksınız. Çünkü bizim çocuklarımızın diğer çocuklarla beraber oturmaları uygun değildir.” dedi. Bunun üzerine Ebu Davud; “Yok, böyle olmaz, ilimde herkes eşittir. Şunun çocuğu, bunun çocuğu diye fark yapılmaz.” dedi. Ebu Davud'un bu sözü üzerine halifenin çocukları ile diğer çocuklar, beraber ders okumaya başladılar. Halifenin isteği üzerine Basra'ya gelen Ebu Davud hazretleri, oraya ilim ve irfan ışıklarını saçmış, sünnet-i seniyyeye büyük hizmetlerde bulunmuştur.”
Ebu Davud ilmiyle amel eden mübarek bir zattı. Yaptığı işlerde bir hikmet olurdu. Onun elbisesinin yenlerinden birisi geniş, diğeri dar idi. Birisi kendisine; “Allahü teala sana merhamet etsin. Bu böyle nedir? Yenlerinin birisi dar, diğeri geniş.” diye sordu. O, şöyle cevap verdi: “Geniş olanını kitaplar için yaptım. Diğerini geniş yapmaya lüzum yoktu. Onu da geniş yaptırırsam, israf olacaktı. Bu yüzden onu normal olarak yaptırdım.” dedi. Ebu Davud büyük bir hadis âlimi olduğu için, devamlı Resulullah Efendimizin mübarek sözlerini yazar ve okurdu. Bu bakımdan herkesin yanında itibarı yüksekti. Hatta bir gün meşhur evliyadan Sehl bin Abdullah Tüsterî onun yanına gelmişti. Orada bulunanlardan birisi ona; “Ey Ebu Davud! Bu zat Sehl bin Abdullah'tır, seni ziyarete gelmiş.” dedi. Bunun üzerine, Ebu Davud, ona hoş geldin dedi ve yanına oturttu. Biraz sonra Sehl bin Abdullah Tüsterî şöyle dedi: “Benim sizden bir isteğim var.” Ebu Davud; “Nedir?” diye sordu. “Fakat, bu isteğimi kabul etmeni çok arzu ediyorum.” dedi. Ebu Davud; “Eğer mümkün ise, isteğini niçin yerine getirmeyeyim?” dedi. Bunun üzerine Sehl bin Abdullah; “Bana Resulullah Efendimizin o mübarek sözlerini söylediğin dilini çıkar da bir öpeyim.” dedi. Ebu Davud, onun bu isteğini yerine getirdi.
Eserleri:
1- Sünen-i Ebu Davud: Basılmıştır. Kütüb-i Sitte'nin (Altı hadis kitabının) üçüncüsüdür. 4800 hadis-i şerif ihtiva eder. Tefsir ile alakalı pek çok malumat vardır.
2- Kitab-ı Merâsil: Hadis-i şerif ile ilgili olup, bu da basılmıştır. Küçük bir eserdir. 544 hadis-i şerif ihtiva eder.
3- Mesailü'l-İmam Ahmed bin Hanbel: İmam-ı Ahmed bin Hanbel'e sorulan bazı soruların ebu Davud tarafından fıkıh bablarına göre verilen cevaplarını ihtiva eder. 1353'te Kahire'de yayınlanmıştır.
4- İcabatühü ala sualati Ebu Ubeyd Muhammed bin Ali Acurrî: Cerh ve tadil ile ilgili Ebu Ubeyd Acurrî'nin sorduğu sorulara verilen cevaplarını ihtiva eder. 1403'te bir kısmı Medine'de yayınlandı.
5- Risaletü Ebu Davud ila ehli Mekke fî Vasfi sünenihî: Ebu Davud'un kendi eserini Mekke halkına tanıtması ve başkaları ile mukayese etmesini ihtiva eder. Kahire'de 1369'da yayınlanmıştır.
6- Kitabü'z Zühd: Fas'ta Karaviyyin Kütüphanesi'nde bir yazması vardır.
7- Tesmiyetü ihve ellezine rüviye anhümü'l-hadis: Zahiriyye'de yazması vardır.
8- Kitabü'l-Ba's ve'n-nüşür,
9- Kitabü'l-Kader, vb. eserleri vardır.
Sünen-i Ebu Davud'un şerhleri çoktur. Bunlardan Azimabadî'nin yazdığı Avnü'l Ma'bud dört cilt halinde basılmıştır. Başka bir şerhi Hattabî'dir. Bu da basılmıştır. Diğer bir meşhur şerhi de Bezlü'l-mechud adlı şerhidir. Son zamanlarda yazılan El-Menhelü'l-Azbü'l Mevrud isimli şerh yarım kalmış, daha sonra üzerine tekmile yazılarak basılmıştır. Sünen-i Ebu Davud'un birinci cildinin kapak sayfası. Sünen-i Ebu Davud; Kütüb-i Sitte'nin (Altı hadis kitabının) üçüncüsüdür. 4800 hadis-i şerif ihtiva eder. Tefsir ile alakalı pek çok malumat vardır.
Hattabî der ki: “Ebu Davud'un Sünen kitabı, çok kıymetli ve şerefli bir kitap olup, o tarzda bir kitap yazılmamıştır. Bu kitap herkesin rağbetini kazanmıştır. Irak, Mısır, Mağrip ve diğer İslam memleketlerindeki âlimler bu kitabı kaynak olarak ele almışlardır. Tertip ve fıkıh ilmi bakımından çok güzeldir.” Ebü'l-Âla el-Muhsin el-Vedadî şöyle anlatır: “Resulullah'ı rüyamda gördüm. “Kim bir sünene ele geçirmek isterse, Ebu Davud'un Sünen'ini okusun.” buyurdular.” İmam-ı Nevevî buyurdu ki: “Fıkıh ve başka ilimlerle uğraşan kimselerin Ebu Davud'un Sünen'ine ehemmiyet vermesi, onu çok iyi tanıması gerekir. Çünkü, delil olarak getirilen ahkam (hükümler) ile alakalı hadis-i şeriflerin çoğu bu kitaptadır. Sonra bu kitaptan istifade de kolaydır.”
Sünen-i Ebu Davud, Kütüb-i Sitte içinde Sahih-i Buharî, Sahih-i Müslim'den sonra gelir. Kütüb-i Sitte müellifleri, hadis ilminde güvenilir, adil, yüksek ezber kabiliyeti ve derin bir ilme sahip olmakla tanınmaktadırlar. Bu âlimler hadis-i şerifin sahih olması hususunda kabul ettikleri şartlarda asla müsamaha göstermemişlerdir. (Kütüb-i Sitte şunlardır: Sahih-i Buharî, Sahih-i Müslim, Sünen-i Ebu Davud, Sünen-i Tirmizî, Sünen-i Nesaî, Sünen-i İbn-i Mace)
Musa bin İbrahim; “Ebu Davud, sanki dünyada hadis-i şerif için, ahirette Cennet için yaratılmıştır. Onun gibisi az bulunur.” derken, Ebu Davud'un Şa'bî'den, onunda Abdullah bin Amr hazretlerinden rivayet ettiği hadis-i şerifte buyuruluyor ki: “Müslüman o kimsedir ki, Müslümanlar, onun dilinden ve elinden zarar görmezler. Muhacir (hicret eden) de, Allahü tealanın yasakladığı şeyleri terk edendir.”
“Ebu Bekr el-Hallal; “O, zamanının en büyük âlimlerindendir. Hadis-i şerifle ilgili bilgilerde pek derin idi.” diye methetmiştir. Bildirdiği hadis-i şeriflerden birkaçı: “İnsanın dini, arkadaşının dini gibidir. Herkes, kiminle arkadaşlık ettiğine baksın.” “Bilmediklerinizi sorunuz. Cehaletin ilacı sormaktır.” Ümm-i Ferve haber veriyor, Resulullah'a hangi amelin efdal olduğu soruldu. “Amellerin efdali, vaktin evvelinde kılınan namazdır.” buyurdu. “Cuma günleri bana çok salevat okuyunuz. Bunlar bana bildirilir.” Öldükten sonra da bildirilir mi, denildiğinde; “Toprak, Peygamberlerin vücudunu çürütmez. Bir Mümin bana salevat okuyunca, bir melek bana haber vererek, ümmetinden falan oğlu filan, sana selam söyledi ve dua etti der.” “Muhakkak ki, Allahü teala, lütuf sahibidir, (kullara kolaylık diler, güçlük dilemez) yumuşak hareket etmeyi sever ve sertlikten dolayı vermediği kazancı, yumuşaklık sebebiyle verir.” “Yumuşak olanlar ve kolaylık gösterenler, hayvanın yularını tutan kimse gibidir. Durdurmak isterse, hayvan ona uyar. Taşın üzerine sürmek isterse, hayvan oraya koşar.” “Cennet'e gidecek olanları haber veriyorum, dinleyiniz: Zayıftırlar, güçleri yetmez. Bir şey yapmak için yemin ederlerse, Allahü teala bunların yeminlerini muhakkak yerine getirir. Cehennem'e gidecek olanları bildiriyorum, dinleyiniz: Sertlik gösterirler. Acele ederler. Kendilerini üstün görürler.”
“Bir kimse ayakta iken kızarsa otursun. Oturmakla kızması geçmezse yatsın.” “İyiliksever insanların hatalarını bağışlayınız.” Resulullah Efendimiz zamanında bir adam diğerlerine kötü sözler söyledi. Fakat diğerleri sustu. Peygamber Efendimiz de orada oturuyordu. Sonra sükut edenlerden biri de aynı şekilde kötü sözle mukabelede bulundu. Bunun üzerine Peygamber Efendimiz oradan kalkıp gitti. Resulullah'a niçin kalktığı sorulunca şöyle buyurdular: “Melekler kalkınca bende kalktım. Önce kendisine kötü söz söylenilen, sükut edip cevap vermediği müddetçe melekler kötü söz söyleyene kendi sözünü geri çeviriyorlardı. Fakat o da (kendisine kötü söz söylenen) kötü sözü söyleyenin sözünü kendisine iade edince, melekler kalktı, gitti.” “Bir kimseye, üç günden fazla bir müminle dargın durması helal olmaz. Üç gün geçince mümin kardeşine gidip, onunla buluşsun ve selam versin. Eğer yanına gittiği şahıs selamını alıp mukabele ederse, her ikisi de sevapta ortak olurlar. Eğer selamı almazsa, selam veren, dargınlık günahından kurtulur.” (Selamı almayan günahı yüklenir.) “Kardeşi ile bir sene konuşmayıp, dargın duran, onun kanını akıtmış (onu öldürmüş) gibidir.” “Küçüğümüze merhamet etmeyen, büyüğümüze saygı göstermeyen, bizden değildir.” “Kişi güzel ahlâkı ile, geceyi ibadetle geçirenin derecesine ulaşır.”
Sünen-i Ebu Davud'un şerhleri çoktur. Bunlardan son zamanlarda yazılan El-Menhelü'l-Azbü'l Mevrud isimli şerh yarım kalmış, daha sonra üzerine tekmile yazılarak basılmıştır. Resimde Fethu'l Meliki'l-Ma'bud adıyla basılan El-Menhel tekmilesinin kapak sayfası görülmektedir. Ebu Hüreyre rivayet etti. Resulullah Efendimiz buyurdu ki: “Nefsim yed-i kudretinde olan Allah'a yemin ederim ki, siz Müslüman olmadıkça Cennet'e giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe, kâmil Müslüman olamazsınız. Selamı aranızda yayın ki, birbirinizi sevesiniz. Kin beslemekten sakının. Çünkü o, tıraş edip kazıyıcıdır. Size saçları tıraş eder, demiyorum. Fakat o, dini kazıyıp siler.” Hazreti Muaviye'nin rivayet ettiği hadis-i şerifte Resulullah Efendimiz buyurdu ki: “İnsanlardaki ayıpları araştırırsan, onları ifsat eder, bozarsın.” Ebu Mes'ud el-Ensarî bildirdi. Birisi Resulullah Efendimize geldi; “Bana bir şey oldu. Yürüyecek durumum yok. Bir hayvana bindiriverseniz de gitsem.” dedi. Resulullah Efendimiz; “Seni bindirecek bir şeyim yok. Fakat falancaya git. Belki o seni bir şeye bindirip gönderir.” buyurdu. Sonra Resulullah Efendimiz bunu Eshab-ı Kiram'a anlattı ve şöyle buyurdu: “Kim hayırlı bir işe delalet ederse, (sebep olursa) o hayırlı işi işleyenin ecir ve sevabı kadar mükafat vardır.” Yezid bin Saib haber verdi. Resulullah Efendimiz; “Sizden biriniz arkadaşının eşyasını, ne şaka ve ne de ciddi olarak almasın. Biriniz arkadaşının değneğini aldığı zaman onu kendisine geri versin.” “Her ma'ruf (iyilik) sadakadır.”
Hazreti Enes bildirdi: “Muhacirler; “Ey Allah'ın Resulü! Ensar bütün sevapları alıp götürdü. Bize bir şey kalmadı.” deyince, Peygamber Efendimiz şöyle buyurdu: “Hayır, siz onlar için dua ettiğiniz ve onları, size verdikleri sebebiyle övdüğünüz müddetçe, size de sevap vardır.” buyurdu.” Ebu Hüreyre rivayet etti. Resulullah Efendimiz şöyle buyurdu: “İnsanlara teşekkür etmeyen, Allah'a şükretmiş olmaz. (Nimete vasıta olana dua ve meth yapılınca, sevap kazanılır. Bu dua ve meth, nimete vesile olana teşekkür demektir. Bu teşekkür, Allahü tealaya şükür yerine geçer.) ” İbn-i Ömer rivayet etti. Resulullah Efendimiz buyurdu ki: “Hepiniz birer çobansınız. Hepiniz, emrinde ve eli altında olanlardan mesulsünüz. Devlet reisi de bir çobandır. O, emri altındakilerden mesuldür. Kişi ailesi üzerindeki bir çobandır. Kadın kocasının evinde bir çobandır. Hizmetçi de efendisine ait mal üzerinde bir çobandır.” Ebu Davud'un; Hazreti Aişe (radiyallahü anha) hazretlerinden rivayet ettiği; Allahü tealanın yumuşak huylu olan kullarına ihsanından bahseden hadis-i şerifin yazılı olduğu bir kıta.
Resulullah Efendimiz Eshab-ı Kiram'a; “Siz baş pehlivanı nasıl bilirsiniz?” diye buyurunca, onlar; “Erkeklerin yenemediği kimse olarak biliyoruz.” dediler. Peygamber Efendimiz; “Hayır, hakikatte o gazap anında nefsine sahip olandır.” buyurdu. Avf bin Malik bildirdi. Resulullah Efendimiz buyurdu: “Ben ve meşakkat, geçim darlığından dolayı yanakları moraran kadın (bir rivayette kocasından dul kalıp, çocuğuna sabreden, evlenmeyen kadın) Cennet'te şu iki parmak gibi birbirimize yakınız.” “Cibril (Aleyhisselam) komşuyu çok tavsiye etti. O kadar ki, neredeyse komşunun komşuya mirasçı olacağını zannettim.” Ebu Sa'id el-Hudrî rivayet etti. Resulullah Efendimiz şöyle buyurdu: “Bir kimsenin üç kızı veya üç kız kardeşi olur da onlara iyi muamele ederse, mutlaka Cennet'e girer.” Hazreti Ebu Bekr rivayet etti. Resulullah Efendimiz şöyle buyurdu: “Dünyada, Allahü tealanın, acele olarak cezasını vermeye, (ahirette ayrıca azabı olmakla beraber) sıla-i rahmi terk etme ile azgınlık ve taşkınlıktan daha layık bir günah yoktur.” Enes bin Malik rivayet etti. Resulullah Efendimiz buyurdu ki: “Kim rızkının bol olmasını ve ömrünün uzamasını severse, sıla-i rahm yapsın.” Bekr bin Haris; “Ya Resulallah! Kime iyilik edeyim?” diye sordu. Resulullah Efendimiz; “Annene, sonra babana, kız kardeşine, erkek kardeşine ve bunları takip eden akrabana (iyilik etmen) vacip bir haktır.” buyurduktan sonra, yakın akrabaları da ilave buyurdular. Ebu Hüreyre rivayet etti. Resulullah Efendimiz buyurdular ki: “Kul vefat ettiği zaman, bütün amellerinin sevabı da kesilir. Bunlardan üç amel müstesnadır. (Bunların sevabı kesilmez) Birincisi, sadaka-i cariye (insanların faydalandığı bir hayır eseri). İkincisi, kendisinden faydalanılan ilim. Üçüncüsü, kendisine, dua eden salih evlat.”
Ebu Davud'un; Ebu Hüreyre hazretlerinden rivayet ettiği, duası makbul olan üç kişi hakkındaki hadis-i şerifin zikredildiği bir kıta. Ebu Ubeyd'in şöyle anlattığı işitilmiştir. Biz Resulullah Efendimizin yanında bulunuyorduk. Birisi; “Ey Allah'ın Resulü! Annem ve babam vefat ettikten sonra, kendilerine yapabileceğim bir iyilik kaldı mı?” diye sordu. Resulullah Efendimiz: “Evet şu dört şey vardır: Onlara hayır duada bulunup, Allahü tealadan onların af ve mağfiretini dilemek. Vasiyetlerini yerine getirmek. Onların dünyada iken sevdiği arkadaşlarına ikramda bulunmak. Akrabalarına iyilik etmek.” Ebu Hüreyre rivayet etti. Resul-i Ekrem efendimiz buyurdular ki: “Şu üç kimsenin duası makbuldür. Bunda asla şüphe yoktur. Bunlar mazlumun duası, yolcunun duası, ana, babanın çocuklarına duası.” Abdullah bin Amr anlattı. Cihada gitmek için biri Resulullah'ın yanına geldi. Resul-i Ekrem efendimiz ona; “Anan, baban hayatta mı?” diye sual ettiler. O şahıs da; “Evet hayattadır.” diye cevap verdi. Bunun üzerine Resulullah Efendimiz; “Mademki, böyle Müslüman ana ve baban var. Onlara iyilik ve ihsanda bulunmak için çalış.” buyurdular. Abdullah bin Âmir anlattı: Ana ve babasını terk edip ağlatan ve hicret etme hususunda, Resulullah'a biat eden biri, Peygamber Efendimize geldi. Resulullah Efendimiz ona buyurdu ki: “Ana-babana dön, ağlattığın gibi onları güldür ve ferahlandır.” Muaviye bin Hayde anlattı: Resulullah'a; “Ya Resulallah! Kime iyilik edeyim?” dedim. “Annene.” buyurdu. Tekrar; “Kime iyilik edeyim?” dedim. “Annene.” buyurdu. Yine; “Kime iyilik edeyim?” dedim. “Annene.” buyurdu. Tekrar; “Kime iyilik edeyim?” dedim. “Babana, sonra en yakına, ondan sonra en yakınına.” buyurdu. Şekl bin Humeyd anlattı: “Ey Allah'ın Resulü! Bana faydalanacağım bir dua öğret.” dedim. Bunun üzerine Resulullah Efendimiz; “Allah'ım! Kulağımın, gözümün, dilimin, kalbimin ve şehvetimin şerrinden beni afiyete çıkar, de.” buyurmuştur.** Hazreti Ömer'in bildirdiğine göre, Resulullah Efendimiz şu beş şeyden; tembellikten, cimrilikten, yaşlılığın kötülüğünden, kalbin fitnesinden ve kabir azabından, Allahü tealaya sığınırdı. Enes bin Malik'in rivayet ettiğine göre, Resulullah Efendimiz, şu duayı çok söylerdi: “Allah'ım! Bize dünyada da ahirette de hasene, iyilik ver. Bizi Cehennem azabından koru.” Abdullah bin Ömer, Resulullah'ın dualarından birisinin şöyle olduğunu haber verdi: “Allah'ım! Nimetinin yok olmasından, ihsan ettiğin afiyetin değişmesinden, ansızın azabının gelmesinden, gazabına sebep olacak şeylerin hepsinden sana sığınırım.” Muaz bin Cebel'den rivayet edildi. O şöyle anlattı: Peygamber Efendimiz elimden tuttu. “Ey Muaz.” buyurdu. Ben; “Buyurun” dedim. “Ben seni seviyorum.” buyurdular. “Vallahi ben de sizi seviyorum.” dedim. “Sana her namazın peşinden söyleyeceğin bazı sözler öğreteyim mi?” buyurunca; “Evet.” dedim. Resulullah Efendimiz; “Allah'ım! Seni anmak (Kur'an-ı Kerim'i okuyup onunla amel etmek) nimetine şükretmek ve sana güzel ibadet etmek üzere bana yardım et de.” buyurdu. Abdullah bin Ömer'den bildirildiğine göre, Resulullah Efendimiz şöyle dua buyururlardı: “Allah'ım! Ben senden dünyada da ahirette de, af ve afiyet isterim. Allah'ım! Ben dinim ve ailem hususunda senden afiyet isterim. Ayıplarımı ört, korkumu gider, önümden, arkamdan, sağımdan, solumdan, yukarımdan (gelecek belalardan) da beni muhafaza eyle. (Yerin göçmesiyle de) altımdan helak olmaktan sana sığınırım.” Hazreti Ebu Bekr, Resulullah'ın şöyle buyurduğunu bildirmişti: “Kederli olanın yapacağı dualar şunlar: Allah'ım! Senin rahmetini umuyorum. Beni bir an olsun nefsime bırakma! Benim bütün halimi düzelt. Senden başka ilah yoktur.”
Nu'man bin Beşir bildirdi. Resulullah Efendimiz buyurdu ki: “Şüphesiz dua ibadettir.” Sonra şu ayet-i kerimeyi okudu: “Bana dua ediniz. Duanızı kabul edeyim.” (Mümin suresi: 60). Belî kabilesinden birisi rivayet etti. Babamla beraber Resulullah'a geldim. Resulullah Efendimiz yanımda, babama gizlice bir şeyler söyledi. Sonra ben babama; “Resulullah Aleyhisselam sana ne söyledi?” diye sordum. “Bir iş yapmak istediğin zaman, Allahü teala sana o işten bir çıkış kapısı gösterinceye veya yaratıncaya kadar yavaş hareket et ve temkinli ol.” buyurdu, dedi. “Ahirete ait işlerin dışındaki işlerde acele etmemek hayırlıdır.” Habbetü't-Temimî'nin babası Resul-i Ekrem Efendimizden şöyle rivayet etti: “Baykuşlarda uğursuzluk diye bir şey yoktur. En doğru yorum, hayra yormaktır. Göz değmesi haktır ve gerçektir.” Ebu Sa'id haber verdi. Resulullah Efendimiz buyurdu ki: “Sizden biriniz esnediği zaman, elini ağzına koysun. Çünkü şeytan ağzına girer.” Hazreti Muaviye bildirdi: Resulullah Efendimiz buyurdular ki: “Kişi, Allahü tealanın kullarının kendisi için ayakta dikilmesine sevinirse, ateşten bir eve hazırlansın.” Abdullah bin Amr rivayet etti. Resulullah Efendimiz buyurdu: “İki kişi arasına oturmak suretiyle aralarını ayırmak, kimseye helal olmaz. Müsaadeleriyle olursa müstesnadır.” Şa'bî'den rivayet edildi. Birisi, Abdullah bin Amr'a geldi. Abdullah'ın yanında da bazı kimseler vardı. Bu zat, Abdullah'a doğru giderken, ona mani oldular. Bunun üzerine Abdullah; “Onu bırakın.” dedi. Sonra adam Abdullah'ın yanına oturdu. “Resulullah'tan duyduğun bir şeyi bana haber ver!” dedi. Abdullah bin Amr hazretleri de; “Resulullah Efendimizin şöyle buyurduğunu işittim: “Müslüman o kimsedir ki, Müslümanlar, onun dilinden ve elinden zarar görmezler. Muhacir (hicret eden) de, Allahü tealanın yasakladığı şeyleri terk edendir.” Hazreti Abdullah'tan rivayet edildi. Resul-i Ekrem şöyle buyurdu: “İnsanlar üç kişi, olduğu zaman, üçüncüyü yalnız bırakıp, iki kişi aralarında gizli konuşmasınlar.” Ebu Davud hazretlerinin Hazreti Muaviye'den naklen rivayet ettiği, “Kişi, Allahü tealanın kullarının kendisi için ayakta dikilmesine sevinirse, ateşten bir eve hazırlansın.” manasındaki hadis-i şerifin yazılı olduğu bir kıta.
Süleym bin Cabir rivayet etti. Peygamber Efendimize gittim. “Ey Allah'ın Resulü! Bana nasihat ver.” dedim. Bunun üzerine Peygamber Efendimiz; “Allahü tealadan kork ve takvaya sarıl. Kuyudan su çekmek isteyenin su kabından su boşaltmak yahut kardeşinle güler yüzle konuşmak şeklinde bile olsa, hiçbir iyiliği küçük görme. Elbiseni yere sarkıtmaktan (sürüklemekten) sakın. Çünkü bu kibirdendir. Allahü teala bunu sevmez. Eğer bir kimse, senden bildiği bir şeyle seni ayıplarsa, sen onu, hakkında bildiğin bir şeyle ayıplama. Seni kötüleyeni bırak. Söylediğinin günahı ona aittir. Onun mükafatı ise senindir. İnsan, hayvan veya başka bir mahluk olsun, hiçbirisine kötü söz söyleme.” buyurdu. Süleym der ki: “Ondan sonra ne bir insana, ne bir hayvana, hiçbirisine kötü söylemedim.” İbn-i Abbas haber verdi. Resulullah Efendimiz buyurdular ki: “Elinde, et veya yemekten kalma yağ bulaşığı olduğu halde, onu yıkamadan yatıp uyuyan kimseye bir zarar dokunursa, kendisinden başkasını kınayıp, ayıplasın.” Cabir bin Abdullah rivayet etti. Resulullah Efendimiz buyurdular: “Kapıları kilitleyin. Su kırbasını bağlayın. Kapları örtünüz. Lambaları söndürünüz. Çünkü, şeytan kilitli kapıyı açmaz, bağı çözmez ve kabı açmaz.” Ebu Hüreyre rivayet etti. Resulullah Efendimiz buyurdu: “Beş şey, Peygamberlerin sünnetlerindendir. 1- Bıyık kısaltmak, 2- Tırnakları kesmek, 3- Kasıkları tıraş etmek. 4- Koltuk altlarını yolmak (traş etmek), 5- Misvak kullanmak (dişleri temizlemek).” Ebu Hüreyre rivayet etti. Peygamber Efendimiz buyurdu ki: “Şunlara bir yüzle, bunlara bir yüzle gelen iki yüzlü kimse, insanların en kötülerindendir.” “Güçlü olmak, insanları yenmekle değildir. Gerçekte güçlü olan, öfke zamanında nefsine sahip olandır.” Ebu Davud buyurdu ki: “Sözün hayırlısı, can-ı gönülden nasihatttir.”