Evliyanın meşhurlarından. 532 (m. 1137) senesinde Füt veya Fevet'te vefat etmiştir. Talebelerinin en meşhurlarından ve en yakını olan Şeyh Atik şöyle anlatmıştır:
“Biz onunla birlikte Musul'a gitmiştik. Yanında kırk kişi idik. Ayrıca Musul'a kadar birçok şehirden ileri gelenler bize katılmıştı. Musul'a varınca, Ebü'n-Neca'nın yanımızdan ayrıldığı bir sırada, yanımıza meşhur veli Kadîbülban geldi. Ebü'n-Neca'nın nerede olduğunu sorunca, 'Ebü'n-Neca gitti' dediler. Bunun üzerine Kadîbülban, bu gidişin Ebü'n-Neca için hayırlı olmadığına dair bazı şeyler söyledi. Bu sözler orada bulunanların hoşuna gitmedi. Hatta Kadîbülban'a kızdılar. Bu sırada Ebü'n-Neca çıkageldi. Sanki peşinden koştuğu bir şeye yetişmiş gibi bir hâli vardı. 'Size kim geldi?' dedi. Onlar da Kadîbülban'ın geldiğini söylediler. Ebü'n-Neca, 'Kadîbülban doğru söylemiş, Musul'un meşhur âlimi ile aramızda bazı tatsız durumlar oldu' dedi.
Sonra Kadîbülban'la görüştüler. Ebü'n-Neca'ya dedi ki: 'Bana, memleketinden buraya kadar gördüğün meşhur kimseleri söyle, sana onların ne durumda olduklarını söyleyeyim.' Ebü'n-Neca kimi söylemişse, onun ne durumda ve derecede bir kimse olduğunu söylüyordu. 'Bu, çeyrek insan eder. Bu, yarım insan mertebesindedir. Bu, tartıya gelir bir adamdır, şu ise kâmil birisidir' şeklinde söylüyordu. Sonra Ebü'n-Neca'ya şöyle dedi: 'Şark ile garp arasında, nice iyi tanınmış ve meşhur kimseler vardır ki, Allahü tealanın katında sivrisinek kanadı kadar değeri yoktur.'
(Kadîbülban: Hasan isminde mübarek bir zattı. Çok kerametleri anlatılırdı. Ebü'n-Neca ile görüşmüş, Abdülkadir-i Geylanî ile muasırdır. Abdülkadir-i Geylanî'nin, onun hakkındaki kanaati iyi idi. Allahü tealaya yakîn sahibi bir velidir. Musul'da vefat etti.)”
Ebü'n-Neca hazretleri görülmemiş derecede ibadet ve taat yapardı. Meleklerin zikirlerini, tesbihlerini işitirdi. Bunu bizzat kendisi söylemiş ve; “Zikir ile gıdalanıyor ve yemekle doyar gibi doyuyorum.” demiştir.
Yine kendisi şöyle anlatmıştır: “Bir defasında Şam'da Rebve Dağı üzerinde idim. 'Ya Rabbî! Havada uçan nasıl uçar?' dedim. Bu sözü söyler söylemez, bir kuvvet beni alıp havaya kaldırdı. Semada o kadar yükseltti ki, Şam şehri gözüme küçük bir para gibi gözüküyordu. Dedim ki: 'Ya Rabbî! Ben şehadet ederim ki, sen her şeye kâdirsin.' Sonra tekrar yerime indirildim.”