Osmanlı Devleti zamanında yetişen âlimlerden. İsmi, Mehmed Es'ad bin Hacı Ahmed bin Abdullah Efendi'dir. Sahaflarşeyhizade adı ile meşhur oldu. Babası hem ilim okumuş hem de bu esnada kitap satmış bu sebeple Sahaflarşeyhi diye tanınmıştır. Aile aslen Arapkir'in Nerdübanlı köyündendir. Mehmed Es'ad Efendi 1204 (M. 1789) senesinde İstanbul'da Ayasofya yakınlarında doğdu. 1264 (M. 1848) senesinde, meclis-i mearif-i umumiyye reisi iken, İstanbul'da vefat etti. Ayasofya Camii yakınında, Yerebatan Caddesi'nde Üskübî İbrahim Ağa Camii karşısında yaptırmış olduğu, günümüzde halı satış mağazası olarak kullanılan kütüphanenin avlusuna defnedildi.
Es'ad Efendi, küçük yaşta babasından ve çeşitli hocalarından ilim öğrendi. Kudüs ve Mısır kadılığında bulunan babası onu yanından ayırmadı. Buralarda Arapça'yı iyi öğrendi. Babası Medine kadılığına tayin edilince, yolculuk esnasında bindikleri gemi 1219 (m. 1804) yılında battı. Babası şehit oldu. Kazadan sâlimen kurtulan Es'ad Efendi, İstanbul'a döndü.
Sahaflarşeyhizade Es'ad Efendi'nin Ayasofya-Cağaloğlu arasında Yerebatan Caddesinde bulunan Kütüphanesinin Eski bir resmi (sağda) ve yeni bir resmi (solda).
İstanbul'da Halet Efendi'ye intisap ederek tahsilini sürdürdü. 1223 (m. 1808)'de müderrisliğe başladı. Bir sene sonra musıle-i sahn'a yükseldi. Ancak geçim sıkıntısı sebebiyle müderrisliği bırakarak Adapazarı naibliğinde meşihat mektupçuluğu yamaklığında, Kütahya ve Birgi'de naibliklerde bulundu. Daha sonra İstanbul'a döndü. Bir yıl İstanbul kadılığı vekayi katipliği ve 1240 (m. 1824)'ten itibaren de kapan (pazar yeri) naibliği yaptı. 1241 (m. 1825) senesi Safer ayının on beşinde, Şanizade Ataullah Efendi'nin yerine vak'anüvisliğe (devletin resmi tarihçiliğine) getirildi ve vefatına kadar bu görevde kaldı. Vak'a-i Hayriyye'den kısa bir süre önce Tarih'inin bir kısım müsveddelerini İkinci Mahmud'a takdim etti ve padişah tarafından 10.000 kuruş atıyye ile taltif edildi. Ayrıca ilmî rütbesi hareket-i altmışlıya yükseltildi. Yeniçeri Ocağının kaldırılmasını anlatan Üss-i Zafer adlı eserinin müsveddelerini takdim edince kendisine Evkaf müfettişliği ve Üsküdar mahreci payesi verildi. Bu eserinin basılması için irade çıkt1ı ve tashihiyle bizzat ilgilenmesi emredildi. Bu tashih görevi, Es'ad Efendi'nin daha sonra getirileceği Matbaa-i Amire ve Takvimhane nazırlığına bir başlangıç sayılabili2r.
Es'ad Efendi, 1244 (m. 1828) senesinde Rus cephesine gönderilen Selim Mehmed Paşa kumandasındaki orduya Edirne payesi ile kadı tayin edildi. Es'ad Efendi, ordunun İstanbul'dan hareketinden itibaren Şumnu'ya varıncaya kadar geçen vakaları yazdı. Fakat daha sonra yerine Çerkeşî Mehmed Efendi gönderilerek uhdesinde bulunan vak'anüvislik hizmetini görmesi için İstanbul'a çağrıldı ve bilfiil Üsküdar kadılığına tayin edildi, bir yıl sonra da Mekke payesiyle görevinden alındı, arpalık olarak kendisine Yalova kadılığı verildi. 1247 (m. 1831) yılında yapılan genel nüfus sayımında Şehirköy ve Sofya yöresinde görevlendirilen Es'ad Efendi, aynı sene neşrine başlanan ve ilk Türkçe gazete olan Takvim-i Vekayî nazırlığına ve başyazarlığına getirildi. Başlangıçta Matbaa-i Amire'nin idaresi Hacı Saib Efendi'nin üzerinde iken Takvimhane ile matbaanın birlikte idaresinin daha iyi olacağı düşünülerek matbaa da Es'ad Efendi'nin idaresine verildi.
1249 (m. 1833)'te İstanbul kadılığı payesini alan Es'ad Efendi, ertesi yıl vak'anüvislik ve takvimhane nazırlığı da uhdesinde kalmak üzere bilfiil İstanbul kadısı oldu. Normal kadılık süresi bitince görevi dört ay daha uzatıldı ve 1251 (m. 1835)'e kadar bu makamda kaldı. Aynı sene Anadolu kazaskerliği payesi ve büyükelçilik unvanıyla Feth Ali Şah'ın oğlu Mehmed Şah'ın tahta çıkışını tebrik için İran'a gönderildi. Bir yıldan fazla süren elçiliği sırasında üzerindeki görevleri yürütmek için vekiller tayin edildi. İran'dan gelince Takvimhane ve Tabhane-i Amire 3nazırlığına dönen Es'ad Efendi, uzun süredir hasta olduğundan sadece vakanüvislik bırakılarak öteki görevlerinden azledildi.
Es'ad Efendi 1254 (m. 1838)'de yeni kurulmuş olan Karantina Meclisi'ne üye seçildi, fakat birkaç ay sonra bu görevinden alındı. Aynı sene Rumeli kazaskerliği payesini aldı. Tanzimat'ın ilanından sonra Meclis-i Vala-yı Ahkam-ı Adliyye üyesi oldu ve iki yıl kadar bu görevi yürüttü. Aynı tarihlerde vekaleten nakibüleşraflık görevini de üstlenen Es'ad Efendi 1257 (m. 1841)'de asaleten nakibüleşraf oldu ve vefatına kadar bu görevde kaldı. Daha önce payesini aldığı Rumeli kazaskerliğine 1259 (m. 1843)'te bilfiil getirildi. Bir senelik müddetin sonunda görev süresi beş ay daha uzatıldı ve 1260 (m. 1844)'e kadar bu görevde bulundu. Ertesi sene sıbyan mekteplerinin ıslahı için Babıali'de teşkil edilen geçici meclise üye oldu. Daha sonra Meclis-i Maarif-i Umumiyye azalığına getirildi, 1847'de de kendisine Mekatib-i Umumiyye nazırlığı verildi. Bir yıl kadar sonra gerek meclisin görüşüyle hareket etmek istememesi, gerekse hastalıklı bir bünyeye sahip olmasını bahane ederek bu görevinden istifa etti. Bunun üzerine 1264 (m. 1847) tarihinde mevkii daha yüksek, meşguliyeti daha az olan Meclis-i Maarif-i Umumiyye reisliğine getirildi. Bu onun son görevi oldu. Rahatsızlığı giderek artan Es'ad Efendi aynı sene vefat etti. Cenazesi ertesi gün devrin ileri gelenlerinin iştirakiyle Sultan Ahmed Camii'nde kılındı ve İstanbul'da Yerebatan'da yaptırdığı kütüphanenin bahçesine defnedildi.
Es'ad Efendi hitabet kabiliyetine sahip, her işten anlar, zeki, vaktini araştırma, okuma ve yazmaya hasretmiş alim ve şair bir zat idi. Yeniçeriliğin kaldırılması öncesinde, askerî alanda yapılacak yeni düzenlemelerle ilgili eşkinci hüccetinin yazılmasının kendisine havale edilmesi onun güvenilir, namuslu, dürüst ve devlet nezdinde saygıdeğer bir kişi olarak kabul edildiğinin delilidir. Muhalifleri bile Es'ad Efendi'yi tenkit ederken o4nun “ferid-i asr. vahid-i dehr” olduğunu da belirtmektedir.
Es'ad Efendi, Yeniçeri Ocağı'nın kaldırılması sırasında ismi sıkça geçen ve hizmeti görülen bir kişidir. O sırada İstanbul kadılığında vekayi' katibi ve devlet vak'anüvisi olan müellif, şeyhülislamın emriyle eşkinci teşkilatı için kaleme aldığı hücceti hem şeyhülislam konağındaki toplantıda hem de Ağakapısı'nda, ayrıca ocağın kaldırılmasıyla ilgili ferman suretini de 1241 (m. 1826) tarihinde Su5ltan Ahmed Camii'nde bizzat okumuştur.
Sahaflarşeyhizade Es'ad Efendi'nin Kütüphanesinin avlusunda bulunan kabrinin dışardan görünüşü (sağda) ve kabir taşının eski bir resmi (solda).
Divan edebiyatının hemen her türünde eser veren Es'ad Efendi güçlü bir şair olarak görülmemekte, manzumelerinin taklit olduğu söylenmektedir. Çeşitli vesilelerle padişaha manzum tarihler ve kasideler takdim eden Es'ad Efendi'nin bazı manzumeleri devrin gazetelerinde çıkmıştır.
Muhammed Es'ad Efendi, zayıf bünyeli, zeki, vaktini okumaya ve yazmaya hasretmiş, âlim, şair ve zarif bir zattı. Sofiyye-i aliyyenin büyüklerinden, İslam bilgilerinin mütehassısı Mevlana Halid-i Bağdadî hazretlerinin sevenlerinden idi. Kendisiyle daimi olarak mektuplaşır, nasihat ve dualarını alırdı.
Mevlana Halid-i Bağdadî hazretlerinin Muhammed Es'ad Efendi'ye yazdığı mektubun bir kısmı şöyledir:
“Sıhhatte olduğunuzu bildiren mektubunuz geldi. İnkarcıların çok olmasına rağmen, bu yolda ve sünnet-i seniyye üzere sebatınızı, devamınızı ifade etmeniz bizi sevindirdi. Bu sebeple Allahü tealaya tekrar tekrar hamd ettim. Hakkü'l-yakin sırlarından habersiz bazılarının, evliyaya kalben bağlanmayı bid'at saydıkları, aslı ve esası olmadığını iddia ettikleri, bu fakirin kulağına geldi. Hakikat asla onların dedikleri gibi değildir. Bilakis kalben bağlılık Müceddidîyye yolunun mühim bir esasıdır. Hatta o, Kur'an-ı kerime ve Resulullah efendimizin sünnet-i seniyyesine tam olarak yapıştıktan sonra, maksuda kavuşturacak yolların en büyüğüdür. Büyüklerimizden bazısı tasavvuf yoluna kavuşmak için, sadece kalb ile olan bağlılıkla yetinmemişlerdir. Fena-fillah, kalbin yalnız Allahü tealadan başka her şeyi terk etmesi mertebesinin başlangıcı olan hocada fani olmaya en çabuk ve kolay götüren yol olduğunu kesin bir şekilde ifade etmişlerdir.
Tasavvuf yolunun büyüklerinden, Hace Ahrar diye bilinen, Şeyh Ubeydullah-i Ahrar şöyle buyurdu: “Sadıklarla beraber olmak Kur'an-ı Kerim'de emrolunmuştur. Onlarla beraber olmak, hem sureten hem de mânen olur. Sonra onlarla mânen beraber olmanın, kalbî bağlılık ile olduğunu açıkladı. Bu husus, ehlince malum ve meşhurdur. Reşahat kitabında, tafsilatlı olarak yazılmıştır.”
Sanıyorum, kalben bağlanmayı kabul etmeyenler, onu ıstılah mânâsı ile düşünmediler. Eğer bu hususu ıstılah mânâsı tasavvuftaki mânâsı ile düşünselerdi, onu inkar etmezlerdi. Çünkü tasavvufta kalben bağlılık, talebenin edeb üzere olması ve hocasının huzurunda olduğu gibi, gıyabında da ondan feyz alması için, suretini çok hatırında tutmakla fena-fillah mertebesinde olan hocasının ruhaniyetinden yardım istemektir.
Sahaflarşeyhizade Es'ad Efendi'nin Üss-i Zafer adlı eserinin ilk sayfası. Eser Yeniçeri Ocağının kaldırılmasını anlatması bakımından mühimdir.
Talebe hocasının suretini hatırına getirmek suretiyle tam bir huzura kavuşur ve kalbi nurlanır. Bu sebeple kötü işlerden sakınır. Kalben bağlılığın bu mânâda inkarı düşünülemez. Bunu ancak Allahü tealanın, alnını hüsran ile mühürlediği kimselerden başkası inkar etmez. Bu şekilde saadette mahrum olmaktan ve gazaba uğramaktan Allahü tealaya sığınırız. Çünkü; “Bir kimse evliyaya inanıyorsa, kalben bağlılığın güzelliğini ve faydasının büyüklüğünü anlar.” buyrulmuştur. Hatta bu hususta ittifak etmişlerdir. Evliyanın sözlerine tâbi olan kimse için bu husus gizli değildir.1
Ayrıca, dört mezheb âlimlerinin büyükleri de, kalben bağlılığın faydasından açıkça bahsetmişlerdir. Şimdi ben, kalbinde evliy2ayı inkar hastalığı bulunmayanın müracaat edebilmesi, sırf nefsine uymak suretiyle evliyayı kabul etmeyen kimselerin inkar etmemesi için, bu âlimlerin sözlerini, yerlerini de söylemek suretiyle bildireceğim:
İmam-ı Şa'rani, En-Nefehat-ül-Kudsiyye kitabında, zikrin adabını anlatırken, yedincisi için şöyle dedi: “Talebe, hocasını gözünün önüne getirecek. Bu, bu yolun büyüklerine göre, zikrin edeplerinin en büyüğü ve en mühimidir.”3
Yine Hanefî mezhebi âlimlerinin büyüklerinden ola4n Allame Şerif Cürcanî, Şerh-i Mevakıf'ın sonlarında, evliyanın suretlerinin talebelerine göründükleri, talebelerin onlardan feyz aldıkları, hatta vefatlarından sonra da onların feyzlerinden istifade edildiğinin sahih olduğunu bildirmiştir.
Abdülkadir-i Geylanî hazretleri de şöyle buyurdu: “Tasavvuf yoluna giren bir kimse, evliyayı kiram ile kalben bağlantı yapar. Bu bağlantı sebebiyle, bâtınen hatırladığı velîden istifade eder.”
Sahaflarşeyhizade Es'ad Efendi'nin Kütüphanesinin içinden bir görünüş (sağda) ve günümüzde halı mağazası olarak kullanılan Kütüphaneden bir başka görünüş (solda).
Şemsüddin ibni Kayyım, Kitabü'r-Ruh adlı eserinde şöyle demektedir: “Ruhun, bedenin durumundan başka bir durumu vardır. Ruh, refik-i âlada bulunur. Meyyitin bedenine bitişir. Şöyle ki; ruh sahibine selam verilince, selama cevap verir. Fakat ruh yine refik-i âlada kendi yerindedir. Bu mânâda olan deliller pek çoktur. Bütün bunlar vefatlarından sonra evliyanın bir nevi tasarruflarının olduğuna delalet eder.”
Beni bu mevzulardan bahsetmeye sevkeden sebep; Allahü tealanın rızasını kazanmaya vesile, temeli Ehl-i Sünnet akaidine yapışmak olan, Resulullah efendimize tabi olmak, ruhsata yapışmayı terketmek, azimetlere yapışmak, murakabeye devam etmek, Allahü tealaya yönelmek, Allahü tealadan başkasından yüz çevirmek, Allahü tealayı görür gibi ibadet etmek, dinî ilimleri öğrenmek ve öğretmek, Müslümanların avamı gibi görünmek, gizli zikr yapmak, nefes alıp-verirken dahi Allahü tealadan gafil olmayacak şekilde nefslerini muhafaza etmek, Allahü tealanın ve Resulullah'ın sallallahü aleyhi ve sellem ahlâkı ile ahlâklanmaktan ibaret olan tasavvuf yolunu müdafaa etmektir.”
Güzel şiirler de yazan Es'ad Efendi'nin bazı beytleri:
- Pak dil ol, kıl saadet iktisab, / Bab-ı lutf-i Hakka eyle intisab.
- Olmak istersen dü (iki) âlemde said, / Kıl tekarrüb hayra, ol serden ba'id.
- Hilekâr olma, olur fi'lin asir. / İstikamet kıl, ola kârın yesir.
- Her derde bir deva var, / Onu bulma(da)dır hüner.
Es'ad Efendi ayrıca nadide eserlerden derleyip vakfettiği kitaplarla da ilim çevrelerinde müstesna bir yere sahip olmuştur. Hayatı boyunca topladığı 4000'e yakın kitabı 1261 (m. 1845)'te düzenlediği bir vakfiye ile ilim âleminin istifadesine sunmuştur. Es'ad Efendi sıradan bir kitap toplayıcısı değil kütüphanesine aldığı her eseri inceden inceye tetkik eden bir şahsiyettir. Es'ad Efendi'nin kitapları bugün Süleymaniye Kütüphanesinde olup, kütüphane olarak yaptırdığı bina halı mağazası halindedir.
Sahaflarşeyhizade Es'ad Efendi'nin yazdığı ve Osmanlı Devlet Protokolünü anlatan Teşrifat-ı Kadime adlı eserin ilk sayfası.
Eserleri:
1- Tarih: Muharrem 1237 - Zilhicce 1241 yılları arasındaki hadiseleri ihtiva eder. İki cilt olarak düzenlenen eserin İstanbul kütüphanelerinde birçok yazma nüshası vardır.
2- Üss-i Zafer: Yeniçeri Ocağı'nın kaldırılmasını anlatan bir eserdir. Müellifin kendi kütüphanesinde 1293 yılında İstanbul'da basılmış olanına göre eksik bir nüshası vardır. Eser Fransızca'ya, Rumca'ya ve bazı kısımları da Rusça'ya tercüme edilmiştir.
3- Teşrifat-ı Kadime: Osmanlı Devleti'nin resmi protokolünü anlatan bir eserdir. 1287'de İstanbul'da basılmıştır.
4- Sefername-i Hayr: İkinci Mahmud'un 1247 (m. 1831)'de Çanakkale Boğazı'na ve Edirne'ye yaptığı gezinin anlatıldığı bir eserdir.
5- Ayatül-hayr: İkinci Mahmud'un 1253 (m. 1837)'de Tuna vilayetine yaptığı geziyi anlatan eserin bilinen tek yazma nüshası Süleymaniye Kütüphanesi Hüsrev Paşa Kısmı No: 319'da kayıtlıdır.
Sahaflarşeyhizade Es'ad Efendi'nin yazdığı Pendname adlı eserin ilk sayfası.
6- Ahval-i Tunus: Tunus'un Osmanlılar tarafından fethinden Sultan Abdülmecid devrinde Ahmed Paşa'nın valiliğine kadar geçen süre içindeki hadiseleri anlatan bir risaledir.
7- Münşeat: Es'ad Efendi'nin gerek kendi bazı şiirlerini gerekse başkalarının yazdığı şiirleri, vakfiye suretlerini, mektupları ve çeşitli bilimsel nakilleri ihtiva etmektedir.
8- Bağçe-i Safa-enduz: Salim Tezkiresi'nin zeyli olup 1135-1251 (m. 1722-1835) yılları arasında yaşayan şairlerden 205'inin biyografisini ihtiva etmektedir.
9- Şahidü'l-müverrihin: Türkçe'de kullanılan bazı kelimelerin imlasını ve tarih düşürmenin kurallarını ihtiva eden bir eserdir.
10- Pendname: Çocuklar için yazılmış manzum bir öğüt kitabıdır.
11- Mesh-i Ricl ve Mesh-i Huf: Abdestte çıplak ayağa meshetme veya mest üzerine meshetme meselesine dair olan bu risale kendi kütüphanesinde kayıtlıdır.
12- Nasrun aziz: Yaşanmış bir hadiseden hareketle iman-amel münasebetini ele aldığı bir risaledir.
13- Delailü nübüvveti nebiyyina: Es'ad Efendi bu eserde Tevrat ve İncil nüshaları hakkında bilgi verip bu kitaplarda Peygamber Efendimize dair işaretlere temas etmektedir.
14- Mehasin-i Mecidiyye: Sultan Abdülmecid'in iradesiyle kaleme alınmış; padişaha itaat, güzel ahlak ve insan haklarıyla ilgili üç bölümlük bir risaledir.
Sahaflarşeyhizade Es'ad Efendi'nin Mahmudü'l-eser fî tercemeti'l Mustazrafi'l-müste'ser adlı eserin ilk sayfası.
Sahaflarşeyhizade Es'ad Efendi'nin yazdığı El-Virdü'l-müfid fî şerhi'ttecvid adlı eserin ilk sayfası.
15- Beyanü's-sıfati's-sübutiyyetillahi teala: Allahû tealanın sübutî sıfatlarının tarif ve izah edildiği bu risalenin temize çekilmiş metni İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi İbnülemin Kısmı No: 2649'da kayıtlıdır.
16- İsbat-ı Nübüvvet: Bu risalesi de İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi İbnülemin Kısmı No: 2875'te kayıtlıdır.
17- Ziba-yı Tevarih: Es'ad Efendi, Muslihuddin-i Lari'nin Farsça Mir'atü'l-edvar ve mirkatü'l-ahbar adlı umumi tarihini, daha önce Hoca Sadeddin Efendi tarafından yapılan tercümesini ve diğer kaynakları göz önünde tutarak yeniden Türkçe'ye çevirmek istemiştir. Ancak yaratılıştan başlayıp Yavuz Sultan Selim dönemine kadar gelen bu eseri II. Mahmud'a kadar getirmeyi düşünmüşse de Deylemîler'e kadar olan kısmın1ı tercüme edebilmiştir. Eserin müellif hattı ile olan tek nüshası Es2'ad Efendi'nin kendi kütüphanesinde (No: 2410) bulunmaktadır.
18- Mahmudü'l-eser fî tercemeti'l-Mustazrafi'l-müste'ser: Daha çok Mustazraf Tercümesi diye tanınan eser, Muhammed bin Ahmed el-İbşihî'nin El-Müstadraf min külli fennin mustazraf adlı eserinin tercümesidir. Kitap 1263'te İstanbul'da yayınlanmıştır.
19- Kevkebü'l-mes'üd fî kevkebeti'l-cünud: Şeyh Muhammed bin Mahmud el-Cezairî'nin Es-Sa'yü'l-Mahmud fî nizami'l-cünud adlı eserinin tercümesidir. İkinci Mahmud'un askeri alanda yaptığı yeniliklerin akla ve dine uygunluğunu ortaya koyan esere tercüme sırasında Es'ad Efendi de bazı ilavelerde bulunmuştur. Bir nüshası mütercimin kendi kütüphanesinde No: 2363'te kayıtlıdır.
20- Es'ile ve Ecvibe: Ders Vekili Akşehirli Ömer Efendi'nin, 1250 Rebiülevvelinde yapılan ruus imtihanında sorulan sorularla cevaplarından tertip ettiği risalenin tercümesidir. Aynı yıl İstanbul'da neşredilen risalenin el yazması mütercimin kendi kütüphanesinde bir mecmua (No: 3737) içerisindedir.
21- İman-ı Ebeveyn: Saçaklızade Mehmed Efendi'ninin Peygamber Efendimizin anne ve babasının imanları konusunda yazdığı risalesinin beş fasıl halinde yapılmış tercümesidir. Bir nüshası Es'ad Efendi'nin kendi kütüphanesinde No: 3851'de bulunmaktadır.
22- El-Virdü'l-müfid fî şerhi't-tecvid: Eser İmam-ı Birgivî'nin tecvid konularını ihtiva eden Ed-Dürrü'l-yetim adlı risalesinin şerhidir. 1298'de İstanbul'da basılmıştır.
Es'ad Efendi'nin, İbnü'l-Esir'in El-Kamil fi't-tarih adlı eserini tercümeye başladığı biliniyorsa da tercüme ile ilgili herhangi bir çalışmaya rastlanmamıştır.
Bursalı Mehmed Tahir Es'ad Efendi'nin başka eserlerinden de bahsederek bunlardan bazılarının kendi kütüphanesinde bulunduğunu belirtmekte ve adlarını vermekteyse de bu eserlere kütüphanelerde rastlanamamıştır. Bizzat kendisinin yazdığını söylediği Teracimü emsali'l-üdeba, İstanbul'daki sahabe kabirleri hakkında bir risale, Arapça'daki nadir kelimeleri ihtiva eden bir mecmua, fıkıhla ilgili Hayrun kesir adlı bir mecmua, mutasavvıfların özelliklerini manzum ve mensur olarak anlatan bir başka mecmua ile İmam-ı Azam'ın Ebu Yusuf'a nasihatleriyle ilgili tercümesinin nerede olduğu bilinmemektedir.
[Görsel Açıklaması: Sahaflarşeyhizade Es'ad Efendi'nin kütüphanesindeki eserlerin Abdülhamid-i Sani zamanında hazırlanan kataloğunun kapak sayfası.]
Bunlardan başka Es'ad Efendi, isim koymadığı bir risalesinde İstanbul'un fethiyle ilgili hadisten yola çıkarak fetih için gelen sahabiler, yapılan birkaç kuşatma ve Ebu Eyyub el-Ensarî'nin hayatını anlatmıştır. Risalenin bir nüshası müellifin kendi kütüphanesinde no: 3851'de kayıtlıdır.
“Dünya hayatı kafirlere süslü gösterildi.” (Bakara suresi: 212) mealindeki ayetin açıklandığı yine isimsiz bir risalesi de İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi İbnülemin Kısmı No: 2649'da kayıtlıdır.
23- Şiirleri: Es'ad Efendi'nin şiirleri dağınık olarak çeşitli mecmualarda bulunmaktadır. Bunların çoğu kendi kütüphanesindedir.
Kaynaklar
- Ayine-i Zurefa; sh. 79
- Osmanlı Müellifleri; cilt-3, sh. 25
- Tarih-i Cevdet Paşa (İstanbul-1309)
- Tam İlmihal Seadet-i Ebediyye; (49. Baskı) sh. 1117
- Tarih-i Lütfi (İstanbul-1290-1306)
- Devhatü'n-Nükaba (İstanbul-1283); sh. 57
- Tezkire-I Fatin; sh. 13
- Sicilli-i Osmani; cilt-1, sh. 339
- Son Asır Türk Şairleri; cilt-1, sh. 321
- Yeni Rehber Ansiklopedisi; cilt-7 sh. 24