ESKİCİ MEHMED DEDE

Baldırzade Baldırzade
A- A+


Anadolu velilerinden. Onaltıncı yüzyılın sonunda ve onyedinci
yüzyılın başında yaşamıştır. Pamuklu bez ticaretiyle meşgul olduğu için Eskici Mehmed Dede
diye meşhur oldu. Aslen Amasyalı olup 1028 (m.
1618) senesinde Bursa'da vefat etti. Kabri, Abdülmü'min Efendi Camii bahçesindedir.
İlk tahsilini memleketi olan Amasya'da gördükten sonra Bursa'ya gelen Mehmed Efendi, ilk zamanlar pamuklu dokuma ticaretiyle meşgul oldu.
Kıdvetü'l-arifin Abdülmü'min Efendi'nin sohbetlerinde bulunmaya başladı. Ona talebe olup ondan
ilim ve feyz aldı. Abdülmü'min Efendi'nin torunu
ile evlendi. Onun yaptırdığı caminin civarında yerleşti. Velî zatların sohbetlerinde bulundu ve tasavvuf yolunda ilerledi. Bir ara pamuklu dokuma ticaretini bırakıp insanlardan uzaklaşarak uzlete kendi
köşesine çekildi. İbadet ve Allahü tealanın ismini
zikirle meşgul oldu. Manevî derecelere kavuştu.
Daha sonra; “Çalışan, Allahü tealanın sevgilisidir.”
sözü gereğince ailesinin nafakasını temin etmek
için pamuklu dokuma ticaretine tekrar başladı.
Bursa Bezzazcıları arasında önemli bir yeri olmasına rağmen hiçbir zaman dünya malına gönül
vermedi. Kazandıklarını, Allahü tealanın rızasını
kazanmak için ihtiyaç sahiplerine sadaka verirdi.

Baldırzade
Başlık ResmiBaldırzade

Ömrünün sonlarına doğru pamuklu dokuma
ticaretini tamamen bırakıp nefsinin istediklerini
yapmamak, istemediklerini yapmak suretiyle Allahü tealanın rızasını kazanmaya çalıştı. Hoş sohbeti ve güzel ahlâkıyla insanların gönüllerini almaya gayret etti. Birçok halleri ve kerametleri
görüldü.
Zamanın Bursa kadısı Aziz Mahmud Hüdayî
hazretlerinin kadılığı ve dünyanın debdebesini bırakıp Üftade hazretlerine talebe olmasına Eskici
Mehmed Dede vesile olmuştur.
Bursa kadısı Aziz Mahmud Hüdayî bir gece
rüyasında Cehennem'i gördü. Cehennem'in şiddetli ateşinde tanıdığı bazı kimseler de vardı. Bu
korkunç rüyanın verdiği dehşet ve üzüntü içinde
bulunduğu günlerde bir hanım bir dava getirdi.
Davacı kadın, kocasından ayrılmak istediğini bildirdi. Kadının ayrılmak istediği kocası Muhammed
Üftade hazretlerini seven fakir bir kimseydi. Bu
fakir kimse her sene hacca gitmek ister fakat gidecek parası olmadığı için de bir türlü arzusuna
kavuşamazdı. Üzüntüsünden hiç yüzü gülmez,

Baldırzade
Başlık ResmiBaldırzade

Eskici Mehmed Dede'nin kabrinin sokaktan görünüşü (sağda) ve kabri (solda).

Baldırzade
Başlık ResmiBaldırzade

Haziresinde Eskici Mehmed Dede'nin medfun olduğu Bursa'daki Eskici Baba Aşevinin arkadan görünüşü
(sağda) ve önden görünüşü (solda).

gözleri hep hacca gidenlerin yolu üzerine takılır
kalırdı. Evdeki hanımı yüzü gülmeyen kocasının
bu haline oldukça üzülürdü.
Yine bir sene hac mevsiminde parası olmadığı
için hacca gidemeyen bu fakir, bir gün üzüntüsünden ne yapacağını şaşırdı ve hanımına; “Eğer
bu sene de hacca gidemezsem seni üç talakla
boşadım.” dedi. Günler geçti. Hac için hazırlananlar yola çıktı. Kurban bayramı yaklaştı. Fakir
kimseyi bir düşünce aldı. Hem hacca gidememenin üzüntüsü, hem de hanımının üç talakla boş
olacağı için çaresizlik içinde kıvranmaya başladı.
Bir yerlerden borç para bulup hacca gidememişti.
Ne yapacağını şaşırdığı ve çaresiz kaldığı bu
günlerde büyük veli Muhammed Üftade hazretlerine gidip durumunu arzetti. Üftade hazretleri onu
dinledikten sonra; “Bizim Eskici Mehmed Dede'ye
git, selamımızı söyle. O seni hacca götürüp derdine derman olur.” buyurdu.
Fakir sevinerek Üftade hazretlerinin huzurundan
ayrılıp Mehmed Dede'nin dükkanına koştu. Mehmed Dede'ye, hocasının selamını söyleyip derdini

Baldırzade
Başlık ResmiBaldırzade
Baldırzade
Başlık ResmiBaldırzade
Baldırzade
Başlık ResmiBaldırzade

Eskici Mehmed Dede'nin kabrinin ayak tarafından görünüşü (sağda) ve kabir şahidesi (solda).

anlattı. Mehmed Dede; “Ey Fakir! Gözlerini kapa.
Aç demeden sakın açma!” dedi. Fakir gözlerini açtığında, kendini Mehmed Dede ile birlikte Mekke-i
mükerremede buldu. Mehmed Dede, Allahü tealanın izniyle, keramet olarak fakiri bir anda Hicaz'a
götürdü. O gün arefe idi. Hacılar Arafat'a çıkmışlar,
vakfeye duruyorlardı. Fakir de Eskici Mehmed Dede
ile birlikte ihram giyip Arafat'a çıkarak vakfeye durdular. Ertesi günü Kabe-i muazzamayı tavaf ettiler.
Hac ibadetini tamamlayıp ziyaret edilecek yerleri
ziyaret ettikten sonra Bursalı hacıları buldular. Onlar
Eskici Mehmed Dede'yi ve fakiri görünce sevindiler.
Fakir bazı hediyeler alıp bir kısmını da getirmeleri
için emanet etti. Vedalaşarak ayrıldılar. Yine Eskici
Mehmed Dedenin kerametiyle Mekke-i mükerremeden Bursa'ya geldiler. Fakir, getirdiği bazı hediyelerle eve gelince hanımı birkaç gündür eve gelmeyen kocasını eve almak istemedi ve; “Sen beni
boşamadın mı? Hangi yüzle bana hediye getirerek
eve giriyorsun.” dedi. Fakir; “Hanım ben hacca gittim
geldim. İşte bu getirdiklerimi de Mekke'den aldım.”

BİZE PİLAV GÖNDER

Tdediyse de kadın; “Bir de yalan söylüyorsun. Üç
beş gün içinde hacca gidilip gelinir mi? Seni mahkemeye verip senden ayrılacağım.” dedi. Kadı Aziz
Mahmud Hüdayî'ye giderek durumu anlattı ve; “Nikahımızın feshedilmesini istiyorum. Çünkü nikahsız
olarak yaşamayı dinimiz yasaklamaktadır. Bu sebeple haram işlemek istemiyorum.” dedi.

Kadı Aziz Mahmud Hüdayî, kadının kocasını
çağırtarak ifadesini dinledi. Fakir; hacca gittiğini,
Kabe-i Muazzama'yı tavaf edip ziyaret yerlerini
gezdiğini, Bursalı hacılarla görüştüğünü, hatta getirmeleri için bazı eşyalarını onlara emanet bıraktığını söyledi. Bu sebeple talak yani boşanmanın
vaki olmadığını söyledi ve Eskici Mehmed Dede'yi
şahit gösterdi. Eskici Mehmed Dede birlikte hacca
gidip geldiklerini söyledi ve; “Şeytan, Allahü tealanın düşmanı olduğu hâlde bir anda dünyanın bir
ucundan bir ucuna gittiği kabul edilir de bir velinin
bir anda Kabe-i muazzamaya gitmesi niçin kabul
edilmez.” dedi. Kadı Aziz Mahmud Hüdayî anlatılanları hayretle dinledikten sonra mahkemeyi hacıların geleceği zamana tehir etti. Aradan günler
geçti. Bursalı hacılar döndü. Mahkeme gününde
şahid olarak fakirin hac vazifesini yaptığını hatta
verdiği emanetleri getirdiklerini bildirdiler. Kadı, şahitlerin verdiği ifadeler üzerine davacı hanımın nikahı feshetme isteğini reddetti. Böylece boşanma
olmadı.

Bu hadisenin günlerce etkisinden kurtulamayan
Aziz Mahmud Hüdayî, Eskici Mehmed Dede'ye gitti
ve; “Beni talebeliğe kabul buyurmanız için geldim.”
dedi. Eskici Memed Dede ona; “Sizin nasibiniz
bizde değil. Şeyh Muhammed Üftade hazretlerindedir. Onun huzuruna giderek müracaatınızı bildirin.” dedi. Kadı Mahmud Hüdayî, Üftade hazretlerine
gidip ona talebe oldu. Üftade hazretlerinin isteği
üzerine sırmalı kaftanıyla Bursa sokaklarında ciğer

üccardan Akkaşzade Seyyid Abdurrahman Efendi anlatır: “Bir zaman ticaret
için bir mikdar pirinç satın alıp Bursa'da Yeni Han'daki bir anbara koydum. Bir
müddet sonra gidip kontrol ettim. Fakat ne göreyim pirincin tamamı böceklenmiş. Pirinci bu hâlde görür görmez çok üzüldüm. Handan üzgün bir hâlde çıkarken Eskici Mehmed Dede'yi kapı önünde oturur gördüm. Eskici Mehmed Dede bana
yönelerek; “Emir Molla bizden tarafa bak. Bize pilav gönder.” dedi. Ben ona; “Çuval
gönder ne kadar pirinç istersen göndereyim.” dedim. Biraz sonra gönderdiği çuvalı
alıp pirinç koymak üzere anbara girdiğimde, gördüm ki pirinçte böcekten eser kalmamıştı. Bu hali görünce içim açıldı. Gam ve üzüntüm gitti. Çuvalı doldurup Eskici
Mehmed Dede'ye gönderdim. Bu halin Eskici Mehmed Dede'nin kerameti olduğuna
şahid oldum.”

sattı. Kadılığı bırakıp Muhammed Üftade hazretlerinin hizmetinde ve sohbetinde olgunlaştı. Bursalıların kınamalarına rağmen bu yola devam etti. Dünyanın debdebesini bırakıp gönül sultanlığına
yükseldi. Aziz Mahmud Hüdayî hazretlerinin bu yola
kavuşmasına vesile olan Eskici Mehmed Dede'dir.
(Bkz. Aziz Mahmud Hüdayî)
Eskici Mehmed Dede'nin hâlleri ve kerametleri
insanlar arasında dilden dile anlatılır oldu. Devletin
merkezi olan İstanbul'daki vezirlerle öteki devlet
adamları, askerler ve ulema onun yüksek hallerini
ve menkıbelerini dinleyip onu görmedikleri hâlde
sevenlerinden oldular. Duasını almak için pek kıymetli hediyeler, ihsanlar ve kitaplar gönderdiler.
Fakat o, dünyaya ve dünyadakilere gönül vermediği için kendine gönderilen hediyeleri ihtiyaç sahiplerine ihsan etti. İbadet ve taat ederek Allahü
tealanın rızasına kavuşmaya ve insanlara İslamiyetin emir ve yasaklarını anlatarak onların dünyada ve ahirette saadete, mutluluğa kavuşmaları
için çalıştı.
Gitdi Eskici Dede köhne cihandan virdi can
(1028) mısraı vefatına tarih düşürülmüştür. Kabri,
Abdülmü'min Efendi'nin kabrinin yanındadır. Sevenleri kabrini ziyaret edip ruhuna Fatiha okumaktadırlar.
Lemezat sahibi Hulvî şöyle anlatır: İlim talebelerinden biri Eskici Mehmed Dede'nin bağlarına
bekçi olmuştu. Onun yanında Eskici Mehmed Dedenin Kerametlerinde bahsedilince dedi ki: “Şeyhin bağından izinsiz bir şey alan humma illetine
tutulur.” Orda bulunan naib; “Bre cahiller hiç öyle
şey olur mu diyerek bir salkım kopardı, daha bir
tane yemeden şiddetli bir hummaya tutuldu. Her
ne ilaç denedi ise hummayı artırmaktan başka
bir işe yaramadı. Sonunda hatasını anlayarak
Şeyhin huzura gelerek özür diledi ve talebesi oldu.

Whatsapp İkon Facebook İkon Bağlantıyı Kopyala
Rehber İnsanlar Sayfası