FEHİM-İ ARVASÎ

FEHİM-İ ARVASÎ Doğu Anadolu'da yetişen büyük velîlerden
A- A+

Doğu Anadolu'da yetişen büyük velîlerden. Silsile-i aliyye adı verilen büyük evliyanın otuz üçüncüsüdür. Osmanlı Devletinin son devirlerinde yaşamıştır. Seyyiddir. “Hazreti Şeyh” ve “Allame” lakapları vardır. “Arvasî” denmekle meşhur olmuştur. Babası, Seyyid Abdülhamid Arvasî'dir. Annesi aynı ailenin Doğubayezid kolundan Seyyid Hacı İbrahim Efendinin kızı Seyyide Emine Hanımdır. 1241 (m. 1825) senesinde Van'ın Bahçesaray (Müküs) ilçesine bağlı Arvas (Doğanyayla) köyünde doğdu. 1313 (m. 1896) senesinde aynı köyde vefat etti. Kabri oradadır ve sevenleri tarafından ziyaret edilmektedir.

Temiz ve asil ailesi Anadolu'nun doğu vilayetlerinin ilim, irfan ve güzel ahlâk vasıflarının timsali (sembolü) idi. Zamanlarının âlimi, fazilet örneği olan dedeleri Kadirî ve Çeştî yollarına mensub idiler. Babası, Arvas'ın tekke, zaviye ve medresesinin sevk ve idaresini yürütürdü. Seyyid Fehim, küçük yaşta babası Seyyid Abdülhamid Efendiyi kaybetti. Annesi Seyyide Emine Hanım, zahide, takva ve vera sahibi saliha bir hanım idi. Pekçok kadın hizmetçileri olduğu halde ilim talebesinin elbisesini kendisi eliyle yıkar ve yardı1m ederdi.23

Küçük yaştan itibaren ilim öğrenmeye başlayan Seyyid Fehim, kısa zamanda Kur'an-ı Kerimi hatm4 ve hıfzetti. Sonra dedelerinin kurduğu ve öteden beri ilim yayan büyük5 âlimler yetiştiren Arvas Medresesi ile Müküs'teki Mir Hasan Veli Medresesinde temel dini bilgileri ve Ara6bî alet ilimlerini okudu. Kısa bir müddet ilim tahsiline ara verdi. Sonra Cizre'ye gidip Mevlana Halid-i Bağdadî hazretlerinin halifelerinden Şeyh Halid-i Cezerî'nin ders halkasına dahil oldu. Kısa zamanda emsallerini geçip ilimde ilerledi. Dinî ilimleri ve zamanın fen bilgilerini öğrendi.

Seyyid Fehim, Cezire'de ilim tahsili ile meşgul olduğu sırada, amcaoğlu Seyyid Sıbgatullah Efendi de Cezire'ye gelip, Mevlana Halid-i Bağdadî hazretlerinin talebelerinden Şeyh Salih Sibkî hazretlerinden ilim öğrendi. Cezire dönüşünde Van'a uğradı. Van'da bulunduğu günlerde büyük velî Seyyid Taha-yı Hakkarî hazretleri de Nehri'den Van'a gelmişti. Seyyid Taha hazretlerinin en seçkin eshabından olan amcası Seyyid Muhammed Efendi, Seyyid Sıbgatullah Efendiye, Seyyid Taha-yı Hakkarî hazretlerine talebe olmasını tavsiye etti. Seyyid Taha'ya talebe olan Seyyid Sıbgatullah, onun hizmetinde ve sohbetinde bulunarak, tasavvuf yolunda ilerledi. Kısa zamanda olgunlaşarak insanlara İsl7amiyetin emir ve yasaklarını anlatmak hususunda icazet, diploma ve hilafet aldı.

Van valisi ve halkı Van'da kalmasını ısrarla istediler. Fakat o; “Nehri'ye gidiyorum. Seyid Taha hazretleri uygun görürlerse burada kalırım.” buyurdu. Van'da kalmak istediğini Seyyid Taha hazretlerine arzedince, buyurdu ki: “Yok Molla Sıbgatullah! Van halkı dun-himmettir (eksik, kısa himmetlidir). Van'ın fethi benim ve senin elinde olmaz. Mükaşefe âleminden malumata göre sizin sülalenizden, yani Arvasî hanedanından, ilim ve irfanı ile tanınmış, Allah bilir ama onun [Seyyid Fehimi kasdediyor] vasıtasıyla, Van'ın irşadı geçici olarak mümkündür. O zatın hayatta olup olmadığını bilmiyorum.” buyurdu. Seyyid Sıbgatullah Arvasî hazretleri; “O zat amcamın oğludur. Cezire'de ilim tahsili ile meşgul, ilim ve irfanla meşhurdur.” dedi. Seyyid Taha; “Bir başka gelişinde o zatı muhakkak bana getir.” diye emir buyurdu.

Seyyid Sıbgatullah hazretleri, hocasını ikinci defa ziyarete gelişinde, genç yaştaki Seyyid Fehim Arvasî'yi de Nehri'ye getirdi. Seyyid Taha hazretlerinin huzuruna gidip sohbetiyle şereflendiler. Kalma zamanı bitip ayrılacakları sırada, Seyyid Sıbgatullah ve yanındakiler Seyyid Taha hazretlerinin elini öpüp izin aldıktan sonra, sıra Seyyid Fehim8'e gelince, Seyyid Sıbgatullah geride kaldığını görüp, Seyyid Taha hazretlerinden onun için de izin istedi. Fakat Seyyid Taha hazretleri, Seyyid Fehim'in kalmasını münasip gördü ve; “O burada kalsın.” bu9yurdu. Seyyid Taha'nın hizmetinde kalan Seyyid Fehim, kısa sürede ke10male geldi. Seyyid Taha hazretleri onun hakkında; “Başkalarının altı ayda aldığı mesafeyi, Seyyid Fehim yirmi d11ört saatte aldı.” buyurdu.

Seyyid Taha hazretleri bir gün Cami-i Şerifin duvarına dayanarak Seyyid Fehim hazretlerine işaret ederek yanına çağırdı. O da yanına gelince; “Çok zekisin, ilme istekli ve kabiliyetlisin. Muhakkak Mutavvel kitabını okumalısın.” buyurdu. Seyyid Fehim hazretleri; “Kitabım yok. Bizim taraf12larda Mutavvel okunmaz.” diye arz edince, kendi kitabını hediye etti. Muş'un Bulanık kazasının 13Abiri köyünde Molla Resul Sibki ismindeki büyük âlime gidip okumasını tavsiye buyurdu. Huzurundan ayrılırken; “Sen zeki ve tedkik edici bir ilim talibisin. Suallerine hocalar tatmin edici cevap veremezler ve rahatsız olurlar. Derslerin takibi esnasında bir zorlukla karşılaşırsan, onları rahatsız etme. Elini göğsüne koy ve beni hatırla. İnşaallah derhal müşkilini hâllederim.” buyurdu.

Hocasının elini öpüp duasını alan Seyyid Fehim Arvasî, Mutavvel okumak üzere zamanın Doğu Anadolu'daki en büyük âlimlerinden olan Molla Resul Sibki'nin huzuruna vardı. Molla Resul; “Ben Arvas ailesinden birisine ders okutmak arzusundaydım. Çünkü, Arvas'ta Molla Resul Zeki'den okudum. O aileden gelen bu zatta zeka eseri göremiyorum. Hayret o ailenin fertleri çok zeki olurlardı.” dedi. Seyyid Fehim Arvas14î, Molla Resul Sıbkî'den ders almaya başladı. Fakat Seyyid Taha hazretlerinin tavsiyesine uyarak ders esnasında sual sormamaya dikkat ediyordu. Hatta Molla Resul, Seyyid Fehim'in talebelerinden Molla Halid'e; “Senin hocan sual sormuyor. Zekasız mıdır, yoksa utanıyor mu?” diye sordu. Molla Halid de; “Evet ben başlangıçtan beri bu zatın yanında okuyordum. Bir zaman hocalarına çok sual sorar, hocalar ona cevap vermekten aciz kalırlardı. Fakat Nehri'den döndükten sonra ne hikmetse sual sormayı terk etti. İlim öğrenmedeki 15kabiliyetine gelince: Kusura bakmayın, bendeniz onun sizden yüksek olduğunu tahmin ederim.” diye arz etti.16

Bir gün Molla Resul'den Mutavvel'i okurken hocasına; “Burayı anlayamadım.” dedi. Molla Resul tekrar anlattı. Fakat Seyyid Fehim-i Arvasî yine anlayamadığını söyledi. Molla Resul cümleyi birkaç defa okuduktan sonra; “Bugün yoruldum, yarın anlatırım.” dedi. Ertesi gün okudu fakat yine açıklayamadı. O gece Molla Resul de, Seyyid Fehim de düşündüler. Üçüncü1 gün aynı yere gelince, 2Molla Resul oradaki inceliği yine açıklayamadı. O sırada Seyyid Fehim hocası Seyyid Taha hazretlerin3in; “Ders okurken anlayamadığın yer olursa, beni hatırla.” sözünü hatırladı. Molla Resul dersi mü4talaa etmekle meşgulken, Seyyid Fehim gözlerini kapayıp, mürşidi Seyyid Taha hazretlerini gözünün önüne getirdi. Seyyid Taha elinde bir kitap ile göründü. Kitabı Seyyid Fehim'in önüne açtı. Mutavvel'i5n o sayfasıydı. O satırları açık olarak okudu. Seyyid Fehim merakla dikkat ediyordu. O cümlenin arasında bir atı6f vavı (ve harfi) fazla okudu. Seyyid Taha hazretleri kaybolunca, Seyyid Fehim gözlerini aç7tı. Molla Resul'ün o satırları okuyup düşünmekte olduğunu gördü. Molla Resul'den izin isteyip, hoca8sından duyduğu gibi bir (ve) ekleyerek okudu. Molla Resul bunu işitince; “Mânâ şimdi anlaşıldı.” dedi. İkisi de iyice anlamıştı. Molla Resul; “Bu satırları yirmi senedir okudum, anlattım. Fakat hep anlamadan anlatırdım. Şimdi iyi anladım. Söyle bakalım bunu doğru okumak senin işin değil. Ben seneler9ce bunu anlayamadım. Sen nasıl anladın? Bu (ve)yi okudu10n, mânâ düzeldi.” dedi. Seyyid Fehim, mürşidi Seyyid Taha hazretlerini hatırlayıp yardım istediğini söyledi. Mürşidinden nasıl öğrendiğini anlattı. Molla Resul; “İmandan sonra küfür yoktur.” diyerek kitabı kapattı. Seyyid Fehim ile birlikte Ne11hri'nin yolunu tuttular. Onlar yolda iken Seyyid Taha hazretl12eri; “Hazreti Seyyid Fehim güzel bir hediye ile geliyor.” buyurdu. Kısa bir müddet sonra Seyyid Fehim'le birlikte gelen Molla Resul de Seyyid Taha hazretlerinin sohbetine kavuşup, talebelerinden oldu. Onun huzurunda 13manevî olgunluğa erişip, zahirî ilimlerde olduğu gibi, tasavvuf ilminde de yetişti. Seyyid Taha hazretleri Molla Resul'e hilafet vererek insanlara İslamiyetin emir ve yasaklarını anlatmakla vazifelendirdi.1415

Hocası ve mürşidi Seyyid Taha hazretlerinin huzuruna tekrar dönen Seyyid Fehim, onun hizmet ve sohbetlerinde bulundu. Sey16yid Taha hazretlerine olan muhabbet ve bağlılığı sebebiyle onun yattığı odanın dış tarafında pence17reye yüzünü döner ve sabahlara kadar ayakta durup, onun güneş gibi nur saçan feyizlerinden istifadeye çalışırdı. Hatta bir defasında18 bununla yetinmeyip, soğuk bir gecede şiddetli kar yağarken, kapının dışında uzandı. Mübarek başını kapının eş19iğine koyarak yattı. Şiddetli yağan kar, mübarek vücudunu örttü. Fakat muhabbetle yanan kal20bi ile kar altında çeşit çeşit feyz ve bereketlere kavuştu. Seyyid Taha hazretleri teheccüd namazı21nı kılmak için mescide gitmek üzere kapıyı açtı. Ayağını kapıdan dışarı atınca, Seyyid Fehim'in sırtına bastı. Seyyid Fehim hemen ayağa kalkıp edeple mürşidinin karşısında durdu. Seyyid Taha hazretleri; “Yeter Molla Fehim. Benim kanaatime göre bugün ilimde bir ummansınız. Seyyid Şerif Cürcanî hazretlerinden sonra ilimde seyyidlerin yüzünü siz güldürdünüz. Bu ilmi bu kadar yere sermey22iniz.” buyu23rdu. Seyyid Fehim hazretleri ise; “Bu ilimden bütün istifadem, hazretinizin bir nazarıyla olana yetişememiştir. Bendeniz menfaatimi arıyorum.” diye cevap verdi. Bunun üzerine Seyyid Taha hazretleri onu k24ucakladı, gecenin karanlığında cihanı aydınlatacak manevî nurlar25ı ihsan etti. Elini tutarak beraber mescide gittiler.

Seyyid Taha hazretlerinin hizmet ve sohbetinde tasavvuf yolunun en yüksek derecelerine kavuşan Seyyid Fehim “kuddise sirruh”, büyük bir velî oldu. Mutlak hilafetle şereflenme zamanı gelince, üstadı Seyyid Taha onu huzuruna çağırdı ve insanlara İslamiyetin emir ve yasaklarını anlatmak, onların dünya ve ahirette saadete, kurtuluşa kavuşmalarına vesile olmakla vazifelendirdi. Fakat Seyyid Fehim; “Bu bir ağır yüktür. Ben bunu kaldıramam. Hem de buna layık değilim.” deyip çekingen davrandı. Seyyid Taha hazretleri; “Bu bir emr-i ihtiyarî, isteğe bağlı bir iş değil, emr-i zarurî olup, mecburî iştir.” buyurdu. Memleketi olan Arvas'a gitmesini emretti. Yola çıkacağı zaman tekrar huzuruna çağırdı, kitapların içindeki mektuplarını kendisine göstererek; “Bu ihlas ve muhabbet sizin değil midir? Neden imtin26a ediyorsunuz. Yemin ederim ki sizin hil27afetiniz, Resul-i ekrem sallallahü aleyhi ve sellem efendimiz tarafından tasdik buyrulmuş ve bütün sadat-ı kir28am büyükler tasdik buyurmuş, ben de tasdik etmek zorundayım. Siz de kabul etmek mecburiyetindesiniz.” buyurdu.29

Kanaat, tevekkül, zühd, muhabbet, rıza ve teslimiyette çok yüksek bir mürşid-30i kamil olan ve; “Seyyid Taha'yı gördüm, tarikat ve hakikatin ne olduğunu öğrendim.” buyuran Seyyid Fehim hazretleri, hocasının emrine uyarak Arvas'a döndü. Arvas Medresesini yeniden imar ederek talebelere ilim öğretti. A31yrıca, Nakşibendiyye yolunun esaslarını anlatarak insanların saadetine çalıştı. İslamiyetin emir ve yasaklarından kıl kadar ayrılmaksızın vazifesine devam etti. Her zaman afet kabul ettiği şöhretten kaçındı. Arvas Medresesinde en az elli talebeye ders verip Madde-i Kübra adlı eseri okutu32rdu. Seyyid Muhammed Emin, Seyyid Abdülhakim, Halife Derviş, Halife Ali, Molla Abdülcelil ve Şeyh Resul gibi büyükler onun yetiştirdiği âlim ve velîlerdendir. Ondan ilim tahsil edip, mezun olanlar Van ve havalisinde Reisü'l-müderrisin ünvanıyla anıldılar. Seyyid Fehim hazretlerinin ilim ve marifetteki üstünlüğü kısa zamanda her tarafa yayıldı.33

Seyyid Fehim hazretleri hocası Seyyid Taha hazretlerini, ders talebesi gibi her yıl, Arvas'dan Nehri'ye gelerek, ziyar34et ederdi. Vefatından sonra, yerine geçen biraderi Seyyid Muhammed Salih hazretlerini de ziyaret edip, sohbetlerinde bulundu. Zira Seyyid Muhammed Sa35lih hazretleri 36Seyyid Fehim hazretlerinin sohbette üstadıydı. Üstadının vefatından sonra daha da tanınan Seyyid Fehim hazretleri, ilim ve fazilette iyice meşhur oldu. Mısı37r, Irak, Suriye ve bu havalide halledilemeyen meseleler ona getirildi. Çözülemez gibi görülen müşkil meseleleri hâllederdi. Onun sohbetinde bulunmak üzere Arvas'a giden kimseler dünyadan habersiz, nefsin ve şeytanın şerrinden emniyette olup, muhabbet deryasına daldılar. Ondan feyz alıp, yüksek derecelere kavuştular. Sohbet ve dersleriyle 38pek çok insanın doğru yola kavuşmas39ına vesile oldular. Böylece, Doğu Anadolu halkının Sünni kalmasını, şiiliğin ve mezheb ayrılığının yöreye girmemesini temin ederek, milli birliğe çok hizmet etti. Doksanüç Harbinde Ruslara karşı Doğu Bayezid Cephesine gidip büyük kahramanlıklar ve muvaffakiyetler gösterdiler.

Seyyid Fehim hazretleri hocası Seyyid Taha hazretlerinin vefatından sonra onun emir ve tavsiyelerine sıkı sıkıya uydu. Senede iki defa Van'a teşrif ederek halka İslamiyetin emir ve yasaklarını anlattı. Onların dünyada ve ahirette saadete, mutluluğa kavuşmaları için çalıştı. Vaaz ve sohbetleriyle Van halkının İslamiyete bağlılığı ve bu husustaki şöhreti arttı. “Dünyada Van, ahirette iman.” sözü insanlar arasında yaygın olarak söylenmeye başlandı. Seyyid Fehim hazretlerinin Van'a gelişlerinde büyük bir kalabalık ve izdiham olurdu. Zamanı40n valisi, askerî ve mülkî erkanı onu ziyaret ederek, sohbetlerinden istifade ederler, varsa müşkil meselelerini sorup cevaplarını alırlardı. Maddi ve manevî bütün emirleri yerine getirilir, herkes ona saygı ve hürmette kusur etmezdi. Böylece hocası Seyyid Taha'nın seneler önce buyurduğu; “Van'ın fethi Arvasî hanedanından, ilim ve irfanı ile tanınmış bir zatın vasıtasıyla muvakkaten (geçici olarak) mümkündür.” sözünün hükmü keramet olarak ortaya çıkmıştı.

Seyyid Fehim hazretleri Van'a geldiği zaman umumiyetle mahkeme başkatibi Ahmed Beyin evinde misafir olurdu. Bir gece Ahmed Beyin evinden çıkıp (Hacı Bekir kışlası diye hizmet gören bir askerî kışla yaptıran) Hacı Bekir isminde Van'ın ileri gelenlerinden birinin evine misafir oldu. Birkaç gün Hacı Bekir'in evinde kaldı. Hacı Bekir, Allahü tealanın emriyle kızı Gülizar Hanımı, Seyyid Fehim hazretlerine nikahladı. Bir sohbet sırasında Seyyid Fehim hazretlerine dedi ki: “Şeyhim size burada bir ev yaptırmam lazım oldu.” Seyyid Fehim hazretleri; “Ey Hacı Bekir! Bir şeyi noksan söylediniz. Yanında bir de cami yaptırın.” buyurdu. Hacı Bekir Ağa bu söz üzerine yaptırdığı evin yanına Şabaniye Camiini yaptırdı. Sonraları Seyyid Fehim hazretleri, Van'a teşriflerinde kayınpederinin yaptırdığı bu evde kalırdı. İnsanlara İslamiyetin emir ve yasaklarını Şabaniye Camiinde anlattı. Her sene iki üç ay Van'da kaldığı müddet içinde pekçok kimsenin hidayete kavuşmasına vesile oldu. Sonra bu caminin yanına bir de medrese yaptırıldı.

 

EFENDİMİZ SÜSLENMEYE BAŞLAMIŞ

Seyyid Fehim hazretlerinin ilim tahsiline ara verdiği günlerdeydi. Bir bayram günü Şırnak'ta imal edilen meşhur tiftik yününden yapılmış bir elbise giymişti. Kendi güzelliğiyle, elbisenin hoşluğu birbirine eklenmiş, fevkalade bir güzellikle dikkatleri üzerine çekiyordu. Arvas'a yakın bir köyde oturan, akıllı ve olgun, Arvasîlere çok bağlı Şeyhu diye anılan bir zat, Arvas Camiinin karşısındaki damda duruyordu. Onu görünce; “Bir zamanlar Arvas'tan meşhur âlimler çıkardı. Şimdi ise güzel ve yakışıklı gençler çıkıyor. Ah, “çok yazık” diye inledi. Bu sözü işiten Seyyid Fehim; “Bu sözü niçin söyledin?” diye sorunca; “Hiç, içimden öyle geldi.” dedi. Seyyid Fehim; “Bu sözü söylem41enizin bir sebebi vardır muhakkak, söyleyiniz.” dedi. Şeyhu; “Medrese âlimsiz, müderrissiz kaldı. Biz inşaallah filan efendimiz yetişir diyorduk. Şimdi bakıyorum da, o efendimiz giyinmeye, süslenmeye başlamış.” cevabını verdi. Bu sözlerin kendisine söylendiğini anlayan Seyyid Fehim hemen eve gidip güzel elbiselerini çıkardı. Kitaplarını çantasına yerleştirip gerekli hazırlıkları yaptıktan sonra yeniden ilim42 tahsiline çıktı.

Seyyid Fehim hazretlerinin ders verdiği ve vaaz ettiği Şabaniye Külliyesi, Arvas'a benzeyen ilim ve irfan yuvası bir makamdı. Bu medresede çok âlim ve velî yetişmişti. Sofu Baba orada yetişen zatlardandı. Sonraki devirlerde de ilim ve irfan kaynağı olmaya devam eden bu medreseden, Seyyid Abdülhakim hazretlerinin oğlu Ahmed Mekki Efendi ve kardeşi oğlu Cemal Efendiler de yetişti. Bu mekanlar şimdi harabe halde bulunmaktadır.

İlim, fazilet ve güzel ahlâkta zamanının bir tanesi olan Seyyid Fehim hazretleri, İslamiyetin emirlerine ve sevgili Peygamberimizin sünnet-i seniyyesine titizlikle uyardı. Onu sevenler namazlarını mutlaka camide cemaatle kılarlardı. Onun en büyük ker1ameti, İslamiyetin emir ve yasaklarına tam uyması, kendisinden sonra vazifesini devam ettirecek olan Seyid Abdülhakim gibi âlim ve velî bir zatı yetiştirmesiydi. Bunlardan başka pekçok kerametleri görülmüştür.2

Seyyid Fehim hazretleri bir defasında talebeleriyle Van Gölü kıyısında giderken, göldeki Ahtamar Adasınd3a bulunan Ermeni kilisesinden bir papaz çıkarak su üstünde yürümeye başlar. Talebeler bunu görünce, bazılar4ının hatırına; “Allah'ın düşmanı dediğimiz papaz, su üzerinde yürüyor da, evliyanın büyüğü, Allahü te5alanın sevdiği, seçtiği kulu bildiğimiz, Seyyid hazretleri acaba neden yürümez ve kıyıdan dolaşır?” diye gelir. Seyyid Fehim, bu düşünceyi anlayıp, mübarek ayaklarındaki nalınları ellerine alıp, birbir6ine çarpar. Nalınları çarptıkça papaz suya batar. Boğazına kadar gelince, bir daha çarpar. Papaz, batar ve7 boğulur. Sonra, böyle düşünen talebesine dönerek; “O, sihir yaparak, su üstünde gidiyor, böyl8ece sizin imanınızı bozmak istiyordu. Nalınları çarpınca sihri bozulup battı. Müslümanlar sihir yapmaz. Allahü tealadan keramet istemekten de hâyâ ederler.” buyurdu. Kerameti ile papazın sihrini bozdu. Bu keramet, Abdurrahman Arvasî hazretleriyle ilgili olarak da anlatılmaktadır.

İstanbul'da, Kağıthane'de sabun fabrikası olan Rıfat Beyin babası Abdülvehhab Efendi 1383 (m. 1963)'te vefat etti. Vefatından birkaç sene evvel dedi ki: “Erzurum'da medrese tahsilini bitirmiştim. Daha okumak istedim. Aradığım büyük âlimin Bitlis'te Abdülcelil Efendi olduğunu söylediler. Bitlis'e gittim. Kendis9ini aradım. Va10n'a gitti, yakında gelir, bekle dediler. Sabredemedim, Van'a gittim. Sorduğumda; “Müks şeyhi Seyyid Fehim hazretleri Van'a geldi. Şabaniye Camiinde, onun yanındadır.” dediler. Oraya gittim. Hem de büyük âlim Abdülcelil Efendi, kürsüye çıkmış, herkes onu dinleyip istifade etmektedir, diye düşünüyordum. Camiye girdim. Herkes başını eğmiş, edeple oturuyordu. Karşıda nur gibi, tatlı bakışlı bir zat vardı. Herkes buna karşı saygı ile dönmüştü. Abdülcelil Efendi, her hâlde karşıdaki heybetli, tesirli zattır, diyordum. Fakat, soracak kimse yoktu. Herkes, boynunu bükmüş önüne bakıyordu. Ansızın, önüme bir genç geldi. “Ne arıyorsunuz?” dedi. “Abdülcelil Efendi hazretlerini arıyorum.” dedim. “İşte budur.” diyerek, en geri sırada boynunu bükmüş e11deple oturan birini gösterdi. “İstersen sen de otur.” dedi. “Karşıda oturan kimdir?” dedim. “Seyyid Fehim hazretleridir.” dedi12. Nice zaman sonra, bu gencin, Seyyid Abdülhakim Efendi olduğunu anladım. Biraz sonra ezan okundu. Sünnetler kılındı. Seyyid Fehim hazretleri imam oldu. Safları düzelttik. İmamla birlikte tekbir getirirken, bütün cemaat, elektrik çarpan kimse gibi titremeye başladık. Şimdi altmış sene oluyor. İmamın o tekbir sesi hatırıma geldikçe, titriyorum. Kalbimde, o gün olduğu gibi, bir hâl oluyor.”

Endis köyünden Hacı Abdullah isminde bir kimse hacca gitmişti. Hac ibadeti esnasında cebindeki paralarını kaybetti. Üç ay müddetle Müslümanların yardımıyla idare etti. Bir gün, içinde bulunduğu sıkıntılı hâli düşünerek Mekke-i mükerremenin sokaklarında yürürken, birden meyve ağaçları, çiçekleri, akan suları ve ortasında çok güzel ve süslü13 bir cami bulunan bir makam gördü. Caminin kapısında güzel simalı bir zat oturuyordu. Kendi kendine düşündü. “Ya Rabbi! Mekke-i mükerremede böyle bağ, bahçe ve akan sular yoktur. Bu gördüğüm hayal midir, rüya mıdır?” deyip, caminin kapısında duran zata gitti. Selam verdi. O zat selamını aldı ve; “Merhaba, hoş geldin, sefa geldin ey hacı!” dedi. Hacı Abdullah Efendi hayretini o zata bildirdi. O zat; “Burası manevî bir makamdır. Evliyaya mahsustur. Cuma günü ikindi namazlarını bu mübarek mabedde kılarlar.” dedi. Hacı Abdullah Efendi; “İmamları kimdir?” diye sordu. O zat; “Herhâlde tanırsınız. Seyyid Fehim-i Arvasî hazretleridir.” diye cevap verdi.

 

GECE EVDEN NİÇİN AYRILDILAR?

Seyyid Fehim hazretleri her sene Van'a gelişinde bir müddet kalırdı. Aşıkları toplanır, feyz alırdı. Genellikle kendisini çok seven mahkeme başkatibi Ahmed Beyin evinde misafir olurdu. Bir sene Ahmed Bey hacca gitmişti. Van'a bir gelişinde yine onun evinde kaldı. Bir gece yarısı yakınlarından birini çağırdı ve; “Arkadaşlarını uyandır! Şimdi buradan çıkıp, falan eve gideceğiz.” buyurdu. O kimse; “Efendim gece yarısı gitmek ayıp olur. Ya14rın gitsek olmaz mı?” dedi. “Hayır şimdi gideceğiz. Hem Ahmed Beyin oğullarına da haber ver.” buyurdu. Durumu öğr15enen Ahmed Beyin oğulları gelip yalvardılar. “Efendim bir kusur yaptıksa af buyurun. Bizden ayrılmayın. Babamı16z işitirse üzülür. Biz ona ne cevap vereceğiz, lutfediniz, ihsan ediniz! Kabahatimizi bağışlayınız.” dediler. Çok göz yaşı döktüler. Seyyid Fehim hazretleri; “Hayır sizden çok razıyım, bize her hizmeti fazlası ile yapıyorsunuz. Sizlere dua etmekteyim. Fakat şimdi gitmemiz lazım.” buyurdu. Ahmed Beyin oğulları; “Emir buyurduğunuz gibi olsun.” dediler. Gece yarısı sevdiklerinden bir başkasının evine gittiler.

Ertesi gün oğlu Muhammed Emin Efendi, Ahmed Beyin oğullarının pekçok üzüldüklerini söyledi ve; “Babacığım o evde sabaha kadar kalsaydık ne olurdu?” diye sorunca, Seyyid Fehim hazretleri; “Oğlum! Şimdi kimseye söyleme. Bu gece Ahmed Bey Mekke-i mükerremede vefat etti. Ev yetim evi oldu. Mal mirasçılara kaldı. Evvelce her şeyi kullanıyor, yiyip içiyorduk. Çünkü Ahmed Beyin seve seve helal edeceğini biliyordum. Şimdi ise tanışmadığımız mirasçılarının hakkı olduğundan bir şeyi kullanmak caiz olmaz. Kul hakkından kaçınmak için acele ayrıldım.” buyurdu. Bir ay sonra hacılar döndü. Herkes geldi. Ahmed Bey gelmedi. “Bir gece yarısı Mekke'de vefat etti.” dediler. Hesab ettiler, Seyyid Fehim hazretlerinin evden ayrıldığı geceye rastlıyordu. Onun kerameti olduğunu anladılar.

Hacı Abdullah Efendi bu söze çok sevindi. Bahçenin bir kenarına çekilip Seyyid Fehim hazretlerinin gelmesini bekledi. Orada durduğu müddet içinde evliya-yı kiram tek tek, grup grup geldiler. Cami tamamen doldu. Hepsinden sonra Seyyid Fehim hazretleri büyük bir vekar ve nazik bir tavırla geldi. Abdullah Efendi koşup saygıyla ellerini öptü. Sıkıntılı hâlini arz etti. Seyyid Fehim hazretleri; “Hayatımda bu sırrı ifşa etmemek şartıyla sadat-ı kiramın (bu yolun büyüklerinin) himmet ve bereketleriyle icabına bakarız. Eğer sırrı ifşa ederseniz, gözlerinizden mahrum olursunuz.” buyurdu. Camiye girince bütün velîler ayağa kalkıp onu saygıyla karşıladılar. Seyyid Fehim hazretleri mihraba geçerek ikindi namazını kıldırdı. Sonra güzel sohbetler oldu. İzahı mümkün olmayan bir muhabbet, vecd ve şevk hâli hasıl oldu. Evliyaullah camiden geldikleri gibi ayrıldılar. En son Seyyid Fehim hazretleri camiden çıktılar. Hacı Abdullah Efendi tekrar eteklerine yapışıp hâlini arzetti. Seyyid Fehim hazretleri; “Merak etme. İnşaallah şimdi memleketine gidersin. Paran yoktu, nasıl geldin diyenlere bir tüccar yardım etti geldim, dersin. Tekrar ediyorum bu sırrı ifşa etme.” buyurdu ve; “Gözlerini kapa!” diye emretti. Hacı Abdullah Efendi gözlerini kapadı. Rüyada gibi uçtuğunu hissediyordu. Nihayet köyünün dışındaki bir çeşmenin başında oturduğunu gördü. Yavaş yavaş köye indi. Köylüleri ve akrabaları onu karşıladılar. “Hoş geldiniz, haccınız mübarek olsun.” dediler. Evine gidince, köylü, cemaat halinde gelip, onun hac intibalarını sordular. Bu arada; “Paranızı kaybettiğinizi, Mekke-i mükerremede perişan olduğunuzu işittik. Para temin edip, yarın Arvas'a gidecek, Seyyid Fehim hazretlerine arz edip, onların emredecekleri bir v1asıtayla gönderecektik. Elhamdülillah siz geldiniz. Size yardım eden zattan Allahü teala razı olsun.” dediler.

Hacı Abdullah Efendi o geceyi evinde geçirdikten sonra ertesi gün kalkıp Arvas'a gitti. Seyyid Fehim hazretlerinin huzuruna vardı. Yanlarında birkaç talebesi vardı. Selam verip ellerini öptü. Seyyid Fehim hazretleri; “Bu sene hacca gittiğinizi duydum. Ne zaman geldiniz?” buyurdu. Abdullah Efendi; “Dün geldim?” diye arzedince; “Niye bu kadar geç kaldınız, üç ayı geçti.” diye sordu. “Paramı kaybettim, Mekke'de parasız kaldım. Sonra bir tüccar yardım etti2, geldim.” dedi. Seyyid Fehim hazretleri; “Allah3 razı olsun. Dün eve geldiğinize göre, niye bugün buraya geldiniz. Müslümanlar sizi ziyarete gelirler.” buyurdu. Abdullah Efendi; “Sizi temiz iken ziyaret etmek istedim efendim.” dedi. “Bu gece kal, sabahleyin durmadan evine git. Sırrın ifşası, açıklaması hatadır, hayatımda ifşa etme!” buyurdular. Abdullah Efendi o gece orada kaldıktan sonra ertesi gün evine döndü. Bu gördüklerini de Seyyid Fehim-i Arvasî hazretlerinin vefatından yıllarca sonra anlattı.

Diyarbakır'da adliye müfettişi Mustafa Necati Bey isminde bir kimse vardı. Vazifeli olarak Van'ın Müküs kazasına gitti. Bir bayram günü, bayram namazından sonra kaymakam ve kazanın ileri gelenleri Seyyid Fehim hazretlerini ziyarete gitmek üzere hazı4rlandılar. Mustafa Necati Bey de onlarla birlikte gitmek istedi. Gerekli hazırlıklar yapıldıktan sonra yola çıktılar. Yolculuk esnasında güzel şeylerden bah5sedildi. Arvas'ın yakınındaki Kırmızı Köprüyü geçtikten sonra hepsi de ayrı bir manev6î havaya girdiler. Mustafa Necati Bey de o havadan etkilendi. Fakat kendisi içki içtiği için heybesinde iki şişe içki vardı. Arvas kabristanının altındaki taşlıkta bu şişeleri kimseden habersiz, bir yere sakladı. Arvas'a varıp, Se7yyid Fehim hazretlerini ziyaret ettiler. Hepsi sırasıyla saygıyla elini öptüler. Mustafa Necati Bey de ellerini8 öpüp, tasavvuf yolunda talebesi olmak istediğini bildirdi. Seyyid Fehim hazretleri ona9; “Şişe ile tarikat bir arada olmaz. Git şişeleri kır, dök gel, öyle kabul edelim.” buyurdu. Mustafa Necati Bey şişeleri oraya koyduğunu kimsenin görmediğini düşündü. Fakat Allahü teala velî kullarına kerametle bildirir diye düşünerek gitti. Şişelerden birini kırdı, diğerini de sıkışırsam kullanırım dedi. Seyyid Fehim hazretlerinin huzuruna gelince; “Git öbürünü de kır gel!” buyurdular. Mustafa Necati Bey bu durum keyfi değil, zarur10îdir. O şişeyi oraya isteyerek bırakmadım. Zarurî kalırsam içerim, diye bıraktım.” dedi. Seyyid Fehim hazretleri; “Haramda zaruret olmaz.” buyurdular. Mustafa Necati Bey gidip o şişeyi de kırdı. Sonra ellerini öptü ve talebeleri arasına girdi. Bundan sonra içki alışkanlığı kalmadı. Mustafa Necati Bey, Seyyi11d Fehim hazretleri hakkında; “Türkiye'yi hemen hemen tamamen, Arabistan'ın bir kısmını gezdim. Her yerde meşayıhtan pe12k çok kimseyle karşılaştım. Bu zat gibi olgun bir13 ferd görmedim. Peygamber Efendimizi ve Eshab-ı kiramı temsil ediyordu. Onlardaki ilim, hilim, yumuşaklık, vakar, letafet ve heybeti hiç kimsede görmedim.” diye anlatır ve ağlardı.

Seyyid Taha hazretlerinin oğlu Seyyid Ubeydullah Efendi hacca gitmek istiyordu. Van'a geldi. Kendi kendine; “Arabistan'da babam Taha-yı Hakkari hazretlerini tanıyanlar çoktur. İlim sohbetleri olur. Yanımda büyük bir âlimin bulunması zarurîdir. Buna layık ancak babamın halifesi Seyyid Fehim hazretleridir.” diye düşünerek onları beraber götürmek üzere Van'a davet etti. Seyyid Fehim hazretleri Van'a gelince; “Üstadım birlikte hacca gidelim.” dedi. Seyyid Fehim hazretleri ö14zür beyan edip; “15Malî ve bedenî durumum müsaid değildir.” buyurdu. Seyyid Ubeydullah Efendi; “Mal ve para işi bana aittir. Bedeni durumunuzla ilgili olarak Mevlana Halid-i Bağdadî hazretlerinin Divan'ına bakalım, ne çıkacak” dedi. Divan'ın bazı sayfalarını açtıkları zaman Medine-i münevvere ile ilgili beytler çıktı. Bunun üzerine karar verip birlikte hac yolculuğuna çıktılar. İstanbul'a geçip, Fatih'teki Reşadiye Oteline indiler. Onların İstanbul'a geldiklerini haber alan zamanın padişahı Sultan İkinci Abdülhamid Han, kendilerini saraya davet etti. Sarayda misafir edip, ikram ve ihsanlarda bulundu. Kendisi v16elî olan, âlim ve velîlere çok hürmet eden Sultan İkinci Abdülhamid Han, Seyyid Fehim hazretlerinin sohbetlerinde bulunup, duasını aldı. On iki gün kadar İstanbul'da misafir ettikten sonra, Haydarpaşa'ya kadar merasimle, törenle uğurladı.1718

Seyyid Fehim h19azretleri ve Seyyid Ubeydullah Efendi vapurla Mısır'a gittiler. Oradaki20 âlim ve velîler ile görüşüp sohbette bulundular. O devrin önemli ilim merkezlerinden olan Ezher Medresesinden yetişen âlimler, Sey21yid Fehim hazretlerinin i22lim ve faziletteki üstünlüğünü kabul ettiler. Seyyid Fehim hazretleri, hizmetlerinde bulunan Hacı Ömer Efendiyle birlikte Cami-ül-Ezher Medresesine gittiler. Bir odaya girdiler. Bu odada oturan bir âlimin etrafında çok sayıda kitaplar ve önünde bir kağıt olduğu hâlde oturduğunu gördüler. Âlim, kitaplara bakıyor fakat önündeki kağıda bir şey yazamıyordu. Seyyid Fehim hazretleri kağıtta olan yazıyı bir defada okuyup ezberledi. Çünkü bir defa okuduğu yazıyı ezberlemek onun hususiyetlerin23dendi. Âlim kimse başını kaldırıp; “Sizin okumanız var mıdır?” diye sordu. Seyyid Fehim hazretleri24 ilimle bir mikdar meşgul olduğunu bildirdi. Âlim; “Siz bu kağıttaki yazının mânâsını bilir misiniz?” dedi. “Evet.” cevabını alınca, hayret etti ve; “Hayret! Camiü'l-Ezher Medresesi (Üniversitesi) bütün şubeleri (fakülteleri) ile bir haftadan beri bu meselenin halli için tatil edildi. Reisü'l-ulema başta olmak üzere bütün âlimler gece-gündüz çalışmaktadır. Bu yazının25 mânâ ve mefhumunu anlamaktan aciz kaldı.” dedi. Seyyid Fehim hazretleri; “Basit bir meseledir.” buyurunca, âlim daha çok hayret etti.

Seyyid Fehim hazretleri anlaşılamayan meseleyi izah etmeye başladı. Hayretler vadisinde dolaşan âlim, saygıyla kalkıp elini öptükten sonra, hemen kağıt kalem alıp Fehim-i Arvasî hazretlerinin izahını yazdı. Adresini alarak tekrar ellerini öptü ve ayrıldı. Seyyid Fehim hazretleri de Hacı Ömer Efendiyle birlikte kiraladıkları eve döndü. Bir müddet sonra Camiu'l-Ezher Medresesi Reisü'l-ulemasının (rektörü) gönderdiği dört âlim çıkageldi. Reisü'l-ulema tarafından Camiü'l-Ezhere davet edildiğini ifade ettiler. Seyyid Fehim hazretleri daveti kabul buyurup, gitti. Büyük bir salonda Reisü'l-ulema başta olmak üzere beş yüze yakın âlim büyük bir saygı ile kendisini karşıladılar. Seyyid Fehim hazretleriyle Reisü'l-ulema yanyana oturdular. Sohbet başladı. Reisü'l-ulema, Seyyid Fehim hazretlerine; “Efendi hazretleri! Tam istenen şekilde açıkladığınız mesele, Camiü'l-Ezherce müşkil ve mânâsı anlaşılamayan bir mesele hâline gelmişti. Cenab-ı Hakk'ın yardımıyla bu müşkilattan bizleri kurtardınız. Camiü'l-Ezher size sonsuz şükran borçludur.” dedi.

Birçok müşkil meselelerin hâlledildiği sualli cevaplı sohbet, saatlerce devam etti. Bu sırada Seyyid Fehim hazretleri, yanındaki Hacı Ömer Efendiden tütün çubuğunu doldurmasını ve yakmasını istedi. Hacı Ömer Efendinin hazırladığı çubuktan birkaç nefes çekip yerine ko1ydu. Re2isü'l-ulema, Seyyid Fehim hazretlerinden müsade isteyip; “Birkaç nefes de ben çekebilir miyim?” dedi. Seyyid Fehim hazretleri müsade ettikten sonra birkaç nefes de Reisü'l-ulema çekti. Fakat bu sırada salondaki âlimler arasında fısıltılar başladı. İki âlim gelerek Reisü'l-ulema'ya; “Efendim tütün içmenin kesin haram olduğuna dair dört fetva vermiştiniz. Şimdi içiyorsunuz, hikmeti nedir?” diye sordular. Reisü'l-ulema cevaben; “Yemin ederim ki bizim ilmimiz bu zâtın ilmi yanında denizde bir damla gibidir. Vera ve takvamız da bu zâtın vera ve takvası yanında yok gibidir. Bu zâta uyarak bugünden sonra tütün içeceğim. Demek ki yanılmışım. Haram değilmiş. Haram ve günah olsaydı, bu zât ağzına koyar mıydı? Siz serbestsiniz. Benden haram olduğunu duyan herkese haram olmadığını duyurunu3z.” dedi.4

Şöhret 5sahibi olmaktan kaçınan Seyyid Fehim hazretleri bir an evvel Mısır'dan ayrılmak istedi. Ancak âlimlerin ve Seyyid Ubeydullah Efendinin ısrarlı istekleri üzerine Mısır âlimlerinin ve halkını6n müşkil meselelerini7 hâlletmek üzere bir müddet daha kaldı. Orada bulunduğu süre içinde ilim meclislerinde ve sohbetlerinde İslamiyetin emir ve yasaklarını anlattı. Daha sonra Mısır'dan ayrılarak hac ibadetini yerine getirmek üzere yanındakilerle birlikte Mekke-i mükerremeye gitti. Mekke-i mükerremede bulunduğu sırada pek çok âlim ve velî ile görüşüp sohbette bulundu. Şafiî mezhebi fıkhına dair İanetü't-Talibin adlı kitabı te'lif eden Şeyh Seyyid Ebu Bekr (rahmetullahi aleyh) birçok müşkil meselelerini Seyyid Fehim hazretlerine sorup cevabını aldı. Seyyid Ebu Bekr; “Bu mübarek beldede bulunduğunuz müddetçe teşrif edin, sizden istifade edelim.” dedi. Bir gün Hacı Ömer Efendiye gizlice; “Belki Mısır Reisü'l-uleması bu zâtın derecesinde olabilir. Ondan başka yeryüzünde bu zât gibi bir âlim bulunduğuna inanmam.” dedi. Hacı Ömer Efendi Mısır Reisü'l-uleması ile olan görüşmeyi anlatınca, Seyyid Ebu Bekr; “Allahü teala ona uzun ömür vermekle bizi nimetlendirsin. Onun ilminden doğruluğundan, takvasından ve himmetinden bizleri nasiblendirsin.” diye dua etti.

Seyyid Fehim hazretleri Mekke'de bulunduğu sırada İmam-ı Rabbanî hazretlerinin torunlarından Ahmed Said'in oğlu Muhammed Mazhar Müceddidî ile görüştü. Bu sebeple oğullarının birinin ismini Mazhar koydu. Hac vazifesini ifa ettikten sonra Medine-i münevvereye giden Seyyid Fehim-i Arvasî hazretleri, sevgili Peygamberimizin mübarek kabrini ziyaret edip, feyzlerine kavuştu. Sonra tekrar Arvas'a dönüp irşada devam etti.

Hayatında cemaatsiz namaz kılmadı. On iki yaşından beri gece teheccüd namazını kaçırmamıştır. Talebelerinden Molla Abdülhakim veya Molla Şaban bulundukları zaman onlara uyar, bulunmadıkları zaman kendisi imam oldu. Mihraba geçip tekbir aldığında elektrik cereyanı gibi kalblere tesir ederdi. Ramazan-ı şerifte teravih namazını hatimle kılarlar, yani her rekatte bir sayfa Kur'an-ı Kerim okunurdu. Teravih ve dua biter sahur sofrası hazırlanırdı. Sahurdan sonra sabah ezanı okunur, namazdan sonra, zikir ve murakabe ile meşgul olunurdu. Güneş yükseldikten sonra kuşluk namazı kılınır, kaylule vaktinde iki saat kadar uyurlardı.

Seyyid Fehim hazretlerinin sohbet ve hizmetinde bulunanlar, kendilerini dünyadan uzaklaşmış görürlerdi. Arapça, Farsça, Türkçe ile diğer Mahallî dilleri bilirdi. Her dildeki mahareti emsalinden üstündü. Arapça konuştuğu zaman Mısır Camiü'l-Ezherinde yetiştiği sanılırdı. Maddî ve manevî bütün ilimlerde derin âlim, fesahat ve belagatları harikaydı. Seyyid Abdülhakim hazretleri onun vasıflarını şu şekilde anlatırdı: “O, her ilimde bir okyanustu. Derinliğine kimse inemedi. 8Ancak oğlu ve halifesi Seyyid Muhammed Emin azıcık anlıyordu. Hatta Şeyh Sa'di Şirazi'nin Gülistan'ından bir beyt okudular ve izah buyurdular. Bir mikdarını anlayabildim. Seyyid Muhammed Emin de bir mikdar daha anladı. Sonra o da anlayamadı. Hülasa hakikat ve inceliklerini kimse hakkıyla idrak edemedi."

Seyyid Fehim hazretleri insanlara İslamiyeti anlattığı gibi, cin taifesine de anlatırdı. Cinlerden dört binden fazla talebesi vardı.

Seyyid Fehim hazretleri bir gece rüyasında Resulullah Efendimizi gördü. Resulullah Efendimiz ona; “Abdülhakim'in terbiyesini sana ısmarladım.” buyurdu. Bu emir üzerine Abdülhakim Efendinin terbiyesine daha çok ihtimam gösterip, onu tasavvuftaki vilayet-i Ah9mediyye derecesine ulaştırdı.101112

Seyyid Fehim hazretlerinin önde gelen talebesi Seyyid Abdülhakim Efendi, onun sohbetlerinden13 çok istifade etmişti. Bir gece benzeri olmayan bir sohbet oldu. Seyyid Abdülhakim bu sohbette dinledik14lerini kendisi için yeterli görerek; “Bu sohbet bana yeter, alabileceğim her şeyi bu gece aldım.” diye düşü15ndü. Sabah olunca üstadı kendisinden ibriğini istedi. Abdülhakim Efendi ibriği bir elma ağacının altında bulunan hocasına götürdü. Bu sırada Hazreti Seyyid; “Abdülhakim! Bu ağaç ne ağacıdır?” diye sordu. “Elma ağacıdır efendim.” diye cevap alınca; “Bu ağacın bir gövdesi, dalları, dallarında da meyveleri vardır. Şimdi bir elmanın içindeki çekirdeği yiyen bir kurt, ben bütün elmayı ve elma ağacını yedim, onda olanları aldım16 dese, doğru olur mu?” buyurdu. Böylece Seyyid Abdülhakim Efe17ndiye akşamki düşüncelerinin yanlış olduğunu bildirip, daha çok gayret etmesi gerektiğini işaret buyurdu.18

H19azreti Seyyid talebelerinin en üstünü olan Seyyid Abdülhakim Efendiye hilafetname vermeden beş yıl önce, kardeşlerine yazdığı mektupta buyurdu ki: “Sevdiğim, kıymetli Seyyid İbrahim ve Seyyid Taha. Allahü t20eala ikinize de selamet versin. Size çok dua ettikten ve selam eyledikten sonra, bildiğiniz gibi kardeşiniz Seyyid Molla Abdülhakim geçen sonbaharda buraya gelmiş, ders okumaya başlamıştı. Bu fakir de onun dersini gayet dikkatle ve tahkik ederek anlattım. O da gerek derste, gerek kendi çalışmalarında öylece dikkat21 ve tahkik ey22ledi. İlimden başka bir şeye bakmasına vakit bırakmadım. Şimdi, zamanımızdaki usule göre kitapları bitirdi. Bu fakir, alet ilimlerini, fıkıh ve hadis ilimlerini okutmak için, üstadlarımdan nasıl mezun olduysam, onu da öyle mezun eyledim. Sizler artık ona kardeş gözüyle bakmayınız. İlmin şerefini gözetmek için ona karşı çok tevazu gösteriniz. Bunları sizin iyiliğiniz ve yükselmeniz için yazıyorum. Bundan başka ilme tevazu göstermek, Allahü tealaya tevazu etmek demektir. Bu kısa yazımdan çok şeyler anlayınız! Esseyyid Fehim.”

Hazreti Seyyid Abdülhakim Efendiye 1300 (m. 1882) senesinde zahirî ilimlerde icazet, diploma verdiği gibi, 1305 (m. 1888) senesinde tasavvufta Nakşibendiyye, Kadiriyye, Sühreverdiyye, Çeştiyye ve Kübreviyye yollarından hilafet de verdi. İnsanlara İslamiyetin emir ve yasaklarını anlatmakla vazifelendirdi. Seyyid Abdülhakim'e yazdığı bir mektupta buyurdu ki: “Sevgili oğlum, gözümün nuru Seyyid Molla Abdülhakim! Size, sonsuz dualarımı bildirdikten sonra arz edeyim ki, uzun zamandan beri, sizden haber almadığım için, gönlüm çok üzül23üyor. Allah24ü teala her gizli şeyleri bilir. O şahiddir ki, kalbim hemen her zaman seninledir diyebilirim. Beni bu üzüntüden kurtarmak için, görünür görünmez hâllerinizi sık sık bildirmelisiniz! Böylece sevgi bağları oynatılmış olur. Eğer o, gözümün nuru buradaki fakirlerden soracak olursa, Allahü tealaya hamd ve şükürler olsun! Bedenimizin ve etrafımızın rahatı ve selameti günden güne artmaktadır. Hak teala, biz fakirlerin ve bütün kardeşlerimizin kalblerine selamet ihsan buyursun! Amin. Şeyh Abdülhamid'e ve Şeyh Hasan'a ve Seyyid İbrahim'e bu fakirin dualarını bildiriniz! Taha Efendiye ve Mazhar Efendiye dua ederim. Her kime uygun görürseniz, bu fakirin dualarını bildirmek için, vekilimsiniz. Bundan başka, Nehri'de olanların, doğru eğri hepsinin25 hâllerini yazınız. Ayrıca, Nasturilerin taşkınlık yaptıklarını, dört yüz Müslüman öldürdüklerini işittik. Bunların neler yaptıklarını ve ne için yaptıklarını da bildirmenizi istiyorum. Vesselam. Duacınız güna26hkar Seyyid Fehim.”

Ömrünü İslamiyeti öğrenmek ve öğretmekle geçiren Seyyid Fehim hazretleri vefatından altı ay öncesinden itibaren sefer hazırlığına başlamıştı. Sohbetlerinde her zamankinden daha çok ölümden bahsediyordu. Şimdi medfun bulunduğu kabri şerifin yerine bakarak, Arvas kabristanına defnedilenlerin imanlı olduğu takdirde bütün günahlarının affedileceğini beyan buyururlardı.27

Ömrünün son günlerine doğru rahatsızlığı fazlalaştı. Bir Cuma günü hasta haliyle camiye gitti. O gün28halifesi ve oğlu Seyyid Muhammed Emin Efendi beliğ ve hazin bir hutbe okudu. Caminin arkasındaki çeşmeye kadar saflar bağlamış olan cemaat bu hutbenin tesiriyle mahzun olup, ağladı. Seyyid Fehim hazretleri Cuma namazını oturarak kıld29ı. Sonra da Seyyid Abdülhakim Efendi, Seyyid Muhammed Emin Ef30endi, Halife Derviş ve Halife Ali adlı dört halifesini huzuruna davet buyurarak vasiyetlerini şöyle bildirdi: “...31Muhammed Emin yerime ikame edilmiştir. Yani benim vazifemi yürütecektir. İnce kalplidir. Bize karşı sevgisi çok kuvvetli olduğu için benden sonra fazla yaşayacağını zannetmiyorum. Ondan sonra Seyyid Abdülhakim mutlak olarak yerime ikame buyrulmuştur. Kendisi, Arvas'ta olsun, Başkale'de olsun, İstanbul'da olsun ona itaat ediniz. Onun rızası benim rızamdır. Ona muhalefet bana muhalefettir.” buyurarak Seyyid Abdülhakim E32fendinin zamanla İstanbul'a geleceğini işaret etti. Dört halifesinden başka bazı talebelerinin de bulunduğu sırada vasiyetine devam ederek buyurdu ki: “Kitaplarımı Arvas Kütüphanesine vakfettim. Benim bildiğim kimseye borcum yoktur. İhtiyaten ilan edin. Şayet alacaklılar çıkarsa, ne kadar iddia ederlerse, Muhammed Emin tereddütsüz versin. İlmin ve Nakşibendiy33ye yolunun yayılmasına ihtimam gösteriniz. Seyyidim ve senedim Seyyid Büzürk (Seyyid Taha-yı Hakkarî) hazretlerinin, her sene asgari bir defa Van'a gidip halkı irşad için fakire olan emirlerini yerine getiriniz. Hüseyin'in annesinin genç olmasına rağmen çocuklarını bırakıp gideceğine kani değilim. Bununla beraber himaye etmek lazımdır.” buyurdu. O sırada on yaşında olan Hüseyin Efendi orada oynuyordu.

 

ŞEYHİN SENİ ÖLDÜRTMEZ

Van'ın Gürpınar Muhammed Piran aşiretinden Ali isminde bir zat gelerek Seyyid Fehim hazretlerine talebe oldu. Bir yolculuk sırasında vaktiyle hasmı olan bir kimse yolunu kesti. Ali ismindeki zatı öldürmek üzere silahına sarıldı. Nişan aldığı sırada Ali ismindeki zat; “Beni öldürme! Hazre34ti Şeyhe (Seyyid Fehim) talebe oldum. Bütün dünya düşüncelerinden sıyrıldım.” diyerek, hasmını ikna etmeye çalıştı. Fakat silahlı kimse onu dinlemeyip silahının tetiğine bastı. Beş tane fişeği vardı. Hepsini attı fakat hiç35 ses duyulmadığı gibi, Ali Efendiye de herhangi bir şey olmadı. Silahlı kimse, fişek yuvasına bakt36ı, fişekleri göremedi. Olanlar karşısında şaşırıp kaldı. “Şeyhin seni öldürtmez.” diyerek ayrılı37p gitti.38

Ali Efendi bir müddet sonra Seyyid Fehim-i Arvas39î hazretlerini ziyaret etmek üzere Arvas'a gitti. Ziyaret esnasında Seyyid Fehim hazretleri ona; “Köyün tepesinde çok korktunuz mu?” diye sordu. Ali Efendi; “Evet efendim.” dedi. Seyyid Fehim hazretleri oturduğu postun altından40 beş adet fişeği çıkararak Ali Efendiye verdi ve; “Kul hakkıdır. Üzerimizde kalmasın.” buyurup fişekleri s41ahibine vermeyi emretti. Ali Efendi bu fişekleri sahibine götürüp verdi. Hadise sırasında zaten hayret içinde kalmış olan silahlı kimse, yaptık42larına pişman oldu. 43Tövbe edip, Arvas'a gitti ve Seyyid Fehim hazretlerine talebe oldu.

Bir ara; “Can feda babacığım. Misafir çoktur. Dışarıda hep sizi bekliyorlar. Niye yatıyorsunuz. Kalkın misafire bakın.” deyince, çocuğun sözlerine tebessüm ederek; “Bu çocuk salihtir.” buyurdu.

Vasiyetine devam ederek; “Benden sonra çok fitne çıkacak, kadınlardan haya perdesi kalkıp, çarşı pazarlarda dolaşacaklar. İslam, Abdülhamid Hanla kaimdir.” buyurdu. Bir ara Seyyid Abdülhakim Efendiye dönerek; “Cenab-ı Hak sizi muhafaza edecektir.” buyurdu ve İbrahim aleyhisselamın ateşte yanmadığı kıssasını anlattı. “Nakşibendiyye yolunun yayılması için elimden geldiğince, kıl kadar ayrılmamak üzere hizmet ettim. İnşaallah mes'ul değilim. Tam tedkik etmeden fetva vermeyiniz. Ruhsatlarla yetinmeyiniz. İmkan oldukça azimetleri esas kabul ediniz.” buyurduktan sonra bir müddet kimseyi yanlarına kabul buyurmadılar. Allahü tealayı anmakla ve ibadetle meşgul oldular. Bir ara karpuz istediler. Fakat o mevsimde Müküs'de karpuz yoktu. Çatak'a gidip getirdiler. Fakat karpuzu yemeden vefat ettiler.

Fehim-i Arvasî hazretlerinin hastalığını duyanlar uzak yakın her taraftan gelip ziyaret ettiler. Tedavi için doktorlar getirdiler. Vefat ettiği günün ikindi namazını oturarak kılan Seyyid Fehim hazretlerinin mübarek v1ücudları secdeden mübarek başını kaldıramayacak derecede zayıflamıştı. Oğlu Seyyid Muhammed Emin Efendinin yardımıyla başını secdeden kaldırabiliyordu. Bu sırada hüzün ve üzüntü Arvas ve etrafını kaplamış, evin et2rafında yüzlerce seveni ve talebesi onun iyileşmesi haberini bekliyordu. O sırada renk renk, çeşit çeşit k3uşlar geldiler, havada sıra sıra durarak herkesin hissettiği şekilde hüzünlerini izh4ar ettiler. Yüzbinlerce kuş, Arvas üzerinde şemsiye gibi gölge ettiler. O arada gaybdan bir ses; “Ya eyyetühennefsü'l-mutmeinneh...” ayet-i kerimesini sonuna kadar okudu. Secdeden başını kaldırıp “Er-Refiku'l-â'la.” dedikten sonra sesli bir kelime-i tevhidden sonra Şevval ayının on beşinci Salı günü ruhunu teslim etti. Vefat haberi duyulunca, başta sevenleri olmak üzere bütün halk ve yabanî hayvanlar bile üzüldüler.

Seyyid Fehim-i Arvasî hazretleri, teçhiz ve tekfinden sonra sevenlerinin gözyaşları arasında Arvas kabristanında daha önceden işaret ettiği yerde defnedildi. Seyyid Fehim-i Arvasî hazretlerinin Arvas'ta bulunan kabri, sevenleri tarafından ziyaret edilmekte ve bereketlerinden faydalanılmaktadır. Vesile edilerek yapılan dualar kabul olmaktadır. Çocuğu olmayanlar çocuğ5a sahib olmakta, hasta olanlar şifaya kavuşmaktadırlar. Bitlis'in Hizan ilçesine bağlı Karkar Deresi köyünden çocukları olmayan karı-koca Arvas'a gelip Seyyid Fehim hazretlerinin kabrini ziyaret ettiler. Çocukları olması için, Seyyid Fehim hazretlerinin ruhaniyetini vesile ederek dua ettiler. Sonra ikiz çocukları oldu. 1400 (m.1980) senesi sonbaharında tekrar Arvas'a gelen karı-koca kabr-i şerifi ziyaret ettikten sonra üç defa ikiz çocuklarının olduğunu bildirdiler. Hasta olup şifa bulanlar da anlatılmaktadır.

Seyyid Fehim Arvasî hazretlerinin vazifesini bir müddet oğlu ve halifesi Seyyid Muhammed Emin Efendi devam ettirdi. Onun vefatından sonra da mutlak halifesi Seyyid Abdülhakim Arvasî hazretleri devam ettirdi. Hazreti Seyyidin, Güster Hanım, Emetullah, Nahiye ve Esma hanım isimlerinde kızlarından başka on oğlu vardır:

  1. 1
    Seyyid Muhammed Reşid Efendi: Genç yaşta Gevaş'ın Tıgnız köyünde vefat etti. Kabri Zeve köyü kabristanında Sultan Zübeyr hazretlerinin türbesi yanındadır.
  2. 2
    Seyyid Muhammed Emin Efendi: 1284 (m. 1867) senesinde Arvas'ta doğdu. Babasının halifelerindendir. 1317 (m. 1900) senesinde, hac dönüşünde Tur-i Sina'da vefat etti.
  3. 3
    Seyyid Muhammed Mazhar Efendi: Genç yaşta vefat etmiştir. Kabri Arvas'tadır.
  4. 4
    Seyyid Muhammed Masum Efendi: 1296 (m. 1879)'da Arvas'ta doğdu. 1361 (m. 1942)'de yine Arvas'ta vefat etti. Kabri, babasının bitişiğindedir.
  5. 5
    Seyyid Muhammed Sıddik Efendi: 1296 (m. 1879) senesinde Arvas'ta doğdu. 1334 (m. 1916) senesinde Gürpınar'da dere kenarında abdest alırken Ermenilerce şehid edildi. Kabri, Van'ın Gürpınar ilçesine bağlı Mejıngir (Yukarı Kaymaz) köyünde olup, ziyaret edilmektedir. Seyyid Abdülhakim Efendinin halifesi idi.
  6. 6
    Seyyid Hasan Medenî Efendi: Van müftüsüyken Hicaz'a gidip, yirmi sene Medine-i Münevvere'de kaldı. 1388 (m. 1968) senesi Berat gecesinde vefat etti. Cennetü'l-Baki' kabristanında defnedildi.
  7. 7
    Seyyid Hüseyin Efendi: 1304 (m. 1887) senesinde doğdu. 1382 (m. 1962) senesinde vefat edip, Gevaş'ın Hacı Zive köyünde büyük biraderi Molla Muhammed Reşid'in yanında defnedildi.
  8. 8
    Seyyid Muhammed Salih Efendi: 1369 (m. 1949) senesinde hacca gidip, Medine-i Münevvere'de vefat etti. Cennetü'l-Baki'de defnolundu.
  9. 9
    Seyyid Nizameddin Efendi: Van'da Akköprü kabristanında medfundur.
  10. 10
    Seyyid Şemseddin: Küçük yaşta vefat etmiş olup, Arvas'ta medfundur.

Seyyid Fehim Arvasî hazretlerinin oğullarından ve kızlarından meydana gelen torunlarıyla nesli devam etmektedir.

 

SOFU BABA'NIN AŞKI

Seyyid Fehim her sene, Van'a gidip bir defa6789

Güzel sohbetleriyle, nur saçardı etrafa.10111213

Mevsim yaz olduğundan, hava bir sıcaktı ki,14151617

İnsanlar hararetten, kavruluyordu sanki.18192021

Gençten bir kimse vardı, hem de Fehim isminde,22232425

Ya26şardı o zamanlar, günah işler içinde.272829

Bu genç, dağdan bir tabak, kar temin edip bir gün,303132

Get33irip huzuruna, arz etti o büyüğün.3435

Seyyid Fehim o gence, buyurdu: “İsmin nedir36?”37

O g38ayet sıkılarak, dedi: “İsmim Fehim'dir.”

Bir makbul olmuştu ki, getirdiği soğuk kar,

Şefkatle etti ona, bir teveccüh ve nazar.

Bu, öyle bir teveccüh, öyle nazardı ki hem,

Kalbi, Seyyid Fehim'in, aşkıyla doldu o dem.

Öyle bir muhabbetle, bağlandı ki o zata,

Onun muhabbetiyle yanar oldu âdeta.

Sonradan Seyyid Fehim, Arvas'a etti avdet,

O sene kış mevsimi, şiddetli geçti gayet.

Ve lakin yanıyordu, o aşkla onun gönlü,39

Onun ayrılığına, yoktu hiç tahammülü.40

En son dayanamayıp, dedi ki: “Anneciğim,41

Heybemi hazır et ki, Arvas'a gideceğim.”42

Dedi: “Gitme evladım, bir baksana şu kışa,43

Çıkarsan yem olursun, dağlarda kurda kuşa.”44

Lakin o, kararını, vermiş idi pek kat'i,

Zira onun aşkından, kalmamıştı takati.

Heybesini alarak, düştü Arvas yoluna,

Ona kavuşmak için, bir mâni yoktu ona.4546

Her an ölüm saçarken, aç kurtlar, soğuk ve kar4748

O, dağ dere demeyip, gidiyordu bir karar.4950

Zira onu götüren, bir sevgiydi, bir aşktı.5152

Çünkü Seyyid Fehim'e, varıp kavuşacaktı.5354

Bir dağın tepesinde, tam bu aşkla giderken,5556

Baktı ki karşısına, bir ada57m çıktı bi58rden.

Ve sordu ki: “Nereye, gidiyorsun ey Fehim?

Eğer arzu edersen, sana yardım edeyim.”

Lakin o, cevap bile, vermiyerek hiç ona,5960

Yine aynı aşk ile, devam etti yoluna.6162

Çünkü Seyyid Fehim'le, beraberdi o zaten,6364

Ve onun aşkı ile, gidiyordu esasen.6566

Ve bir akşam, Arvas'ta, ezan okundu, fakat,6768

Namaz için mihraba, geçmedi o büyük zat.6970

Herkes merak e71derken, niçin beklediğini,72

Seyyid Fehim73 bildirdi, bu işin hikmetini.747576

Buyurdu: “Bir yolcumuz, geliyor, yolda şu an,777879

Hem de donmak üzere, neredeyse soğuktan.”808182

Biraz sonra genç Fehim, bir kardan adam gibi,838485

Kavuştu ma'şukuna, dinlemeyip kar tipi.868788

Buyurdu ki: “Ey Fehim, o yolda rast geldiğ89in,90919293

Hızır'dı, niçin ondan, bir yardım istemedin?”94959697

Dedi ki: “Beraberdim, o anda sizin i98le,99100101

Ço102k kolay geliyordum, sizin himmetinizle.103104

Siz de geliyordunuz, o yolda yanım sıra,105106

Sizinle beraberken, bakar mıyım Hızır'a.107108

Ben sizin aşkınızla, dağları 109aşıyordum.110

Her adımda daha çok, size yaklaşıyordum.”111

Sofu Baba derler ki, ona Van civ112arında,

Ziyaret etmektedir, sevenler, mezarında.

Tam İlmihal Seadet-i Ebediyye; (49. Baskı) sh.1077, 1142

Eshab-ı Kiram (14. Baskı); sh.158-162

İslam Meşhurları Ansiklopedisi; cilt 2, sh.771-817

Hayatı ve Hatıralarıyla Seyyid Abdülhakim Arvasi; (E. B. Ekinci-İstanbul 2016) sh. 31

Nakşbendi-Halidîliğin Seyyid Taha Hakkarî Nehri Kolu (M. Saki Çakır-İstanbul-2016) sh. 146

Whatsapp İkon Facebook İkon Bağlantıyı Kopyala
Rehber İnsanlar Sayfası