Musul âlimlerinden ve evliyanın büyüklerinden. Künyesi Ebu Nasr, ismi Feth bin Sa'id El-Karî, el-Musulî'dir. Musul yakınında Dicle kenarındaki Karköyünde doğdu. 220 (m. 835) senesinde Musul'da vefat etti.
Musul ve sık sık gittiği Bağdat'ta ilim öğrendi. Hayatını Musul'da geçirdi. Bişr-i Hafî'nin arkadaşıdır. Bişr-i Hafî gibi yüksek dereceler sahibiydi. İsa bin Yunus'dan hadis ilmi öğrenmiş ve rivayette bulunmuştur. Ancak rivayeti çok azdır. Muafa'dan da istifade etmiştir. Kemale gelmesi Bişr-i Hafî'nin sohbetlerinde olmuştur.
Feth-i Musulî bir gün Bişr-i Hafî'nin evine misafir gitti. Bişr-i Hafî, talebelerinden birine bir miktar para vererek; “İyi ve tatlı bir şeyler alıp gel!” buyurdu. Bişr-i Hafî'nin o zamana kadar böyle şeyler aldırdığı görülmemişti. Beraberce talebenin getirdiklerini yediler. Feth-i Musulî giderken artan yemekleri aldı. Talebeleri bu duruma şaştılar. Bişr-i Hafî talebelerine; “Feth-i Musulî bize, tevekkülü sağlam olana, gıda saklamanın zarar vermeyeceğini gösterdi.” buyurdu.
Bir gün Feth-i Musulî'ye, sıdk nedir? diye sorulunca, içinde demir bulunan bir ocağa elini sokup, kızgın bir demir parçasını çıkarıp elinde tuttu ve, “İşte sıdk budur.” dedi.
Şöyle anlatır: “Bir gün Emirü'l-müminin Hazreti Ali'yi rüyamda görüp, bana nasihat et, dedim. Tevazudan daha iyi bir şey görmedim. Yalnız Allahü tealadan sevap umarak, zenginin yoksula gösterdiği tevazudan daha güzel ne olabilir, dedi. Biraz daha nasihat edin, dedim. Buyurdu ki: Ondan daha güzel olanı, Allahü tealaya gayet fazla güven duyan fakirin, zengine karşı kibirli ve gururlu davranmasıdır.”
Ebu Abdullah bin Cella anlatır: “Sırrî-yi Sekatî'nin evindeydim. Gece yarısından sonra giyinip, ridasını (cübbesini) üzerine aldıktan sonra dışarı çıktı. “Nereye gidiyorsun?” deyince; “Feth-i Musulî'yi ziyarete.” dedi. Evden dışarı çıkar çıkmaz zaptiye çavuşu kendisini yakalayıp hapse attı. Gündüz, gece yakalanan bütün tutukluların kırbaçlanması emredildi. Sırri-yi Sekatî'yi kırbaçlamak için elini kaldıran celladın eli havada kaldı. “Niçin vurmuyorsun?” diye sorduklarında; “Bir şahıs karşımda durup: “Sakın vurma!” diyor. Bu yüzden elime hakim değilim.” dedi. Baktıkları zaman bu şahsın Feth-i Musulî olduğunu gördüler. Sırrî-yi Sekatî'yi onun yanına götürüp salıverdiler.”
Hacca giderken yolda henüz mükellef olmamış bir çocuk gördü. Devamlı bir şey okuduğunu görüp; “Ne okuyorsun?” dedi. “Kur'an-ı Kerim okuyorum.” dedi. “Nereye gidiyorsun?” deyince, Hicaz'a gittiğini söyledi. Daha küçük olduğu hâlde neden gittiğini sordu. Çocuk; “Allahü tealanın rızasına kavuşamadan bu dünyadan ayrılırsam hâlim nice olur?” diye cevap verdi. “Adımların küçük, yaya nasıl Hicaz'a ulaşacaksın?” dedi. “Gerçi adımlarım küçük, fakat gönderen büyüktür.” dedi. “Ne azığın, ne rehberin, ne de arkadaşın var.” deyince; “Bir kimseyi bir zat, hanesine davet etse, o kimsenin yiyeceğini götürmesi ayıp olmaz mı? Rabbim beni davet buyurmuştur. Benim yardımcım O'dur.” dedi. Görüşme bitince çocuktan ayrıldı. Kâbe'ye varınca, onu tavaf sırasında gördü. Çocuk ona bakıp; “Nasıl, şimdi şüpheden kurtulup yakine ulaştın mı?” dedi.
Vefatından sonra Feth-i Musulî'yi rüyada görenler; “Allahü teala sana ne yaptı?” dediler. Dedi ki: Allahü teala bana; “Niçin o kadar ağladın?” buyurdu. “Günahlarım ve kusurlarım sebebiyle yüzüm olmadığından ağlıyordum.” dedim. “Ey Feth! Bu çok ağlaman sebebiyle, günahını yazan meleğe sana günah yazmamasını emretmiştim.” buyurdu.
“Yemek yemekten ve ilaçtan kesilen hasta misali ilim ve hikmetten mahrum kalan kalb de ölüme mahkumdur.”
“Kendi arzularından ziyade Allahü tealayı isteyenin kalbinde Allah sevgisi doğar.”
“Allahü tealayı arzu eden, ondan gayri her şeyden yüzünü çevirir.”
“Kalbine dikkat ve teveccüh edenin kalbinde, Allahütealanın sevgisi meydana gelir.”
“Konuşunca Allahü tealadan konuşanlar, amel edince Allah için amel edenler, bir şey isteyince de Allahü tealadan isteyenler gerçek marifet sahipleridir.