Son devrin din âlimlerinden. Gönenli Mehmed Öğütçü Hoca, 1901 yılında Balıkesir'in Gönen ilçesinde doğdu. 2 Ocak 1991 yılında İstanbul'da vefat etti. Babasının ismi Osman, annesinin ismi ise Fatıma'dır. İlkokul tahsilini ve hafızlığı köyünde tamamladı.
Babası Osman Efendi çiftçi olmasına rağmen, İslamî ilimlere ve İslam âlimlerine çok düşkündü. Oğlu Mehmed'i ilk tahsilini tamamlar tamamlamaz hemen İstanbul'a gönderdi. Gönenli Mehmed Efendinin icazetnamesindeki (diplomasındaki) kayıtlara göre 1920'li yıllarda İstanbul'a geldiği anlaşılmaktadır. Fatih Camii dersiamlarından Serezli Ahmed Şükrü Efendiden Kur'an-ı Kerim kıraat ve tecvit ilmini usulüne uygun olarak öğrendi. 1925 yılında “Takrib” seviyesinde icazetnamesini aldı. 1924 yılında medreseler kapatılınca 1925 yılında imam-hatip mektebine girdi. 1927 yılında aynı mektepten de mezun oldu.
Gönenli Mehmed Efendi, 1930 yılında Gönen Merkez Camii İmam-Hatipliğine başladı. Bir müddet sonra askerlik vazifesini yapmak üzere Gönen'den ayrılarak, İstanbul Taşkışla'da askerliğine başladı ve aynı yerde bitirdi. Gönenli Hoca Efendi, askerlik vazifesini bitirdikten sonra, tekrar memleketi Gönen'e geri dönmedi. İmam-Hatiplik vazifesine İstanbul'da devam etti. Burada sırasıyla; Fatih Hacı Bayram Kaftani, Dülgerzade, Hacı Hasan ve Sultanahmet camilerinde vazife yaptı. Sultanahmet Camii İmam-Hatiplik vazifesinden 1982 yılında emekli oldu.
Doksan yıllık ömrünü ilme, İslama ve Kur'an-ı kerime adayan Hoca Efendi, din eğitimi gören talebelere elinden geldiği kadar yardım eder, onlara burs verirdi. Gönenli Mehmed Efendi; 2 Ocak 1991 Çarşamba günü Hakk'ın rahmetine kavuştu. Mezarı Edirnekapı kabristanlığındadır.
Gönenli Mehmed Efendi ömrü boyunca hep gençlerle ilgilendi. Onlerin sıkıntılarını giderdi. Parasız kalan, harçlığı biten ona sığınırdı. O, gelenleri boş çevirmezdi. Birgün kendisine, bu çocuklardan istismar eden de olabilir, dediklerinde, “Olabilir. Ama başka çaremiz de yok. Elden gelen bu. Ne yapalım, biz tohum atmaya devam edeceğiz. Ümit kapılarını kapatmamak gerekir.” demiştir.
1943'de Kur'an-ı Kerim okuttuğu için hapse girdiğinde, Onu katillerin kaldığı bir koğuşa koyuyorlar. Bir takım canilerin arasında kaldığını gören Hoca Efendi, şöyle bir etrafına bakındıktan sonra onların ruhlarına hitap etmekten ve gönüllerine girmekten başka çare olmadığını görüyor “Selamün aleyküm” dedikten sonra gösterilen ranzaya şöyle bir yan gelip oturduktan sonra elini kulağına atıp, o yanık sesi ile aşağıdaki ilahiyi okumuştur:
Kahrın da hoş, lütfun da hoş,
Kahrın da hoş, lütfun da hoş.
Senden gayri her şeyler boş,
Senden özge her şeyler boş.
Gelse celalinden cefa,
Yoksa cemalinden sefa,
Her ikisi bana şifa,
Kahrın da hoş, lütfun da hoş.
Senden gayri her şeyler boş.
Derviş Mehmed sana kuldur,
İster ağlat, ister güldür,
İster yaşat, ister öldür,
Kahrın da hoş, lütfun da hoş,
Senden gayri her şeyler boş.
Koğuşa ilk girdiğinde, önce avını kollayan canavarlar gibi çevresini saran insanlar, yavaş yavaş kendilerine, fıtratlarına dönmüşlerdir. Gönenli Mehmed Efendi, ilahisini bitirince, katiller koğuşunun en bitirimi bile gelip, boyun eğmişti. Koğuşun kabadayısı: “Baba! Seni bize Allah gönderdi. Başımızın tacı, gönlümüzün ilacısın gayri.” demiş, bu sözlerinden sonra koğuş kabadayısı diğer arkadaşlarına dönmüş: “Çökün!” diye seslenmiştir. Kendisi de dahil hepsi diz çökmüşler ve o andan itibaren, Kur'an-ı kerim ve dinî bilgileri öğrenmişler, Hoca Efendi'nin sadık talebesi oluvermişlerdir. Denizli civarında bulunan pek çok caminin imamı, bu katiller koğuşunda yetişmiştir.
Bir hatırasını şöyle anlatır:
“Bir adam vardı tanıdığım. Karun gibi hırslıydı, dünyaya düşkündü. Para, pul mal, mülk, topladı, topladı. Hiç durmadan, dinlenmeden topladı. Sonra efendim ne yedi, ne yedirdi, ne giydi, ne giydirdi. Hiçbir şeye zırnık koklatmadan dünyadan göçtü. Nesi var, nesi yoksa her şeyi namert eline kaldı. Bıraktığı parayı haram işlerde kullandılar. Biriktirdiği paralar ne dünyada ne de ahırette faydası oldu. Ahırette faydası olmadığı gibi, azaba sebep oldu."
Bir sohbetinde şunları anlattı:
“İnsanların bazen öyle patavatsızlıkları oluyor ki, Peygamberler bile bizar olmuşlar insanların patavatsızlıklarından. Musa aleyhisselam demiş ki: “Ya Rab! Şu insanların dilini tutsan, bana neler söylüyorlar neler!” Cenabı Hakk: “Üzülme ya Musa! Kullarımın kusuruna bakma! Sadece sana mı, bana bile neler söylüyorlar neler?” buyurmuş."
Gönenli Mehmed Efendi sevenlerine şöyle nasihat ederdi:
- “Esas iş, ölüm gelmeden, kendini gideceğin yere hazırlamaktır. Dünya derdi değildir.”
- “Kimseye kusur bulma. Herkes layık olduğu yere gönderilecek, layık olduğunu bulacak.”
- “Her nefis ölümü tadacaktır. Ancak herkes ayrı ayrı tatlarla tadacaktır.”
- “Kâbe sevgisi insanın içinden gelir. Kâbe'ye parası olan değil, aşkı olan gider: Rabbi, aşkı olana yardım eder.
- “İyilik yap, iyilikle düşmanı kendine dost eyle!”
- “Yaptığın hayırları söyleme. Söylersen kaybedersin. Yaptım, ettim diyerek sadakalarınızı bozmayın. Hayırlarını saklarsan senin olacak.”
- “Acı söyleyene tatlı söylemek için dünyaya geldik.”
- “Annesine iyi bakan, kalbini kırmayan harpte şehit düşenlerin mertebelerine erişir.”