HALİLÎ, Ebu Ya'lâ

Halil bin Abdullah bin Ahmed Hadis ve fıkıh âlimi
A- A+

Hadis ve fıkıh âlimi. Künyesi Ebu Ya'lâ olup, ismi Halil bin Abdullah bin Ahmed'dir. Kazvinli olması sebebiyle Kazvinî, dedelerine nisbetle Halilî denildi. 446 (m. 1055) yılında vefat etti. İlim tahsil edip, hadis-i şerif öğrenmek için Nişabur, Cürcan, Kazvin ve birçok şehri dolaştı. Ali bin Ahmed bin Salih Kazvinî, Muhammed bin İshak Kisaî, Kasım bin Alkame, Ebu Hafs Kettanî, Muhammed bin Süleyman bin Yezid Famî, Ebu Tahir Mülahhıs, Ebü'l-Hüseyin Haffaf, Ebu Abdullah Hakem ve daha birçok âlimden ilim öğrenip hadis-i şerif işitti.

Ebu Bekr ibni Mukrî, Ebu Hafs ibni Şahin, Ali bin Abdurrahman Bika'î, Ebu Ahmed Gutrifî ve Ebu Arar bin Hamdan'dan icazet (diploma) aldı. Yetişmiş olduğu bu büyük âlimlerin derslerinde duyduklarını yazıp ezberledi. Yüz bin hadis-i şerifi ravileriyle birlikte ezberden bilirdi. Hadis-i şeriflerden çıkarılan hükümleri öğrendi. Hadis ravilerinin ve kendisinden önce yaşayan âlimlerin hâllerini çok iyi bilirdi. Hadis ve fıkıh ilminde âlim oldu. Zamanının imamı olarak tanındı. Memleketi Kazvin'e kadı tayin edildi.

Vermiş olduğu adil hükümlerle insanların huzur ve saadetini temine çalıştı. Hıfzı kuvvetli, zekası keskindi. Yalnız Allahü Teâlânın rızasını kazanmak için çalışırdı. Vaktini ilim öğrenmek ve öğretmek, insanlara nasihat etmek ve ibadetle geçirirdi. Mala, paraya rağbet etmezdi. Çok cömert olup, kendisine yetecek kadar mal bırakır, fazlasını fakirlere dağıtırdı. Haramlardan ve şüpheli şeylerden çok sakınır, mubahların birçoğunu da terk ederdi. İnsanlar, ilmiyle amel edip, bildiklerini günlük hayatında tatbik ederek, onlara yumuşak ve çok güzel muamelede bulunmasından dolayı kendisini çok sever, büyük küçük, devlet adamı, köylü, herkes nasihatlarını dinler, söylediklerini yapmaya gayret ederdi.

Ebu Ya'lâ Halilî, mahkemelerde verdiği adil hükümlerle insanlara huzur dağıtırken, yetiştirdiği talebelerle, gelecek nesillerin de huzur içinde yaşamalarına vesile oldu. Ebu Bekr bin Lal, oğlu Ebu Zeyd Vakıd bin Halil, İsmail bin Maki Kazvinî ve daha birçok âlim ondan ilim öğrenip hadis-i şerif rivayet etti. Talebeleri de, hocaları gibi din-i İslam'a hizmet için çalıştılar. Gece gündüz demeden, insanlara; Allahü Teâlânın emir ve yasaklarına tâbi olmanın şart olduğunu, Resulullah'a uymayanın ebedî saadete eremeyeceğini anlattılar.

Allahü Teâlâ, onların bu çalışma ve gayretleri vesilesiyle birçok kimseye hidayet nasip etti. Bulundukları yerlerde salih amel işleyen, iyi ve kıymetli kimseler çoğaldı. Yumuşak huylu, güzel amelli kimseler, onlara idareci oldu. İnsanlar huzur içinde, Allahü Teâlâdan başka kimseden korkmadan yaşadılar.

Eserleri

Ebu Ya'lâ Halilî, yazmış olduğu pek kıymetli eserleri ile de insanlara dinlerini öğretmeye gayret etti. Dokuzuncu asırda yaşamış olan Hanefî âlimlerinden İbn-i Kutluboğa'nın ilaveler yaptığı “Kitabü'l-irşad fî marifeti ulemai'l-hadis” adlı eseri meşhurdur. Bu eserinde, kendi zamanına kadar yaşamış olan âlimleri, şehirlerine göre tertip ederek yazmakta, onların örnek hayatlarını, güzel amellerini anlatmaktadır. Eser, 1989'da Riyad'da basılmıştır. “El-Fevaidü'ş-şetta” adlı eserinin bir nüshası Rampur'da bulunmaktadır. Diğer eserleri de şunlardır: Tarihu Kazvin, Meşyaha, Meşayıhu İbn-i Seleme el-Kettan, Cüz (fî turuki hadisi'l-a'ma ellezi sekata fi'l-bi'r).

Ebu Ya'lâ Halilî “Kitabü'l-irşad fî marifeti ulemai'l-hadis” isimli eserinin başında şöyle demektedir:

“Marifetullah (Allahü Teâlâyı bilmek), Resulünü ve meleklerini bilmekten sonra, zahir ve batın ilimlerinin en yücesi, himmetleri sarf etmeye en layık olanı, Allahü Teâlânın indinde sevabı en büyük olanı, dinde fıkıh bilgilerini öğrenmek, helal ve haram, emir ve yasak, mahbub (sevilen), nafile ve mendub hükümlerini bilmektir. Bunlar öyle amellerdir ki, öğrenen, bilen ve yaşayanları Allahü Teâlâ ile hemcivar olmaya (O'na yaklaşmaya) sebep olur ve ahirette güzel bir hayata ulaştırır. Kabrin fitnesinden ve Cehennem azabından korur. Allahü Teâlâ Şûra suresinin 22. ayet-i kerimesinde mealen; “İman edip salih amel işleyenler ise, Cennet bahçelerindedir. Onlar için Rableri indinde ne isterlerse var. Bu nimetler Müminlere büyük fadldır (ihsandır).” buyurdu.

Sonra Allahü Teâlâ, kitabını her şeyi beyan etmek için inzal buyurmuştur. Onda nass olarak açıkladığı, icmali olarak beyan buyurduğu, Nebisinin lisanı üzere keyfiyetini beyan ettiği hususlar vardır. Peygamber Efendimizin kavil (hadis) ve fiil (sünnet) olarak meşru kıldıkları hükümler de vardır ki, bunlar da tâbi olunacak şer'î hükümlerdir. Allahü Teâlâ, Ahzab suresinin 21. ayet-i kerimesinde, mealen; “Andolsun ki, sizin için (Allahü Teâlâdan sevap ve O'na kavuşmayı ve ahiret nimetlerini uman ve Allahü Teâlâyı çok anan kimseler için) Resulullah'ta güzel bir ihtida (uyulacak şeyler) vardır.” Âl-i İmran suresinin 132. ayet-i kerimesinde mealen; “Allahü Teâlâ ve Resulüne itaat edin ki rahmet olunasınız.” Nisa suresinin 115. ayeti kerimesinde ise mealen; “Bir kimse ki, ona doğru yol zahir olduktan sonra Peygambere muhalefet edip, (itikat ve amelde) Müminlerin yolundan başkasına uyarsa, ahirette biz onu döndüğü tarafa çeviririz. (Dost olduğu küfür ve irtidada ısmarlarız) ve Cehennem'e atarız. Cehennem ise, ne fena bir yerdir.” buyurmuştur.

Cenab-ı Hak, Resulüne muhalefet ile Müminlerin yoluna muhalefeti cem etmiştir. Böyle olan kimseleri de Cehennem'e atacağını bildirmiştir. Bu deliller sebebiyle, Sahabenin, Tabiînin ve her asırdaki Müminlerin icmasından hükümler alınır ve icmaya muhalefet haram olur. Hadiselerin hükümlerini beyan etmede temel olan bu üç delili (Kitap, Sünnet ve İcmaı Ümmet); aşan bir durum olursa, Cenab-ı Hak, bir imtihan olmak üzere ve hükmünde isabet edenin ecrini nezdinde ziyadeleştirmek için, o hadisenin hükmünü âlimlerin içtihatlarına sevk ve havale etmiştir. Allahü Teâlâ Âl-i İmran suresinin 154. ayet-i kerimesinde mealen şöyle buyurmuştur: “Allahü Teâlâ Uhud Gazası'ndaki bu olayları, göğüslerinizdekini denemek, kalblerinizdeki niyetlerinizi pak kılmak için başınıza getirdi. Allahü Teâlâ kalblerinizde olan hayır ve şerri hakkıyla bilir.”

Hazreti Peygamberin sünneti ile vahye ve tenzile (Kur'an-ı Kerim'in inişine) şahit olan Sahabenin kavilleri (sözleri) İslam ahkamının iki rüknü (temeli) ve ahkam hususunda kitaptan sonra gelen merci (kaynak)tır. Onlara ulaşmak ve sıhhatlerini tespit etmek onları bilme hususunda ayna gibi olan nakiller ve ravileriyle mümkün olmaktadır. Bu da isnat sisteminin lüzumunu ortaya koyar. İmam-ı Şafiî demiştir ki: “İlmi, isnatsız olarak tahsil eden kimse, geceleyin odun toplayan kimse gibidir ki, belki orada kendisini sokacak bir engerek yılanı vardır ve o bunu bilmemektedir.” Fıkıhla uğraşan ve sünneti öğrenmek isteyenler, vahye şahit olan zatların hâllerini, sünneti nakledenler hakkındaki ittifaklarını ve ihtilaflarını, onların cerh ve tadillerini araştırmaya daha çok dikkat etmelidir.”

Whatsapp İkon Facebook İkon Bağlantıyı Kopyala
Rehber İnsanlar Sayfası