HASAN HÜSAMEDDİN UŞŞAKÎ

Hasan Evliyanın büyüklerinden ve Uşşakîlik tarikatının kurucusu.
A- A+

Evliyanın büyüklerinden ve Uşşakîlik tarikatının kurucusu. İsmi Hasan olup lakabı Hüsameddin'dir. 880 (m. 1475) senesinde Buhara'da doğdu. Soyu Hazreti Hüseyin'e ulaşır. Hacı Teberrük isminde bir tüccarın oğludur. Anadolu'ya gelip Uşak'ta yerleştiği için “Uşşakî” denildi. Sonra İstanbul'a gelerek, Kasımpaşa'da kendisi için yaptırılan dergâhta taliplerine ilim öğretti. Hac farizasını ifa ettikten sonra dönüşünde 1001 (m. 1593) senesinde Konya'da vefat etti.

Hasan Hüsameddin Uşşakî hazretlerinin dergahda bulunan sandukası. Hüsameddin Uşşakî, ilk tahsilini babasının nezaret ve himayesinde tamamladı. Babasının vefatı üzerine ticaretle meşgul olmaya başladı. Üzüntü içinde uyuduğu bir gece, rüyasında ona şöyle denildi: Boş yere ticaretin zahmetini çekmek, hakikat ehli için zarar ve ziyandır. Arzun ahiret ticareti, yani Allahü tealaya kavuşmak olsun. Gayen sonsuz sermayeyi elde etmek ise dünya mallarından yüz çevirip Anadolu'nun güzel şehirlerinden Uşak'ta oturan Seyyid Ahmed-i Semerkandî hazretlerine varıp teslim ol. Uzlet köşesine çekilip daima Rabbin ile ol!”

İşte bu manevî işaretten ve almış olduğu emirden sonra kendinde bir başkalık hisseden Hüsameddin Uşşakî hazretleri, bir an önce bu zata kavuşmak arzusu ile yanıp tutuşmaya başladı. Babasından miras kalan bütün mallarını, servetini ve kurulu ticaret düzenini kardeşi Mehmed Çelebi'ye bağışlayıp kalbinden dünya sevgisini uzaklaştırdı. Durmadan içini yakan aşk ateşinin tesiriyle yaya olarak Buhara'dan ayrılıp yola çıktı. Aylarca süren zahmetli ve meşakkatli yolculuklardan sonra Erzincan vilayetine geldi. O sırada Erzincan'da bulunan Seyyid Emir Ahmed-i Semerkandî hazretleri ile karşılaşıp ona bağlanarak, sadık bir talebesi oldu. Hakiki rehber olan bu büyük âlime bağlılığının kuvveti sayesinde kemale kavuşup evliyalığın yüksek derecelerine ulaştı. Seyyid Emir Semerkandî hazretleri, kısa zamanda evliyalık makamına yükselen Hüsameddin Uşşakî'ye, aldığı manevî emir üzerine hilafetname verdi. Sonra Hüsameddin Uşşakî, memur edildiği Uşak şehrine giderek yerleşti.

Hüsameddin Uşşakî Dergahının girişinin diğer taraftan görünüşü (sağda) ve önden görünüşü (solda). Hasan Hüsameddin Uşşakî hazretlerinin Kasımpaşa Dolapdere Pir Hüsameddin Sokaktaki Uşşakî dergahının girişinin yandan görünüşü. Hocası Seyyid Ahmed-i Semerkandî'nin ahirete irtihâlinden sonra onun yerine geçti ve talebe yetiştirmeye başladı. Kısa zamanda ismi güneş gibi parlamaya ve şöhreti çok uzaklara yayılmaya başladı. O sırada devrin padişahı, Sultan İkinci Selim Han idi. Padişahın iki oğlundan biri olan Şehzade Murad, Manisa'da vali idi. Şehzade Murad, Hüsameddin Uşşakî hazretlerine, kendisinin sultan olup olmayacağını anlamak üzere, bir mektupla hizmetçisini Uşak'a gönderdi. Uşak'a varan haberci, doğruca Hüsameddin Uşşakî'ye giderek, huzura kabul edilmesini rica etti. Huzura kabul edilen haberci, daha mektubu Hüsameddin Uşşakî hazretlerine vermeden ve ziyareti hakkında bir şey söylemeden, Uşşakî hazretleri ona; “Git Şehzadeye söyle. Hemen İstanbul'a hareket etsin. Filan gün saltanat tahtına oturacaktır.” dedi.

Hasan Hüsameddin Uşşakî hazretlerinin Uşak'ta hizmet ettiği Burma Camii. Haberci, hemen Manisa'ya dönerek müjdeyi Şehzade'ye bildirdi. Şehzade Murad, vakit geçirmeden İstanbul'a hareket etti. Balıkesir'e geldiğinde, Veziriazam Sokullu Mehmed Paşa'nın gönderdiği elçilerle karşılaştı. Elçiler, Sadrazamın mektubunu Şehzade'ye verdiler. Mektubu okuyan Şehzade, bu mektuptan babası Sultan İkinci Selim'in vefat ettiğini, Sadrazamın ölüm haberini halktan sakladığını ve kendisini tahta çıkarmak üzere davet ettiğini öğrendi. İstanbul'a giderek, Hüsameddin Uşşakî'nin haber verdiği zamanda, Sultan Üçüncü Murad Han namıyla tahta geçti.

Bu hadiseden sonra Sultan Murad Han'ın, Hüsameddin Uşşakî hazretlerine karşı sevgisi ve hürmeti daha çoğaldı. Kâmil bir zat olduğuna güveni bir kat daha ziyadeleşti ve onu İstanbul'a davet etti. Bunun üzerine Hüsameddin Uşşakî, Uşak'tan ayrılıp İstanbul'a geldiğinde; Padişah, erkanı ve büyük bir halk topluluğu tarafından hürmet ve tazim ile karşılandı. Aksaray civarında oturması için Hüsameddin Uşşakî'ye bir ev tahsis edildi. Bir müddet orada kalan Hüsameddin Uşşakî hazretleri, Padişah'a yakınlığından istifade etmek isteyenlerin verdiği sıkıntıdan dolayı Uşak'a dönmeye karar verdi. Yol hazırlıklarının yapıldığını haber alan Padişah, bu büyük zatın İstanbul'da kalması için ricada bulundu. Uşşakî hazretleri, Sultan Üçüncü Murad Han'ın ricasını kabul edip İstanbul'da kalmaya karar verdi. Padişah'ın emriyle Kasımpaşa civarında Hüsameddin Uşşakî'nin adına bir dergâh inşa edildi. Hüsameddin Uşşakî burada uzun zaman kalarak, çok talebe yetiştirdi. Sohbetlerinde birçok kimse kemale geldi. Hilafet verdiği talebelerini Anadolu'nun çeşitli yerlerine, halka doğru yolu göstermeleri için gönderdi.

Hasan Hüsameddin Uşşakî hazretlerinin sandukasının yandan görünüşü (sağda) ve baş taraftan görünüşü (solda). Hüsameddin Uşşakî İstanbul'a geldiği zaman, evliyanın büyüklerinden Ümmü Sinan hazretleriyle görüştü. Ümmü Sinan ona Halvetîlik tarikatında hilafet verdi. Şeyh Ahmed-i Semerkandî ise ona “Kübreviyye” ve “Nur-i Bahriyye” yolunun hilafetini vermişti. Hüsameddin Uşakî de bu yolları birleştirerek, Uşşakîlik tarikatını kurdu. Aşık Edib Efendi, Hüsameddin Uşşakî hakkında bir beytinde şöyle demektedir: Hüsamî himmetiyle ejder-i nefsi zebun eyler, Medet ey pir-i canperver Hüsameddin-i Uşşakî!

“Seyyid Sultan Uşşakî kaddesellahü sirrahu'l-aziz” yazılı levha (sağda) ve Hasan Hüsameddin Uşşakî'nin tacı (sağdan ikinci) ve bir başka tacı (soldan ikinci) ve kemerleri (solda). 

Hasan Hüsameddin Uşşakî ve müntesiplerinin okudukları hizbin başlangıç sayfası. Şeyh Müştak Kadirî ise onun büyüklüğünü şu beytinde aksettirmektedir: Eder bir anda vasıl kuy-i yâre cümle müştaki, Nigah-ı Himmet eylerse Hüsameddin-i Uşşakî.

Şöyle anlatılır: “İnsanların kalabalığından rahatsız olan Hüsameddin Uşşakî, Padişah'tan hacca gitmek ve Resulullah Efendimizi ziyaret etmek için izin istedi. Padişah ona izin verdi. Sefere çıkmadan önce oğlu Mustafa Efendi'ye hanımının hamile olduğunu söyleyerek; “Bizim bu fani âlemi terk etmemiz yakındır. O saadetli oğlumun ismini Abdürrahim koy ve kendisinin ilim ve terbiyesi ile meşgul ol.” diye vasiyette bulundu.”

Hüsameddin Uşşakî, hac farizasını yerine getirip geri dönerken, Konya'da rahatsızlandı ve orada vefat etti. Cenaze namazı Konya'da kılındı. Vasiyeti üzerine İstanbul'a götürülmek üzere yola çıkarıldı. Konya valisi, yola çıkmadan önce Hüsameddin Uşşakî'nin kokmaması için ilaçlatmak istedi. Fakat oğulları ve talebeleri buna karşı çıkarak, Uşşakî hazretlerinin kokmayacağını söylediler ve ilaçlatmadılar. Mübarek bedeni, hiç kokmadan İstanbul'a getirildi, şimdiki kabrinin bulunduğu yere defnedildi.

Bir zelzele yüzünden Hüsameddin Uşşakî'nin türbe ve dergâhı harap olmuş ve çökmüştü. Kabir, sokak zemininden çok aşağı kaymıştı. Yağmur suları kabre doluyordu. Zamanın Padişahı Sultan İkinci Abdülhamid Han bir gece rüyasında onu gördü. Uşşakî hazretleri sultana; “Kabrimdeki mahzuru izale ediniz.” dedi. Sultan uyanınca hemen yakını Hacı Ali Paşa'yı huzuruna çağırıp rüyasını ona anlattı. Sultan Abdülhamid Han, dergâhın yerini bilmiyordu. Hacı Ali Paşa'ye dergâhın ve türbenin yerini bulmasını söyledi. Hacı Ali Paşa, Kasımpaşa'da dergâhın ve türbenin yerini araştırarak, buldu. Dergâhın zelzeleden ve su baskınından sonra yıkık ve dökük bir hâlde olduğunu sultana bildirdi. Sultanın emri ile dergâh ve türbe yeniden yaptırılarak şimdiki hâline getirildi.

Hasan Hüsameddin Uşşakî hazretlerinin Divan'ının yazma nüshalarından birinin ilk iki sayfası. Şöyle anlatılır: “Kasımpaşa'da, Uşşakî hazretlerinin dergâhı yakınlarında Ali Efendi isminde bir zat vardı. Ali Efendi misk satıcısı idi. Bir şey tartarken, hak geçmesin diye çok dikkat ederdi. Ali Efendi Hac farizasını yerine getirmek için Mekke-i Mükerreme'ye gitmişti. Hacı olduktan sonra Resul-i Ekrem'in kabr-i şerifini ziyaret için Medine-i Münevvere'ye gitmek istedi. Fakat ayaklarındaki bir hastalıktan dolayı gidemedi. Bu duruma çok üzüldü. Bir gece rüyasında Peygamber Efendimizi gördü. Resul-i Ekrem ona; “Ağlama! Kasımpaşa'da evladım Hüsameddin Uşşakî'nin kabrini ziyaret et, onu ziyaret etmek, beni ziyaret gibidir.” buyurdu. Sonra İstanbul'a dönen Ali Efendi, her gün işe giderken Uşşakî hazretlerinin kabrini ziyaret etmeyi kendisine vazife ve âdet edinmişti. Vefat ederken bunu çocuklarına vasiyet etti.”

Mustafa, Abdülaziz ve Abdürrahim adlarında üç oğlu vardır. Eserleri: Hüsameddin Uşşakî, çeşitli eserler yazdı. Bunlardan bazıları şunlardır: 

1- Evrad-ı kebir,

2- Hizbü't-tesbih, 

3- Ahzab-ı Usbuiyye, 

4- Şerhu virdi Settar, 

5- Divan.

İrişdi cana zevke vecd-i halet, Safayab oldı dil elhamdülillah, Kılub piranun ervah ianet, Safayab oldı dil elhamdülillah. Beni kıldın harim-i vasla mahrem, İrüb irfan-ı mükerrem, Veli feyzin ile çün kıldın ekrem, Safayab oldı dil elhamdülillah. Bana üns oldı kesret içre vahdet, Ki hecrün dahi oldı cana vuslat, “Ya Hazreti Pir Sultan Seyyid Hasan Hüsameddin Uşşakî kaddesallahü teala” yazılı levha.

Efendim eyledün müzdad-ı ni'met, Safayab oldı dil elhamdülillah. Gönül vahdet meyinden oldı sarhoş, Olub aşkınla daim mest-i medhuş, Hüsamî'nin safası eyledi cuş, Safayab oldı dil elhamdülillah. Vuslat olur her iş yar ile bilişince, Arif olurmuş kişi kamille buluşunca. Talib-i dünya olan iremedi menzile, Varlığım ahv ider yokluğa irişince. Fanî vücudu n'eder bunda kor anı gider, Bakî hayata irer dost ile sataşınca. Ben dost ile olayım, ölmezden evvel öleyim, Hele kendimi bulayım, dost ile görüşünce. Aklı koyub aşka gel eyleme tûl-i emel, Niceye dek bu cedel aşk ile alışınca. Yunus Emre dilinden derviş Hüsâm söyledi, Derya-yı aşka dalarmış ka'rine irişince.

Whatsapp İkon Facebook İkon Bağlantıyı Kopyala
İslam Alimleri Ansiklopedisi, Türkiye Gazetesi Yayınları