HÜSAMEDDİN NAKŞÎ

Hüsameddin Nakşî İstanbul evliyasından.
A- A+

İstanbul evliyasından. İstanbul'da Aksaray semtinde Ebekadın mahallesinde 1184 (m. 1770) senesinde doğdu. 1280 (m. 1863) senesinde İstanbul'da Eyüp'te vefat etti. Babası, Divan-ı hümayun dahiliyye, içişleri kalemi serhalifesi Seyyid Muhammed Fehim Efendi'dir.

Dört yaşında mektebe başladı. Zeki olduğu için kısa zamanda Kur'an-ı Kerim'i ezberledi. Dokuz yaşlarında hafızlığını tamamlayıp zamanın meşhur kıraat âlimi Meşayıhu'l-kurra Yusufzade el-Hac Hafız Salih Efendi'nin huzurunda Kur'an-ı Kerim'i ezberden yedi saatte okudu. Bundan sonra Fatih Sultan Mehmed Camii'nde ilim tahsiline başlayıp, Kastamonulu Ömer Efendi'den sarf ilmi öğrenmeye başladı. Bu sırada babası vefat etti. Babasından kalan mirastan hiç mal almayıp kendini ilme verdi. Tahsilini tamamladıktan sonra, Eyüp Sultan'daki Zal Mahmud Paşa Camii yanındaki medresenin bir odasına yerleşti. Konevî Ali Efendi'den hadis usulü ilmini öğrendi ve Sahih-i Buhari'yi okudu. Kuru Sebilli Es'ad Efendi'den tefsir ilmini öğrendi ve Kadı Beydavi tefsirini okudu. O devirde İdris köşkü denilen yerdeki Hatuniyye Tekkesi şeyhi ve tarikat-i aliyye-i Nakşibendiyye şeyhlerinden Ahıskalı Hacı Selim Efendi'den dinî yüksek ilimleri okuyup icazet aldı. Sonra Bursa'ya gitti. Bursalı Hace Mehmed Emin Kerkükî Efendi'den derslerinde ve sohbetlerinde bulundu. Dergahın imamlığını yaptı. Bu hocasının yanında tasavvufta bir hayli yol katetti. Onun vefatı üzerine manevî işaretiyle tekrar İstanbul'a dönüp Eyüp Sultan semtinde Hatuniyye Tekkesinin şeyhi Hace Selim Efendi'nin sohbetlerine devam etti. Ondan Farisî öğrendi. Tasavvufa dair olan Mesnevî-i Şerif ve Füsusu'l-Hikem kitaplarını okudu. Bunun da vefatından sonra Yenikapı dışındaki Merkez Efendi Dergahı'na gitti. Burada Mesnevî okumakla meşgul oldu. Bir müddet kaldıktan sonra Kocamustafapaşa Dergahı'na gidip Mesnevî okuttu.

Hüsameddin Nakşî hazretlerinin Mesnevî okuduğu Kocamustafapaşa (Sünbül Efendi) Dergahı'nın restore edilmiş hâli.

Hüsameddin Nakşî hazretlerinin ders okuduğu Eyüp'teki Zal Mahmud Paşa Medresesi.

1247 (m. 1831) senesinde Tüccarbaşı Hacı Mahmud Efendi ile hacca gitti. İstanbul'a dönüşünde kendi talebelerinden Sünbüliye tarikatı şeyhi Hacı Mehmed Sufî Efendi'nin Yedikule civarındaki Hacı Evhadüddin Dergahı'na yerleşip bir müddet orada kaldı. Bu medresede Mesnevî, Sahih-i Buharî, Kadı Beydavî Tefsiri, Mesabih-i Şerif ve Şir'atü'l-İslam, Delail-i Hayrat kitaplarını okuttu. Son olarak Eyüp Sultan civarındaki Hatuniyye Dergahı'na yerleşip ömrünün sonuna kadar burada kaldı. Bu sırada tefsir, hadis dersleri verdi. On sene müddetle ilim öğretip, insanlara rehberlik yaptı.

Az yer, az içerdi. Diğer zamanlarında sebze ile yetinirdi. Yemelerine bu surette dikkat ettiğinden sıhhatleri daima itidal üzere olur, vücutlarında hastalık pek seyrek görülürdü. Hüsameddin Efendi ilmini tamamlayıp, icazetini alıp, müderris olarak artık mühim bir mevkî sahibi olmak kendisine pek kolay iken buna rağbet etmeyip, manevî olgunluklar kazanmayı tercih edip, Eyüp'te bulunan Zal Mahmud Paşa Medresesinde bir hücrede yerleşip garibane yaşamayı tercih etmiştir. Talebeliğinde bir taraftan dinî ilimleri öğrenirken, zengin bir ailenin çocuğu olmasına rağmen son derece sabır ve kanaat içinde nefsiyle mücadele üzere yaşamıştır. 96 senelik ömrünü ya bir medrese odasında, yahut dergah odasında yalnız başına geçirmiştir. Ömrünün sonuna kadar verdiği hiçbir dersten, vaaz u nasihatlerinden dolayı kimseden bir ücret almamış, bunları sırf Allahü tealanın rızası için yapmış, insanları dinen, ahlâken ve amel bakımından aydınlatmıştır. Ahlâkında, âdetlerinde, söz ve işlerinde, insanlara muamelelerinde yapmacıktan, riya ve gösterişten uzak kalmıştır. Vakitlerinin çoğunu gece kaldığı odasında geçirmekle beraber, bey, dilenci kim olursa olsun herkesle görüşür, sade ve açık sohbet eder ve herkese eşit muamelede bulunurdu. Sohbetlerinden kimse sıkılmaz, bilakis lezzet alırlardı. Latifeleri, sünneti seniyye dahilinde olurdu. Rahat konuşur kimseden çekinmezdi.

Hüsameddin Nakşî hazretlerinin hazırladığı Şemail-i Şerif-i Nebeviyye Tercümesi'nin ilk sayfası.

Talebelerinden birisi anlatır: Bir Cuma gecesi Mesnevî'den ertesi günkü derse bakıyordum. Bir yeri anlayamamıştım. Çok uğraştığım halde halledemedim. Aciz kalarak, bakalım hocam yarın burayı nasıl açıklayacak diye kapadım. Ertesi gün derse gittim. Ders sırasında sıra o beytin açıklamasına geldi. İçimden dikkatlice dinleyeyim de kavrayayım dedim. Hocam beyti gayet güzel açıkladı. Açıklamasının sonunda bana dönerek; “Artık yapabilir misin?” buyurdu.

Çok cömert ve güzel ahlâklı idi. Yanında, altın, gümüş ile toprak ve saksı parçası eşitti. Allahü tealanın rızasından başka bir şey düşünmezdi. Sözlerinde hâl ve işlerinde tevekkül sahibiydi. Halktan biriymiş gibi görünürdü. Sünnet-i seniyyeye de bağlılıkta çok gayret gösterirdi. Talebelerine ve sevenlerine de böyle olmalarını tavsiye ederdi. Nafile ibadet de çok yapardı, fakat nafileleri insanlardan gizlerdi.

Hüsameddin Nakşî hazretlerinin Eyüp'te Hatuniye Dergahı'nın Medresesinin doğusunda bulunan minarenin bitişiğindeki kabri (sağda) ve Hüsameddin Nakşî hazretlerinin ömrünün sonuna kadar kaldıkları tamir edilmiş olan Eyüp'teki Hatuniye Dergahı (solda).

1280 (m. 1863) senesinde hastalandı. Fıtır Bayramı günü güneş batmasından sonra vefat etti. Cenaze namazı Eyüp Camii'nde kılındı. Kabri, ders verdiği caminin doğusunda bulunan minarenin bitişiğindedir. Cennetmekan Abdülaziz Hanın arzusu üzerine kabrinin etrafına mermer çerçeveli bir sed ve üzerine, baş ve ayak taraflarına iki mermer sütun güzel bir şebeke konmuştur. Kabrinde bir heybet ve nuraniyet vardır. Ziyaretçilerin gönlünde manevî bir ferahlık hasıl eder.

Gidecekleri yere çoğunlukla vasıtaya binmeden yürüyerek giderdi. Mesela Yedikule'den Eyüp'e ve Gümüşsuyu'na kadar yürüyerek gelir giderdi. O zaman yetmiş yaşlarını geçmişti. Doksan altı yaşına kadar, öğretmek ve öğrenmekle meşgul oldu. Şeyh Mustafa Vahyî Efendi bir eserinde onun hakkında; “Doksan altı yaşına kadar öğretmek ve öğrenmekle meşgul olup, “Beşikten mezara kadar ilim tahsil ediniz.” hadis-i şerifinin sırrına mazhar oldu.” demiştir.

Eserleri: Eser yazmaya rağbet etmemiştir. Bununla beraber üç eserinden bahsedilmiştir. 1- Mesnevi-i Şerif'in ilk beyti üzerine ince mânâları bildiren bir risale, 2- Buharî'nin bir kısmı üzerine Arapça bir şerhi, 3- İmam-ı Tirmizî'nin derlediği Şemail-i Şerif-i Nebeviyye Tercümesi.

Whatsapp İkon Facebook İkon Bağlantıyı Kopyala
İslam Alimleri Ansiklopedisi, Türkiye Gazetesi Yayınları