Endülüs'ün meşhur fıkıh, hadis ve tarih âlimi. İsmi, Muhammed bin Haris bin Esed; künyesi, Ebu Abdullah'tır. Huşe nî diye tanınır. Üçüncü asrın ortalarında Kayrevan'da doğup, takriben 361 (m. 971) tarihinde Kurtuba'da vefat etmiştir.
Kayrevan'da, Ahmed bin Nasr, Ahmed bin Ziyad, Ahmed bin Yusuf ve daha başka âlimlerin yanında ilim öğrendi. Birçok defa Afrika âlimlerinin derslerini dinledi. Gençken Endülüs'e geldi. O zaman on iki yaşındaydı. Burada da Ahmed bin Nasr Hevva rî'den, Kasım bin Esbag, Ahmed bin Ubade, Muhammed bin Yahya bin Lübabe gibi Kurtubalı âlimlerden ilim öğrendi. Ahmed bin Ubade; “Huşe nî'yi, Ahmed bin Nasr'ın meclisinde gördüm. Çok başarılı bir talebe idi.” demektedir. Endülüs'e geldikten sonra Kurtuba'da yerleşti. Üç yüz yirmi senesinden önce Septe'ye gelince, Septeliler, onu bırakmadılar. Orada, yanında birçok âlim yetiştirdi. Huşe nî, Septe Camii'nin kıblesini inceledi, batıya doğru kaydığını gördü. Septeliler, onun bu görüşünü kabul ettiler. Kıbleyi doğuya kaydırdılar. Sonra, Endülüs'e gitti. Nihayet Kurtuba'da daimi olarak yerleşti.
Huşe nî, parlak bir zekaya sahipti. Fıkıh ilminde mütehassıstı. Kurtuba'da fetvalar verdi. Müsteşar olarak vazife yaptı. Kurtuba veliahdı Hakem bin Abdurrahman el-Mustansır'ın yanında kadr-ü kıymeti pek fazlaydı. Hakem için birçok eserler yazdı. Huşe nî kimya ilmiyle de uğraştı. Muhtelif maddeler üzerinde tecrübeler yapmıştır. Huşe nî'den, Ebu Bekr bin Hanbel ve daha başkaları rivayetlerde bulunmuşlardır.
Huşe nî'nin yazdığı Kudat-ı Kurtuba kitabından seçmeler:
Büyük âlim kadı Mehdi bin Müslim, zamanın emiri Ukbe bin Haccac es-Salu lî adına yazdığı, bir kadıya (hâ kime) yapılabilecek tavsiyeleri ihtiva eden nasihatnamesi özetle şöyledir: “Allahü tealadan korkmayı, O'na taati (beğendiği şeyleri yapmayı), gizlide ve açıkta O'nun rızasına tâ bi olmayı, O'nun rızasını gözetmeyi, kalbde O'nun korkusunu hissetmeyi, sağlam bir ip, en güvenilir bir kulp olan O'nun yüce dinine sarılmayı, tavsiye ederim.
Kadılık (hâ kimlik) yapanın, şunu iyi bilmesi gerekir: Kadılık, Allahü teala katında faziletli ve pek kıymetli bir iştir. Hak sahibi hâ kime müracaat etmek suretiyle hakkını elde eder. Bu bakımdan hâ kimin dikkatli olması, yüklendiği vazifenin ağırlığının idrakinde olması gerekir. Her gün, yaptıklarından kendisini hesaba çekmelidir. Bu vazife yüzünden, yarın Huzur-i İla hî'de azabada ve sevabada uğrayabilir.
Kadı, bir haksızlığa meydan vermemek için taraflar arasındaki davanın en iyi bir şekilde ortaya konmasını temin etmelidir. Bunun için tarafları iyi dinlemeli, onlara bildiklerinin aksini söyletecek şekilde, sertlik göstermemelidir. Mevzuyu iyi anlamalı, zaman zaman onlara sualler sormalıdır. Her birinin getirdiği deliller bilinmelidir. Bazıları, düşündüğünü ifade etmekten âciz olup, maksadını iyi anlatamayabilir. Bir kısmı ise, zekidir; kısa, açık ve ede bî bir ifade ile, haksız da olsa kendisini haklı göstermeye kalkışabilir. Kadılık yapanın, bütün bunlara dikkat etmesi lazımdır.”
Ebu Abdullah el-Huşenî'nin Kudatü Kurtuba ve Ulemau Afrikiyye adlı iki eseri tek kitap halinde Kahire'de 1994 senesinde ikinci defa basılmıştır.
Kadı bunlara dikkat etmekle, hakkı ayakta tutmuş, haksızlığa meydan vermemiş olur. Eğer böyle yapmazsa, kuvvetli zayıfa hayat hakkı tanımaz ve ona zulmeder.
Kadılık yapanın yanında, kendileriyle istişare edebileceği (danışabileceği), hakka hukuka riayet kâr, dini bütün, ilim sahibi yardımcıları olması lazımdır. Allahü teala Kur'an-ı Kerim'de mealen; “İş hususunda, fikirlerini al (müşavere et). Müşavereden sonra bir şey yapmaya karar verdin mi, artık Allahü tealâya güvenip dayan.” (Âl-i İmran suresi: 159) buyurmaktadır.
Kadılık yapanın, vazife zamanında, daima yerinde bulunması gerekir. Belki birisi iş için gelebilir. Davasını hâlletmek için gelenlere bıkkınlık göstermemelidir. Bütün aklı, fikri ve anlayışı ile onlara yönelmeli ve onları dinlemelidir. Tarafların şahitlerini çok iyi dinlemelidir. Bundan başka, dinlenebilecek, sözüne güvenilir kimselere sormalıdır.
Hakimin, karşılaştığı müşkül olan şeyler için kitapları mütalaa etmesi (okuması ve üzerinde düşünmesi), bunların çarelerini, benzerlerini araştırıp bulması gerekir. Onlardan istifade ederek bir çözüm yolu bulabilir.
Bu benim sana ve kadılık yapacak olan kimseye tavsiyelerimdir. Eğer bu nasihatlarıma uyarsan, senin için iyi bir delil olur. Aksini yaparsan, aleyhine bir delil olur.
Sana, Allahü tealanın yardımını, doğru yola iletmesini, seni işlerinde ve hükümlerinde muvaffak kılmasını dilerim. Allahü teala, en iyi yardımcı ve en iyi muvaffak kılıcıdır.
Kadı Muhammed bin Beşir el-Meafi rî ile alakalı olarak da şöyle bir haber anlatılır:
Kurtuba kadısı (hâ kimi) Mus'ab bin İmran vefat edince, Emirü'l-Mümi nîn Hakem, Abbas bin Abdülmelik el-Merva nî ile, Kurtuba kadılığına kimin tayin edileceği hakkında istişare etti. Abbas bin Abdülmelik o zaman, büyük âlim Muhammed bin Beşir'i tavsiye etti. Daha önce kardeşi İbrahim'e yazı dersi vermişti. Onu oradan tanıyordu. Emir bunu kabul etti. Muhammed bin Beşir'i ça ğırttı. Emir'in habercisi gelince, Muhammed bin Beşir hazırlanıp yola çıktı. Fakat niçin çağrıldığını bilmiyordu. Sehletü'l-müdevver denilen yere gelince, orada, tanıdıklarından abit (çok ibadet eden) bir zata uğradı. Ona durumunu anlattı. Yine yazı öğretmesi için çağrıldığını tahmin ettiğini söyledi. Bunun üzerine abit olan arkadaşı; “Zannederim seni kadı yapmak için çağırıyorlar. Çünkü Kurtuba kadısı vefat etti. Şimdi orası kadısız kaldı.” dedi. Muhammed bin Beşir bunu duyunca, böyle bir iş için çağrılmış olabileceğine kalbi yattı. Abit arkadaşına; “O zaman seninle bu mevzuda istişare edeyim. Bana bu hususta ne tavsiye edersin? Bana, sence doğru olan nedir söyle?” dedi. Abit; “Öyleyse, ben sana bazı sualler sorayım. Ama bana doğru cevap ver ki, sana işin doğrusunu bildireyim.” dedi. Muhammed bin Beşir; “Nedir o soracağın şeyler?” diye sorunca, o abit zat; “Senin, tatlı ve lezzetli yiyecekleri yemek, yumuşak ve güzel elbiseler giymek, yaya olarak gitmekle aran nasıl?” diye sordu. Muhammed bin Beşir ona cevaben; “Bunlara hiç önem vermem.” deyince, o abit olan zat; “Birinci sual bu.” dedi. Sonra; “Mal, mülk sahibi ve şehvet celbedici kimselerden faydalanma temayülün var mıdır?” diye sordu. O da, böyle şeylere tenezzül etmeyip, hatırından bile geçirmediğini söyledi. Abit arkadaşı; “Bu, suallerimin ikincisiydi.” dedi. Üçüncü olarak; “İnsanların seni methetmesini ve övmesini istiyor musun? Onlar seni yalnız bırakıp, iltifat etmemelerinden dolayı üzülüyor musun? Makam ve mevki sahibi olmayı seviyor musun?” diye sordu. Onun bu sualine şu cevabı verdi: “Vallahi hak mevzubahis olunca, ne kınayanın kınamasına, ne de metheden kimsenin meth ve övmesine aldırırım. Bunlara hiç itibar etmem, makam ve mevki düşkünü değilim. İnsanlar, hak üzere olduğum için benden yüz çevirirlerse, bundan hiç mahzun olmam (üzüntü duymam).” Bu cevapları dinleyen abit zat; “Madem ki böylesin, kadılığı kabul edebilirsin. Bunda hiç bir mahzur görmüyorum.” dedi.
Eserleri: Eserlerinden bazıları şunlardır:
1- Kudatü Kurtuba: En son olarak Kahire'de 1994'de yayınlanmıştır.
2- Ahbarü'l-fukaha ve'l-muhaddi sîn: Madrid'de 1992'de basılmıştır.
3- El-İttifak ve'l-ihtilaf fî mezhebi Malik: Tunus'ta Vataniyye Kütüphanesi'nde yazması vardır.
4- Usulü'l-Fütya: 1985'te Tunus'ta yayınlanmıştır.
5- En-Neseb,
6- Tarihü ulemai'l-Afrikiyye: 1993'te Kahire'de basılmıştır.
7- Tabakatü fukahai'l-Malikiyye,
8- El-mevlid ve'l-vefat.