İBN-İ ABDÜLBER

Cemaleddin Yusuf bin Abdullah bin Muhammed bin Abdülber-i Kurtubî Endülüs'te yetişen Malikî mezhebi fıkıh ve hadis âlimlerinden
A- A+

Endülüs'te yetişen Malikî mezhebi fıkıh ve hadis âlimlerinden. İsmi, Cemaleddin Yusuf bin Abdullah bin Muhammed bin Abdülber-i Kurtubî; künyesi, Ebu Ömer'dir.
Dedelerinden Nemir bin Kasıt'a nisbetle Nemerî diye anılmıştır. İbn-i Abdülber diye tanınır. Kendisine Hafızü'l-Mağrib de denir. Fıkıh, hadis, edebiyat, tarih ve diğer ilimlerde derin âlimdi. Lizbon ve Şinterin kadılıklarında bulunmuştur. 368 (m. 978)'de Rebiulahir ayında Cuma gecesi Kurtuba'da doğdu. 463 (m. 1071)'de Şatıbe'de vefat etti. 

Memleketinde bulunan âlimlerden ilim tahsil ettikten sonra, İslam âleminde ilim merkezleri olan yerleri gezdi. Oralarda bulunan âlimlerle görüşüp, kendilerinden ilim öğrendi. Mısır'da ve Mekke'de hadis âlimlerinden icazet (diploma) aldı. Bu ilimde çok ilerleyip, zamanındaki hadis âlimlerinin en büyüklerinden oldu. Hadis ilminde hafızdı, yani yüzbinden ziyade hadis-i şerifi, rivayet edenlerin hâl tercümeleri ile birlikte ezbere bilirdi.

İbn-i Abdülber hazretlerinin Muvatta'ya yazmış olduğu Et-Temhid lima fi'l-Muvatta mine'l-meani ve'l-esanid adlı şerhinin Köprülü Kütüphanesi 349 numarada kayıtlı bulunan yazma nüshasının dokuzuncu cüzün'un unvan sayfası (sağda) ve ilk iki sayfası (solda).

Eserleri: 

İbn-i Abdülber çok kitap yazdı. Yazdığı kıymetli kitaplardan bazıları şunlardır:

1- Et-Temhid lima fi'l-Muvatta mine'lmeani ve'l-esanid: Müellifin, Muvatta'ya yazmış olduğu şerhtir. Hadisleri şerhederken senette geçen ravilerin hal tercümelerini vermiş, hadisler hakkında âlim ve şairlerin sözlerinden nakiller yapmış ve bunlardan çıkardığı fıkhî hükümleri yazmıştır. Eser, Titvan'da 1992'de yayınlanmıştır. Özellikle Endülüs'te bü yük kabul gören eser, beşinci asırda Ebu Abdullah Muhammed bin Hüseyin el-Ensarî tarafından Et-Takrib li Kitabi't-Temhid adıyla şerhedilmiştir. Bu şerh ile Muhammed bin Ahmed el-Kurtubî'nin yaptığı ihtisarın birer nüshası Fas Karaviyyin Kütüphanesi'nde bulunmaktadır. Eser ayrıca Kasım bin Firruh eş-Şatıbî tarafından 500 beyit halinde nazma çekilmiştir. Muhammed bin Abdurrahman elMağravî, Fethu'l-ber fi't-tertibi'l-fıkhi li-Temhidi İbn-i Abdülber adlı çalışmasında Et-Temhid'i fıkıh konularına göre yeniden düzenlemiş, hadislerini tahriç ederek bir mukaddime ve oniki cilt halinde yayımlamıştır
(Riyad-1996). 

2- Et-Tekassi li-hadisi'l-Muvatta ve şüyuhi'l-İmam Malik: Et-Temhid'e kısa bir giriş niteliğindedir. Müellifin sadece hadisleri alıp âlimlerin görüşleri ne, mezheplerin anlayışlarına ve ihtilaflarına temas etmemesi sebebiyle eser Tecridü't-Temhid lima fi'l-Muvatta mine'l-meani ve'l-esanid adıyla da anılmaktadır. Et-Temhid'in bir sözlüğü niteliğinde olduğu için âlimlerin, muhtasar oluşundan dolayı da hadis talebelerinin büyük ilgisini kazanan eser Kahire'de 1931'de neşredilmiştir. 3- El-İstizkarü'l-Cami li-mezahibi fukahai'l-emsar ve ulemai'l-aktar fima tezammenehü'l-Muvatta min meani'r-re'y ve'l-asar: Otuz cilt halinde Beyrut'ta 1993'te neşredilmiştir. 

4- Ez-Ziyadat elleti lem teka' fi'l-Muvatta inde Yahya bin Yahya ve revaha gayruhu fi'l-Muvatta: Eser; Kahire'de 1931'de yayınlanmıştır.

5- El-Ecvibetü'l-müstecibe fi'l-mesaili'lmüstağribe fi kitabi'l-Buharî: Koyunoğlu Müze ve Kütüphanesi'nde (No: 12213) elliüç varaklık bir nüshası bulunmaktadır. 

6- Camiu beyani'lilm ve fadlihi: İlmin ve ilim öğrenme ve öğretmenin fazileti konularına dair olup aynı zamanda bir hadis usulü kitabı niteliğindedir. Eser, birçok defa
basılmıştır. 1994'te Riyad'da basılan neşir önemlidir. 

7- El-Cami: Küçük bir risale hacmindeki eserde güzel ahlak ve iyi huylar anlatılmıştır. Beyrut'ta 1987'de neşredilmiştir. 

8- El-Kafi fi fürui'lMalikiyye: Muhtasar bir fıkıh kitabı olup fetva verirken dikkat edilmesi gereken hususları da ihtiva etmektedir. Beyrut'ta 1987'de yayınlanmıştır.

9- İhtilafatü eshabi Malik bin Enes ve ihtilafü rivayetihim anhü: Malikî mezhebine mensup kimselerin fıkhî ihtilaflarını fıkıh kitapları tertibine göre ele alan muhtasar bir çalışmadır. Eserin eksik bir nüshası Fas Hizanetü'l-Melikiyye'de bulunmaktadır.

10- El-İnsaf fima beyne'l-muhtelifine fi bismillahirrahmanirrahim: Fatiha'nın baş tarafındaki Besmelenin namazda okunup okunmaması konusunda âlimlerin farklı görüşlerine yer verdiği bir risaledir. Kahire'de 1924'te basılmıştır. 

11- EdDürer fi'htisari'l-megazi ve's-siyer: Siyer alanında Endülüs'teki ilk çalışmalardan biri olan eser altı bab halinde düzenlenmiştir. İbn-i Abdülber'e nisbet edilen el-Megazi muhtemelen ed-Dürer'den ibarettir. Eser son olarak Beyrut'ta 1984'te yayınlanmıştır. 

12- El-İstiab fi marifeti'l-eshab: Sahabe biyografisine dair günümüze ulaşan ilk eserlerden biri olup tarih ve tabakat alanındaki yirmi kadar kitaptan faydalanılarak kaleme alınmıştır. Eser ilk defa 1901'de Haydarabad'da ve Mağrib alfabesi tertibine göre El-İsabe'nin kenarında 1910'da yayınlanmıştır. 

13- El-İstigna fi esma'i'l-meşhurin min hameleti'l-ilmi bi'l-küna: Eser isimleri bilinmeyip künyeleriyle tanınan Eshab, Tabiin ve diğer meşhur kimselere dair olup
1985'te Riyad'da neşredilmiştir. 

14- El-İntika' fi fedaili's-selaseti'l-eimmeti'l-fukaha: İmam-ı Malik, İmam-ı A'zam ve İmam-ı Şafiî'nin hal tercümelerini, yetişme şartlarını, fıkhî usullerini ve Müslümanların onlara olan itimatlarının sebeplerini ortaya koymaya çalıştığı bir eserdir. Kahire'de 1931'de yayınlanmıştır.

Muhammed bin Abdurrahman elMağravî'nin, Fethu'l-ber fi'ttertibi'l-fıkhi li Temhidi İbn-i Abdülber adlı eserinin kapak sayfası. Mağravî Et-Temhid'i fıkıh konularına göre
yeniden düzenlemiş, hadislerini tahriç ederek bir mukaddime ve oniki cilt halinde yayımlamıştır.

15- El-İnbah ala kabaili'r-ruvat: El-İstiab'ın mukaddimesi mahiyetinde olup, Beyrut'ta 1985'te neşredilmiştir. 

16- El-Kasd ve'l-ümem fi't-tarif bi-usuli ensabi'l-Arab ve'l-Acem: Kahire'de 1931'de neşredilmiştir. 

17- Tercemetü'lİmam Malik bin Enes: Eserin Rabat'ta el-Mektebetü'l-amme'de bir nüshası bulunmaktadır. 

18- Et-Tarif bi-cema'a min fukahai'l-Malikiyye: Önde gelen yirmi Malikî fakihinin bi yografisine dair olan bu küçük risale bazı talebelerin isteği üzerine kaleme alınmıştır. 

19- Behcetü'l-mecalis ve ünsü'l-mücalis ve şahzü'z-zahini ve'l-hacis: Eser son olarak Tanta'da 1989'da yayınlanmıştır. 

20- El-İhtibal bima fi'ş-şi'ri Ebi'l-Atahiye mine'l-hikemi ve'l-emsal: Birkaç kütüphanede yazmaları vardır. Ebü'l-Atahiyenin şiirlerini toplamıştır. 

21- Muhtarat mine'ş-şi'r ve'n-nesr, 

22- Nüzhetü'lmüstemtiin ve ravdü'l-haifin.

Kaynaklarda İbn-i Abdülber'e nisbet edilen daha başka eserler de vardır. Bunlar arasında: İstizhar fi turuki hadisi Ammar, İhtisaru Kitabi't-Tahrir, İhtisaru Kitabi't-Temyiz, Et-Tegatta bi-hadisi'l-Muvatta, Hadisü Malik harice'l-Muvatta, Eş-Şevahid fi isbati haberi'l-vahid, Avali ibn-i Abdülber fi'l-hadis, Vaslü ma fi'l-Muvatta mine'l-mürsel ve'lmünkati ve'l-mu'dal, Manzume fi's-sünne, Müsnedü İbn-i Abdilber, El-İşraf ala ma fi usuli'l-feraiz mine'l-icma ve'l-ihtilaf, Cevazü's-sultan; Ahbaru eimmeti'l-emsar, Fedailü Münzir bin Said, Ahbarü'l-kudat, İhtisaru Tarihi Ahmed bin Said bin Hazm es-Sadefi; A'lamü'n-nübüvve, Tarihu şüyuhi İbn-i Abdülber; yer alır.

İbn-i Abdülber hazretlerinin Et-Tekassi adlı eserinin kapak sayfası. Et-Temhid'e kısa bir giriş niteliğindedir. Müellifin sadece hadisleri alıp âlimlerin görüşlerine, mezheplerin anlayışlarına ve ihtilaflarına temas etmemesi sebebiyle eser Tecridü't-Temhid lima fi'l-Muvatta mine'l-meani ve'lesanid adıyla da anılmaktadır.

Kadı Ebü'l-Velid el-Bacî buyurdu ki: “Hadis ilminde, Endülüs'te ibni Abdülber gibisi yoktur. Zamanındaki hadis âlimlerinin en yükseği idi.”

İbn-i Abdülber, Malikî mezhebi âlimlerindendi. Bununla beraber diğer üç mezhebin fıkıh bilgilerini de çok iyi bilirdi. Ve bu hususta, diğer âlimler tarafından senet kabul edilirdi. İmam-ı A'zam hazretlerine ve diğer mezhep imamlarına olan muhabbet ve bağlılığı pek ziyadeydi. “Ebu Hanife'ye dil uzatmayınız ve ona dil uzatanlara inanmayınız. Allahü tealaya yemin ederim ki, ondan daha üstün, ondan daha vera sahibi ve ondan daha bilgili kimse bilmiyorum.” buyururdu.

İbn-i Abdülber buyurdu ki: “Yalnız, Mümin ve münafık Ehl-i kıbleye sual, vardır.”

İbn-i Abdülber'in rivayet ettiği hadis-i şeriflerden bazıları:

“Aziz ve Celil olan Allahü teala, Peygamberlerden birisine vahyederek buyurdu ki: “Din uğrunda olmayıp, başka maksatlar için fakih olanlara, amel gayesi olmayan ilim öğrencilerine, ahiret ilmiyle dünyalık isteyenlere, dışarıdan koyun derisine bürünmüş, içleri kurt gibi olanlara, dilleri baldan tatlı fakat kalbleri sabır otundan acı olanlara, bana hile edip benimle eğlenenlere söyle, onlara öyle bir bela kapısı açarım ki, halim (yumuşak) insanları da hayrette bırakır.”
“Her şeyin bir direği, dayanağı vardır, İslam'ın dayanağı da âlimlerdir.”
“Kim rızkının bol olmasını ve ömrünün uzamasını severse, sıla-i rahim yapsın.”
“İnsanlara merhamet etmeyene, Allahü teala merhamet etmez.”
“Allah'a ve ahiret gününe iman eden kimse, komşusuna iyilik etsin. Allah'a ve ahiret gününe iman eden kimse, misafirine ikram etsin. Allah'a ve ahiret gününe iman
eden kimse, ya hayır söylesin, yahut sussun.”
“Ümmetimden iki sınıf düzelirse, bütün insanlar düzelmiş olur. Bozuldukları vakit, bütün insanlar da bozulur. Bunlar da; amirler ile âlimlerdir.”
“Sadık ve emin tüccar, kıyamet gününde şehitlerle beraberdir.”
“Rızkın onda dokuzu ticarettedir.”
“Kazancın en faziletlisi, elle kazanılandır.”
“Kazanan rızıklanmıştır. İhtikar (karaborsacılık) yapan ise lanetlenmiştir.”

İbn-i Abdülber İsti'ab isimli eserinde buyuruyor ki: Nevfel bin Ümare şöyle anlatıyor: “Haris bin Hişam ile Süheyl bin Amr Hazreti Ömer'in huzuruna gelip iki yanına oturdular. Bu sırada, ilk muhacirlerden bazıları gelmeye başladılar. Bunlar geldikçe Hazreti Ömer; “Sen kalk şuraya otur ya Süheyl! Sen de kalk buraya otur ya Haris!” derdi. Çünkü gelenler, bunlardan daha önce Müslüman olmuşlardı. Böylece bunlar en gerilerde kaldılar. Hazreti Ömer'in huzurundan ayrıldıktan sonra, mahcup bir hâlde biri diğerine; “Hazreti Ömer Efendimizin bize olan muamelesini gördün mü? Keşke biz de daha önce Müslüman olmuş olsaydık.” dedi. Diğeri ise; “Elbette bize öyle muamelede bulunur. Bunda kabahat kendimizin olduğu için, bizim kendimizi kınamamız lazım. O Muhacirler ki, İslam'a davet olundukları zaman hemen kabul ettiler. Biz ise geç kaldık. Şimdi, Müslüman olmakla şereflenmiş durumdayız ama, bize ilk tebliğ edildiği sırada Müslüman olmuş olsaydık, şerefimiz daha yüksek olurdu.” dedi. Daha sonra tekrar Hazreti Ömer'in huzuruna gelerek; “Ey Müminlerin emiri! Bize bu gün öyle davranmanızda kabahatin kendimizde olduğunu biliyoruz. Fakat, acaba diyoruz, geçmişteki kaybımızı telafi edebileceğimiz bir yol yok mu?” dediler. Hazreti Ömer, İslam ordusunun, Şam taraflarında Rum sınırında İslamiyeti yaymak için cihat etmekte olduğunu, oraya gidip katılmalarını emretti ve; “Sizin için bundan başka yol bilmiyorum.” buyurdu. Onlar da gidip İslam ordusuna katıldılar ve savaşta şehit oldular.”

İbn-i Abdülber'in Elİstizkarü'l-Cami li mezahibi fukahai'l-emsar ve ulemai'laktar fima tezammenehü'lMuvatta min meani'r-re'y ve'l-asar adlı eserinin kapak
sayfası. Otuz cilt halinde Beyrut'ta 1993'te neşredilmiştir (sağda), yazma nüshasının altıncı cüzünün ünvan sayfası (ortada) ve yine altıncı cüzün ilk sayfası (solda).

ASİL KÖLELER

Yine İsti'ab kitabında Hazreti Hasan-ı Basrî'den rivayetle şöyle anlatılıyor: “Hazreti Ömer'in hilafeti zamanında, aralarında Süheyl bin Amr, Ebu Süfyan ve Eshab-ı Kiram'dan bazılarının da bulunduğu bir topluluk halifenin huzuruna geldiler. Kendilerini karşılayan kapıcı, evvela Bilal, Ammar gibi Bedr Harbi'nde bulunmuş olanları içeri aldı ve kalanların üzülmemeleri için de; “Vallahi, Ömer Bedr'de bulundu. O harbe iştirak etmiş olanları da çok sever. Bana da böyle olmamı tavsiye etti.” dedi. Ebu Süfyan; “Sübhanallah, ben böyle bir hadiseye ilk defa rastlıyorum. Dünya hâline bakılırsa biz asiliz, içeri girenler ise köle. Ama esas asaletin ve şerefin İslamiyete uymakta olduğu bu hadise ile ne güzel anlaşılmaktadır.” buyurdu. Hazreti Süheyl de, geride kalanlara hitaben; “Arkadaşlar! Böyle bir muamele ile karşılaşmamız bizi kızdırmasın. Biz kendi kendimize kızmalıyız. Onlar, İslam'a davet olundukları zaman derhal kabul ettiler. Biz ise ağırdan aldık. Geç kaldık. Allahü tealaya yemin ederim ki, Allahü tealanın dinini kabul etmek ve bu din için yaptıkları gayretler ile, bizim onlara katılmamızdan önceki kazançları, bizim kendimizde var olduğunu zannettiğimiz asalet, şeref ve faziletten kat kat daha üstündür. Onlar bizden çok üstünler. Bizim, onların derecelerine ulaşmamız mümkün değildir. Şimdi, İslam ordusunun yaptığı cihatlara biz de katılalım. Umulur ki Allahü teala bize de cihat sevabı verir veya şehit olmakla mükâfatlandırır.” dedi.”

Hasan-ı Basrî hazretleri buyuruyor ki: “Süheyl bin Amr ne güzel söylemiş. Allahü tealaya yemin ederim ki, O, emrine hemen icabet (kabul) eden bir kulu ile icabet etmekte geciken bir kulunu bir tutmaz. Hemen icabet eden, elbette daha kıymetlidir.”

Yine İsti'ab'da, Hazreti Enes'ten rivayetle şöyle anlatılıyor: “Ebu Talha, Berae (Tevbe) suresinin; “Ey Müminler! Gerek hafif (süvari) gerek ağırlıklı (piyade) olarak seferber olun ve mallarınızla, canlarınızla Allah yolunda muharebe edin. Eğer bilirseniz, bu, sizin için pek hayırlıdır.” mealindeki 41. ayet-i kerimesine gelince, cihat aşkıyla coşarak; “Ben görüyorum ki, Allahü teala, genç de ihtiyar da olsa, cihada koşmamızı emrediyor. Ey oğullarım, beni cihada hazırlayınız, beni cihada hazırlayınız.” dedi. Oğulları ona dediler ki: “Babacığım! Allahü teala sana iyilik versin. Resulullah Efendimiz vefat edinceye kadar sen O'nunla beraber cihat ettin. Sonra, vefat edinceye kadar Hazreti Ebu Bekr ile beraber idin. Sonra Hazreti Ömer vefat edinceye kadar onunla beraberdin. Müsaade et de artık biz cihada gidelim. Sen çok yaşlandın.” Ebu Talha; “Hayır! Beni savaşa hazırlayın.” dedi. Bir deniz savaşına katıldı ve şehit oldu. Kendisini defnedecek bir ada ancak yedi gün sonra bulunabildi. Orada defnettiler. Vücudu yedi günde hiç değişmemiş, bozulmamıştı.”

İsti'ab'da Ebu Zabyan'dan rivayetle şöyle anlatıyor: “Ebu Eyyub-i Ensarî Hazreti Muaviye zamanında İstanbul'a 50 (m. 670) senesinde gelen ordu içinde bulunan Sahabelerden biriydi. Yolda durumu ağırlaşınca, yanında bulunanlara; “Ben vefat ettiğimde, beni de beraberinizde götürünüz. Düşmana karşı saf olduğunuz
yerde, beni defnediniz.” buyurdu. Onlar da öyle yaptılar.”

İbn-i Abdülber hazretlerinin El-Ecvibetü'l-müstev'abe fi'l-mesaili'l-müstağribe fî kitabi'l-Buharî adlı eserinin, Konya İzzet Koyunoğlu Kütüphanesi 12213 numarada
kayıtlı olan elliüç varaklık yazma nüshasının 5b-6a sayfaları.

İbn-i Abdülber hazretlerinin Camiu beyani'l-ilm ve fadlihi adlı eserinin birinci cildinin kapak sayfası (sağda) ve Kahire'de Ezher Kütüphanesi 27699 numarada kayıtlı
olan yazma nüshasının ilk sayfası (solda).

İbn-i Abdülber hazretlerinin İhtilafü akvali Malik ve eshabihi adıyla basılan İhtilafatü eshabi Malik bin Enes ve ihtilafü rivayetihim anhü isimli eserinin kapak sayfası (sağda) ve yazma nüshasının ilk iki sayfası (solda). Malikî mezhebine mensup kimselerin fıkhî ihtilaflarını fıkıh kitapları tertibine göre ele alan muhtasar bir çalışmadır.

Yine İsti'ab'da Yemame cengi anlatılırken buyuruluyor ki: 

“Yemame'de, İslam askeri müşriklere saldırıp onları bir bahçe içine kıstırdılar. Allahü tealanın düşmanı olan Müseylemetü'l-Kezzab da oradaydı. Hazreti Bera bin Malik, Müslümanlara; “Ey Müslümanlar! Beni onların üzerine atınız!” dedi. Müslümanlar, kendisini bahçe duvarının üzerine kaldırdılar. O da duvardan içeri atlayıp, müşriklerle çok mücadele eyledi. Bahçe kapısını da açıp İslam askerinin içeri girmesini temin etti. Bundan sonra müşrik ordusu dağıtıldı. Müseyleme de orada katledildi.” 

İsti'ab'da Ali bin Ebu Talib'den naklen şöyle buyurulmaktadır: 

“Birgün İbnü'n-Nebbac, Hazreti Ali'ye gelerek; “Ey Müminlerin emiri! Beytülmal altın ve gümüş ile doldu (ne yapalım?)” dedi. Hazreti Ali kalkıp, Beytülmala geldi ve; “İşte bu Müslümanların ganimetidir. Kim bunu hakkı olanlara vermezse pişmandır. Ya İbnü'n-Nebbac bunu ihtiyacı olanlara dağıtacağım.” buyurdu ve halka ilan ettirip, Beytülmaldaki paraların hepsini muhtaç olanlara dağıttı, öyle ki, geride hiçbir şey bırakmadı. Sonra kendi elleriyle Beytülmalı süpürdü ve orada iki rekat namaz kıldı. Kıyamet günü kendisine şahitlik etmesi ümidi ile Beytülmalın temizliğini yapar, süpürür, orada namaz kılardı.

Birgün Kanber, Hazreti Ali'ye gelerek; “Ya Emira'l-Müminîn! Gelen malı hiç bekletmeyip dağıtıyorsunuz. Halbuki bunda sizin ailenizin de hakkı var. Bunun için ben size vermek üzere bazı şeyler gizledim.” dedi. “Nedir gizlediklerin?” buyurdu. Gelin de size göstereyim.” dedi. Hazreti Ali'yi, içinde altın, gümüş ve çok kıymetli eşyaların bulunduğu bir odaya götürdü. Hazreti Ali bunları görünce; “Sen bizim evimizi ateşe vermek mi istiyorsun?” buyurdu ve bunları da Müslümanlara dağıttı. Sonra da; “Bu Müslümanların ganimetidir. Kim onu yerine vermezse, yaptığına pişman olur.” buyurdu.

İstiab'da Abdullah ibni Abbas'tan rivayetle şöyle buyuruluyor: 

“Ebu Saib Osman bin Maz'un vefat edeceği sırada Resulullah geldi. Bir şeyler söyler gibi üzerine eğildi. Biraz sonra başını kaldırdı. Bu hâl üç defa tekrar etti. Birinci defada Resulullah'ın gözleri yaşarmıştı. İkinci defada ağladığı, üçüncü defada içini çektiği görüldü. Orada bulunanlar Osman bin Maz'un'un vefat ettiğini anladılar. Onlar da bağırarak ağlamaya başladılar. O zaman Peygamber Efendimiz; “Susunuz! Ölünün arkasından (bağırarak) ağlamak şeytanın işidir. Allah'a tövbe ve istiğfar ediniz.” buyurdu. Sonra da; “Ya Eba Saib! Allahü teala sana rahmet eylesin. Sen dünyadan hiçbir şeye bürünmeden çekip gidiyorsun.” buyurdu.”

İbn-i Abdülber hazretlerinin Ed-Dürer fi'htisari'l-megazi ve's-siyer adlı eserinin kapak sayfası (sağda) ve Mısır Milli Kütüphanesin'de bulunan yazma nüshasının ilk
sayfası (solda).

CİHADIN HAKKINI VEREYİM!

İsti'ab kitabında İbn-i Abdülber, Hazreti Sa'd bin Ebu Vakkas'ın bildirdiği şu hadiseyi naklediyor: Hazreti Abdullah bin Cahş yiğitliğin sembolüydü. Hazreti Sa'd, Uhud Harbi'nde Hazreti Abdullah bin Cahş ile aralarında geçen bir konuşmayı şöyle anlattı: 

“Uhud'da savaşın çok şiddetli devam ettiği bir andı. Birdenbire yanıma sokuldu, elimden tuttu ve beni bir kayanın dibine çekti. Bana şunları söyledi: “Şimdi burada sen dua et, ben âmin diyeyim. Ben de dua edeyim, sen de âmin de!” Ben de; “Peki.” dedim. Ve şöyle dua ettim. “Allah'ım, bana çok kuvvetli ve çetin kâfirleri gönder. Onlarla kıyasıya vuruşayım. Hepsini öldüreyim. Gazi olarak geri döneyim.” Benim yaptığım bu duaya bütün kalbiyle âmin dedi. Sonra kendisi dua etmeye başladı: “Allah'ım, bana zorlu kâfirleri gönder. Onlarla kıyasıya vuruşayım. Cihadın hakkını vereyim. Hepsini öldüreyim. En sonunda bir tanesi de beni şehit etsin. Sonra benim dudaklarımı, burnumu, kulaklarımı kessin. Ben kanlar içinde senin huzuruna geleyim. Sen bana; “Abdullah! Dudaklarını, kulaklarını, burnunu ne yaptın?” diye sorduğunda; “Allah'ım, ben onlarla çok kusur işledim. Yerinde kullanamadım. Senin huzuruna getirmeye utandım. Sevgili Peygamberinin de bulunduğu bir savaşta, toza toprağa bulandım da öyle geldim.” diyeyim.” dedi. Gönlüm, böyle bir duaya âmin demek arzu etmiyordu. Fakat, o istediği ve önceden söz verdiğim için mecburen; “Âmin” dedim. Daha sonra kılıçlarımızı çektik. Savaşa devam ettik, ikimiz de önümüze geleni öldürüyorduk. O, son derece bahadırane harp ediyor, düşman saflarını tarumar ediyordu. Düşmana, hamle üstüne hamle ediyor. Şehit olmak için derin bir arzu ve istekle hücumlarını tazeliyordu. Allah Allah diye çarpışırken kılıcı kırıldı. O anda Sevgili Peygamberimiz ona bir hurma dalı uzatarak, savaşa devam etmesini buyurdu. Bu hurma dalı, Resulullah Efendimizin bir mucizesi olarak kılıç oldu. Abdullah da bununla önüne geleni devirmeye devam etti. Müşriklerden birçoğunu öldürdü. Savaşın sonuna doğru Ebü'lHakem isminde bir müşriğin attığı oklarla arzu ettiği şehadete kavuştu. Canlı iken yanına yaklaşmaya cesaret edemeyen müşrikler, bu mübarek şehidin cesedine hücum edip, dudaklarını, burnunu, kulaklarını kestiler. Her tarafı kana boyandı. Muharebe bittikten sonra, Hazreti Abdullah bin Cahş ve dayısı Seyyidü'ş-şüheda Hazreti Hamza'yı beraber defnettik.”

İbn-i Abdülber hazretlerinin El-İstiab fî marifeti'l-eshab adlı, Köprülü Kütüphanesi 240 numarada kayıtlı bulunan el yazması eserinin ilk iki sayfası. Sahabe biyografisine
dair günümüze ulaşan ilk eserlerden biri olup tarih ve tabakat alanındaki yirmi kadar kitaptan faydalanılarak kaleme alınmıştır.

Ka'b bin Alkam anlattı: “Eshab-ı Kiram'ın büyüklerinden Garafe bin Haris, bir Hıristiyanın, Resulullah hakkında kötü sözler söylediğini işiİtince, o Hıristiyanı güzelce dövdü, burnunu kırdı. Garafe bin Haris'i Amr bin As'ın huzuruna davet ettiler. Amr bin Âs ona; “Biz onlara eman vermiş idik. Niçin onu dövdün?” diye sordu.
Garafe bin Haris; “Ya Amr! Her hâlde Peygamber Efendimize küfür etsinler diye eman verilmedi. Bildiğim kadarıyla, onlara sadece kiliselerine karışmayacağımıza, oralarda diledikleri gibi ibadet edeceklerine, altından kalkamayacakları mükellefiyetler yüklemeyeceğimize, onlara bir düşman saldırırsa, onların yanında savaşacağımıza, kendi aralarında diledikleri gibi karar verebileceklerine, ancak dinimizin emirlerine tâbi olmak isteyenler hakkında, Allah ve Resulullah'ın emrettiği şekilde hüküm vereceğimize, istemezlerse zorlamayacağımıza dair ahit ve eman verdik.” dedi. O zaman Amr bin As; “Doğru söylüyorsun. Sen haklısın.” dedi.”

İbn-i Abdülber hazretlerinin El-İntika' fî fedaili's-selaseti'l-eimmeti'l-fukaha adlı eserinin Köprülü Kütüphanesi No: 1126'da bulunan yazma nüshasının ünvan sayfası. (sağda) ve Riyad Üniversitesi Yazmalar Kısmı 2728 numarada kayıtlı yazma nüshasının ilk iki sayfası. (solda). Eser İmam-ı Malik, İmam-ı A'zam ve İmam-ı Şafiî'nin hal tercümelerini anlatmaktadır.

Abdullah bin Muhammed anlattı: “Cabir bin Abdullah'tan işittim. Bir kimsenin Resulullah'tan bir hadis-i şerif öğrendiğini haber alınca, bir deve satın alıp yola koyuldum. Bir ay yolculuktan sonra Şam'a geldim. Meğer hadis-i şerifi öğrenen Abdullah bin Umeys imiş. Evine gittim. Hizmetçisine; “Cabir, sizinle görüşmeye gelmiş deyiniz.” dedim. Hizmetçi içeri girip çıktı. “Abdullah'ın oğlu Cabir mi?” diye sordu. “Evet.” dedim. Biraz sonra Abdullah bin Umeys dışarı çıktı. Kendisiyle sarılıp kucaklaştık. Ona; “Kısas hakkında senin Resulullah'tan bir hadis-i şerif işittiğini öğrendim. Onu öğrenmeden öleceğimden korktum. Bunun için bir aylık yoldan geldim.” dedim. Bunun üzerine hadis-i şerifi nakletti. “Resulullah buyurdu ki: “Allahü teala, kıyamet günü insanları, çıplak, sünnetsiz ve eli boş olarak haşreder. Sonra, onlara yakın ve uzakta olanların işitebileceği bir sesle; “Hesap görücü benim. Tek hâkim benim. Cehennem'e gideceklerden hiçbir kimse Cennetlik birisindeki hakkını almadan Cehennem'e girmeyecektir. Cennet'e gireceklerden hiçbir kimse de, Cehennemlik birisinin kendisinde alacağı varsa, onu kendisinden almadan Cennet'e giremeyecektir. Herkesin
hakkını alacağım.” diye nida edecek.” Biz; “Ya Resulallah! Biz oraya çıplak, sünnetsiz ve eli boş olarak geleceğiz. Bu nasıl olur?” dedik. Resulullah; “Çünkü kısas; mükâfat ve ceza verilerek yapılacaktır.” buyurdu.”

İbn-i Mes'ud buyurdu ki: “Her sonraki yıl, bir önceki yıldan daha kötüdür. Her önceki yıl, bir sonraki yıldan daha hayırlıdır. Her sonraki nesil de, bir önceki nesilden daha hayırlı değildir. Fakat âlim ve iyi kimselerinizin ölmesi bir felakettir. Meselelerini şahsî görüşleri ile çözmeye çalışan kavimler ortaya çıkacak. İşte o zaman İslam binası yıkılacak ve çökecektir.”

İsti'ab'da Ebu Cuhayfe'den naklen şöyle anlatılıyor: “Birgün, yağlı etten yapılma tirit yedim. Daha sonra Hazreti Resulullah'ın huzuruna vardım. Yemeği biraz fazla kaçırmış olduğum için geğiriyordum. Bana; “Ya Eba Cuhayfe! Git, uzakta geğir. Dünyada karnını tıka basa dolduran, ahirette uzun zaman aç kalacaktır.” buyurdular.” Ebu Cuhayfe, bu hadiseden sonra, ömrü boyunca hiç doyuncaya kadar yemek yemedi. Akşam yerse, sabah yemez, sabah yerse, akşam yemezdi.”

İbn-i Abdülber Camiu beyani'l-ilm kitabında der ki: 

Muaz bin Cebel'den rivayetle Resulullah buyurdu ki: “İlim öğrenin. Çünkü ilim, Allah'a olan saygınızı arttırır, ilim talep etmek ibadettir. İlmi müzakere zikirdir. Araştırma yapmak cihattır. Bilmeyenlere öğretmek sadakadır. İlmi layık olana vermek kurbettir. Kişiyi Allah'a yaklaştırır. Çünkü ilim, helal ve haramın kıstaslarını verir. Cennet ehlinin gideceği yolda kandil, yalnızlıkta dost, gurbette arkadaş, tenhalarda yoldaş, sevinçli ve kederli günlerde yol gösterici, düşmana karşı silâh ve dostlar indinde de bir meziyettir. Allah, milletleri ilimle yükseltir ve onları, iyilikte, güzel şeylerde önder yapar. Diğer milletler, ilim sahibi olan milletlerin izinden yürürler. Onların hareketlerini taklit ederler, görüşlerine müracaat ederler. Melekler bile, ilim ehliyle arkadaşlık yapmak isterler. Kanatlarıyla onları okşarlar. Yaş, kuru ne varsa, hatta denizdeki balıklar, karadaki yırtıcı kuşlar ve hayvanlar dahi onlar için istiğfar ederler. Çünkü ilim, cehaletten kararan kalbleri aydınlatır. Karanlık sebebiyle görmeyen gözlere kandil olur. Kul, ilim sayesinde dünyada da ahirette de seçilmiş kimselerin kavuştukları mertebelere, en yüksek derecelere ulaşır. İlme kafa yormak, gündüzleri oruç tutmaya, ilmî müzakerelerde bulunmak da geceleri ihya etmeye denktir. İnsanlar, ilim vasıtasıyla akrabalık bağlarını koparmazlar. Helal ve haram, ilim sayesinde birbirinden ayırt edilir. İlim, çalışanlara yol gösterir. Amel, ilimden sonra gelir. Bahtiyar kimseler ilimden ilham alır. Bahtsızlar da ondan mahrum olurlar.”

Abdullah ibni Mes'ud rivayet etti: Resulullah Efendimiz buyurdu ki: “İlim yok olmadan evvel ilim öğrenin. İlmin yok olması demek, âlimlerin ölmesi demektir. İlim öğrenin. Çünkü hiçbiriniz, öğrendiklerinize ne zaman muhtaç olacağınızı bilemezsiniz.”

“Kimse anasından âlim olarak doğmaz. İlim, çalışmakla kazanılır.”

Ebüdderda'nın rivayet ettiği hadis-i şerifte, Resulullah Efendimiz buyurdu ki: “Sabah akşam ilimle uğraşmayı cihat kabul etmeyen kimse, hem akılsız, hem de kısır görüşlüdür.”

Muaz bin Cebel ölüm döşeğindeyken yanındakilere; “Bakın bakalım sabah oldu mu?” dedi. “Henüz olmadı.” diye cevap verdiler. Biraz sonra tekrar; “Sabah oldu mu?” diye sordu. “Henüz olmadı.” dediler. Daha sonra da sabah olduğunu söylediler. Bunun üzerine Muaz şöyle dua etti: “Sabahında Cehennem'e gideceğim geceden Allahü tealaya sığınırım. Hoş geldin ey ölüm, hoş geldin! Sevgilisini arayan ziyaretçi, ansızın gelen sevgili. Allah'ım, dün sana kavuşmaktan korkuyordum, bu gün ise kavuşmayı arzu ediyorum. Allah'ım, sen de biliyorsun ki, ne dünyayı ne de dünyadan nehirler akıtmak, ağaçlar dikmek için uzun müddet yaşamayı isterim. Fakat ben, ilmî susuzluğumu gidermek, güçlüklere göğüs germek, ilim meclislerinde dizlerim şişinceye kadar âlimlerle oturmak için uzun ömür istiyorum.”

Abdullah ibni Abbas'ın rivayet ettiği hadis-i şerifte, Resulullah Efendimiz buyurdu ki: “Allah'ın, peygamberi Muhammed'e indirdiği Kur'an-ı Kerim, yepyeni, apaçık ve tahrif edilmemiş bir vaziyette elinizde iken, nasıl olur da Ehl-i kitaba soru sorarsınız? Yoksa Allah, Kur'an-ı Kerim'de, onların kendilerine gönderilen kitaplarını değiştirdiklerini, tahrif ettiklerini, elleriyle yeniden kitaplar yazarak, birkaç kuruşa satmak için; “Bu Allah katından inme bir kitaptır.” dediklerini size haber vermedi mi? Sorduğunuz sorulara verdikleri cevabı kabul etmekten sizi menetmedi mi? Allah'a yemin ederim ki, onlardan herhangi birinin, Allah'ın indirdiği kitaptan bir şey sorduklarını görmedik.”

Amr bin Avf'ın bildirdiği hadis-i şerifte, Resulullah Efendimiz şöyle buyurdu: “Size iki şey bıraktım. Bunlara sımsıkı sarıldığınız müddetçe dalalete düşmezsiniz: Allah'ın kitabı ve Peygamberinin sünneti.”

Enes bin Malik anlatıyor: Resulullah'ın zamanında iki kardeş vardı. Bunlardan birisi ailenin geçimini temin ederdi. Diğeri de Resulullah'ın yanından ayrılmayarak bir şeyler öğrenmeye çalışırdı. Ailenin geçimini temin eden, kardeşini Resulullah'a şikayet etti. Resulullah ona; “Ne malum onun yüzü suyu hürmetine geçiminizi temin etmediğiniz?” diye cevap verdi.

Yine Enes bin Malik'in rivayet ettiği hadis-i şerifte, Resulullah Efendimiz buyurdu ki: “İlim öğrenmek, her Müslüman erkek ve kadın üzerine farzdır.”

Ebu Hüreyre'nin bildirdiği hadis-i şerifte, Resulullah Efendimiz şöyle buyurdu: “İnsanoğlu öldüğü vakit, amelinin sevabı kesilir. Ancak üçü müstesna: Sadaka-i cariye, faydalanılan bir ilim veya kendisine dua eden iyi evlat (bunların amel defteri kapanmaz).”

Abdullah ibni Mes'ud'un bildirdiği hadis-i şerifte, Resulullah Efendimiz buyurdu ki: “İki kişiye gıpta edilir ki, bunlar: Allah'ın kendisine mal verip hak yolunda sarfına muvaffak kıldığı kişi ile, Allah'ın kendisine verdiği ilimle hükmeden ve onu (başkasına) öğreten kişidir.”

İbn-i Abdülber hazretlerinin El-Kasd ve'l-ümem fi't-tarif bi-usuli ensabi'l-Arab ve'lAcem adlı eserinin kapak sayfası (sağda) ve Süleymaniye Kütüphanesi Şehid Ali Paşa Kısmı 1935 numarada kayıtlı olan yazma nüshasının ilk iki sayfası (solda).

İbn-i Abdülber hazretlerinin Behcetü'lmecalis ve ünsü'l-mücalis ve şahzü'z-zahini ve'l-hacis adlı eserinin kapak sayfası (sağda), yazma nüshasının birinci cüzünün ünvan sayfası (ortada) ve ilk sayfası (solda). Eser, Murad Molla Kütüphanesi 1487 numarada kayıtlıdır.

İbn-i Abdülber hazretlerinin rivayet ettiği, “İnsanlara merhamet etmeyene, Allahü teala merhamet etmez.”
manasındaki hadis-i şerifin yazılı olduğu bir levha.

İbn-i Abdülber hazretlerinin Edebü'lmecalise ve hamdü'l-lisan adlı eserinin kapak sayfası.

Whatsapp İkon Facebook İkon Bağlantıyı Kopyala
Rehber İnsanlar Sayfası