İBN-İ HÜBEYRE

İbn-i Mende Fıkıh ve hadis âlimlerinden.
A- A+

Fıkıh ve hadis âlimlerinden. Abbasî halifesi Muktefî'nin veziri idi. Künyesi, Ebü'l-Muzaffer; lakabı, Avnüddin'dir. İbn-i Mende ismiyle tanınmıştır. Ayrıca kıraat, edebiyat, nahiv, lügat ve tarih ilminde de âlimdi. 499 (m. 1105) senesinde Düceyl Nehri kıyısında bir kasabada doğdu. 556 (m. 1161)'de Bağdat'ta vefat etti. Kabri Bab-ı Basra denilen yerde yaptırdığı medresenin yanındadır.

Genç yaşta Bağdat'a gidip ilim öğrendi. Kur'an-ı Kerim'i ve kıraat rivayetlerini zamanın âlimlerinden okudu. Kadı Ebü'l-Hüseyin bin Ferra, Ebü'l-Hüseyin bin Zagunî, Abdülvehhab Enmatî, Ebu Galib bin el-Benna, Ebu Osman bin Mille, İbn-i Haşin ve diğer âlimlerden hadis-i şerif işitti. Fıkıh ilmini ise, Ebu Bekr Dineverî'den, edebiyat ilmini de, Ebu Mansur bin Cevalikî'den öğrendi. Meşhur âlim, vaiz ve tasavvuf ehli olan Ebu Abdullah Muhammed bin Yahya Zebidî'nin sohbetinde bulundu. Bu zat, devesi üzerinde Bağdat sokaklarında dolaşıp, insanlara vaaz ve nasihat ederdi. İbn-i Hübeyre de, devesinin yularını tutup dolaştırırdı. Her değişik semte vardıklarında; “Lâ ilâhe illallahü vahdehu lâ şerike leh, lehül mülkü ve lehül hamdü yuhyi ve yümitü ve hüve hayyün lâ yemutü biyedihi'l-hayr ve hüve alâ külli şey'in kadir.” diye yüksek sesle okuyarak, vaaz için geldiklerini halka duyururdu.

İbn-i Hübeyre, tahsilini Bağdat'ta tamamlayıp, çeşitli ilimlerde yetişti. İbnü'l-Cevzî onun için şöyle demiştir: “Nahiv, lügat ve aruz ilminde üstün bir bilgi ve maharet sahibiydi. Bu hususlarda eserler yazmıştır. Resulullah'ın sünnetine, Selef-i salihîn'in yolu olan Ehl-i Sünnet'e uymakta son derece titiz davranırdı.” El-İfsah an meani's-sıhah adlı on ciltlik bir eser yazıp, Sahih-i Buharî'yi ve Sahih-i Müslim'i şerh etmiştir. Bu eseri İfsah adı ile kısaltmıştır. Bu eserini yazdıktan sonra, dinlenmesi için ilim erbabını yanına çağırdı ve bu iş için gelenlere yüz on üç bin dinar harcadı. Pek çok âlim bu eserini, ondan dinlemek için toplandı. Melikler, elçilerini ve âlimlerini gönderdiler. Sultan Nureddin de âlimlerini göndermişti. Gelenler, bu eseri ondan dinlediler, yazdılar. Yazdıkları nüshaları medreselerde, mescitlerde okuttular. Emanet verdiler ve fıkıh âlimleri tarafından ezberlendi. Eser son olarak 1996'da Beyrut'ta neşredildi. Nahiv ilmine dair Muktesıd adlı eserini yazdı. Zamanının âlim ve ediplerine takdim etti. Bu eserinin dört ciltlik bir şerhi vardır. İbnü's-Sikkît'in İslahü'l-mantık adlı eserine bir muhtasar yazıp, kısalttı. Hanbelî mezhebinde İbadatü'l-hams adlı bir eser daha yazdı. Ayrıca mısraları ve her beyti kendi arasında kafiyeli “Urcuze” denilen türde şiirleri vardır.

İbn-i Hübeyre, ilimde yüksek âlim ve salih bir zat olup, ilim tahsilini tamamladıktan sonra çeşitli vazifeler yaptı. 542 (m. 1147) senesinde Divanü'l-İmam reisliğine, 544 (m. 1149) senesinde ise, Abbasî halifesi Muktefî tarafından vezirliğe tayin edildi. Halife Muktefî'den sonra halife olan Müstencid-billah tarafından da vezirlik vazifesi verildi. Vezirliği sırasında çok mükemmel hizmetler yaptı. Âlimlere son derece ikram ve yardımda bulunur, ilme hizmet ederdi. Onun bu hizmetleriyle, Ehl-i Sünnet itikadı her tarafa yayıldı. Evinde bir meclis kurmuştu. Ekseriyyetle Kur'an-ı Kerim okunur. Âlimler toplanıp ilmî müzakereler yapılırdı. Toplanan âlimlere bol bol ikramda bulunur, servetini harcardı. Adaletin yayılıp, zulmün kalkmasında çok hizmet etmiş, pek tesirli olmuştur. Halife Muktefî onun için; “Abbasîlerde onun gibi vezir yoktur.” demiştir. İbn-i Kati'î şöyle demiştir: “İbn-i Hübeyre, afif, salih ve methe değer bir vezir idi. Çok iyilik yapar, hizmet ederdi. İlim ehlini sever, çok Kur'an-ı Kerim okur, çok namaz kılar ve çok oruç tutardı. Devamlı ilim meclisleri kurar, dinin emirlerine titizlikle uyardı.”

“Bir defasında yanında Nizamiye Medresesi'nin vakfından alınmış bir kitap okunuyordu; “İşittim ki, kitabı oraya vakfeden, oradan çıkarılmaması şartıyla vakfetmiştir.” diyerek, kitabı yerine götürmelerini istedi. Efendim, bunun mülkiyetini almıyoruz, sadece okuyoruz dediklerinde, iade etmelerini, götürüp yerine koymalarını söyledi. Çok tevazu sahibiydi. Zayıflara acır, fakirlere ve meclisinde bulunanlara yardım ederdi. Fakirlere; “Siz benim kardeşimsiniz. Çünkü Müslümanlar kardeştir.” derdi. Ayet-i kerimelere ve hadis-i şeriflere yaptığı açıklamalar meşhurdur. Bakara suresi 10. ayet-i kerimede mealen; “Kalblerinde hastalık vardır.” buyurulan ayet-i kerimeyi şöyle izah etmiştir: “Bazı hastalar, yediği şeyin tadını tersine alır. Yediği tatlı ise acı der, acı ise tatlı der. Kalblerinde hastalık olanlar da, hakkı batıl, batılı hak olarak görürler.” “Allah'ım, işlemediğim amelin şerrinden sana sığınırım.” buyurulan hadis-i şerifi de şöyle açıklamıştır: “Bunun iki manası vardır. Biri; insan bir kötülük işler ve bunu beğenir, sonra bunu tekrar işlemeyi temenni eder. İşte bu temennisi, henüz işlenmeyen kötü amelin şerri, zararıdır. İkincisi; insan bir kötülüğü işlemez, mesela şarap içmeyerek haramdan sakınır. Fakat bu sakınmasından dolayı, kendini beğenir, üstün görür. İşte bu da işlenmeyen bir işin, amelin zararı, şerridir.” “Su içtiğiniz zaman artırınız (kapta bir miktar bırakınız).” buyurulan hadis-i şerifi de şöyle açıklamıştır: “Bu husus, su içmeye mahsustur. Yemekte sünnet ise, kabın dibini iyice almak ve parmakları yalamaktır. Su içmede kabın dibinde arttırmayı bildirmekteki hikmet, sudaki toprak ve benzeri şeyler suyun dibine çöker. Kabın dibinde bir miktar su bırakılınca, bu gibi şeyler su ile birlikte yutulmamış olur. Suyu üç yudumda içmek de böyledir. Üç kere nefes alıp dinlenerek içmek, kalbden sıkıntı ve bedenden kederi giderir.”

İbn-i Hübeyre buyurdu ki: “Denizler karalar ile çevrilmiştir. Körfezler karalara girmiştir. Rüzgârlar, deniz üzerinde, karaya doğru rutubetli, tatlı ve hafif bir hava sürükler. Eğer denizlerin suyu tatlı olsaydı. Durgun oldukları için kokar, bozulurlardı. Rüzgârlar ise buradan karalara kirli hava sürükler, insanlar bu kirli havadan dolayı hastalığa tutulurdu. Halbuki Allahü teala denizleri tuzlu yarattı. Oradan karaya, rutubetli ve temiz hava esmekte ve insanlara faydalı olmaktadır.” “İlim üç şeyle elde edilir: 1- İlme çalışmakla. Mesela, Arapça öğrenmek isteyenin, nahiv ilmini ezberlemesi, öğrenmesi lazımdır. 2- Öğretmekle. İlmi öğrenen, başkasına öğretirken daha iyi öğrenir. 3- İlmi tasnif etmek, yazmakla.” “İnsanların ayıbını örtmeye çalış. Çünkü onların ayıplarının ortaya çıkması, Ehl-i İslam için ayıptır. İşlerin en evlası, ayıpları örtmektir.” “Günler çabuk geçti! Ömürler uçup, gitti. Nefisler hevasına, boş isteklerine uyarak yandı! Nefisler, daima hayra karşı çıkar. Takva yeri olan kalbler bomboş oldu. Takvadan uzak kaldı.” Buyurdu ki: “Sünnete uymak her hayra sebep olur.”

İbn-i Hübeyre'nin yazdığı dört hak mezhebin ittifak ve ihtilaf ettikleri meseleri fıkıh bablarına göre tasnif ettiği El-İfsah an meani's-sihah adlı eserinin yazma nüshasının kapak sayfası (sağda) ve ilk iki sayfası (solda). Eser Medine-i Münevvere'deki Mahmudiye Kütüphane'sinde Hadis 3 numaradadır.

İbnü'l-Cevzî, onun şöyle anlattığını nakleder: “Hac dönüşü Kûfe'de, Halife Muktedî ile sohbet ediyorduk. Yolda başımızdan geçen bir hadiseyi şöyle anlattım: Yolculuğumuz sırasında çok miktarda dolu yağdı. Kafilede bulunanlar ondan yediler. Ben aç karna yemek istemedim. Hanemize indikten sonra, akşam vakti akşam yemeği hazırlandı. Yemek yedik. Yolda yağan doludan bahsettim. Keşke şimdi ondan biraz olsaydı dedim. Demek ki Allahü tealaya tam dua etmişim. Birdenbire üzerimize bir bulut geldi. Bu yüklü buluttan pek çok dolu yağdı. Çokça toplayıp getirdiler, ondan yedim ve duamı kabul ettiği için Allahü tealaya hamdettim.”

Yine şöyle anlatmıştır: “Bir yerde oturmuş olduğum hâlde, Resulullah'a salavat okuyordum. Bu hâlde iken gözlerim kapandı, uyur gibi oldum. Ben; “Allahümme salli alâ Muhammed.” dedikçe, birisinin beyaz bir kağıt üzerine siyah mürekkeble; “Allahümme salli alâ Muhammed.” yazdığını görüyordum. Kendi kendime, gözlerini aç da bak dedim. Gözlerimi açtım. Bir anda sağ tarafımda, bembeyaz elbiseli biri gelip geçiverdi. Elbisesinin beyazlığı göz kamaştırıyordu.”

İbn-i Hübeyre hazretleri, hem ilimde yüksek derecede, hem de yaptığı vezirlik vazifesinde çok adaletli, başarılı ve bu vasfı ile halk tarafından, âlimler ve devlet adamları tarafından sevilen bir zattı. Ayrıca tasavvuf hâllerinde de yükselmiş kıymetli bir âlimdi. Ömrünün son günlerinde hastalandı. Bu hastalık sebebiyle vefat etti. İbnü'l-Cevzî, tedavisi sırasında zehirlenerek öldürüldüğünü de nakletmiştir. İbnü'l-Cevzî, vefatı ile ilgili şöyle anlatmıştır: “Vefat ettiği günün gecesi, sabaha doğru rüyamda onu evinde gördüm. Bir adam, elinde bir mızrak ile içeri girdi. Elindeki mızrağı ile ona vurdu. Vücudundan duvara kan sıçrıyordu. Bir de, yere atılmış altın bir mühür gördüm. Uyandığımda, vefat ettiği haberini aldım. Hemen gittim. Oğulları, cenazesini benim yıkamamı söylediler. Ben de yıkama işine başladım. Yıkarken, su, koltuk altlarına da ulaşsın diye kolunu tutup kaldırdığımda, elinden altın bir mühür düştü. Bu mühür, rüyamda gördüğüm mühürdü. Hayret ettim. Yıkarken, yüzünde ve bedeninde zehirlenme belirtileri gördüm. Cenaze namazı Kasr Camii'nde kılındı. 

Aynı zamanda devlet adamı olan İbn-i Hübeyre'nin siyasî hayatını anlatan El-Vezir Avnüddin bin Hübeyre ve Devruhu fî mesanideti'l-hilafeti'l-Abbasiyye adlı eserin kapak sayfası. 

Sonra Basra semtinde yaptırdığı medresesine götürülüp, orada defnedildi. Cenaze namazı için görülmemiş bir kalabalık toplanmıştı. O gün Bağdat sokakları insanla dolup taştı. Yaptığı iyilikler, hayırlar ve adaletinden dolayı, vefatına herkes üzüldü. Arkasından çok gözyaşı döküldü.” Şairler onun için mersiyeler yazdı. Hanbelî mezhebi fıkıh âlimlerinden Ebu Hamid Ahmed bin İsa'nın şöyle anlattığı nakledilmişti: “Rüyamda, bir yerde bulunuyordum. Melekler bana; “Bu gece Bağdat'ta Allahü tealanın evliyasından bir zat vefat etti.” dediler. Korku ile uyandım. Rüyamı yanımda bulunanlara anlattım. O günün tarihini yazıp sakladık. Bağdat'a gittiğimde, “Falan tarih ve falan günde kim vefat etti?” diye sordum. O gün, vezir Yahya bin Muhammed ibni Hübeyre vefat etmişti dediler.”

Şeyhü's-salih Mahmud bin Nialî şöyle anlatmıştır: “Ben, vezir Avnüddin ibni Hübeyre'yi hatırladıkça; “Allah'ım onu bağışla.” diyerek dua ederdim. Aradan bir müddet geçmişti. Bir gece rüyamda, onun kabrini ziyaret etmek için medresesine gittim. Bir de gördüm ki, kabrinin üstünde uyuyordu. Bana; “Ey Mahmud! Allahü teala bana ihsanda bulundu.” dedi. Vezir Ebu Şüca şöyle anlatmıştır: “Ben, vezir İbn-i Hübeyre'nin aleyhinde konuşurdum. Bir defasında rüyamda onu, güzel bir bahçe içerisinde gördüm. Hiç öylesine güzel bir bahçe görmemiştim. Yanında bir melek duruyor, ona meyve getirip, ağzına veriyordu. Bahçeye girmek için yürüdüm. Bir melek bana bağırıp, mâni oldu. “Bu, Allahü tealanın ona ihsan ederek verdiği bir nimettir. Ondan izinsiz kimse o bahçeye giremez.” dedi. Bu rüyayı gördükten sonra, onun aleyhinde bulunduğumdan dolayı tövbe ettim.”

Kıraat âlimlerinden Abdullah bin Abdurrahman da şöyle anlatmıştır: “Vezir İbn-i Hübeyre'yi, vefatından sonra rüyamda gördüm. Hâlin nasıldır?” dedim. Bana şu manada bir beyt okuyarak cevap verdi: “Hâlimiz değişip örtüldükten (öldükten) sonra, bize hâlimizden sordu, biz de cevap verdik. Kazandıklarımızı (amellerimizi) kat kat artmış olarak ve tertemiz bulduk.”

Yahya bin Muhammed ibni Hübeyre hazretlerinin şiirlerinden bir kısmının tercümesi şöyledir: “Ey insanlar, size nasihat ediyorum, sözlerimi iyi belleyiniz. Çünkü ben, tecrübe sahibiyim. Dünyanın güzelliği, süsü sizi aldatmasın. Çünkü o güzelliği ve tatlılığı devam etmez, biter.” “Takvaya sarıl. Çünkü kişi, bu dünyada baki değildir. Herkes bu dünyada ne yaparsa ahirette onu bulur.” “İnsanlara zulüm ve haksızlık etme. İftira ve haset de etme.” “Akıllı olmayan kimse, dünyanın zevklerine ve lezzetlerine dalar. Akıllı kimse ise, buna düşkün olmaz.” “İnsan, gaflet içerisindedir. Halbuki zaman bitmektedir. Zaman, pek kıymetlidir. Kıymetinin bilinmesi lazımdır. Fakat görüyorum ki, zamanı çok kolay zayi ediyorsun, boşa geçiriyorsun!

Whatsapp İkon Facebook İkon Bağlantıyı Kopyala
İslam Alimleri Ansiklopedisi, Türkiye Gazetesi Yayınları