Tarihçi ve felsefeci. İsmi, Ahmed bin Muhammed bin Yakub bin Miskeveyh'tir. Künyesi Ebu Ali olup, İbn-i Miskeveyh (İbn-i Miskuye) diye meşhur olmuştur. İbn-i Miskeveyh kendisinin lakabı veya dedelerinden birinin ismidir. Vezir Ebü'l-Fadl İbnü'l-Amid'in kütüphanecisi veya defterdarı olduğu için el-Hazin diye de anılır. Hazin, hazine müdürü demek olup kütüphane ve maliye hazinesi için kullanılır. 320 (m. 932)'de İran'ın Rey şehrinde doğdu. Doğum tarihini 325 (m. 937) veya 331 (m. 942) olarak verenler de vardır. 421 (m. 1030)'da İsfehan'da vefat etti. Aslen Mecusî olup sonradan Müslüman olmuş bir aileye mensup bulunduğu rivayet edilir. Kabri İsfehan'ın Hacu mahallesindedir.
İbn-i Miskeveyh, küçük yaşından itibaren, doğum yeri olan Rey'de tahsile başladı. İlk tahsilini burada yaptı. Felsefeye karşı duyduğu ilgi sonucu Farabî'nin eserlerini okudu ve onun tesirinde kaldı. Kimya, tıp ve mantık okudu. Daha sonra tarih, edebiyat ve inşaya ilgi duydu. Genç yaşında Deylem hükümdarı Muizzüddevle'nin başveziri Ebu Muhammed Mühellebî'nin hizmetinde bulundu. Ebu Muhammed Mühellebî'nin katlinden sonra Büveyhî veziri İbnü'l-Amid ve bunun oğlu Ebü'l-Feth Zülkifayeteyn'in yanında bulundu. İbnü'l-Amid'in yanında münşi (hususi katip) olarak yetişti. Vezir, ilim aşığı idi. Bilhassa matematik ve mekanik ilimlerine meraklıydı. İbn-i Miskeveyh'in tabiriyle yüz deve yükünden fazla kitabı olan zengin de bir kütüphanesi vardı. İbn-i Miskeveyh, vezirin kütüphanecisi oldu. Zamanının çoğunu kütüphanede geçirerek kendisini yetiştirdi. Vezirle beraber başta Azerbaycan olmak üzere seferlere iştirak etti. 355 (m. 966) senesindeki Horasanlıların istilasında bu kütüphaneyi yağmalanmaktan kurtardı. Zamanın âlimlerinden olup sık sık kütüphaneye gelen Ebu Süleyman Sicistanî ile tanıştı. Kendisinden mantık ve hikmet dersleri aldı. Ayrıca matematik ve kimya ile meşgul oldu.
360 (m. 971) senesinde vezirin ölümünden sonra oğlu Ebü'l-Feth Zülkifayeteyn vezir oldu. O da İbn-i Miskeveyh'i yanından ayırmadı. Kütüphanecilik vazifesinde bıraktı. İbn-i Miskeveyh vezirle beraber 364 (m. 975) senesinde Vasıt seferine iştirak etti. Yine beraber Rey'den Bağdat'a gitti. Burada 366 (m. 977)'de Ebü'l-Feth Zülkifayeteyn'in feci bir şekilde öldürülmesinden sonra, Büveyhî hükümdarı Müeyyidüddevle'nin veziri Sahib bin Abbad kendisine iltifat edip saraya davet ettiyse de teklifi haysiyet kırıcı bularak bu davete icabet etmedi. Sonra gelen Büveyhî hükümdarı Adudüddevle kendisine iltifat etti ve onu Şiraz'da hazinedarlığa tayin etti. Böylece hükümdarın nedimi oldu. Adudüddevle'nin sarayında iken "Tecaribü'l-Ümem ve Teakibü'l-Himem" adlı tarih kitabını yazdı. Saray tabibi İbnü'l-Hemmar ile ahbap oldu ve tıp ilmiyle ilgilendi. Adudüddevle'nin sarayındaki ilmî münazaralara katıldı. Adudüddevle'nin amcasının oğlu Muizzüddevle'yi uzaklaştırarak Irak'ı istila ettiğı sırada yanında idi.
Adudüddevle'nin 373 (m. 983) senesinde vefatından sonra Şiraz'dan ayrılan İbn-i Miskeveyh, Maveraünnehr ve Harezm taraflarına gitti. Rey şehrinde Adudüddevle'nin oğlu Samsamüddevle hükümdar idi. İbn-i Miskeveyh onun himayesine girdi. Vezir İbn-i Sa'dan'ın nedimi oldu. Burada İbn-i Sina, Ebu Sehl el-Mesihî, Birunî, Ebu Nasr el-Irakî, Ebu Hayyan et-Tevhidî, İbn-i Züra, Ebü'l-Vefa el-Buzcanî gibi meşhurlarla görüştü. İbn-i Sa'dan 375 (m. 985) senesinde öldürülünce, İbn-i Miskeveyh himayesiz kaldı. Sonra Samsamüddevle'nin yerine hükümdar olan Bahaüddevle'nin hizmetine girdiği rivayet olunur. Bu devrede tam bir hüsnü kabul görememiş olmalı ki, İbn-i Sina, Birunî ve İbnü'l-Hammar gibi meşhurlarla beraber Harezmşahlar devletinin himayesine girdi. Burada tabip olarak vazife yaptı. Harezmşah melikinin dikkatini çekip, onun teşkil ettiği ilmî cemiyetlerde bulundu.
İbn-i Miskeveyh'in "Tecâribü'l-ümem ve teâkibü'l-himem" adlı eserinin unvan sayfası. Eser, Süleymaniye Kütüphanesi Ayasofya Kısmı 3116 numarada kayıtlıdır. İbn-i Miskeveyh'in Süleymaniye Kütüphanesi Ayasofya Kısmında bulunan "Tecâribü'l-ümem ve teâkibü'l-himem" adlı eseri, Leone Caetani tarafından İngilizce özet ve indeks ilave edilerek tıpkıbasımı yapılmıştır. Bu basımın kapak sayfası (sağda). Bu ciltte yer alan eserin beşinci cüzünün, ilk sayfası (solda).
İbn-i Miskeveyh'in ders verdiği bir sırada İbn-i Sina ders salonuna girerek İbn-i Miskeveyh'i cahillikle itham etti. O da kızgınlıkla elindeki "Tehzibü'l-Ahlak" adlı eserini İbn-i Sina'nın suratına fırlattı. Böylece meşhur filozof ve tabip İbn-i Sina ile arası açıldı. Daha sonra Gazneli Mahmud onu Gazne'ye getirtmek üzere Ebü'l-Fadl Hasan adında birini Harezm'e gönderdi. Bu sırada Sultan Mahmud Gaznevî'nin, İbn-i Sina ve İbn-i Miskeveyh hakkında iyi düşünmediği haberi yayıldı. İbn-i Sina ve İbn-i Miskeveyh birlikte Harezm'den Irak'a gitmek üzere yola çıktılar ve müthiş bir fırtınaya tutuldular. Fırtınanın şiddetine, açlık ve susuzluğa dayanamayan İbn-i Miskeveyh, 421 senesinin Safer ayının 9. günü (m. 16 Şubat 1030) vefat etti. İbn-i Sina ise kurtuldu. Bazı tarihçiler, İbn-i Sina ile yolculuk yapan ve ölen kimsenin İbn-i Miskeveyh değil de Ebu Sehl el-Mesihî olduğunu bildirmişlerdir. Cenazesi İsfehan'a getirilerek Hacu mahallesi kabristanına defnedildi.
İbn-i Miskeveyh, tarih ilmini Bağdat'ta Ahmed bin Kamil ve Sabit bin Sinan'dan öğrenmiştir. Rüknüddevle'nin veziri Ebü'l-Fazl İbnü'l-Amid ve oğlu zamanında matematik ve kimya ile meşgul oldu. Ebu Süleyman es-Sicistanî'den mantık ve hikmet dersi aldı. Ebu Tayyip er-Razî'den, Cabir bin Hayyan ve Ebu Bekir Muhammed bin Zekeriyya er-Razî gibi âlimlerin kimyaya dair eserlerini okudu. Zamanın meşhur filozof ve tabiplerinden olup İkinci Hipokrat diye tanınan Hıristiyan İbnü'l-Hammar'dan ilim aldı. Zamanının meşhur fen adamlarıyla buluşup kitaplarını okuyarak kendilerinden istifade etti. Bilhassa hayatının son devresini ilme adadı. Bu sebeple büyük şöhret kazandı. Tarih, hikmet, matematik, tıp gibi çeşitli fen ilimlerinde mahir olup çok sayıda eser telif etti. Şiîlikle itham olundu ise de buna kat'î bir delil yoktur. Bu ithamın Şiî asıllı Büveyhoğulları hükümdarlarının himayesinde yaşamasından ileri geldiği zannedilmektedir.
Farabî'nin felsefî fikirlerinin tesirinde kalan İbn-i Miskeveyh, ahlâk ve ilim konusunda Farabî'den ayrıldığı için Aristo ve Farabî'den sonra, “El-Muallimü's-salis” (üçüncü muallim) ünvanıyla anıldı. Daha sonra yetişen Nasıreddin et-Tusî de onun ahlak ile alakalı görüşlerinin tesirinde kaldı. Ahlâkî konularda akla önem veren İbn-i Miskeveyh, tevekkül, sabır ve rıza gibi güzel huyları telkin etti. Ancak insan hayatının züht hayatı olmadığını, ahlâkın dünya arzuları içinde gelişebileceğini söyledi. Bu yüzden, insanın yaratılışında sosyal bir varlık olduğunu belirterek uzlet (insanlardan uzak kalma) ve zühde (dünya arzularından uzak olma) karşı çıktı. Bilhassa fitne zamanında uzlet ve zühdü tavsiye eden tasavvuf erbabına karşı cephe aldı. El-Kindî'nin de tesirinde kalan İbn-i Miskeveyh, “Et-Tıbbü'n-Nefsî” denilen psikiyatride onun görüşlerini savundu. Bu hususta Farabî'yi tenkit etti. Şianın Batınî kolu olan İhvanü's-Safa ile de uğraşıp onlardan ayrıldığı noktaları açıkladı. Dinin felsefeye bağlı olduğunu söyleyen İhvanü's-Safa'nın bu görüşünü tenkit ederek dinin felsefeden ayrı hususî bir yeri bulunduğunu söyledi. Felsefenin akla, dinin ise vahye dayandığını bildirdi. “Emir ve yasaklara boyun eğmek gerekir ve bu tartışma kabul etmez.” demek suretiyle diğer felsefecilerden ayrıldı.
Ahlâk ilmi üzerinde geniş araştırmaları olan Aristo'nun da etkisinde kalan İbn-i Miskeveyh; “Ahlâkın gayesi üstün mutluluktur.” dedi. Bunun için ona “El-Gayetü'n-Nihaye” (Son gaye) adını verdi. “İnsan nefisle bedenden mürekkeptir. Üstün mutluluğun bütün halinde insanda gerçekleşmesi gerekir. En yüksek mutluluk, herkesin elde edebileceği ve her isteyenin başaracağı bir şey değildir. En yüksek mutluluğa ulaşan kimsenin alameti, devamlı sevinç içinde bulunması, emelinin genişliği, ümidinin kuvveti, dünya işlerinden dolayı pek ızdırap duymaması ve tasalanmamasıdır.” dedi.
Aynı zamanda iyi bir tarihçi olan İbn-i Miskeveyh'e göre tarih, sırf geçmiş olayları nakletmek değil bu olayları yorumlamaktır. Akılcılık, tenkitçilik ve faydacılık prensiplerine bağlı kalınarak yapılan tarihçilikte maksat, geçmiş olayları doğru tespit etmek, bunları sebepleriyle açıklamak, nihayet bu olaylara dayanıp gelecek için ders almak, varsayımlar üretmektir. Tarih milletlerin sebepler zincirine dayanan belgesidir. Bu belge yorumlanırken devrin ahlâk, iktisat ve toplum psikolojisiyle ilişkileri kurulmalıdır. Tarihî olaylar birbirinin benzeri olarak tekerrür eder, benzer sebepler, benzer sonuçlar doğurur. Ancak bu görüş İbn-i Miskeveyh'in determinist bir tarih anlayışı sergilediği anlamına gelmez. Ona göre tarih esas anlamını insan zihninden aldığı için insan zihninin gelişimine ve değişimine paralel biçimde değişken ve hareketlidir. Bu anlayışından dolayı Caetani vb. bazı tarihçiler İbn-i Miskeveyh'i çağdaş tarih anlayışının öncüsü saymışlardır.
Eserleri:
İbn-i Miskeveyh'in felsefe, mantık, matematik, ahlâk ve tarihe dair birçok eseri vardır. Bunlardan bazıları şunlardır:
1- "Tecaribü'l-ümem ve Teakibü'l-Himem": Tarihe dair yazdığı en meşhur eseridir. İki bölüm halindeki bu eserinin birinci bölümünde, 295-329 (m. 907-941) yılları arasındaki vakaları; ikinci bölümde ise, 329-369 (m. 941-979) yılları arasındaki vakaları anlatmıştır. Bu tarihlerde; hadiselerin siyasî, sosyolojik ve ahlâkî sebeplerini ve neticelerini de inceleyen İbn-i Miskeveyh'in bu eseri dördüncü hicrî asırda yazılan diğer tarih kitaplarından daha orijinaldir. Aslen İranlı olan İbn-i Miskeveyh, bu eserinin büyük bir kısmında İran tarihini anlatmıştır. Hadiseleri naklederken tafsilatı vermekten kaçınmamıştır. İbn-i Miskeveyh, bu eserinde, kitaplardan nakil yapmaktan ziyade, bizzat yaşanan hadiseleri anlatmıştır. Felsefi fikirleriyle birlikte iktisada dair fikirlerini de bu eserinde sergilemiştir. İdare ve teşkilatla ilgili mevzulara yer vermiştir. İslam medeniyeti tarihinde kaynak özelliğini taşıyan bu eserinde, bilhassa Abbasîler devrine ait hadiseleri naklederken; asrın ahlâkını, idaredeki usulünü, bu muazzam devleti yıkılmaya götüren sebepleri açık bir şekilde anlatmıştır. Aynı zamanda Büveyhîler tarihi için de bulunmaz kıymettedir. Eserin en eski nüshası İstanbul'da Süleymaniye Kütüphanesi'ndedir. İlk olarak kısmen Kazan'da basılmıştır. Eseri Batı'da tanıtan Michael Jan de Geoge olmuştur. Bu kişi eserin bir kısmını 1288 (m. 1871) senesinde neşretmiştir. Süleymaniye'deki nüshanın ilk üç cildini Leone Caetani 1909-1917 arasında Londra'da ofset olarak bastırmıştır. Geri kalan kısmıyla beraber tamamı Henry Frederick Amedroz ve David Samuel Margoliouth tarafından İngilizceye tercüme edilerek 1920-1921 arasında Oxford'da neşredilmiştir. Mısır'da da Ferecullah Zeki el-Kürdî tarafından İbn-i Cerir tarihine zeyl olarak beşinci ve altıncı ciltleri basılmıştır. İbn-i Cerir tarihi, 302 (m. 914) senesinde son bulmakta, Tecaribü'l-ümem'in beşinci cildi ise 295 (m. 907) tarihinden başlamaktadır. Tecaribü'l-ümem'e Ebü'l-Huseyn Hilal bin Muhassin es-Sabî, Ebu Şüca Muhammed bin el-Hüseyn er-Rüzraverî, sonra da Muhammed bin Abdülmelik Hemedanî birer zeyl yazmışlardır.
2- "Kitabü Tehzibi'l-Ahlâk ve Tathirü'l-A'rak": İslam dünyasında ahlâk konusunda yazılmış ilk sistematik eseridir. Müellifi meşhur eden bu eseridir. 1966 yılında Beyrut'ta neşredilmiş; “The Refinement of Character” adıyla İngilizceye de tercüme edilip 1968'de Beyrut'ta basılmıştır. Fransızca tercümesi de 1969'da Şam'da neşrolunmuştur.
3- "El-Fevzü'l-ekber",
4- "El-Fevzü'l-asgar",
5- "Kitabü's-siyer",
6- "Kitabü't-tahare": Ahlâk ilmine dairdir.
7- "Adabü'l-Arab ve'l-Acem": Ahlâk ilmine dairdir.
8- "Kitabü tertibü's-seadet",
9- "Kitabü's-siyase",
10- "Kitabü'l-müstevfî",
11- "Kitabü'l-Mecmuatü'l-havatır",
12- "Kitabü'l-cami",
13- "Enisü'l-Ferid": Şiir, hikmet ve darb-ı mesellerini ihtiva eden eseridir.
14- "Cavidan-hired": Dünyadaki hikmet geleneği ile ilgili bir eserdir.