İBN-İ SİNA

Hüseyin bin Abdullah bin Hüseyin bin Ali bin Sina el-Belhî İslam âleminde yetişen meşhur felsefe ve tıp âlimi
A- A+

İslam âleminde yetişen meşhur felsefe ve tıp âlimi. İsmi, Hüseyin bin Abdullah bin Hüseyin bin Ali bin Sina el-Belhî olup; künyesi, Ebu Ali'dir. İbn-i Sina diye meşhur oldu. Batı dünyasında Avicenna adıyla tanındı. Takriben 370 (m. 980) senesinde Buhara yakınlarındaki Efşene'de doğdu. 428 (m. 1037) senesinde elli yedi yaşlarında iken öldü. Aslen Belhli olan babası Samanoğullarının payitahtı Buhara'ya yerleşmişti.

İbn-i Sina'nın İran'ın Hemedan şehrinde bulunan anıt mezarı. Fevkalade bir zeka, hareketli ve çok kuvvetli bir hafızaya sahip olan İbn-i Sina, on yaşında Kur'an-ı Kerim'i ezberledi. On sekiz yaşına kadar devrinin bütün ilimlerini öğrendi. İlk tahsiline, İsmailiyye fırkasından olan babasının yanında başladı. On yedi yaşında iken Buhara'da Samanî hükümdarı Nuh bin Nasr Samanî'yi tehlikeli bir hastalıktan kurtardığı için Saray Kütüphanesi'nin müdürlüğüne getirildi. Genç yaşta; din, edebiyat, geometri, matematik, fizik, mantık ve felsefe bilgilerine vakıf olan İbn-i Sina kendi hayatını şöyle anlatmaktadır:

“Buhara'da ilk tahsilimi gördüm. On yaşına geldiğim zaman Kur'an-ı Kerim'i ezberlemiş ve bir çok bilgi edinmiştim. Bir kaç sene sonra ayrı ayrı hocalardan matematik, fıkıh ve kelam okudum. Bu sırada Buhara'ya Ebu Abdullah en-Natilî adında biri gelmişti. Babam bu zatı evimize davet etti. Ondan mantık ve felsefe öğrendim. Bu tahsilim sırasında tıp ilmini de öğreniyordum ve nazarî bilgimi hastalar üzerinde müşahedelerle tamamlıyordum. Böylece, aralıksız çalışmaya devam ettim. Geceleri de okumakla, yazmakla uğraşırdım. Uyku bastıracak olsa, bir bardak bir şey içerek açılıyor, yeniden çalışmaya koyuluyordum. Uykuda bile zihnim okuduğum şeylerle meşgul oluyordu. Ekseri uyandığım zaman, halledemediğim bazı şeylerin uyku sırasında halledilmiş olduğunu görürdüm. Bir ara Aristotales'in metafiziğini incelemeye başladım. Bu kitabı belki kırk kere okuduğum halde anlayamadım. Ümitsizliğe düştüm. Bir gün artırma ile bir kitap satılıyordu. Beni tanıyan tellal bu kitabı almamı tavsiye etti. Bu kitap, Farabî'nin, uğraştığım halde anlayamadığım konu üzerinde yazılmış El-İbane adlı eseriydi. Kitabı aldım. Eve dönünce hemen okumaya başladım. O ana kadar anlayamadığım Aristotales'in kitabındaki fikirleri derhal kavradım. Buna son derece sevindim.”

İbn-i Sina, Hanefî fakihi Ebu Muhammed ez-Zahid'den fıkıh ve akait, Ebu Bekr el-Berkî'den dil ve edebiyat; Mahmud el-Messah'tan matematik dersleri aldı. Felsefe bilgisinin temellerini Farabî'ye borçludur. Farabî'nin ilim ve düşüncede varisi kabul edilir. Ebu Mansur Hasan el-Kamerî ve Yahya bin İsa el-Mesihî adlı iki zattan tıp ilmini öğrendi. Hayatında en çok tesirli olan bu tahsilidir.

On sekiz yaşlarında iken Samanî hükümdarı Nuh bin Mansur'un hastalığını tedavi etmesi üzerine saray tabipliğine getirildi. İbn-i Sina'nın fikrî inkişafında, “Sivanü'l-Hikme” adındaki saray kütüphanesinin büyük rolü olmuştur. Bu kütüphane, müdürlüğü sırasında yanarak kül oldu. Bu arada değer biçilemeyen çok kıymetli tıbbî kitaplar yok oldu. Bu kütüphanenin İbn-i Sina tarafından yakıldığı; elde ettiği tıbbî ve felsefî bilgileri ihtiva eden bu zengin hazineyi ortadan kaldırarak, bütün bilgilerin kendisine ait olduğunu göstermek istediği öne sürülmüştür.

387 (m. 997) yılında hamisi Samanî hükümdarı Nuh bin Mansur öldü. Bu arada kendisini kitap yazmaya verdi. Bazı eserler kaleme aldı. İbn-i Sina'nın doğumunun bininci yılı münasebetiyle Türkiye, Rusya, İran, Kamerun ve Polonya'da 1980 tarihinde bastırılan hatıra pulları. Altı sene sonra da babasını kaybetti. Bunun üzerine siyasete karıştı. Hükümdarın vefatının ardından Buhara'da kargaşalıklar çıkması üzerine oradan ayrıldı. Harezm'de Ürgenç şehrine gitti. Vezir Süheylî tarafından Harezmşahlardan Ali bin Me'mun'a takdim edildi. Böylece hükümdarın sarayına ve mektebine yerleşti. Hükümdar kendisine maaş bağladı. Burada İbn-i Miskeveyh, Ebu Nasr el-Irakî, İbn-i Tayyib ve Birunî ile birlikte hocalık yaptı.

Bu esnada Gazneli Sultan Mahmud, Ali bin Me'mun'a mektup yazarak sarayındaki âlimleri kendi nezdine göndermesini istedi. İbn-i Sina ile Ebu Sehl bu daveti reddetti. Bu sebeple Ürgenç'ten ayrılmak zorunda kaldı. Gazneli Sultan Mahmud temsili resmini yaptırıp her yerde kendisini arattığı için yedi seneyi seyahatlerde gizlenerek geçirdi. Nesa, Baverd, Tus, Şakkan, Semnikan ve Cacerm'e uğradıktan sonra Cürcan'a gitti. Cürcan'da, ilme değer verenlerden Ebu Muhammed eş-Şirazî kendisine bir ev aldı. Böylece İbn-i Sina buradaki ömrünü rahat geçirdi.

İbn-i Sina'nın Hemedan'da bulunan kabri. İbn-i Sina'nın “El-Mebde' ve'l-Mead” adlı eserinin kapak sayfası. Mantıka dair “El-Muhtasarü'l-Evsat”, “El-Mebde' ve'l-Mead”, “El-Erşadü'l-Külliye”, “El-Muhtasarü'l-Mecisti” gibi eserlerini burada telif etti. Burada Ebu Ubeyd el-Cürcanî ile tanıştı. Kendisi İbn-i Sina'nın talebesi ve artık yanından hiç ayrılmayan nedimi oldu. İki sene sonra Rey şehrine gitti. Şiî Büveyhî devletinin valisi ve aynı aileden Fahrüddevle'nin melankoliye müptela oğlu Mecdüddevle'yi tedavi etti. “El-Mead” adlı eserini burada yazdı. Sonra Kazvin'e, buradan Hemedan'a geçti. İbn-i Sina'nın, saray mensuplarını ve özellikle Büveyhî hükümdarı Şemsüddevle'yi iki defa sıhhate kavuşturması, “Şerefülmülk” ünvanı ile vezirlik makamına yükselmesini sağladı. Hükümdar kendisini ihsanlara boğdu. Ancak vezirlikte çok başarı elde edemedi.

Orduda ayaklanma baş gösterdi. Evi sarılıp tutuklandı ve hapse atıldı. Hükümdar, asilerin İbn-i Sina'yı öldürme teklifini kabul etmedi. Ancak vezirlikten azletmekle yetindi. Bu arada hastalığı nükseden Şemsüddevle'yi tekrar tedavi edince, eskisinden daha parlak bir vaziyete kavuştu.

"Eş-Şifa"; İbn-i Sina'nın ansiklopedik bir tarzda hazırladığı, felsefe konusundaki en mühim eseridir. Süleymaniye Kütüphanesi Damat İbrahim Paşa Kısmı 823 numarada kayıtlı olan yazma nüshasından bir sayfa (sağda). Dört bölümden meydana gelen **"Eş-Şifa"**nın birinci bölümü olan Mantık kısmının kapak sayfası (ortada). İlk defa İbrahim Medkur başkanlığındaki bir heyet tarafından, bir özet ve indeks ilavesi ile 22 cilt halinde Kahire'de yayımlanmış olan **"Eş-Şifa"**nın Fransızca kapak sayfası (solda).

Geceleri talebe yetiştirmeye ihtimam etti. Onlara "Eş-Şifa" ve "El-Kanun" adlı tıp kitaplarını okuttu. Hükümdar ile seferlere katıldı. Tarım Seferi'nde Şemsüddevle vefat edip oğlu Semaüddevle tahta çıkınca, İbn-i Sina'yı makamında bıraktı, fakat o kabul etmedi. Bunun üzerine hükümdarla arası açıldı. Evine kapanarak Şifa kitabını tamamladı.

Şemsüddevle'nin diğer oğlu Tacülmülk, İbni Sina'yı düşman Kaküyî hükümdarı Alaüddevle ile mektuplaşmakla itham etti. İbn-i Sina bunu reddetti ise de 414 (m. 1023) senesinde Ferdecan Kalesi'ne kapatıldı. Burada dört ay kaldı. Burada da telifattan geri durmadı. "El-Hidaye" kitabını burada yazdı. Alaüddevle'nin Hemedan'ı fethetmesi üzerine serbest kaldı. İsfahan'a gitmek üzere şehirden ayrıldı. Burada hürmetle karşılandı. Alaüddevle kendisini vezir yaptı ve bütün işleri kendisine bıraktı. Hükümdarın ilmî toplantılarına iştirak etti. Astronomi ile iştigal etti. Yeni eserler telif etti. "En-Necat" kitabını bu arada yazdı. Hükümdarın seferlerine katıldı. Ancak Gazneli Sultan Mahmud'un burayı zaptetmesi ve evinin yağmalanması üzerine rahatı kaçtı.

Ebu Ubeyd el-Cürcanî'den naklen İbn-i Hallikan'ın söylediğine göre iltihaplanmadan mütevellit uzun süren bir bağırsak rahatsızlığı vardı. Ayrıca sehc denilen ve insan cildini soğan zarı gibi soyan bir hastalığa da yakalanmıştı. Bu hastalıklara karşı yaptığı ilaçlardan birine, kimyevî maddelerden birini fazla koyması yüzünden sara hastalığına yakalandı. Bu hastalıklar, vücudunu sür'atle zaafa uğrattı. Zaman zaman hastalıkları hafifledi fakat tamamen iyileşmediğinden, hayatının son kısımlarını bir hafta yatakta bir hafta ayakta geçirir oldu. Alaüddevle ile Hemedan seferine çıktığı sırada hastalıkları eskisinden daha şiddetli olarak nüksetti. Artık tedbir ve tedavinin fayda vermeyeceğini söyleyip tedaviyi terketti. Gusül abdesti alıp, tövbe ettiği ve yanında bulunan malını fakirlere tasadduk ettiği söyleniyorsa da; eski Yunan filozoflarının İslamiyete uymayan fikirlerinden sıyrılamadığı, "El-Me'ad" ve "El-Müstezad" kitaplarından anlaşılmaktadır.

İbn-i Sina fevkalade zeki ve çalışkan idi. Ancak kendini aşırı beğenmişliği, hırçın tabiatı, mağlubiyeti hazmedememesi başına hep işler açmıştır. Babası İsmailî ve hamileri olan Büveyhoğulları da Şiî olduğu için İbn-i Sina da bu mezhepten zannedilmiştir. Ancak kendisi İsmailî ve Şiî olmadığını bizzat ifade etmektedir. İbn-i Sina Hanefî kültürü içinde yetişmiş; ancak muhtemelen nefsine aşırı düşkünlüğü sebebiyle felsefeye kaymış, siyasete karışarak Ehl-i Sünnet'in bazı prensiplerinden uzaklaşmış bir filozoftur.

İbn-i Sina; tıp, matematik, musiki, mantık, felsefe, astronomi, fizik, kimya, farmakoloji, edebiyat ve arkeoloji ilimlerinde söz sahibi idi. En meşhur olduğu ilim sahası tıp idi. Tıp ilminde mütehassıs olarak kendinden önce uygulanan pek çok metodu değiştirdi. İbn-i Sina tıp ilminde o kadar ilerledi ki Hipokrat ve Calinos'u geride bıraktığını Avrupalı müellifler de kabul etmektedir. Kendisinden sonra gelen meşhur doktorlara zamanın İbn-i Sina'sı denilmesi ve Avrupa üniversitelerinde adına kürsüler kurulması onun ne derece otorite olduğunu göstermektedir.

Tıbbın esas gayesini şöyle açıkladı: “Tıp ilmi, sıhhatte ve hastalıkta insan bünyesinin halini öğretir. Sıhhatte olanların sağlığını muhafaza ve hastaların sıhhatlerini geri getirmek, bu ilim sayesinde kabildir.”

İbn-i Sina tıp alanında birçok keşifler yaptı. Kanın, gıdayı taşıyıcı bir sıvı olduğunu, akciğer hareketlerinin pasif olarak göğüs hareketleri ile ilgili olduğunu, diyabette idrardaki şekerin varlığını, kızıl hastalığını keşfeden odur. Yine ameliyatlarda anestezi olarak kullanılan uyutucu ilaçları ilk defa o kullanmıştır. Nitekim 1218'de Haçlı ordusu ile İslam dünyasına gelen Bolognalı cerrah Hugo von Lucca bu anestezi uygulamalarını Müslüman cerrahlardan öğrenerek Avrupa'ya götürmüştür.

İbn-i Sina'ya tıp sahasındaki büyük şöhretini temin eden, şüphesiz ki "El-Kanun fî't-Tıb" adlı eseridir. Beş ciltten meydana gelen eserin Köprülü Kütüphanesi No: 976'da kayıtlı bulunan yazma nüshasının ilk iki sayfası (sağda) ve 1593 senesinde Roma'da yapılan baskısının kapak sayfası (solda).

Hastalıkların mikroplardan geldiğini ilk bulan yine İbn-i Sina'dır. Dokuzyüz sene evvel; “Her hastalığı yapan bir kurttur. Yazık ki, bunları görecek bir aletimiz yoktur.” diyerek mikropların varlığından bahsetmiştir. İç hastalıklarını, bedeni parmaklarla sertçe yoklayarak tespit etme metodu da ona aittir. Filtre kullanarak suyu mikroplardan temizleme fikrini ilk olarak yine o ortaya atmıştır. O güne kadar süregelen, beyin gibi gevşek, kemik gibi sert dokuların iltihaplanmayacağı inanışını ilk defa o reddetmiştir. “Kemikler de iltihaplanır.”diyerek bu görüşü çürütmüştür. Enfeksiyonez beyin iltihabını diğer akut enfeksiyonlardan yine ilk defa o ayırmıştır.

İbn-i Sina'nın "Uyunü'l-Hikme" adlı eserinin kapak sayfası (sağda) ve yazma nüshasının ilk sayfası (solda). İbn-i Sina'nın "El-Kanun fî't-Tıb" adlı eserinin bir nevi özeti olan ve hafızada kolay tutulması için şiir şeklinde kaleme alınan "El-Urcuze" adlı eserinin kapak sayfası (sağda) ve yazma nüshasının dördüncü sayfası (solda). İbn-i Sina aynı zamanda İran Humması adını verdiği şarbonu tam bir şekilde izah etti.

Hastalıkların genetik yolla geçebileceğini; bunun ise, organ üzerinde şekil, fonksiyon bozuklukları ile kendisini gösterebileceğini bildirdi. Karaciğer hastalıklarını ve sarılığı en iyi şekilde tarif etti. Karaciğer hastalığında; sindirim bozuklukları, kanamalar olabileceğini, dalak ve mesanenin fizyolojisini bozacağını bildirdi. Sarılığın, karaciğer dokusunun bozulmasından veya safra yollarındaki tıkanıklıktan ileri geldiğini açıkladı.

Akıl hastaları Avrupa'da karanlık deliklerde, mağaralarda dayak yiyip ağır zincirlerle bağlanırken, İbn-i Sina bunlara insanca muamelenin daha faydalı olacağını ileri sürdü. “Çehar Makale” adlı eserinde melankoliye yakalanan bir genci nasıl tedavi ettiğini anlatmaktadır. Yine melankoli (kara sevda) hastalığının tedavisinde kullandığı metodu, yıllar sonra Freud'un seksüel travmaya dayalı psikanaliz tanımlamasında kullandığı son araştırmalarda ortaya çıkmıştır.

İbn-i Sina'nın “Kitabü'n-Necat” adlı eserinin yazma nüshasının ilk iki sayfası. Kitap Köprülü Kütüphanesi No: 903/1'de kayıtlıdır.

Akıl hastalarının tedavisinde meşguliyet, şok, telkin, hipnoz, musiki ve ilaç tedavilerini ilk o kullanmıştır. İbn-i Sina bu bakımdan modern psikiyatrinin de kurucusudur. Sara hastalığını anlatırken, cinden bahsetmekte ve **“Kanun”**da şöyle demektedir: “Hastalıklara bir çok maddeler sebep olduğu gibi, metafizik güçlerin (cinnin) hasıl ettiği hastalıklar da vardır ve meşhurdur.”

İbn-i Sina'nın, tıp ilmi yanında diğer ilimlerde de birçok başarıları vardır. Jeoloji ilmindeki keşifleri devrinin çok ilerisindedir. Günümüzden dokuz asır önce dağların meydana gelişini şöyle açıkladı: “Dağların meydana gelişi iki ayrı sebebe dayanır. Dağlar, ya şiddetli zelzeleler neticesi arzda buruşukluklar hasıl olması veya kendisine yeni bir yol bulmak üzere vadiler açan nehirlerin tesiriyle meydana gelir. Taş tabakalarının da çeşitleri değişiktir. Bazıları yumuşak, bazıları serttir. Aşınma ve dağılmanın sebebi, sular ve rüzgardır. Bunun en önemli sebebinin su olduğunu dağlarda yaşayan hayvanların kalıntıları ispat etmektedir.”

İbn-i Sina, bilhassa felsefe alanında tanındı. Onun felsefesi, “Yeni Eflatunculuk” olarak bilinir. Madde hakkındaki görüşleri, iman-akıl-mantık üzerine ileri sürdüğü fikirler, ruhun mahiyeti, öldükten sonra dirilme, vahiy ile ilgili şahsî inançları ve nihayet Yunan filozoflarının sözleri ile Peygamberlerin bildirdiklerini ve kelam âlimlerinin sözlerini birbirleriyle birleştirmeye kalkışması, onu İslam dininin itikat esaslarından uzaklaştırmıştır. Başta İmam-ı Gazalî olmak üzere İslam âlimleri, onun sözlerine cevaplar yazarak bozuk ve yanlış taraflarını kitaplarında ispat ettiler.

İmam-ı Gazalî “Tehafütü'l-Felasife” kitabında, İbn-i Sina'nın ve felsefecilerin yirmi meselede dalalete düştüklerini ve bunlardan üç meselede de dinden ayrılmış olduklarını bildirdi. Bu üç mesele; Allahü Teâlânın ilmi, âlemin yaratılışı ve öldükten sonra dirilme hakkındadır. İbni Sina'nın, “El-Mead” kitabında öldükten sonra dirilmeyi inkar ettiği, “Ahlak-ı Alaî” ve İmam-ı Rabbanî hazretlerinin “Mearif-i Ledünniyye”kitaplarında bildirilmektedir.

İbn-i Sina'ya tıp sahasındaki büyük şöhretini temin eden, şüphesiz ki “El-Kanun fi't-Tıb” adlı eseridir. Beş ciltten meydana gelen eser, talebelerin kolaylıkla anlayabilecekleri şekilde kısa notlar ve özetler halinde yazılmıştır. Birinci ciltte; tıbbın tarifi yapılmış ve sahasının sınırları çizilmiştir. Ardından insan yapısı, belirli yaş ve cinslerin özellikleri, davranışları, iskelet, kaslar, sinirler, damarlar gibi organlar ve bunların hastalıkları ve belirtileri, çeşitli yaşlarda beslenme, koruyucu hekimlik, kişilik bozuklukları ve tedavileri, iklimin neticeleri gibi konular üzerinde durulmuştur.

İkinci cilt, iki bölümdür. Birinci bölümde, ilaçların yapılışlarını tecrübe yoluyla tespit etme metotları üzerinde durulmuştur. Hastalıkların tedavi yolları, bir ilacın hastalığın yapısına, nicelik ve nitelik yönünden uygun düşüp düşmediğini anlama şekli ele alınır. İkinci bölümde, yediyüzaltmış ilacın alfabetik dizilişi yer alır. Ayrıca eczacılık metotları anlatılmıştır. Üçüncü ciltte; deri hastalıklarının, sebepleri ile belirtileri ve tedavileri üzerinde durulmuş, beyin anormalliği, migren, sara, göz, burun, kulak ve boğaz hastalıkları, sindirim rahatsızlıkları, üreme organları ve eklem hastalıklarına yer verilmiştir.

Dördüncü cilt, genel hastalıklara ayrılmış olup, dört bölüm halindedir. Birinci bölümde, bulaşıcı, ateşli hastalıklar ve tedavilerine yer verirken; ikinci bölümde; apseler, tümörler, çıbanlar, urlar, cüzzam, yaralar ve küçük çaplı cerrahî operasyonlar ve tedavileri üzerinde durulmuştur. Üçüncü bölüm zehirlere, dördüncü bölüm ise güzellik konusuna ayrılmıştır. Beşinci ciltte, formüllere yer verilmekte, İbn-i Sina buna “Akrobat”demektedir.

Onikinci asırda Latinceye tercüme edilen “Kanun”, Avrupa üniversitelerinde ders kitabı haline gelmiştir. Onyedinci asrın ortasına kadar Fransa'da Montpellier ve Belçika'da Louvain üniversitelerinde mecburi ders kitabı olarak okutuldu. Batı dillerine çevrilen “Kanun” ilk defa 1473 senesinde Milano'da basıldı. 1500 senesine kadar Calinos'un iki ciltlik eseri bir defa basılmasına rağmen, “Kanun” onaltı defa basıldı. Onsekizinci asırda Sultan Üçüncü Mustafa zamanında, Mustafa bin Ahmed adında Tokatlı bir doktor tarafından Türkçeye çevrildi. Bu esere, “Tezhibü'l-Mathun” adı verildi. Eserin el yazması, Ragıb Paşa Kütüphanesi 1542 numarada kayıtlıdır.

Çok küçük yaşta yazmaya başlayan İbn-i Sina'nın yüzyetmişe yakın eseri vardır. İbn-i Sina'nın, Anne Marie Goichon tarafından Fransızca'ya tercüme edilen “Kitabu'l-Hudud” adlı eserinin kapak sayfası. Bazı felsefî terimlerin açıklaması ile ilgilidir. Bunların bir kısmı ansiklopediktir. Bir kısmı da felsefenin muhtelif meselelerine ait yazdığı dağınık eserlerdir. Ansiklopedik eserlerin başında “Eş-Şifa” gelir. Bu eser “Meşşaî”felsefesinin sistematik eseridir. Burada mantık ve matematikten başlayarak bütün tabiat ilimlerinden metafiziğe kadar çıkılmaktadır.

İbn-i Sina, onsekiz cilt tutan bu ansiklopedik eserini gençliğinde kaleme almıştır. Eser onüçüncü asırda Latinceye çevrilerek Avrupa üniversitelerinde ders kitabı olarak okutulmuştur. Defalarca basılmış; bazı kısımları çeşitli lisanlara tercüme olunmuştur. İbn-i Sina, daha sonra bunu üç cilde indirmiş ve “En-Necat”adını vermiştir. Bu da defalarca basılmıştır. İbn-i Sina bunu da kısaltıp, zamanla inkişaf eden fikirlerini ekleyerek bazı tadil ve düzeltmeler yapmış ve “El-İşarat ve't-Tenbihat” adlı eserini yazmıştır. Kısa fakat sistematik bir eser olan “İşarat”, İbn-i Sina'nın son kitaplarındandır. Neşredilmiş, çeşitli lisanlara da tercüme olunmuştur.

İkinci gruba giren eserlerinin ilki “El-Hikmetü'l-Aruziyye” olup gençlik yıllarında yazılmıştır. Matbudur. Son eseri de **“El-Hikmetü'l-Meşrıkiyye”**dir. Ayrıca muhtelif felsefe meselelerine, hikmet ve tabiata dair, “Resail fi'l-Hikmeti ve't-Tabiat” adlı kitabı meşhurdur. Bu kitap, dokuz risaleden meydana gelmiştir. İlk risale olan “Uyunü'l-Hikme”, tabiat felsefesini yansıtır. Ayrıca, psikolojiye dair “Kitabü'n-Nefs”, “Nevruziyye” ile “Kaside-i mantık” gibi mantık hakkında risaleleri vardır.

Bunlara ilaveten felsefeye ve mantığa dair ansiklopedik “Danişname-i Alai”, “El-Mebde ve'l-Mead”, “Uyunü'l-Hikme”, “Et-Teşikut”, “El-Mübahasat”, “Hayb”, “El-İnsaf”, “El-Hidaye”, “Ahvalü'n-Nefs”, Arapça lügat mahiyetinde “Lisanü'l-Arab”, tıbba dair “El-Urcuze fi't-Tıb”, “Def'ül-Mazarri'l-külliyye”adında kitapları meşhur ve matbudur. Felsefe, mantık, ahlak, fen, astronomi, tıp, şiir ve sair mevzularda çok sayıda ve bir kısmı hayli mühim ve enteresan kitapçıkları vardır.

İbn-i Sina'nın Hikmet ve Tabi'iyyat konularında sağdan sola doğru; dokuz risalesinin yer aldığı “Tis'u Resail”adlı kitabın kapak sayfası. Bu dokuz risaleden “El-Ecramu'l-ulviyye”, “El-Kuva'l-insaniyye” ve “idrakatüha ve ilmü'l-ahlak” adlı risalelerin ilk sayfaları.

Whatsapp İkon Facebook İkon Bağlantıyı Kopyala
İslam Alimleri Ansiklopedisi, Türkiye Gazetesi Yayınları