İBN-İ EBU CEMRE

Abdullah bin Sa'd bin Ahmed bin Ebu Cemre Tefsir, hadis tarih, tasavvuf ve Malikî mezhebi fıkıh âlimi
A- A+

Tefsir, hadis tarih, tasavvuf ve Malikî mezhebi fıkıh âlimi. Künyesi Ebu Muhammed olup ismi Abdullah bin Sa'd bin Ahmed bin Ebu Cemre'dir. Aslen Endülüslüdür. Ezdî ve Endülüsî nisbet edildi. İbn-i Ebu Cemre diye tanındı. Kahire'de 675 (m. 1276) yılında vefat edip Karafe kabristanına defnedildi. Evliyanın büyüklerindendir ve halk arasında meşhur olduğu için kabri devamlı ziyaretçilerle dolup taşmaktadır.

Küçük yaşta ilim tahsiline başlayan Ebu Muhammed ibni Ebu Cemre, pek çok âlimin derslerinde bulunup ilimlerinden istifade etti. Baba ve dedelerinin de ilim sahibi, asil kimseler olması, onun ilme meylini arttırdı. Hadis, tefsir, tarih ve fıkıh ilimlerinde ilerledi. Allahü Teâlâ'nın sevgili kullarına ihsan ettiği **"İlm-i ledün"**e kavuştu. Mısır'a gitti. Maksim'de bir zaviyeye yerleşti. Orada taliplerine ilim öğretmek ve Allah'ın âşıklarına feyiz saçmakla meşgul oldu. Hadis okuttu. Malikî mezhebine göre fetva verdi. Müslümanların sıkıntılarını giderdi. Dünya ve ahiret saadetini kazanmalarına yardımcı oldu. Pek çok talebe yetiştirdi. Zamanında onun ilminden istifade etmeyen yok gibiydi. Muhammed Fasî ve Ebu Muhammed Mercanî gibi âlimler onun talebeleri arasındaydı. Ömrü boyunca yalnız Allahü Teâlâ'nın rızasını kazanmak için çalıştı. Haram ve şüpheli şeyleri terk eder, mubahları da zaruret miktarı kullanırdı. Vakitlerini, Allahü Teâlâ'nın rızası için ilim öğretmek ve ibadet etmekle geçirirdi. Diğer zamanlarında kıymetli eserler yazardı.

Eserleri:

1- "Cem'u'n-nihaye fî bedi'l-hayri ve'l-gaye": Sahih-i Buharî'den alınan kolayca ezberlenebilecek 300 hadis-i şeriften ibarettir. Kendisi bu eserini "Behcetü'n-nüfus ve tehallîha bi ma'rifeti ma leha vema aleyha" adıyla şerh etmiştir. Eser ve şerhi son olarak Kahire'de 1355'te basılmıştır.

2- "El-Mera'i'l-hisan": Müellif **"Behcetü'n-nüfus"**u yazdığı sırada sık sık rüyasında Peygamber Efendimizi görmüş ve bu rüyalardan yetmiş kadarını bir araya getirmiştir. Eser son olarak 1979'da Beyrut'ta basılmıştır.

3- "Şerhu hadis-i Ubade bin Samit".

Ayrıca "Tabakatü'l-hükema", "İklidü't-taklid" ve "Tefsir" kitapları olduğu rivayet edilir. İbn-i Ebu Cemre, Süleymaniye Kütüphanesi, Şehit Ali Paşa Kısmı, 402 numarada kayıtlı mecmuanın ikinci kısmında, "El-Merai'l-hisan" adını verdiği eserde, bazı sahih rüyalardan ve Resulullah'ın kendisi hakkındaki iltifatlarından bahsetmektedir. Bunlardan bazıları şöyledir:

Kendisi anlatır: **"Allahü Teâlâ"**nın yardımıyla, Ebu Hüreyre'nin rivayet ettiği; "Gece ve gündüz nöbetleşe aranıza inen melekler vardır." hadis-i şerifi hakkında konuşup, fıkhî açıklamalarda bulundum. Bu açıklamalarıma, hadis-i şerifin çeşitli şerhlerinden deliller getirdim. Mecliste bulunan pek çok fıkıh âlimi de sözümüze itiraz etmedi. Onlardan yalnız biri itirazda bulundu. Sözümüzü kabul etmedi. O fakihin itiraz ettiğini duyan bizi sevenlerden biri, bu hâle çok üzülmüş, daha sonra uyumuştu. Rüyasında Resulullah Efendimizin oturduğunu ve huzurunda benim de oturarak yukardaki hadis-i şerife yaptığım açıklamaları arz ettiğimi, Resulullah'ın açıklamalarımı çok beğendiğini, karşı çıkan şahsın hareketini de hoşgörmediğini müşahede etmiş. Uyanınca rüyayı gören zat, durumu cemaate anlattı.

"Rüyamda Resulullah Efendimiz büyük bir kalabalık ile bizim eve geldi. Resulullah'tan yanındakilerin kimler olduğunu sual edince, resuller, nebiler (aleyhimüsselam) ve eshabından bazıları olduğunu buyurdular. Resulullah ve yanındakiler oturdu. Bizim talebeler ile birlikte hep beraber yemek yedik. Resulullah bize, sesli okuyarak namaz kıldırdı. Namazdan sonra çok güzel bir dua okuduktan sonra ayrıldılar."

İbn-i Ebu Cemre'nin Kahire'de Karafe Kabristanındaki Türbesi.

"Resulullah Efendimiz bizim eve teşrif ettiler. Yanlarında Hulefa-i Raşidîn ve Eshab-ı Kiram'dan bir topluluk da vardı. Sonra Resulullah bizim ve talebelerimizin kendisine biat etmemizi istedi. Orada bulunanların hepsi, Resulullah'ın istediği hususlarda O'na biat ettiler. Orada biat edenlerin arasında Muhammed Fasî de vardı."

"Bir keresinde yine Resulullah Efendimiz evime teşrif edip, şereflendirdiler. Yanlarında Peygamberlerden ve Eshab-ı Kiram'dan bazıları, hocalarım, babam ve bazı vefat etmiş akrabalarım vardı. Evde güzel bir yerde, güzel bir suyun mevcudiyeti görüldü. Resulullah Efendimiz ve yanındakiler, bu suyun başında oturdular. Resulullah Efendimiz burada namaz kıldıktan sonra, diğerleri de namaz kıldılar. Bir başka rüyamda Resulullah, evimi şereflendirdiklerinde, daha önceki rüyamda gördüğüm evimdeki o güzel suyun ve yerin ne olduğunu sordum. Resulullah; "Bu yer iman, su da ilimdir." buyurdu."

"Resulullah Efendimiz evimi şereflendirmişlerdi. Beraberinde, Peygamberler, Eshab-ı Kiram, Müminlerin annesi Hazreti Aişe, Hazreti İsa'nın annesi Hazreti Meryem vardı. Sonra talebelerim içeri girdiler. Bunların arasında Ebu Muhammed Mercanî de vardı. Sonra hocalarım da içeri girdi. Resulullah gayet lezzetli bir ekmek çıkardı, orada bulunanlara ikram etti. Sonra orada bulunanlara iki rekat namaz kıldırdı. Birinci rekatte Fatiha ve Sa'd suresini, ikinci rekatte Fatiha ve Feth suresini sesli olarak okudu. Namazı kıldıktan sonra bana güzel bir elbise giydirdi. Başımı kaldırınca, yarısı beyaz, yarısı kırmızı olan büyükçe bir at gördüm. Resulullah Efendimiz; "Bu senindir." buyurdu. Sonra Resulullah Efendimiz, talebelerimin ve yakınlarımın her birine, derecelerine göre birer elbise giydirdi. Sonra Resulullah Efendimize bir binek getirildi. Ona binip göğe çıktı. Resulullah Efendimizle birlikte evde bulunanlar da gittiler. Semada onları, melekler selam ile karşıladılar. Orada çok hayırlı şeyler gördüm."

İbni Ebu Cemre'nin sandukası.

"Bir defasında da Resulullah Efendimiz, evime çok yakın bir yeri şereflendirdi. Beraberlerinde Peygamberler, Eshab-ı Kiram ve vefat eden talebelerim vardı. Sonra hayatta olan talebelerim geldi. Bir müddet sonra, Resulullah, onlara Cuma namazını kıldırdı. Talebeler arasında bulunan Muhammed Fasî'ye çok dua buyurdular. Sonra bana; "Bir ihtiyacın var mı? Sana dua edeyim." buyurdu. İhtiyacımın çok olduğunu söyleyince, Resulullah bana çok dua etti."

İbn-i Ebu Cemre'nin, "Kitabü Cem'ı'n-nihaye fi'l-hayr ve'l-gaye" adı da verilen "En-Nihaye fî bedi'l-hayr ve gayetühü" adlı eserinden bazı bölümler:

Resulullah Efendimiz; "Bir kimse ümmetime, ya bir sünnetin yerine getirilmesi veya bir bidatin ortadan kaldırılması için bir hadis-i şerif ulaştırırsa, onun mekanı Cennet'tir." buyurdu.

Aişe validemiz rivayet etti: "Resulullah'a vahiy gelmesi, ilk önce salih rüya görmekle başladı. Gördüğü her rüya, sabah aydınlığı gibi açık ve aşikâr görünürdü. Ondan sonra Resulullah'a yalnızlık sevdirildi. Hira Dağı'ndaki Mağarada yalnız kalıp, gece gündüz zikir ve fikirle meşgul oldu. Aile efradını özleyince evlerine dönerler, bir zaman da onlarla beraber olurlardı. Hadice Validemiz bir miktar yiyecek hazırlar, onu alıp yine Hira mağarasına giderdi. Nihayet Resulullah Efendimize Hira'daki mağarada bulunduğu bir günde vahiy geldi. Hadise şöyle cereyan etti: Resulullah Efendimize melek gelip; "Oku!" dedi. O da; "Ben okumak bilmem." cevabını verdi. Resulullah buyurdu ki: "O zaman melek beni alıp takatim kesilinceye kadar sıkıştırdı. Sonra beni bırakıp yine; "Oku!" dedi. Ben de ona; "Okumak bilmem." dedim. Yine beni alıp ikinci defa takatim kesilinceye kadar sıkıştırdı. Sonra beni bırakıp yine; "Oku." dedi. Ben de; "Okumak bilmem." dedim. Nihayet beni yine alıp üçüncü defa sıkıştırdı. Sonra beni bırakıp; "(Her şeyi) yaratan Rabbinin adıyla oku! O, insanı bir kan pıhtısından yarattı. Oku, o keremine nihayet olmayan Rabbindir ki, kalemle yazı yazmayı öğretmiştir. İnsana, bilmediği şeyleri O öğretti." (A'lak suresi: 1-5) dedi."

Resulullah kendisine vahyolunan bu ayet-i kerimelerin tesiriyle korkudan yüreği titreyerek evine döndü. Hazreti Hadice'nin yanına vardı. "Beni sarıp örtünüz, beni sarıp örtünüz." buyurdu. Korkusu gidinceye kadar mübarek vücudunu sarıp örttüler. Ondan sonra Resulullah hadiseyi Hazreti Hadice'ye anlatarak; "Kendimden korktum." buyurdu. Hadice Validemiz; "Allah korusun, Hak teala sana hayır ihsan eder, senin için hayırdan başka bir şey dilemez. O Allah hakkı için ümit ederim ki, sen bu ümmete Peygamber olacaksın. Çünkü sen, misafiri seversin. Doğru söylersin ve emin kimsesin. Acizlere yardım edersin. Yetimleri korursun. Gariplere iyilik edersin ve iyi huylusun. Bu hasletlerin sahibi olan kimseye korku ve ürkmek olmaz." dedi.

Bundan sonra Hazreti Hadice, Resulullah Efendimizi amcasının oğlu Varaka bin Nevfel bin Esed'e götürdü. Bu zat, cahiliyet devrinde Hıristiyan olmuş, gözleri görmeyen, pir-i fani bir kimseydi. İbranice yazı bilir, İncil'den bazı şeyler yazardı. Hazreti Hadice, Varaka'ya; "Ey amcamın oğlu, dinle de bak, kardeşinin oğlu (Muhammed Aleyhisselam) ne söylüyor." dedi. "Ne var kardeşimin oğlu?" diye sorunca, Resulullah Efendimiz gördüklerini ona anlattı.

Bunun üzerine Varaka; "Bu gördüğün, Allahü Teâlâ'nın Musa'ya gönderdiği Namus-u ekber'dir. Ah! Keşke senin davet günlerinde genç olaydım. Keşke, kavmin seni memleketinden çıkaracakları zaman hayatta olaydım." dedi. Resulullah Efendimiz; "Beni bu şehirden çıkaracaklar mı?" diye sual buyurdu. O da; "Evet. Hiçbir peygamber yoktur ki, kavmi ona eziyet etmemiş, şehrinden ihraç edilmemiş olsun. Eğer, senin davet günlerine yetişirsem, sana gücümün yettiği kadar yardım ederim." cevabını verdi. Ondan sonra çok geçmedi. Varaka vefat etti. Bir müddet için vahiy gelmez oldu.

Cabir bin Abdullah Ensarî de yukardaki hadis-i şerifi rivayet ettikten sonra şöyle dedi: Resulullah vahyin kesilmesinden bahsederken şöyle buyurdu: "Ben (birgün) yürürken, birdenbire gökyüzü tarafından bir ses işittim. Başımı kaldırdım. Bir de baktım ki Hira'da bana gelen melek (Cebrail Aleyhisselam) gökle yer arasında bir kürsü üzerinde oturmuş. Pek ziyade korktum. (Evime) dönüp, beni örtün, beni örtün dedim. Bunun üzerine Allahü Teâlâ; “Ey örtüye bürünen Resulüm, kalk da sana iman etmeyenleri korkut. Rabbinin azamet ve kibriyasından bahset. Elbiseni temiz tut. Azaba götürecek şeyleri terk (de sebat) eyle” (Müddessir suresi: 1-5) ayet-i kerimelerini inzal etti."

Enes bin Malik rivayet etti: Resulullah buyurdu ki: "Kimde üç şey bulunursa imanın tadını almış olur: Allahü Teâlâ ve Resulünü başkalarından daha çok sevmek, Müslüman kardeşini Allahü Teâlâ için sevmek, Allahü Teâlâ'nın kendisini Cehennem'e atmasını istemediği gibi, imandan sonra küfre dönmekten korkmak!"

Ubade bin Samit rivayet etti: Resulullah bize şöyle buyurdu: "Allahü Teâlâya hiçbir şeyi ortak koşmayacağınıza, hırsızlık etmeyeceğinize, zina yapmayacağınıza, evladınızı öldürmeyeceğinize, kendiliğinizden uyduracağınız hiçbir yalanla (kimseye bühtan) iftira etmeyeceğinize, hiçbir ma'rufta isyan etmeyeceğinize dair bana biat ediniz. İçinizden sözünde duran olursa, onun ecri (mükâfatı) Allahü Teâlâ'nın fadlının ve kereminin zimmetindedir. Bu dediklerimden birini yapıp da ondan dolayı dünyada cezaya çarptırılırsa, bu ceza ona kefarettir. Bunlardan birini yapıp da, yaptığı işi Allahü Teâlâ örterse, işi Allahü Teâlâya kalır; isterse onu affeder, dilerse cezalandırır." Biz de bu şart üzere Resulullah'a biat ettik.

Ebu Hüreyre rivayet etti: Resulullah; "Kim, inanarak ve karşılığını Allahü Teâlâdan bekleyerek Kadir gecesini ibadetle geçirirse, Allahü Teâlâ onun geçmiş günahlarını af ve mağfiret eder." buyurdu.

İbn-i Mes'ud rivayet etti: Resulullah buyurdu ki: "Bir kimse, karşılığını Allahü Teâlâdan bekleyerek aile efradı için harcama yaparsa, bu onun için sadaka olur."

Hazreti Muaviye rivayet etti. Resulullah Efendimiz; "Bu ümmet Allahü Teâlâ'nın emirlerini yerine getirdiği müddetçe, onlara Allahü Teâlâ'nın emri gelinceye kadar, muhalifleri onlara zarar veremeyecektir."buyurdu.

Ebu Hüreyre; "Ey Allah'ın Resulü! Kıyamet gününde senin şefaatin sebebiyle, insanların en mesut olanı kimdir?" diye sordu. Resulullah; "Ey Ebu Hüreyre, senin bu sözündeki iştiyakını, ona olan arzunun çokluğunu görünce, böyle bir sözü senden evvel kimsenin sormayacağını bilmiştim." deyip, "Kalbinden ihlasla “Lâ ilâhe illallah (Allahü Teâlâdan başka ilah yoktur)” diyen kimse." buyurdu.

Abdullah bin Amr bin As rivayet etti: Resulullah buyurdu ki: "Allahü Teâlâ, ilmi, kullarından (kulların gönlünden) çekip almaz. Fakat âlimleri alır."

İbn-i Ebu Cemre'nin Sahih-i Buharî'den özetleyerek yazdığı "Cem'un-nihaye fî bedi'l-hayri ve'l-gaye"kitabının kapak sayfası (sağda). İlk sayfası (ortada) ve neşre esas alınan yazma nüshasının giriş sayfası (solda).

İbn-i Ebu Cemre'nin kitaplarında bildirdiği; "Şüphesiz Allahü Teâlâ, ilmi, insanlardan çekip alıvermez. Fakat ilmi, âlimleri almakla kaldırır. Nihayet, hiçbir âlim bırakmadığı zaman, insanlar bir takım cahilleri baş edinirler. Onlara sual sorulur, ilimsiz fetva verirler. Böylece hem saparlar, hem saptırırlar." hadis-i şerifi.

Hiçbir âlim kalmayınca, insanlar, cahil kimseleri reis yaparlar, (onların peşinden giderler). Onlara sorarlar. Onlar da ilimsiz fetva verirler. Kendileri saptıkları gibi başkalarını da saptırırlar.

Ebu Hüreyre rivayet etti: Resulullah; "Sizden biriniz, konuşmadan, namaz kıldığı yerde bulunduğu müddetçe, melekler kendisine; “Allah'ım onu af ve mağfiret eyle. Allah'ım ona rahmet eyle.” diye dua ederler." buyurdu.

Ebu Hüreyre rivayet etti. Resulullah Efendimiz buyurdu ki: "Gece ve gündüz nöbetleşe aranıza inen melekler vardır. Sabah ve ikindi namazlarında bir araya gelirler. Sonra içinizde kalmış olanlar semaya yükselirler. Allahü Teâlâ olanları daha iyi bildiği hâlde bu meleklere; “Kullarımı nasıl bıraktınız?” diye sual buyurur. Melekler de; “Onları namaz kılarken bıraktık. Nitekim namaz kılarken bulmuştuk.” cevabını verirler."

Ebu Hüreyre rivayet etti: Resulullah mescide girdi. Bu sırada bir şahıs da mescide girip namaz kıldı. Sonra Resulullah'a selam verdi. Resulullah onun selamını aldı. Sonra o şahsa; "Dön namazını kıl. Çünkü sen namaz kılmadın." buyurup, bunu üç defa tekrar etti. Bunun üzerine o şahıs; "Seni hak Peygamber olarak gönderen Allahü Teâlâya yemin ederim ki, bundan daha iyisini yapamıyorum. Bana nasıl kılacağımı öğret." dedi.

Resulullah namazı ona şöyle tarif buyurdular: "Namaz kılmak istediğin zaman tekbir al. Sonra Kur'an-ı Kerim'den kolayına gelen (bildiğin) bir şeyi oku. Sonra rükuya git. Azalarında hareketsizlik oluncaya kadar dur. Sonra rükudan kalk, ayakta dosdoğru dur. Sonra secdeye git. Secdede de tumaninet (a'zaların hareketsizliği) hasıl olsun. Sonra secdeden kalk, buradaki oturuşunda da tumaninet hasıl olsun. Bütün namazlarını böyle kıl."

Ebu Bekr-i Sıddîk, Resulullah Efendimize gelip; "Ya Resulallah! Bana namazlarımdan sonra yapacağım bir dua öğret." dedi. Resulullah Efendimiz şöyle dua etmesini buyurdu: "Allah'ım, ben kendime çok zulmettim. Günahları ancak sen af ve mağfiret edersin. Benim günahlarımı af ve mağfiret eyle. Bana merhamet eyle. Çünkü sen, Gafur'sun ve Rahim'sin."

Ebu Hüreyre rivayet etti. Resulullah Efendimiz; "Evimle minberim arasındaki saha, Cennet bahçelerinden bir bahçedir. Minberim de, (bana bahşedilen Kevser) havuzumun üzerindedir."buyurdu.

Hazreti Aişe rivayet etti: Resulullah Efendimiz buyurdu ki: "Bir kadın kocasının evinden bir şeyi makul ölçüde infak ederse, o kadına infak ettiği şeyin ecri verilir. Kocası için de, o şeyi kazanmış olduğu için ecir vardır. Veren hizmetçi ise, ona da benzer ecir vardır. Birine verilen ecir sebebiyle, diğerlerinin ecrinde bir noksanlık olmaz."

Mikdad, Resulullah'ın şöyle buyurduğunu rivayet etti: "Hiç kimse, çalışarak kazandığı şeyden daha iyi bir şeyi yememiştir. Allahü Teâlâ'nın peygamberi Davud Aleyhisselam çalışarak kazandığını yerdi."

Ebu Sa'id-i Hudrî rivayet etti: Resulullah Efendimiz; "Yollarda oturmaktan sakınınız." buyurunca, Eshab-ı Kiram; "Biz oralarda oturarak meselelerimizi konuşuyoruz. Oralar bizim meclisimizdir." diye arz ettiler.

Bunun üzerine Resulullah; “Öyleyse böyle yerlere geldiğiniz zaman, yola hakkını verin.” buyurdu. Eshab-ı Kiram “Yolun hakkı nedir?” diye sorduklarında, Resulullah; “Harama bakmamak, eziyet vermekten sakınmak, verilen selamı almak, iyiliği emredip, kötülükten menetmek.” buyurdu.

Abdullah ibni Mes'ud rivayet etti. Resulullah Efendimiz; “Her kim, Müslüman bir kimsenin malını haksız yere almak için yalan yere yemin ederse, kıyamet gününde o, Cenab-ı Hakk'ın gazabına uğrayarak Allahü Teâlâya mülaki olur (kavuşur).” buyurup, arkasından Allahü Teâlânın; “Onlar ki Allah'ın ahdini ve kendi yeminlerini çok az bir para ile satarlar. İşte bunların ahirette hiç nasibi yoktur. Kıyamet günü Allahü Teâlâ onlara söylemeyecek, onlara iltifat etmeyecek, onları temize çıkarmayacak. Onlar için pek acıklı bir azap vardır.” mealindeki Âl-i İmran suresi 77. ayet-i kerimesini inzal buyurduğunu bildirdi.

Abdullah bin Mes'ud, rivayet etti: Resulullah'a; “Ey Allah'ın Resulü! En faziletli amel hangisidir?” diye sual ettim. Resulullah Efendimiz; “Vaktinde kılınan namaz.” buyurdu. “Sonra hangisidir?” dedim. “Anaya babaya iyilik etmektir.” buyurdular. “Sonra hangisidir?” dedim. “Allah yolunda cihattır.” buyurdular. Ben de sustum. Eğer daha sorsam cevabını verirdi.

Muaz rivayet etti: Resulullah'ın Afir adındaki merkebine beraberce binmiştik. Resulullah bana; “Ey Muaz, Allahü Teâlânın kulları üzerinde ve kulların da Allahü Teâlâ üzerindeki hakkı nedir, biliyor musun?”diye sordu. Ben de; “Allah ve Resulü daha iyi bilir.” dedim. O zaman Resulullah; “Allahü Teâlânın kulları üzerindeki hakkı; kulların Allahü Teâlâya ibadet etmeleri, O'na hiçbir şeyi ortak koşmamalarıdır. Kulların Allahü Teâlâ üzerindeki hakları; kendisine hiçbir şeyi ortak koşmayan kimseye azap etmemesidir.” buyurdu. Bunun üzerine; “Ya Resulallah, insanları bununla müjdeleyeyim mi?” dedim. “Hayır müjdeleme, zira güvenirler.” buyurdu.

Abdullah bin Ömer rivayet etti: Resulullah Efendimiz; “Sizden biriniz öldüğünde; sabah, akşam ahiretteki yeri kendisine gösterilir. Eğer o ölü Cennet ehlinden ise, kendisine Cennetliklerin makamlarından gösterilir. Eğer, Cehennem ehlinden ise, Cehennemliklerin yerinden gösterilir.” buyurdu.

Ömer bin Husayn rivayet etti. Resulullah Efendimiz; “Ben miraç gecesi Cennet'e baktım da, Cennet ehlinin çoğunun fakirler olduğunu gördüm. Cehennem'e de baktım, Cehennem'dekilerin çoğunu da kadınların teşkil ettiğini gördüm.” buyurdu.

İbn-i Ebu Cemre'nin kitaplarında bildirdiği “Merhamet etmeyene, Allahü Teâlâ merhamet etmez.” hadisi-i şerifinin yazılı olduğu levha.

Ebu Hüreyre rivayet etti. Resulullah Efendimiz; “Ramazan ayı girdiği zaman sema kapıları açılır, Cehennem kapıları kapanır. Şeytanlar zincirlere bağlanır.” buyurdu.

Ebu Katade rivayet etti. Resulullah Efendimiz; “Salih rüya Allahü Teâlâdan, karışık olan da şeytandandır. Sizden biriniz hoşlanmadığı bir şey görürse, uyanınca soluna üç defa tükürsün ve onun şerrinden Allahü Teâlâya sığınsın. Bu takdirde o, ona zarar vermez.” buyurdu.

Resulullah Efendimiz buyurdu ki: “Tabakları parmakla, parmağı ağızla siliniz!”

Ebu Hüreyre rivayet etti. Resulullah; “Allahü Teâlâ rahmeti yüz kısım yaptı. Doksan dokuzunu kendi indinde tuttu. Birini yeryüzüne ihsan etti. İşte mahlukat, bununla birbirine merhamet eder.” buyurdu.

Enes bin Malik rivayet etti. Resulullah Efendimiz; “Bir Müslüman bir ağaç diker, onun meyvesinden bir insan veya hayvan yerse, bu, o Müslüman için sadaka olur.” buyurdu.

Cabir bin Abdullah rivayet etti. Resulullah; “Merhamet etmeyene, Allahü Teâlâ merhamet etmez.”buyurdu.

Hazreti Aişe rivayet etti. Resulullah Efendimiz buyurdu ki: “Cebrail komşuyu bana o kadar tavsiye etti ki, neredeyse onu mirasçı kılacak zannettim.”

Hazreti Aişe; “Ya Resulallah! İki tane komşum var, hangisine hediye vereyim?” diye sordu. Resulullah Efendimiz; “Kapısı en yakın olana.” buyurdu.

Âmir bin Abdullah rivayet etti. Resulullah Efendimiz; “Her iyilik sadakadır.” buyurdu.

Ubade bin Samit rivayet etti. Resulullah buyurdu ki: “Kim Allahü Teâlâya kavuşmayı isterse, Allahü Teâlâ da ona kavuşmayı ister. Kim Allahü Teâlâya kavuşmayı istemezse, Allahü Teâlâ da ona kavuşmayı istemez.

İbn-i Ebu Cemre'nin kitaplarında bildirdiği; “Allahü Teâlâ yanında amellerin en sevimlisi, vaktinde kılınan namazlardır. Sonra ana ve babaya (ana ve baba hakkına) riayettir. Sonra Hak yolunda cihat etmektir.” hadis-i şerifinin yazılı olduğu levha.

Aişe veya Peygamber Aleyhisselam'ın temiz zevcelerinden diğer biri; “Fakat biz ölümü istemiyoruz.” dedi. Bunun üzerine Resulullah; “Öyle değil, lakin Mümine ölüm gelip, Allahü Teâlânın rızası ve keremi ile müjdelendiği zaman ona, ondan daha sevgili bir şey olmaz ve bu sebeple Allahü Teâlâya kavuşmayı ister. Allahü Teâlâ da ona kavuşmayı ister. Kâfir olana ölüm geldiği zaman, Allahü Teâlânın azabı kendisine bildirilir. Ona önündeki şeyden (ölümden) daha kötü bir şey olmaz. Bu sebeple Allahü Teâlâya kavuşmayı istemez. Allahü Teâlâ da, ona kavuşmayı istemez.” buyurdu.

Enes bin Malik rivayet etti. Resulullah Efendimiz; “Ölüyü üç şey takip eder. Sonra ikisi geri döner. Birisi onunla beraber kalır. Ehli, malı ve ameli (kabre kadar) onunla beraber giderler, sonra ehli ve malı geri dönerler. Ameli ise onunla beraber kalır.” buyurdu.

Ebu Hüreyre rivayet etti. Resulullah Efendimiz; “Allahü Teâlâ bir kulunu sevdiği zaman Cebrail'e şöyle nida eder: “Şüphesiz Allahü Teâlâ falancayı sevmektedir, onu sen de sev.” Cebrail de o kimseyi, sever. Sonra, semaya şöyle nida eder: “Allahü Teâlâ falancayı sevmektedir, onu siz de seviniz.” Onu sema ehli de sever.”** buyurdu.

Nu'man bin Beşir rivayet etti. Resulullah Efendimiz; “Bütün Müminleri birbirlerine merhamette, muhabbette, lütuf ve atıfet hususlarında sanki bir vücutmuş gibi görürsün. O vücudun bir uzvu hastalanınca, vücudun öbür azaları birbirlerini hasta azanın elemine, uykusuzlukla ve hararetle ortak olmaya çağırırlar. (Hasta uzvun acısını paylaşırlar.)” buyurdu.

Abdullah rivayet etti. Resulullah Efendimiz; “Mümin olan kimse, günahını dağ gibi görür, kendi üzerine düşeceğinden korkar. Facir bir kimse ise, günahını, burnunun üzerine konan ve hemen uçacak sinek gibi görür.” buyurdu.

İbn-i Ömer rivayet etti. Resulullah Efendimiz buyurdu ki: “Gaybın anahtarları beştir ki, onları Allahü Teâlâdan başkası bilemez. Yarın ne olacağını, Allahü Teâlâdan başka hiçbir kimse bilemez. Ana rahimlerinde neler bulunduğunu, Allah'tan başka hiçbir kimse bilemez. Hiçbir kimse, yarın ne kazanacağını bilemez. Hiçbir kimse, hangi tarzda öleceğini bilemez. Allahü Teâlâdan başka hiçbir kimse de yağmurun ne zaman yapacağını bilemez.”

Ebu Hüreyre rivayet etti. Resulullah Efendimiz buyurdu ki: “Aziz ve Celil olan Allahü Teâlâ buyurdu ki: “Ben, kulumun zannına göreyim, beni zikrettiği yerde ben onunlayım. (Rahmetim, tevfik ve inayetim onunla beraberdir!)” Allahü Teâlâya yemin ederim ki, kulunun tövbesinden dolayı Allahü Teâlânın sevinci, sizden birinizin ıssız çölde kaybettiği devesini bulduğu zamanki sevincinden daha büyüktür.”

El-Bustan bi zikri'l-evliya ve'l-ulemai bi Tlemsan; sh. 181

Whatsapp İkon Facebook İkon Bağlantıyı Kopyala
İslam Alimleri Ansiklopedisi, Türkiye Gazetesi Yayınları