Tabiîn devrinin meşhur fıkıh, hadis ve kıraat âlimi. İsmi Muhammed bin Abdurrahman bin Ebu Leyla el-Ensarî el-Kufî olup, Kadı İbn-i Ebu Leyla olarak tanınmıştır. Asıl adının Bilal bin Uleyha bin el-Cülah olduğu da rivayet edilir. 74 (m. 693) senesinde Kufe'de dünyaya gelmiştir. Evs kabilesinin Amr bin Avf kolundandır. 83 (m. 702) senesine vefat eden babası da Tabiîn'den olup, dedesi Ebu Leyla Sahabî'dir. Babası da İbn-i Ebu Leyla diye tanındığı, ayrıca; fakih, muhaddis ve kadı olduğu için ikisi bazen karıştırılmaktadır. Umumiyetle İbn-i Ebu Leyla ismini muhaddisler kullandığında babası, fakihler kullandığında oğlu anlaşılır. Babasını küçük yaşta kaybetmiştir. 74 yaşında, 148 (m. 765) senesinin Ramazan-ı şerifinde Kufe'de vefat etmiştir.
120 kadar Sahabi ile görüşmüştür. Çok sayıda âlimden ders almıştır. Kardeşi İsa, Şa'bî, Ebu Zübeyr el-Mekkî, Atiyye bin Sa'd el-Avfî, Hakem bin Uteybe el-Kindî, Ata bin Ebu Rebah, Nafi, Minhal bin Amr el-Esedî, Amr bin Mürre el-Cümelî, Kasım bin Abdurrahman el-Huzelî, Muhammed bin Abdurrahman bin Sa'd bin Ubade, Davud bin Ali bin Abdullah bin Abbas, Humeyde bin Şemerdel, İsmail bin Ümeyye bin Amr bin Sa'id bin el-As, Sabit bin Ubeyd, Aclah bin Abdullah el-Kindî, Abdullah bin İsa, Ata bin Yesar, Abdurrahman bin Savran, Seleme bin Küheyl, Abdurrahman bin Abdullah el-İsbehanî, İbn-i Ebü'l-Muharik, Muhammed bin Müslim el-Esedî, Sabit bin Eslem, Abdullah bin Ebü'n-Nüceyh, Sadaka bin Yesar hocalarının en tanınmışlarındandır.
Çok sayıda da talebe yetiştirmiştir. Şu'be bin Haccac, Zaide bin Kudame, Kays bin Rebî, Ali bin Haşim, Yahya bin Ebu Zekeriyya, İsa bin Yunus, Ebu Nuaym, Vekî bin Cerrah, Süfyan bin Uyeyne, Amr bin Ebu Kays, Ukbe bin Halid, Abdullah bin Davud el-Hemedanî, Muhammed bin Rebia el-Külabî, Ubeydullah bin Musa el-Abesî talebelerinin en meşhurlarındandır. Çok sayıda âlim kendisinden hadis rivayet etmiştir. Bu hadisler muteber hadis kitaplarında mevcuttur. Tirmizî, İbn-i Mace, Ebu Davud, Nesaî ve Darimî ile bilhassa Ahmed bin Hanbel'in Müsned'inde çok sayıda rivayeti bulunmaktadır.
İmam-ı Ebu Yusuf da önceleri İbn-i Ebu Leyla'nın talebesi idi. Sonra İmam-ı Azam Ebu Hanife'nin ders halkasına katıldı. İhtilafü Ebi Hanifete ve'bni Ebî Leyla adlı eserinde üstadı İmam-ı Azam ile İbn-i Ebu Leyla'nın fıkhî görüşlerindeki farklılıkları mukayeseli olarak bildirmektedir.
İbn-i Ebu Leyla'nın El-Feraiz ve El-Firdevs adında iki kitabı bulunduğu bildirilmekte ise de bunlar günümüze intikal etmemiştir. Fıkhî kavilleri İmam-ı Ebu Yusuf'un yukarıda zikredilen eserinden başka, İmam-ı Şafiî'nin El-Ümm ve İmam Serahsî'nin El-Mebsut adlı eserlerinde de dağınık olarak mevcuttur.
İbn-i Ebu Leyla mutlak müçtehit olup, ehl-i reyden idi. Kur'an-ı Kerim ve hadis-i şeriflerden sonra Sahabe-i Kiram'ın icmaına bakar; burada bulamadığı hususlarda kıyas yapardı. Fakat kıyasta birini kullanmaz; “Bu, bunun menzilesindedir.” derdi. Mezhebine çok sayıda ittiba eden (uyan) olmuşsa da mezhebi devam etmemiş unutulmuştur.
Fakihliği hususunda âlimler şöyle buyurdular: Zehebî; “Fıkıhta Ebu Hanife'nin dengidir.”, İbn-i Ebu Hatim, Ahmed bin Yunus'tan naklen; “İbn-i Ebu Leyla dünyanın en büyük fakihidir.”, Bişr bin Velid, Kadı Ebu Yusuf'tan naklen; “İbn-i Ebu Leyla'dan daha fakih olan, Allah'ın kitabını ondan daha fazla okuyan, Allah için hakkı söyleyen ve dünya malına kıymet vermeyen birini daha görmedim.”, Sacî; “Fıkıhtaki hükümleri hususunda övgüye layıktır.”, Ata bin Ebu Rebah; “İbn-i Ebu Leyla, benden daha âlimdir.”, İmam-ı Ebu Yusuf da; “Üç kişiden fakihini görmedim. Bunlar; Ebu Hanife, Malik bin Enes ve İbn-i Ebu Leyladır.”
İbn-i Ebu Leyla, kıraat ilminde de meşhur idi. Alkame kıraatini Şa'bi'ye; Sa'id bin Cübeyr rivayetini de Minhal'e dinletmiştir. Kariliği (Kur'an-ı Kerim okuyuşu) hakkında âlimler şöyle demektedir: İclî onun için; “Kariidi ve Kur'an-ı Kerim'i iyi biliyordu.” derken, Hamza Zeyyat; “Biz en güzel kıraati İbn-i Ebu Leyla'nın yanında öğrendik. O, insanların en değerlisi olup Kur'an-ı Kerim'in hareke ve secavendlerini en iyi bilenlerdendi.” demiştir. Ebu Hafs el-Gıyas da; “Kur'an-ı Kerim'i kıraat-ı aşere üzere okuyup dinletmesi, İbn-i Ebu Leyla'nın büyüklüğünü gösterir.” buyurmuştur.
Hadis ilminde de âlim idi. Hadis kitaplarında kendisinden çok sayıda rivayet vardır. Âlimlerin ekserisi kendisini muteber bir muhaddis olarak kabul eder. Bir kısmı da ehl-i reyden olması ve kadılık yapması sebebiyle ona çekingen yaklaşmışlardır. Ravh bin Ubade, Şu'be'den naklen der ki: “İbn-i Ebu Leyla, bana hadis rivayet etti. O hadisler makbuldür.” İclî de der ki: “İbn-i Ebu Leyla fakih, muhaddis, saduktur. Hadisi (ile amel etmek) de caizdir.” Ebu Ahmed el-Hakim de; “İbn-i Ebu Leyla'nın bütün hadisleri makbuldür.” demiştir.
İbn-i Ebu Leyla, Emevîler ve Abbasîler zamanını idrak etti. Halife Velid bin Yezid zamanında Irakeyn kadılığı yaptı. Horasan valisi Yusuf bin Ömer es-Sekafî tarafından da Kufe kadılığına getirildi. Maaşı iki yüz dirhem idi ki fıkhı tazenginlik nisabıdır. İbn-i Ebu Leyla, kadıların davalarla alakalı birbirlerine gönderdikleri mektuplarda mühür ile iktifa etmeyip (yetinmeyip), şahit ve vesika isteyen ilk kadı olarak tarihe geçmiştir. Şahitlerin tezkiyesine, yani adil olup olmadıklarının araştırılmasında çok hassas davranmış; Rafızîlerin şahitliğini kabul etmemiştir. Otuz üç sene kadılık yaptıktan sonra da bu vazifede iken vefat etmiştir.
Kadı olması sebebiyle verdiği fetvaların yaşanabilir olma şartını da göz önünde bulunduran İbn-i Ebu Leyla farazi meselelere pek yer vermemektedir. Onun verdiği hüküm ve fetvalar genelde uyulabilecek, hayatta yer bulan fetva ve hükümlerdir. Buna örnek olarak muhayyerliğin üç gün olması gerektiği hadis-i şerifle sabit olmakla beraber İbn-i Ebu Leyla süre bilindikten sonra bunun daha da uzatılabileceğine fetva vermilmiştir. Çünkü bey'e yani alışverişe konu olan bazı malları anlayabilmek için üç günden daha fazla zamana ihtiyaç vardır.
Abdülvaris bin Sa'id şöyle anlatır: “Mekke'de İmam-ı Azam Ebu Hanife'ye tesadüf ederek; “Bir şeyi şart koşarak satan kimse hakkından ne dersin?” diye sordum. “Satış da şart da batıldır.” diye cevap verdi. Bunun üzerine İbn-i Ebu Leyla'ya geldim. Aynı şeyi ona da sordum. O; “Satış caiz, şart batıldır.” dedi. İbn-i Şübrime'ye sorduğumda ise; “Satış da, şart da caizdir.” dedi.
Sonra kendi kendime; “Bu üç âlim nasıl oluyor da bir mesele üzerinde birleşemiyor?” dedim. Ebu Hanife'ye giderek diğerlerinin söylediklerini naklettim. “Onların ne dediğini bilmem. Ama bana Amr bin Şuayb babasından, o da kendi babasından Resulullah'ın şartla beraber satış yapmayı yasakladığını haber verdi.” dedi. Bunun üzerine İbn-i Ebu Leyla'ya gidip iki dostunun cevaplarını söyledim. “Onların ne dediklerini bilemem. Bana Hişam bin Urve babasından, o da Hazret-i Aişe'den haber verdi ki: “Resulullah bana Berire'yi satın alıp azatlamamı tavsiye etti. Sahibî de velayetin kendisinde kalmasını şart koştu. Bunun üzerine Resulullah; “Allah'ın kitabında olmayan şart batıldır.” buyurdu.” dedi.
Tekrar İbn-i Şübrime'ye gidip diğerlerinin söylediklerini naklettim. O da; “Onların sana ne dediklerini bilemem. Bana Misar bin Kedam, Muharrib bin Disar'dan, o da Cabir bin Abdullah'tan haber verdi ki: “Resulullah'a bir deve sattım ve Medine'ye kadar binerek istifade etmemi şart koştum. Kabul buyurdu.” dedi.”