İBN-İ ŞÜBRÜME

Ebu Şübrüme Abdullah bin Şübrüme bin Tufeyl ed-Dabbî Tabiîn'in fıkıh âlimlerinden ve kadı.
A- A+

Tabiîn'in fıkıh âlimlerinden ve kadı. 72 (m. 691) yılında doğdu. 144 (m. 761) yılında Horasan'da vefat etti. Adı ve künyesi Ebu Şübrüme Abdullah bin Şübrüme bin Tufeyl ed-Dabbî'dir. Künyesinin Ebu Abdullah olduğu da bildirilmiştir. Mudar kabilesinin Benî Dabbe kolundan olup meşhur Arap hatibi Münzir bin Dırar'ın soyundandır. Babası Şübrüme, Cemel Vakası'nda Hazreti Ali'den ve İbn-i Mes'ud'dan hadis-i şerif rivayet etmiştir.

İbn-i Şübrüme; İbrahim Nehaî, Hammad bin Ebu Süleyman, Şa'bî gibi Kufe'nin ileri gelenlerinden ilim öğrenmiş ve hadis-i şerif nakletmiştir. İmam-ı A'zam ile beraber Cafer-i Sadık'ın ilim meclislerine devam etmiş, Rebiatürrey'den de fıkıh öğrenmiştir. Kendisinden de oğlu Abdülmelik, Süfyan-ı Sevrî, Şu'be bin Haccac, İbn-i Mübarek, Ma'mer bin Raşid, Süfyan bin Uyeyne, İsa bin Raşid gibi âlimler ilim öğrenip, rivayette bulunmuşlardır.

İbn-i Şübrüme, zamanındaki birçok âlimin aksine, Emevî ve Abbasîler döneminde önemli vazifelerde bulundu. Hişambin Abdülmelik'in Irak valisi Yusuf bin Ömer tarafından 120 (m. 738) yılında Kufe kadılığına getirildi. 122 (m. 740)'de beytülmal vazifelisi olarak Sicistan'a gönderildi. 127 (m. 745) yılında tekrar Irak'ta vazife aldı. Ebü'l-Abbas Saffah'ın yeğeni olan Kufe valisi İsa bin Musa, İbn-i Şübrüme'yi mezalim mahkemesine hakim tayin etti. Sonra Yemen'e gönderildi. Oradaki vazifesinin ne olduğu hakkında kaynaklarda bir bilgi yoktur. Daha sonra Abbasî halifesi Mansur zamanında Kufe civarındaki Sevad arazisinde bulunduğu haraçlı topraklar için kadı tayin edildi. İbn-i Şübrüme buna ilaveten Kufe'de devlet gelirlerinin yerli yerinde harcanması vazifesini de yürüttü. Aynı zamanda Kufe kazalarına kadı tayin etme yetkisine de sahipti. Kufe valisi İbn-i Hübeyre, Haricîlere karşı İbn-i Şübrüme'den aldığı fetva ile harekatta bulunmuştur.

Kufe Camii'nin girişi ve avludan bir görünüş. Emevî ve Abbasîler döneminde önemli vazifelerde bulunan İbn-i Şübrüme, Kufe'de de uzun müddet kadılık yapmıştı. İbn-i Şübrüme bazı siyasî sebeplerden dolayı vazifesinden ayrılarak Horasan'a gitti ve orada vefat etti.

İbn-i Şübrüme aynı zamanda şair olup, cömertliği ve güzel ahlâkı ile meşhurdur. Hadiste sikadır (güvenilir). Büyük hadis âlimi Buharî birçok hadis rivayetinde İbn-i Şübrüme'yi şahit göstermiştir. İbn-i Mace hariç, rivayetleri diğer Kütüb-i Sitte'de yer alır. Abdullah bin Şübrüme'nin, zamanındaki ve kendisinden sonraki devrin âlimleri; onun ilminin ve ahlâkının üstünlüğünü takdir etmişlerdir. Hatta Süfyan-ı Sevrî hazretleri İbn-i Şübrüme için “O, bizim müftimiz idi.” diyerek kendisini övmektedir.

Abdullah bin Şübrüme; birçok âlimin yaptığı gibi halkın arasına girip onlarla hoş sohbet etmeyi çok severdi. Arkadaşlarına da böyle yapılmasını tavsiye ederdi. Kendisine bu hali sorulduğunda şöyle cevap verirdi: “Âlimler halkın arasına karışıp dolaşmalı, onlarla güzel ve dinî sohbetler yapmalıdır. Onların sayılarını çoğaltmalı ve onlara Müslümanlarla anlaşmayı öğretmelidir. Kendilerine dinî işlerde yardımcı olup, iyi ve ahlâklı davranarak onlara rehberlik etmelidir.” derdi.

İbn-i Şübrüme; çevresi ile devamlı iyi geçinir, onlara her işlerinde yardımcı olur ve ihtiyaçlarını karşılardı. Bir gün çok yakın arkadaşlarından birinin ihtiyacını temin etti. Arkadaşı bu yardımın karşılığı olarak çok kıymetli bir hediye getirerek kendisine vermek istedi. İbn-i Şübrüme arkadaşına; “Hediyeni almış gibi oldum. Bu getirdiğin hediyeyi geri alırsan beni çok sevindirirsin. Allahü teala seni mükafatlandırsın. Güvendiğin dostlarına bir işin düştüğünde, dostun işi yapmadığı ve ona bütün imkanı ile sarılmadığı zaman, sanki cenaze namazı kılar gibi abdest al ve dört defa tekbir getir. Sonra onu ölülerden say.” dedi.

İbn-i Şübrüme; dünya malına ve mevkisine önem vermezdi. Herkesle iyi geçinmeyi, güzel ahlâklı olmayı, ilim sahipleri ile bir arada bulunmayı tercih eder, onları överdi. Vefat ettiğinde bütün terekesi (malı) 17 dirheme satılmıştı. İmam-ı A'zam'a, Abdullah bin Şübrüme sorulduğunda şöyle cevap verdi: “Benim bildiğim ve takdir ettiğim tek şey var. O da onun dünya malına, zenginliğine ve makamına kavuştuğu halde bunlardan uzaklaşmasıdır. Bunların hiçbirine itibar etmedi, hepsini geri çevirdi. Biz ise dünya malı ve mevkisi bizden kaçtığı halde hep onun peşinden koştuk, hatta esiri olduk.” diyerek, onun alçak gönüllülüğünü ve ilme değer verdiğini ortaya koymaktadır.

İbn-i Şübrüme, fıkıhta içtihat seviyesinde bir âlimdi. Irak ekolünün usulünü benimserdi. İçtihatları bir mezhep oluşturmamış, ancak fakihlerin (İslam hukukçularının) ihtilaflarında (mukayeseli hukukta) sık sık zikredilmiştir.

Fıkhî içtihatları daha ziyade kadılık yaptığı dönemde teşekkül etmiştir. Bunlardan önemli bir kısmını Vekî bin Cerrah Ahbaru'l-kudat adlı eserine kaydetmiştir. Kadılık yapması sebebiyle adlî birçok meselede öncülük yapmıştır. Yalancı şahidi mescitte cezalandıracak kadar şahitlik müessesesi üzerinde durmuştur. Şahitleri gizlice araştırır, delilleri yazar, şahitlerin ifadelerini ayrı ayrı alırdı. Şahitlerin güvenirliliğini ilk soruşturan hâkim o idi. Bilirkişilerin vardığı kararın bağlayıcı olmadığını söyler, mahkemeye celpedilemeyen sanıklar hakkında gıyabî hüküm verirdi. Fetvalarında toplumun sosyal yapısını da gözetirdi. Alışverişlerde şart ileri sürme serbestliğini kabul etmesi, bugün bile incelenmektedir. Mecelle komisyonu onun bu içtihadını uzun uzun münakaşa etmiş, Mecelle'ye dahil etmemekle beraber, mazbatasında zikretmiştir.

İbn-i Şübrüme; Şa'bî, İbn-i Sirin, İmam-ı A'zam ve daha birçok âlimlerden hadis rivayetinde bulunmuştur. Bunlardan biri: “Oruç; vücuttan çıkandan değil, giren şeyden bozulur.”

Whatsapp İkon Facebook İkon Bağlantıyı Kopyala
İslam Alimleri Ansiklopedisi, Türkiye Gazetesi Yayınları