Hadis, tarih, nahiv, tecvid, kıraat ve Şafiî mezhebi fıkıh âlimi, tabip. Künyesi Ebu Abdullah olup ismi Muhammed bin Mahmud bin Hasan bin Hibetullah bin Mehasin'dir. 578 (m. 1183) yılında Bağdat'ta doğdu. Doğum yerinden dolayı Bağdadî nisbet edildi. Muhibbüddin lakabı verildi. Babası marangoz olduğu için İbnü'n-Neccar namıyla meşhur oldu. Hatib Bağdadî'nin Tarih-i Bağdat adlı eserine yaptığı on altı ciltlik zeyli çok meşhurdur. 643 (m. 1245) yılında Bağdat'ta vefat etti. Şüheda Kabristanı'na defnedildi.
Bağdat gibi bir ilim deryasında, ilim sahibi bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen İbnü'n-Neccar, on yaşında iken hadis-i şerif ilmi ile meşgul olmaya başladı. Abdülmün'im bin Küleyb, Yahya bin Bevş, Zakir bin Kâmil, Ebü'l-Ferec Abdurrahman ibni Cevzî, Kadı Ebu Bekr gibi âlimlerden ders aldı. On beş yaşında ilimde yüksek bir dereceye ulaştı. Şam, Mısır, Hicaz, İsfehan, Merv, Herat, Nişabur gibi şehir ve memleketlere gitti. Aynü'ş-şems Sekafî, Ümmü'l-Müeyyed Zeyneb Şa'riyye ve oğlu Müeyyed Tusî, Hafız Ebü'l-Hasan Ali bin Mufaddal, Ebü'l-Yümn Kindî, Ebü'l-Kasım ibni Harestanî ve daha birçok âlimden ilim öğrendi.
Allahü Teâlâ nın dinine hizmet için çok çalışıp yüz bin hadis-i şerifi ravileri ile birlikte ezberledi. Darülkur'an-ı Müstansıriyye'de, Ebu Ahmed bin Sekine'den yedi kıraat usulüne göre Kur'an-ı Kerim kıraatini öğrendi. İlim öğrenmek için yirmi yedi sene seyahat etti. Üç bin âlimden ilim öğrendi. Hadis, usul, fıkıh, kıraat, tarih ve tıp ilimlerinde âlim oldu. Şafiî mezhebine göre fetva verirdi.
624 (m. 1227) yılında, ilk çıkışından yirmi yedi sene sonra Bağdat'a döndü. Bütün aile efradı vefat etmişti. Zaferiyye mahallelerinde bir eve yerleşti. Orada pek kıymetli eserler yazdı. Müstansıriyye Medresesi açılınca orada hadis ilimleri okuttu. Parası bittiği gün vefat etti. Kimseye muhtaç olmadı, kimseden bir şey istemedi. İsteklerini yalnız Allahü Teâlâ ya arz eder, ihtiyacını O'ndan isterdi. Vefat etmeden önce, kitaplarını Nizamiye Medresesi'ne vakfetti. Ömrü boyunca yalnız Allahü Teâlâ nın dinine hizmetle meşgul oldu. Hiç evlenmedi. Dünya ile meşguliyeti olmadığı için ilim ve ibadetle daha çok uğraştı. Allahü Teâlâ nın kullarına merhametinden dolayı bir taraftan onların ahiretlerini kurtarmak için çalışırken, diğer taraftan da insanların sağlığı için tıp ilmiyle uğraştı. Pek çok hastayı tedavi etti. Güzel ahlâkı, tatlı dili, güler yüzü, alçak gönüllülüğü, cömertliği, insanlara ve diğer yaratıklara merhameti ile herkesin sevgisini kazandı. Haram ve şüpheli şeylere hiç yaklaşmaz, mubahların birçoğunu da terk ederdi.
Pek çok talebe yetiştirdi. Ebu Hamid İbn-i Sabunî, Ebü'l-Abbas Faruşî, Ebu Bekr Şerişî, Ebü'l-Hasan Garrafî, Ebü'l-Hasan bin Bilban, Ebu Abdullah bin Kazzaz Hadanî, Ebü'l-Abbas ibni Zahirî, Takıyyüddin Hanbelî, Ebü'l-Mealî ibni Balisî ve daha birçok âlim ondan ilim öğrendi. Bazı âlimler de ondan icazet aldı.
Eserleri
Hadis, tarih ve diğer ilimlere dair pek kıymetli kitaplar yazan İbnü'n-Neccar'ın eserlerinden bazıları şunlardır:
1- Zeylü Tarih-i Bağdad: Hatib-i Bağdadî'nin Tarih-i Bağdad adlı eseri üzerine yazılmış bir zeyildir. Sem'anî ile İbnü'd-Dübeysî'nin eserlerinden istifade edilerek hazırlanmıştır. 300 cüz olduğu rivayet edilmiş ise de 20. cildine tekabül eden kısımlar günümüze gelmiş ve 1986'da Haydarabad ve Beyrut'ta basılmıştır.
2- Ed-Dürretü's-semine: İbnü'n-Neccar'ın Medine'de 592'de (m.1196) tamamladığı belirtilen eserde, bir mukaddimenin ardından Medine'de İslam öncesi ve sonrası yaşanan önemli hadiseler, şehrin coğrafi yapısı, bu şehirde bulunanmanın faziletleri, Mescid-i Nebevî'nin değeri ve şehrin diğer mescitleri gibi konular daha çok hadisler ışığında incelenmiştir. On sekiz bölümden meydana gelen bu eser son olarak Kahire'de 1995'te basılmıştır.
3- Tahkiku'n-nusra bi-telhisi mezalimi dari'l-hicre: Bir nüshası Topkapı Sarayı Üçüncü Ahmed Kısmı No 3034'te vardır.
4- El-Kemal li ahbari marifetü'r-rical.
Diğer eserleri de şunlardır: Kameru'l-münir fi'l-müsnedi'l-kebir, İhbaru'l-müştak ila ahbari'l-uşşak, El-Ezhar fi envai'l-eş'ar, İzharu ni'meti'l-İslam, El-Evali, Nisbetü'l-muhaddisin ile'l-aba ve'l-büldan, Kenzü'l-eyyam fi marifeti's-sünen ve'l-ahkam, Mecmuu gureri'l-fevaid, Nesrü'd-dürer, Es-Sabık ve'l-Lahik, El-Müttefik ve'l-Müfterik, Mu'cemü'ş-şüyuh, Ravdatü'l-evliya, Selvetü'l-vahid, Cennetü'n-Nazırın, Menakıb-ı Şafiî vb.
İbnü'n-Neccar'ın Zeylü Tarih-i Bağdad adlı eserinde Ebu Hüreyre'den rivayet ettiği bir hadis-i şerifte, Resulullah Efendimiz; “Bir kimse bildiği ilmi gizlerse, kıyamet gününde ateşten bir gemle gemlenir.”buyurdu.
Ebu Hüreyre rivayet etti. Hazreti Resulullah'ın huzurlarında, biri zengin, biri fakir iki kişi hapşırdı. Zengin olan hapşırınca “Elhamdülillah” diyerek Allahü Teâlâ ya hamdetmedi. Resulullah da ona “Yerhamükellah”diyerek dua buyurmadı. Biraz sonra diğer kimse hapşırıp “Elhamdülillah” dedi. Resulullah da ona; “Yerhamükellah.” buyurarak dua etti. Bunun üzerine zengin olan kimse; “Huzurunuzda hapşırdım, bana “Yerhamükellah” buyurmadığınız hâlde diğer kimseye “Yerhamükellah” buyurdunuz.” dedi. Resulullah Efendimiz de; “Çünkü o kimse Allahü Teâlâ yı andı, ben de onu andım. Sen ise Allahü Teâlâ yı anmayı unuttun. Tabiî ben de seni.” diye cevap verdiler.
Enes rivayet etti: Bir kimse Hazreti Resulullah'ın huzurlarına gelerek; “Ey en hayırlımız! En hayırlımızın oğlu! Ey Efendimiz ve Efendimizin oğlu!” diye çeşitli sözlerle Resulullah'a hitap etmeye cüret etti. Resulullah; “Ben size ne söylemişsem, onu söyleyin. Sizi şeytan saptırmasın. Bana Allahü Teâlâ nın verdiği mevkiyi verin. Ben, Allah'ın kulu ve Resulüyüm.” buyurdu.
Abdullah ibni Abbas anlattı: “Resulullah, yemeğini yerde yer, koyunun sütünü sağar, en fakir kölenin davetini kabul eder, arpa ekmeği yerdi.” ### İbnü'n-Neccar'ın Eserleri
İbnü'n-Neccar'ın yazdığı Zeylü Tarih-i Bağdad adlı eserin kapak sayfası. İbnü'n-Neccar'ın yazdığı Ed-Dürretü's-semine adlı eserin kapak sayfası (sağda) ve bu neşre esas alınan yazma nüshasının ilk iki sayfası (solda).
Ömer bin Ebu Seleme rivayet etti: “Bir gün Resulullah Efendimizin beraberinde yemek yemekle şereflenmiştim. Ben, tabağın orasından burasından yemeye başladım. Bunun üzerine Resulullah; “Önünden ye!” buyurdular.” İbn-i Cebr anlattı: “Hazreti Resulullah, eshabını sadaka vermeye teşvik ettiğinde, her biri, güçlerinin yettiği kadar ellerinde olanlardan getirdiler. Resulullah'ı görmek ve sohbetlerinde bulunmakla şereflenen o mübarek insanlar arasında, Ulbe bin Zeyd isminde çok fakir bir kimse vardı. Sadaka olarak verebileceği hiçbir şeyi yoktu. O da gece Allahü Teâlâ ya münacat edip; “Allah'ım! Sadaka olarak verebileceğim hiçbir şeyim yok. Ben de sadaka olarak, kullarından şeref ve haysiyetime tecavüzde bulunanları affettim.” diye dua etti. Sabahleyin Resulullah Mescid-i Saadet'i teşriflerinde; “Kendisine yapılan tecavüzleri dün akşam affeden nerede?” diye sual eyledi. Bunun üzerine Ulbe bin Zeyd ayağa kalktı. Resulullah da ona; “Sadakan kabul olundu.” buyurdu.”Ebu Hüreyre rivayet etti. “Bir gün Resulullah'ın huzuruna çölde ikamet eden bir kimse geldi. “Ey Allah'ın Resulü! Kıyamet günü mahlukatı kim hesaba çekecek?” diye sual etti. Resulullah; “Allahü Teâlâ.” diye buyurunca; “Kâbe'nin Rabbi aşkına biz kurtulduk!” diye sevindi. Peygamberimiz; “Ey Arabî bu nasıl olur?” diye sordu. O kimse de; “Çünkü her şeye gücü yeten Allahü Teâlâ, kerim olduğu için affeder.” dedi.” Süleyman bin Âmir anlatır: “Resulullah'ın eshabı kendi aralarında; “Allahü Teâlâ, bedevîler ve sordukları sorularla bizim bilgimizi arttırıyor.” diye sohbet ederlerken, çöl sakinlerinden bir kimse çıkageldi. Resulullah'a; “Ey Allah'ın Resulü! Allahü Teâlâ, Cennet'te sahibine zarar veren bir ağaçtan bahsediyor.” dedi. Resulullah, onun ne ağacı olduğunu sual eyleyince; “Dikenleri ile insanlara eziyet eden sedir ağacı.” diye cevap verdi. Bunun üzerine Resulullah Efendimiz; “Sen Allah'ın; “Onlar, dikensiz sedir ağaçları altında oturacaklar.” (Vakıa suresi-28.) buyurduğunu bilmiyor musun? Allah, sedir ağacının her dikeninin yerine bir meyve yaratmıştır. Üstelik meyveler yetmiş iki çeşittir. Hiçbirinin rengi diğerine benzemez.” buyurdu.” Resulullah Efendimiz ayakları şişinceye kadar namaz kılardı. Enes'in de bulunduğu bir sırada, Eshabdan bazı kimseler; “Ey Allah'ın Resulü! Ne kadar çok ibadet yapıyorsunuz? Allahü Teâlâ, sizin işlediğiniz ve işleyeceğiniz günahları affetmedi mi?” diye sual ettiler. Resulullah Efendimiz; “Evet. Ama çok şükreden bir kul olmayayım mı?” buyurdu.
Ali bin Ebu Talib anlattı: “Resulullah bana; “Sana beş bin koyun mu vereyim? Yoksa dinine ve dünyana yarayacak beş şey mi öğreteyim?” buyurdu. “Ey Allah'ın Resulü! Her ne kadar beş bin koyun büyük bir servetse de bana o beş cümleyi öğret.” dedim. Resulullah; “Allah'ım, günahlarımı bağışla. Ahlâkımı güzelleştir. Kazancımı helalinden ve hayırlısından ver. Verdiğin rızıklara karşı beni kanaatkâr kıl ve beni dalalete düşürme.” buyurdu.” Abdullah ibni Abbas rivayet etti: “Resulullah bir defasında; “Allah'ım, halifelerime merhamet et!” buyurunca biz; “Ey Allah'ın Resulü! Senin halifelerin kimlerdir?” diye sorduk. Resulullah; “Benden sonra gelecek, hadislerimi rivayet edip insanlara öğretecek olanlardır.” buyurdu.” Hazreti Aişe anlatır: “Resulullah yatağına girdiği zaman iki avucunu birleştirir, İhlas ve Felak surelerini okur avuçlarına üflerdi. Sonra da başından ve yüzünden başlayarak elinin ulaşabildiği vücudunun her yerine sürerdi. Hastalığı şiddetlendiği zaman, bunu benim yapmamı emretti.” ### Tıp ve Fıkıh Eserleri
İbnü'n-Nefîs'in yazdığı Şerhu'l-Kanun li İbn-i Sina adlı eserin ünvan sayfası (sağda) ve ilk iki sayfası (solda) Eser Köprülü Kütüphanesi Fazıl Ahmed Kısmı No: 969'da kayıtlıdır.
Ebu Hüreyre anlattı: “Bir gün Resulullah'a; “Ey Allah'ın Resulü! Senin yanında iken, ihlasımız artıyor, dünyadan el etek çekerek ahirete yöneliyoruz.” dedim. Bana; “Eğer benim yanımdan ayrıldıktan sonra da yanımdayken olduğunuz gibi olsanız, o zaman melekler sizi ziyaret eder ve yolda sizinle musafaha ederler. Siz günah işlemezseniz, Allah, yaptıkları günahlar gökteki bulutlara kadar yükselen ve kendisinden af dileyen bir kavim yaratır. Onların işledikleri günahları affeder.” buyurdu.”Bir gün Hazreti Ömer minberde; “Bilgili münafıktan korkunuz?” buyurdu. Kendisine; “Bilgili münafık nasıl olur?” diye sorulunca da; “Gerçeği söyler, zıddını yapar.” buyurdu.