Kıraat, tefsir, hadis, kelam, Arabî ilimler ve Malikî fıkıh âlimi. Künyesi, Ebü'l-Hasan olup; ismi, Ali bin Muhammed bin Halef'tir. Aslen Afrikiyye'de (Tunus) Kayrevan şehrinden olan Kabisî'ye, amcasının Kabisliler gibi sarık sarmasından dolayı mensubu olduğu aileye Kabisî, ona da İbn-i Kabisî denildi. Ancak, amcasından daha meşhur olmasından dolayı sonradan kendisine Kabisî denildi. Meafirî ve Malikî nisbet edildi. 324 (m. 936) yılında Kayrevan'da doğan Kabisî, yine orada 403 (m. 1012) yılında vefat etti.
Üstün zekası ve eşsiz gayreti ile ilim tahsiline başlayan Kabisî, Kayrevan'da; Ebü'l-Abbas İbyanî, Ebü'l-Hasan bin Mesrur Debbağ, Ebu Abdullah bin Mesrur ve Derras bin İsmail'den ilim öğrendi. Daha sonra, 352 (m. 963) yılında memleketinden çıkarak doğuya hareket etti. Bazı ilim merkezlerine uğrayıp, âlimlerin ilminden istifade ederek, bir sene sonra, (353) yılında Mekke'ye ulaştı. Mekke'de Ebu Zeyd Herevî'den Buharî-i şerif'i okudu. Hamza bin Muhammed Kinanî'den ilim öğrendi. Arapça ve kıraat âlimlerinin ilimlerinden istifade etti. Ebü'l-Kasım Kubeydî, Atik-i Susî, Ebu İmran Fasî'den fıkıh öğrendi. Geri dönüşünde de, çeşitli şehirlerde ilim öğrenip hadis-i şerif yazdı. 357 (m. 968) yılında Kayrevan'a gelip yerleşti.
Kabisî, kıraat ilmini İbn-i Bedhen'den Mısır'da öğrendi. İbn-i Bedhen kıraat ilmini; Ahmed bin Sehl Eşnanî, Ebu Bekr bin Mücahid gibi meşhur kıraat âlimlerinden öğrenmişti. Onların en gözde talebesiydi. Onun da en gözde talebesi Kabisî oldu.
Kabisî, Kayrevan'a döndüğünde zamanının hadis, kıraat, tefsir ve fıkıhta en büyük âlimiydi. Arabî ilimlere hakkıyla vakıftı. Gözleri hiç görmemesine rağmen, devamlı yanında bulunan sadık arkadaşının yardımı ile duyduklarını ezberledi. Yüz bin hadis-i şerifi ravileriyle birlikte ezberleyerek hafız oldu. Onun söylediği hadis-i şerifi herkes, tereddütsüz yazardı. Malikî fıkhında kendi kendini yetiştirdi. Herkesin fetva almak için koştuğu bir merci oldu. Malikî mezhebinin Afrikiyye'de (Tunus'ta) yayılmasında büyük emeği geçen İbn-i Sehnun'dan sonra, orada yetişen en büyük âlim Kabisî'dir. Malikî mezhebi hükümlerini açıklayarak, Müslümanların istifadesini kolaylaştırdı. Bütün mezhep saliklerinin ittifakla kabul edip, muhakkak birine uygun olarak Kur'an-ı Kerim okudukları yedi kıraatin (kıraat-i seb'a) hepsini öğrendi. Yedi kıraat şeklinin her birini senetleriyle insanlara öğretmeye gayret etti.
Kıraat ilmindeki yüksek mevkisini herkes kabul etti. Ünü çeşitli memleketlere yayıldı. Birçok insanlar, onun ilminden istifade edebilmek için meclisine koştular. Ondan çok şey yazdılar. Vefatından sonra da kabrinin başına çadırlar kurup, orada Kur'an-ı Kerim okudular. Dünyaya hiç itibar etmeyen Kabisî, Kayrevan valisinin ilmine alaka göstermemesi üzerine, oradan ayrılmaya karar verdi. Ancak vali Abdullah bin Kâtib'in bu durumu haber alıp böyle bir âlimin şehrinden ayrılmasını istememesi ve yakınlarını kıraat dersi almaya göndermesi üzerine Kayrevan'a tekrar yerleşti. Önceden de bir ilim merkezi olan Kayrevan, bundan sonra baştan başa bir kıraat mektebi olup, sokakları da adeta bir medrese bir üniversite bahçesi hâlini aldı. Her evde, o gün verilen fetva, o gün okunan kıraat anlatılır veya o gün söylenen bir şiirin tahlili yapılırdı.
Sadece Allahü tealanın rızasını kazanmak, O'nun dinini doğru olarak öğrenip, öğretmek için çalışan Kabisî, pek çok talebe yetiştirdi. Bunlardan, daha sonraları kıraat ilminde meşhur olan on yedi tanesi hakkında kaynaklarda bilgi verilmektedir. Ebu Abdullah Muhammed bin Süfyan Mukrî, Ebü'l-Abbas Ahmed bin Ammar Mehdevî, Ebu İmran Fasî, Mekkî bin Ebu Talib, Mühelleb bin Ebu Sufre, Hafız Ebu Amr Danî ve daha birçok âlim, Kabisî'nin kıraati ve ilmini yayan âlimler arasındaydı. Bu mübarek insanlar da, hocaları gibi hep Allahü tealanın rızasını kazanmak ve din-i İslam'ı doğru olarak öğretmek için gayret ettiler. Müslümanlara nasihatlarda bulundular.
Kabisî, Kıraat-i seb'ayı talebelerine öğretir ve; “Müslümanların bu meşhur kıraat imamlarının okuyuşlarından kalbiniz hangisinde müsterih olursa ona uyun!” buyururdu.
Kabisî'nin rivayetlerinden bir kısmı şöyledir:
Hazreti Aişe; “Resulullah, dabağlandıktan sonra (insan ve domuz derisi hariç), bütün ölülerin derisinden istifade edebileceğimizi bildirdi.” buyurdu.
Hazreti Ömer bin Hattab buyurdu ki: “Resulullah'ın zamanında, Hişam bin Hakim'in namaz kılarken, Furkan suresini Resulullah'ın bana okuttuğuna uymayan bir takım harflerle okuduğunu işittim. Ona saldırmamak için kendimi zor zaptettim. Namazını bitirince hemen yanına gidip; “Bu sureyi sana kim okuttu?” diye sordum. Hişam, “Resulullah okuttu.” dedi. “Bir yanılma olmasın. Çünkü bu sureyi, Resulullah bana senin okuttuğundan başka bir şekilde okuttu.” dedim. Onu, elinden tutarak Resulullah'ın huzuruna götürdüm. “Ya Resulallah! Bunu, Furkan suresini bana okuttuğunuzdan başka bir harfle okurken işittim.” dedim. Resulullah bana; “Hişam'ı bırak.” buyurdu. Ona da; “Ya Hişam oku!” buyurdu. O da namazda okuduğu gibi okudu. Bunun üzerine Resulullah; “Bu sure böyle inzal olundu.” buyurdu. Bundan sonra bana da; “Ya Ömer oku!” diye emretti. Ben de, Resulullah'ın bana vaktiyle okuttuğu gibi okudum. Bana da; “Bu sure böyle indirildi. Bu Kur'an-ı Kerim yedi harf üzerine indirilmiştir. Bunlardan hangisi kolayınıza gelirse onu okuyunuz.” buyurdu.”
Yukardaki hadis-i şerifte harf; lügat, kıraat demektir. Hazreti Ebu Bekr'in topladığı Mushaf'ta, yedi çeşit okumanın hepsi vardı. Hazreti Osman halife iken, Eshab-ı Kiram'ı topladı. Yeni yazılacak Mushafların, Resulullah'ın son senesinde okuduğu şekilde olmaları söz birliği ile kabul edildi. Bu icmaya uygun olarak yazılan Kur'an-ı Kerimler İslam memleketlerine dağıtıldı. Kur'an-ı Kerim'i, bu dağıtılan Mushaflara uygun şekilde okumak vaciptir. Diğer altı şekilde okumak da caizdir.
Eserleri:
1- Er-Risaletü'l-mufassıla li ahvali'l-müteallimin ve ahkami'l-muallimin ve'l-müteallimin: Tunus'ta tarihsiz olarak yayınlanmıştır. Kabisî'nin bir eğitimci olarak ün yapmasını sağlayan bu eserinde, İbn-i Sehnun'un **“Adabü'l-muallimin”**inden büyük ölçüde yararlanmıştır. Hadis ehlinden olan fıkıhçıların usulüne uygun biçimde düzenlenen eser üç bölümden ibarettir. Birinci bölümde iman, İslam, ihsan ve istikamet kelimelerinin izahı yapıldıktan sonra Kur'an-ı Kerim'in ve Kur'an-ı Kerim öğrenip öğretmenin fazileti, ebeveynin bu husustaki mesuliyeti konularına yer verilmiştir. İkinci bölümde ilköğretimde öğretmenin ücreti, öğretim konuları, eğitim metotları, tatilin gerekliliği ve karma eğitimin sakıncaları üzerinde durulmuştur. Üçüncü bölüm, eğitim ve öğretimde ortaya çıkan bazı meselelerin çözüm tekliflerine ayrılmıştır. Eğitimi fıkıh ilminin bir dalı olarak ele alması, yani bir çeşit “eğitim fıkhı” mahiyeti taşıması bakımından ilk örnekler arasında yer alan kitapta hükümler sırasıyla Kur'an-ı Kerim, sünnet, amel-i ehl-i Medine ve icma'a dayandırılmış, son olarak da kıyasa başvurulmuştur. Eser o dönemde temel eğitimin hedef, konu ve metotları hakkında İslam âlimlerinin hangi dini esaslara dayandıklarını ve nasıl bir eğitim sistemi ortaya koyduklarını göstermesi, ayrıca öğretmenliğin profesyonel bir meslek olarak kabul edilmesi için ileri sürülen gerekçeler yanında öğrencilere verilecek disiplin cezalarına getirilen medeni sınırlandırmalar bakımından da dikkat çekicidir.
Kabisî'nin Hazreti Ömer'den alarak rivayet ettiği; Furkan Suresi'nin tilaveti hususunda Hazreti Hişam ile Hazreti Ömer radıyallahü anhümanın farklı okuyuşlarını izah eden ve Kur'an-ı Kerim'in yedi farklı şekilde kıraat edilebileceğini bildiren hadis-i şerif.
2- Kitabü Mülahhısi'l-Muvatta: Malik bin Enes'in El-Muvatta'ının İbnü'l-Kasım rivayetindeki 520 adet muttasıl hadisi ihtiva eder. Hadisler, Malik'in hocalarının isim veya künyelerinin Mağrib alfabesi esas alınarak tertiplenmiş sırasına göre verilmektedir. Eserin hadis usulü çerçevesine giren uzun bir mukaddimesi vardır. Cidde'de 1988'de yayınlanmıştır. Birçok şerhi vardır.
3- El-Mümehhed fi'l-fıkh: Fıkıh bablarına göre düzenlenmiş olup hadis, eser ve içtihatları ihtiva eden kitabın altmışıncı cüzden sonrası tamamlanamamıştır. Kayrevan'daki Sidi Ukbe Camii Kütüphanesi'nde bazı cüzlerinin varlığına işaret edilmektedir.
Müellifin kaynaklarda adı geçen diğer eserleri de şunlardır: Kitabü Rütebi'l-ilm ve (ahvali) ehlih, en-Nafia fi'l-itikadat, Risaletü keşfi'l-makale, Menasikü'l-hac, Risale fî hüsni'z-zan billahi teala, Risaletü'z-zikr ve'd-dua, Risaletü tezkiyeti'ş-şühud ve tecrihim, Risale fi'l-vera, Kitabü'l-Münebbih li'l-fatin, Er-Risaletü'n-nasıriyye fi'r-redd ale'l-Bekriyye, Kitabü'l-Münkız min şübehi'l-te'vil, Ahmiyetü'l-husun.