Tabiîn'in büyüklerinden. Künyesi Ebu Ümeyye'dir. Yaklaşık Miladî 600 yıllarında doğdu. 80 (m. 699) senesinde vefat ettiği rivayet edilir. Nesebi; Kadı Şüreyh bin Haris bin Kays el-Kindî el-Kufî'dir.
Babası Haris, kabilesi adına elçi olarak Medine'ye gelmişti. Resulullah'ı görünce Müslüman oldu. Resulullah ona Ebu Şüreyh ismini vermiştir. Kinde kabilesindendir. Kadı Şüreyh'in Sahabilerden olduğuna dair rivayetler varsa da doğrusu Tabiîn'den olduğudur. Hazreti Ebu Bekr döneminde Yemen'den Medine'ye gelmiştir.
İslamiyeti daha Yemen'de iken Muaz bin Cebel'den öğrenen Kadı Şüreyh; Hazreti Ömer, Hazreti Ali, Aişe-i Sıddika, Zeyd bin Sabit, Abdullah bin Mes'ud, Urve Ebü'l-Ca'd el-Barikî gibi Sahabilerden hadis-i şerif rivayet etti. Şa'bi, Nehaî, Abdülaziz bin Refi, Muhammed bin Sirin ve başkaları da ondan hadis-i şerif rivayet etmiştir.
Kırk yaşında, Hazreti Ömer tarafından Kufe'ye kadı (hakim) yapıldı. Hadis ve fıkıh ilminde büyük âlimdi. Basra'da bir sene kadar kadılık yaptı. Sonra; Hazreti Osman, Hazreti Ali, Hazreti Muaviye ve sonrakiler tarafından da Kufe kadılığında bırakıldı. Aralıksız 60 seneden fazla kadılık yaptığı bildirilir. Hüküm vermek konusunda çok bilgili ve pek adil idi. Haccac kendisini kadı yapmak istedi ise de kabul etmemiştir.
Hazreti Ali zırhını kaybetmişti. Onu aramış, fakat bulamamış, Kufe'ye gelmişti. Zırhını bir Yahudinin elinde gördü. Hazreti Ali Yahudi'ye; “Ey Yahudi! Bu zırh benimdir. Onu ne sattım, ne de kimseye verdim. Sende nasıl oluyor?” buyurdu. Yahudi de; “Hayır bu, benim zırhım” diye cevap verdi. O zaman Hazreti Ali; “Gel kadıya gidelim.” buyurdu. İkisi beraber Kadı Şüreyh'in yanına gittiler. Hazreti Ali, Şüreyh'in yanına oturdu. Yahudi ise Şüreyh hazretlerinin karşısına oturdu.
Hazreti Ali buyurdu ki: “Eğer hasmım zimmî değil de Müslüman olsaydı, mecliste onunla beraber otururdum. Bu zimmî ile beraber oturmayışımın sebebi şu: Resulullah'tan işittim. Buyurdular ki: ‘Allahü teala, onları aşağıladığı gibi, siz de onları aşağılayınız, hor ve hakir tutunuz.’” Diğer bir rivayette: “Eğer mahkemelik olduğum kişi Müslüman olsaydı, onunla yan yana otururdum. Fakat Resulullah'tan işittim: ‘Bir mecliste onlarla yan yana, eşit olarak oturmayınız. Onları en dar yerlere sıkıştırınız. Eğer size söverlerse onlara vurunuz. Onlar da size vururlarsa öldürünüz.’ buyurdular.”
Kadı Şüreyh dedi ki: “Ey Müminlerin emiri! Buyurun, konuşun.” Hazreti Ali; “Yahudi'nin elindeki zırh benim. Onu birisine ne bağışladım ne de sattım.” dedi. Şüreyh; “Ey Yahudi, sen ne dersin?” diye sordu. Yahudi; “Bu zırh benim ve şimdi de benim elimdedir.” dedi. Şüreyh; “Ey Müminlerin emiri! Delil gösteriniz.” buyurdu. Hazreti Ali; “Azatlık kölem Kanber ve oğlum Hasan, o zırhın benim olduğuna şahittirler.” dedi. Şüreyh hazretleri; “Oğulun babaya şahitlik etmesi caiz değildir.” dedi ve davayı reddetti.
Bu konuşmaları dinleyen Yahudi; “Müminlerin emiri beni kendi hakimine götürdü. Ancak hakimi onun aleyhine hüküm verdi. Böyle bir adaleti ancak hak bir dine inananlar yapabilir.” dedi ve şehadet kelimesini söyleyerek Müslüman oldu. Sonra şöyle dedi: “Ey Müminlerin emiri, bu zırh senin zırhındır. Senin devenden düşmüştü de onu ben almıştım.” dedi. Sonra Hazreti Ali, Nehrevan'a Haricîlerin üzerine giderken bu zat da onunla beraber gitti ve orada şehit oldu.
Kadı Şüreyh hazretleri, Hazreti Ömer'den rivayet ettiği hadis-i şerifte, Resulullah'ın şöyle buyurduğunu bildirdi:
“Bir genç, dünya lezzetini ve oyununu bırakır, gençliğine rağmen Allahü tealaya taate (beğendiği şeylere) yönelirse, Allahü teala ona yetmiş iki sıddık sevabı verir. Sonra şöyle buyurur: ‘Ey şehvetini (nefsinin arzu ve isteklerini) benim rızam için terk edip, gençliğini benim beğendiğim işlerde harcayan genç! Sen, benim yanımda meleklerimden birisi gibisin.’”
Kadı Şüreyh, Hazreti Ömer'den bildiriyor:
“Resulullah buyurdular ki: ‘Ey Aişe! Dinlerini parça parça edip doğru yoldan ayrılanlar, bidat ve heva (nefsinin arzu ve istekleri) sahipleri, bu ümmetin sapıklarıdır. Ya Aişe, her günah sahibi için tövbe vardır. Ancak bidat ve heva sahipleri benden uzaktır, ben de onlardan uzağım.’”
Kadı Şüreyh buyuruyor ki: “Kufe çarşısında Hazreti Ali ile beraber idik. Etrafındakilere bir şeyler anlatan bir vaizin yanına vardık. Orada durduk. Hazreti Ali vaize; ‘Sana bir şey soracağım. Bakalım bu sualin içinden çıkabilecek misin?’ buyurdu. Vaiz; ‘Buyurun, ey Müminlerin Emiri! İstediğinizi sorun.’ dedi. Hazreti Ali; ‘İmanın devamı, yerleşmesi ve silinip yok olması nelerle olur?’ diye sordu. Vaiz bu soruya şöyle cevap verdi: ‘İmanın kuvvetlenip devam etmesi vera (şüphelilerden sakınmak); yok olması da tamah ile olur.’ Hazreti Ali bu cevaptan memnun oldu.”
Kadı Şüreyh hazretlerine, “Bu kadar çok ilmi nasıl elde ettin?” diye sorduklarında; “Âlimlerle görüşerek elde ettim. Birbirimizden karşılıklı istifade ettik.” buyurmuştur.
“Zalimler cezalarını muhakkak görür. Mazlumlar da Allahü tealadan yardım beklerler.”