KAZVİNÎ

Zekeriyya bin Muhammed bin Mahmud el-Kufî Onüçüncü asırda yetişen astronomi, coğrafya ve tıb âlimi
A- A+

Onüçüncü asırda yetişen astronomi, coğrafya ve tıb âlimi. İsmi Zekeriyya bin Muhammed bin Mahmud el-Kufî el-Kazvinî olup künyesi Ebu Yahya'dır. 604 (m1208) senesinde İran'ın kuzeyinde Rest ile Tahran arasında bulunan Kazvin şehrinde doğdu. Kazvinî'nin nesebi, dört hak mezhep imamından biri olan İmam-ı Malik bin Enes'e dayanır. Küçük yaşta ilim öğrenmeye başlayan Kazvinî, tahsil için Irak'a gitti ve dinî ilimlerde yüksek derecelere ulaştı. İbn-i Arabî ile tanışıp onun sohbetlerinde bulundu. Bir süre sonra Vasıt ve Halle şehirlerine kadı tayin edildi. İsabetli hüküm vermek hususunda pek mahirdi. Bu sebebden sözü delil olup itibar edilirdi. Moğollar Bağdat'ı işgal edinceye kadar bu makamda kaldı. Onlar şehre girince Şam'a geçti ve 681 (m. 1283) senesinde orada vefat etti.

Kazvinî'nin önemli eserlerinden Asaru'l bilad ve Ahbaru'l-ibad adlı eserinin ünvan sayfası (sağda) ve ilk iki sayfası (solda). Eser Köprülü Kütüphanesi Fazıl Ahmed Paşa Kısmı No: 999'da kayıtlıdır. Kazvinî, din ve fen ilimlerinde mütehassıs idi. Fen ilimlerinde yazdığı eserler çok meşhur oldu. Asrındaki bütün ilimleri muhtelif kaynaklardan incelemiş, bunlar hakkında günümüz ilim adamlarını hayrette bırakacak tahliller yapmıştır. Kazvinî çok çalışkan, gayretli olduğundan tenbellik ve gevşekliği asla kabul etmez ve böylelerini hiç sevmezdi. Bu hususta kendisi şöyle demektedir: “Bir işte bir veya iki defa isabet edemeyip muvaffak olamadığın zaman sakın bıkkınlık ve gevşeklik gösterme. Bu isabetsizlik ve muvaffakiyetsizlik, o işle alakalı bir hususun yerine getirilmemesi veya başka bir mani sebebiyle olabilir. Demiri çeken mıknatısın bazan onu çekmemesi bu hususta güzel bir örnektir. Mıknatısa sarımsak suyu isabet ettiğinde, onun çekicilik özelliği kaybolur. Fakat mıknatıs yıkanırsa tekrar eski çekicilik hususiyetini kazanır. Bu sebeple, bir mıknatısın demiri çekmediği görüldüğünde, onun çekicilik özelliği inkar edilmemeli, bilakis onun bu hususiyetini araştırmaya çalışmalıdır. Böylece onun çekiciliğine mani olan şey ortadan kaldırıldığında, eski hali yeniden ortaya çıkar.” Kazvinî, gerekli sebepleri hazır hale getirip deney yapmaya çok önem vermektedir. Aynı zamanda din ilimlerinde de mütehassıs olduğu için tabiî ilimlerle ilgili ortaya koyduğu meselelere, ayet-i kerime ve hadis-i şeriflerden de delil getirmektedir.

Ayrıca, botanik sahasında asrının söz sahibi âlimlerinden olması, devrinde, âlimler arasında Aşşab diye bilinmesine yol açtı. Çünkü tıpta kullanılan bitkilerin hususiyetlerini çok iyi bilirdi. Zamanında, bir botanikçi aynı zamanda tabip, bir tabip ise botanikçi idi. Kazvinî, bitki çeşitleri ve bunların faydalarını araştırmaya çok önem verdi. İbn-i Sina'nın Kanun ve Şifa isimli eserlerinden faydalandı. Bitkileri ağaçlar ve ağaç olmayanlar diye ikiye ayırdı. Onun yaptığı bu sınıflandırma, bugünkü botanikçilerden farklı değildi. Bu konudaki açıklaması şöyledir: “Ağaçlar, gövdeli bitkilerdir. Ağaçların bir kısmı meyveli, bir kısmı meyvesizdir. Meyvesiz ağaçlarda bitkinin ana maddesi tamamen ağacın kendisine sarf olunmuştur. Ekinler ve baklalar gibi bitkiler, gövdesiz bitkilerdendir. Allahü teala bitkilerin yetiştiği ölü toprakları canlandırır. Bitkilerden yeşil yapraklar, pembe çiçekler çıkarır. Allahü teala bunları ölülerin diriltilmesine, kırıntı haline gelmiş olan kemiklerin tekrar eski haline getirilmesine delil göstermektedir.”

Kazvinî'nin söz sahibi olduğu ilimlerden biri de astronomi idi. O, güneş ve ay tutulmalarını doğru olarak izah etmiştir. Ona göre; ay tutulmasının sebebi, dünyanın, ay ile güneşin arasına girmesidir. O zaman güneş ışığının yere düşmesinden bir mahrut (koni) teşekkül eder. Ayın hepsi mahrutun içine düşdüğünde ay tutulması tam olarak meydana gelir. Yani, güneşin ışığı ayın bize karşı olan yüzüne ulaşamaz. O zaman ayın o yüzü kararır. Eğer sadece ayın bir kısmı mahrutun içine girerse, kısmî ay tutulması olur. Güneş tutulması ise ayın, güneş ile dünya arasına girmesiyle meydana gelir. Güneş tutulması, ay tutulması gibi uzun sürmez. Güneş tutulması bazı beldelerde görülüp bazısında görülmez.

İyi bir kozmoğrafyacı olan Kazvinî, zelzelenin meydana gelişini de ilmî bir şekilde şöyle izah etmektedir: Bilginlerin söylediklerine göre dumanlar ve buharlar yer altında birikirler. Buharlar, yerden dışarı çıkmak istediğinde, şayet bulunduğu yer sert ise ve çıkacağı bir delik yoksa o bölgede sarsıntı meydana gelir. Bu tıpkı hummalı bir kimsenin vücudunun titremesine benzer. Hummalı kimsenin vücudundan çıkan ifrazat sebebiyle, humma şiddetlendiğinde, hummalının bedeni titrer ve sarsılır. Vücudunda şiddetli hararet meydana gelir. Bu kokuşmuş ifrazat, vücut deliklerinden çıkınca vücut sakinleşir. İşte vücudun bu sarsıntısı, zelzele sebebiyle yerin sarsılması gibidir. Her şeyin doğrusunu Allahü teala bilir.” Onun bu izahı yirminci asrın ilim adamlarını bile hayrette bırakmıştır.

Kazvinî dağların teşekkülünü ilmî bir şekilde araştırarak, bu sahadaki ilmî kudretini ortaya koyan ihtimaller ve görüşler bildirmiştir. Dağların, ovaların meydana gelişi hakkında şu bilgileri vermektedir: “Su, çamurla karışıp çamur yapışkan bir hal alıp uzun müddet güneş altında kalınca taş haline gelir. Nitekim kerpiç, bir müddet güneşte kalınca sertleşip tuğla halini alır. Tuğla bir nevi taştır, fakat ondan yumuşaktır. Âlimler dağların, su, çamur ve neticede güneş ışını tesirinden meydana geldiğini, zelzeleler sebebiyle yerin bir kısmının çöktüğü bir kısmının ise yüksek kalarak yukarda bahsedilen şekilde güneş altında taşlaştığını söylemişlerdir. Rüzgarlar da toprağı bir yerden başka bir yere sürükleyip tepeler meydana getirmişlerdir. Sonra bahsedilen şekilde taşlaşan tepelerden dağlar meydana gelmiştir.”

Yer kabuğu üzerinde geniş araştırmalar yapan Kazvinî, çalışmaları sırasında mühendislerin benzerini yapmaktan aciz kaldığı, arının petek yapışını; kışın yağmur ve kar sularının yerin içinde birikip yazın muhtelif kaynaklardan çıkışını da incelemiştir. Eserinde yer ilimlerinin pek çoğundan; altın, gümüş, kurşun, demir, bakır, kibrit, civa ve daha başka maddelerin teşekkülünden de bahsetmiştir. Altının yumuşak dağlarda; demir, kurşun, gümüş ve bakırın, yumuşak toprakla karışık vaziyette bulunan taşlar içinde; civanın, sulu arazilerde; tuzların, bozkır yerlerde; petrolün, yağlı arazilerde bulunduğunu söylemiştir.

Kazvinî, insanın teşekkülü, ana rahmindeki yavrunun durumu, doğum, insan anatomisi ve a'zaları ile hayvanlar hakkında da araştırmalar yapmıştır. İnsanı, hayvanlardan ayıran hususiyetlerine temas ederek, insandaki en belli başlı farkın; konuşma, ta'accüb ve gülme olduğunu ifade etmiştir. Bu konuda; “Biliniz ki; insan, ruh ve bedenden meydana gelir. O, en şerefli mahluk olarak yaratılmıştır. Mahlukatın hulasasıdır. Allahü teala onu ruh ve beden olarak en güzel surette yarattı. Ona, konuşma ve akıl verdi. Dışını beş his organı ile; içini de en üstün kuvvetlerle süsledi. Ona dimağ (beyin) verdi. Onu, insanda en üstün bir yere koydu. Onu düşünme, hatırlama ve ezberleme hususiyetleri ile süsledi...” demektedir.

Eserleri: 

Zekeriyya Kazvinî'nin eserlerinden ikisi zamanımıza kadar gelmiştir. En önemli eseri, Acaibü'l-mahlukat ve garaibu'l-mevcudat'tır. Kazvinî'nin ikinci önemli eseri, Asaru'l-bilad ve Ahbaru'l-ibad'dır. 

1- Kitabü'l-ekalim 

2- Kitabü'l-büldan 

3- Mürevvicü'z-zeheb ve meadinü'l-cevher 

4- Kitabün fi nizami'l-kevn 

5- Kitabün fî san'ati'l-erd

Bu eser, kozmoğrafya kitabı olup iki kısımdır. Birinci kısım; astronomiden bahsedilip gökyüzü hakkında bilgiler vermektedir. Burada geniş bir önsözden sonra ay, güneş ve yıldızlar anlatılmakta, daha sonra meleklerden bahsedilmektedir. Bu kısma ayrıca takvimle ilgili bir konu da eklenmiştir. Yine bu bölümde, yaratılıştan söz edilirken, yeryüzünün altı günde yaratılması açıklanmaktadır. İkinci bölümde; yeryüzüne ait hadiselerden, dünyanın küre biçiminde meydana gelişinden bahsedilmektedir. Burada; hava, su, hayvanlar, bitkiler, madenler ve insan anlatılmaktadır. Bu kısımda coğrafî bilgiler de yer almakta, başlıca dağlar, adalar, deniz, nehir ve kuyular da anlatılmaktadır.

Eserin birbirinden çok farklı yazma nüshaları bulunmaktadır. Eser, ortaçağ sonlarında oldukça rağbet görmüş, başta Türkçe ve Farsça olmak üzere çeşitli dillere tercüme edilmiştir. Türkçeye ilk tercümesi Çelebi Sultan Mehmed zamanında Rükneddin Ahmed tarafından yapılmıştır. İkinci defa Kanunî Sultan Süleyman zamanında, Sururi-i Kadim tercüme etmiştir. Ayrıca Eyyub bin Halil ve İsmail Paşa tarafından yapılan Türkçe tercümeleri de bulunmaktadır. Kazvinî'nin meşhur eseri Acaibü'l-Mahlukat'ta geçen bazı efsanevî yaratık resimleri (sağda) ve bazı insan resimleri (sağdan ikinci) ve bazı hayvan resimleri (sol soldan ikinci) ve bazı bitki ve ağaç resimleri (solda).

Asaru'l-bilad ve Ahbaru'l-ibad eseri, üç mukaddime ile başlamaktadır. Birinci mukaddime; şehirler ve köyler kurmak ihtiyacına dairdir. İkinci mukaddime; beldelerin hususiyetleri ile ilgilidir. Bu mukaddime iki kısma ayrılmıştır. Birincisinde; beldelerin, sakinleri üzerindeki tesirleri, ikincisinde ise; beldelerin bitkiler ve hayvanlar üzerindeki tesirlerini ele almıştır. Üçüncü mukaddime; yeryüzündeki bölgelere dairdir. Bu kısımda, buralarda yaşamış geçmiş milletlerden, evliya, ulema, şairler, sultanlar, vezirler ve daha başkalarından bahsetmiştir.

Kazvinî, bu eserinde dünyanın küre şeklinde olduğunu belirtmiş, hava, su, bitki, hayvan ve madenlerden detaylı olarak bahsetmiş, dağ, dere, ada, deniz ve nehirlerin oluşumu hakkında görüşler belirtmiştir. Batı'da ancak 1920'de inceleme konusu olan kaya manyetizması ve fosil manyetizma, yedi asır evvel Kazvinî tarafından bu eserde ele alınmış, modern jeolojinin keşiflerinden sayılan Reversal Manyetizma (ters dönümlü manyetik alan) daha o zaman, Kazvinî tarafından ortaya konmuştur. Eserinde, dağların oluşumunu ve sebeblerini de inceleyen Kazvinî; “...Her 36.000 (otuzaltıbin) yılda, yıldızlar dolaşımlarını tamamlarlar ve Yeryüzünde büyük değişiklikler olur; karalar denizlere dönüşür, denizler kurur, dağlar ova, ovalar dağ olur. Kuzey güney olur...” gibi modern bilimlerin vardığı neticelere uygun görüşlerini dile getirmektedir. Ayrışma, aşınma, birikim alanına taşınma ve depolanmayı; “...dağlar güneş ısısıyla toprağa ve kuma dönüşür ki rüzgarların tesiriyle nehirlere, buradan da denizlere taşınır ve zamanın geçmesiyle aralarda tepeler meydana gelir; böylece denizlerde çıkıntılar görürüz...” şeklinde ifade eden Kazvinî, 1950'lerde Airy ve Pratt tarafından ileri sürülen izostazi'yi (dağların kabukta, yoğunluk farklarına göre ovalık kısımlarla bir denge oluşturması) “...dağlar yeryüzünde doğrudan denge sağlarlar...” sözleriyle asırlar öncesinden haber veriyordu.

Depremleri volkanizma ve mağmatizmaya bağlayan Kazvinî, yer altındaki basınç için buharı örnek vererek şunları yazmaktadır: Buğular ve buharlar yeraltı çukurlarında su halinde yoğunlaşmadığı veya sıcaklık sebebiyle dağılmadığı zaman çıkış bulamazlarsa, bir kimsenin vücudunu ateşin titretmesi gibi, onlar da yeryüzünü titretirler.

Eserin önsözünde de şöyle demektedir: “Bu kitabımda Allahü tealanın yarattıkları, beldeler ve buralarda yaşıyanlar hakkındaki hikmet dolu acaip haller hakkında şahit olduğum, başkalarından işittiğim ve öğrendiğim bilgileri topladım. Arz parçaları birbirine benzeyen basit bir maddedir. Güneş ışınlarının tesiri, üzerine yağmurun yağması, rüzgarın esmesi sebebiyle onda acaip durumlar ortaya çıkarmaktadır. Her beldenin kendisine mahsus bir hususiyeti vardır. O özellik, bir başka yerde bulunmaz. Mesela, bazı beldeler sert taşlardan ibarettir. Bazısı verimli topraktır. Bazısı çoraktır. Bunlardan herbirinin ayrı bir özellik ve hikmetli bir hali vardır. İnsanlar da asılları itibariyle birbirlerinin aynı iseler de Allahü tealanın lütuf ve ihsanı ile değişik hususiyetlere sahiptirler. Bazısı derin âlim, abid ve zahid; bazısı sanatkardır. Âlim, ilmiyle; abid, bereketiyle; sanatkar, sanatıyla insanlara faydalı olur. Bu kitabımda garip ve acaip halleri bulunan ve Allahü tealanın yüce kudreti ve azametini gösteren beldeler ile Allahü tealanın lütuf ve inayetine kavuşmuş zatlardan da bahsettim. Bu kitap, hoş ve güzel bir arkadaştır. Allahü tealanın azamet ve kudretini gösteren şeyleri ve geçmiş ümmetlerin ahvalini anlatır, onlarda bulunan güzel ahlakı, edeb ve hasletleri öğretir.”

Bu eserin el yazma nüshaları, Petersburg Kütüphanesi'nde ve Oxford'da bulunmaktadır. Eserin coğrafya ile ilgili kısmı Abdürreşid Bakuvi tarafından Telhisü'l-asar ve Acaibü'l-Meliki'l-Kahhar adıyla yayınlanmıştır. Kazvinî'nin yazdığı eserler, asırlarca ilim adamlarının müracaat kaynağı oldu. Eserlerinde; tecrübe ve gözlemi esas almıştır. Bu sebeple ortaya koyduğu neticeler tamamen ilmî usullere dayanmaktadır. Onun vazgeçilmez birer ilim kaynağı olan eserlerinin asıl kıymeti de buradan gelmektedir.

Whatsapp İkon Facebook İkon Bağlantıyı Kopyala
Rehber İnsanlar Sayfası