KEMAL ÜMMÎ

İsmail Anadolu velilerinden, şair.
A- A+

Anadolu velilerinden, şair. İsmi İsmail'dir. Kemal Ümmî lakabıyla meşhur olmuştur. On beşinci asrın başlarında Niğde'de doğdu. Doğum tarihi bilinmemektedir. 880 (m. 1475)'de şehit edilmiştir. Hayatı ile ilgili bilgiler karışıktır. Kabri Niğde'de Yenice Mahallesindedir. Bolu Karaman vb. şehirlerde de kabri olduğu ileri sürülmektedir.

Şeyh Muhammed Bahaeddin-i Erzincanî'nin halifelerindendir. Şeyh Cemal-i Halvetî'nin akran ve dostlarındandır. Adına yazılan bir Menakıbname'de; “Safi Sultan'dan el aldı dirler.” şeklinde bir ifadeye göre o zattan da feyz aldığı anlaşılmaktadır. Anadolu'da meşhur ve çok sevilmesi yüzünden Karaman, Manisa, Mudurnu ve Niğde Mevlevîhanelerinde makamları vardır. Ömrünün çoğunu Niğde'de geçiren Kemal Ümmî hazretleri, rivayete göre Bolu civarında da bulunmuştur. Pek çok insanı irşad etmiştir, onlara Allahü tealanın emirlerini ve yasaklarını anlatıp, saadete kavuşmalarına vesile olmuştur.

Kemal Ümmî bilhassa şiirleriyle tanınan bir tasavvuf şairidir. Şiirlerinde muhteva bakımından Yunus Emre'ye benzer. Daha ziyade aruz vezniyle kaside, gazel ve mesnevi gibi klasik nazım şekillerinde şiirleri vardır. Tekke şiirinde kendinden sonraki şairlere örnek olmuştur. Şiirlerini aruz vezniyle yazmasına rağmen açık ve anlaşılır bir dili vardır. Halkın anlayacağı şekilde hitab etmiştir. Bilhassa yazdığı güzel ilahiler Anadolu sınırlarını aşarak Kırım, Kazan, Taşkent ve Özbek Türkleri arasında yayılmıştır. Şiirlerinde dünyanın fanîliğini Allahü tealanın sevgisini, dünya nimetleri ile güzel ahlâk ve ibadeti ve ibadetlere teşviki işlemiştir. Divan'ında iki bin üç yüz beyitten fazla şiiri vardır. Münacaat, naat, kaside, gazel, mesnevi ve ilahilerden meydana gelen divanının, İstanbul ve Anadolu kütüphanelerinde pek çok nüshası bulunmaktadır. Bu divanından başka Kırk Armağan adlı didaktik muhtevalı bir eseri mevcuttur.

Bir menkıbesi şöyledir: Kemal Ümmî hazretlerinin Sinan adında bir oğlu vardı. Bu oğlu ilim tahsili yapmış, zahirî ilimlerde çok yükselmişti. Ancak babasının büyük veli olduğunu bir türlü kabul etmiyordu. Tasavvufta yükselmek, kemale ermek istiyordu ve kendine rehberlik edecek yol gösterici bir mürşid arıyordu. Kuvvetli bir ilim tahsili yapmış olduğundan hep kitaplarla meşgul olurdu. Nihayet bir gün babasına; “Herkes seni sevip sayıyor. Eğer beni önceden yetiştirseydiniz, size itaat ederdim. Fakat zahir ilimlerde bilginiz yok. Benimse çok müşkülüm var.” dedi.

Bunun üzerine babası; “Oğlum sen de muradına erersin. Benim sözümü dinle, bu yolda gayret göster, Mekke'ye git, Kâbe'yi tavaf et. Safa ve Merve arasında sa'y edip, Makam-ı İbrahim'e varınca, Allahü tealaya yalvarıp dua et. İki rekat namaz kıl. Selam verip dua ettikten sonra yanında ihtiyar bir zat görürsün. O zat senin gönlünün derdine çare olur. O gönül sırlarından haberdardır. Nice sırları ondan öğrenirsin.” dedi. Babasından böyle bir işaret alınca, Kâbe'ye gitmek üzere yola çıktı. Mekke'ye gitmek için bir gemiye bindi. Hava gayet sakin ve gemi yolcu ile doluydu. Yolculukları sırasında hava değişip rüzgar esmeye ve deniz dalgaları coşmaya başladı. Sonunda gemi battı. Yolculardan kimi boğuldu, kimi kurtuldu. Kemal Ümmî hazretlerinin oğlu Sinan ise boğulmak üzere olup dalgalar arasında çırpınıyordu. Bu sırada babası aniden gözüküp onu boğulmaktan kurtardı ve gözden kayboldu. Boğulmaktan kurtulduğu için Allahü tealaya şükretti.

Kemal Ümmî'ye ait olduğu söylenen Niğde'nin Yenice Mahallesindeki türbe.

Kurtulan diğer yolcularla birlikte karadan yürüyerek yola devam ettiler. Ancak hâllerinin ne olacağını bilmeden yolculukları sıkıntılı geçiyordu. Bir müddet gittikten sonra çölde eşkıya yollarını kesip hepsini esir aldı. Sinan bu sefer de tuzağa düşmüş bir yabancı kuş gibi esir oldu. Allahü tealaya tevekkül edip sabırla beklemeye başladı. Onu bir zindana kapattılar. Geceleri gözüne uyku girmiyordu. Çok hâlsiz ve zayıf düşmüş, ağlamaktan gözleri kan çanağına dönmüştü. Ayrıca çok da işkence görüyordu. Bu ızdırap ve zindandan kurtulmak için hiçbir çarenin olmadığını anladı. O zaman Allahü tealaya dua edip şöyle dedi:

“Ya Rabbî! Bana lutfeyle, çok günahkârım. Senin veli kullarından olan babama değer vermez ve inanmazdım. İnadım sebebiyle içinde bulunduğum bu sıkıntıya düştüm. Babama hiç teslim olmazdım. Onun sözlerini hiç tutmazdım. Kimsenin sözünü beğenmez ve yüzünü görmek istemezdim. Babama hiç baş eğmezdim. Ya Rabbî! Benim çektiğim hep bu yaptıklarımdandır. Bana ihsan eyle kurtar beni. Şimdi kabahatimi anladım.” diyerek gece-gündüz ağlardı.

Günlerce böyle çaresiz gam ve dert çekip kurtulacağı günü bekledi. Bir gün ellerini ve ayaklarını da bağladılar ve; “Şimdi senin gözlerine de mil çekip seni kör edeceğiz, artık dünyayı görmez olursun ve bir yere gidemeyip, buralarda kalırsın.” dediler. Bu sözleri işitince, çaresizlik ve dehşet içinde çok ağladı. Artık tam çaresizlik içine düşüp gözlerini de kaybetme korkusu içindeyken birdenbire babası Kemal Ümmî hazretleri karşısına çıkıverdi. Elini uzatıp; “Gözünü yum beri gel. Allahü tealanın kudretini göresin. Hep ah edip inlersin.” dedi. Sonra onu anlamadığı bir şekilde tutup Kâbe'ye bıraktı. Gözlerini açtığında Kâbe'nin yanında idi. Bu hâllere çok şaşırıp, günahlarına ve kabahatlerine pek ziyade pişman oldu. Tam bir ihlas ile canu gönülden Kâbe'yi tavaf etti.

Kemal Ümmî'ye atfedilen Bolu'daki kabir.

Sonra Makam-ı İbrahim'e geçip iki rekat namaz kıldı. Bu hâlini kendisi şöyle anlatmıştır: Makam-ı İbrahim'de iki rekat namaz kıldım. Selam verdikten sonra; “Ya Rabbî bu yolda nice sıkıntılar çektim. Şimdi beni muradıma erdir.” diye dua edip ellerimi yüzüme sürdüm. Bu sırada yanımda oturan yüzü örtülü bir ihtiyar gördüm. Elini öptüm ve; “Efendim şimdi sizden ricam, beni muradıma kavuşturmak için himmet eylemenizdir. Derdime bir çare ihsan edin.” dedim.

Bana; “Evliyaya karşı inadı terkeyle, onlara itimat göster. Görünüşlerine bakma! Onların batınlarına iç alemlerine bak. Neden gördüğünü ilimden habersiz zannedersin. Zahir ilimle Allahü tealaya kavuşmayı mı murad edersin! Zahir ilmi olmayanı Hak'tan uzak mı sanırsın? Gerçi ilim kişiye faydalıdır. Fakat bu ilimle amel edilmeyince, faydası olmaz. Dünyaya düşkün olmayan, haramlardan sakınan mevlasına kavuşur. Eğer bu sözleri anlayıp idrak ettiysen, mürşidine yol göstericine teslim olman gerekir.” buyurdu ve bir hayli nasihat etti.

Sinan Efendi bu nasihatları dikkatle dinleyip çok göz yaşı döktü. Kendisine nasihat eden zat yüzündeki örtüyü kaldırıp ona yüzünü gösterdi. Baktığında onun babası olduğunu gördü. “Derdime yine babam çare oldu.” diyerek elini öpüp ayaklarına kapandı. Artık babasının büyük bir veli olduğunu açıkça görüp anladı. Ona teslim oldu ve duasını aldı.

Kâbe'deki hizmetçiler Sinan'ın yanına yaklaşıp; “Bu zat neden sana bu kadar yakın alâka gösterdi. Senin de ona karşı muhabbetin nedendir?” dediler. “Bu zat benim babamdır.” deyince, hizmetçiler; “Bu zat elli seneden beri beş vakit namazını Kâbe'de kılar. Biz onu hep burada görürüz.” dediler. Kemal Ümmî hazretlerinin oğlu Sinan, daha sonra babasının terbiyesinde tasavvufta yetişip marifet sahibi faziletli bir zat oldu.

Bir defasında da oğlu Sinan'a; “Oğul eğer ihlasın varsa, gel şu ayağımın üstüne bas. Göresin sen dahi vakit nicedir, demeyesin bu vakit gecedir.” dedi. Oğlu ayağına basınca, ayağını oynattı. Oğlu Sinan'ın gözünden perde kalkıp arşı seyretmeye başladı. Melekleri semayı doldurmuş namaz kılıyor halde gördü. Babasının bu kerametini görünce, onun büyük bir veli olduğunu anlayıp ayaklarına kapandı. Ondan feyz alıp saadete kavuştu.

Kemal-i Ümmî, eserlerinde epeyce veciz anlatıma başvurmuştur. Atasözlerinin bir kısmını eserlerinde aynen kullanmış, bazılarına ise anlam olarak işaret edilmiştir. Bazıları Şunlardır:

“Bir tilkinin derisi iki kez soyulmaz.”

Derdini derdlüye dir Ümmî Kemal. Zira her tadı tatmayan tuymaz. Yani “Dertli dertlinin hâlinden bilir.”

Eylük iden bulur eyliği. Yani “İyilik eden iyilik bulur.”

Gelen geçer, konan göçer.

Kılıç nesne kesmez kın içinde. Yani “Kılıç kınında iken kesmez.”

Kim neyi sevse gerek kim ol ola çok andığı. Yani “Dervişin fikri ne ise zikri de odur.”

Kişi n'itse kendüzine ider. Yani “Kişi ne yaparsa kendine yapar.”

Ne bal u gül var arusuz dikensüz. Yani “Dikensiz gül olmaz.”

Son peşiman assı kılmaz. Yani “Son pişmanlık fayda etmez.”

Günümüz konuşma dilinde, Anadolu'da değişik yörelerde kullanıldığına tanık olduğumuz bazı kelimeler de vardır.

Kemal Ümmî hazretlerinin şiirlerinden biri:

Bakın iy can ü dil gözün açanlar,

Beka mülki fena ilden seçenler.

Kanı şol dünyaya mağrur olanlar,

Kanı şol menzile konup göçenler.

Kanı şol illeri bizüm diyenler,

Kanı şol yerleri eküp biçenler.

Kanı şol kal'alar burçlar yapanlar,

Kanı anda durup yiyüp içenler.

Kanı şol cem' olup tez dagılanlar,

Kanı şol şem' olup yanup tütenler.

Kanı şol işret idüp raks uranlar,

Kanı şol başlara saçu saçanlar.

Kanı şol baş oluban kim sananlar,

Kamu halkın hakkın yiyüp içenler.

Kemal Ümmî sen ol Hak'dan yana kaç,

Kaçan kurtulur ölümden kaçanlar.

Bu tuzakda tutulmaz dane içün,

Safa şevkiyle uçmağa kaçanlar.

Kemal Ümmî'nin Divan'ının ilk iki sayfası. Eser Köprülü Kütüphanesi No: 1585/8'de kayıtlıdır.

Eserleri:

1- Divan: Çeşitli kütüphanelerde nüshası vardır. En iyi nüshası Beyazıt Devlet Kütüphanesi No: 3357'dedir. Camiu'n-nezâir ve Câmiu'l-meânî gibi şiir mecmualarında da çok sayıda şiiri yer alır.

2- Kırk Armağan: Bazı divan nüshalarında yer aldığı gibi müstakil nüshası da bulunan eser yaklaşık 200 beyitlik bir mesnevi olup ölüm hakkındaki bir hadisin şerhinden ibarettir.

3- Risâle-i Vefat: Ölmek üzere olan bir kişinin son anları ile mezardaki hallerini anlatan ve amel-i sâlih tavsiyesiyle sona eren bu küçük mesnevi Kırk Armağan'ı tamamlar niteliktedir. Bilinen tek nüshası Süleymaniye Kütüphanesi, Ali Nihat Tarlan Kısmı, No: 72/2'de kayıtlıdır.

4- Risale-i iman: İman ve ibadete ait çeşitli hususları konu alan bu küçük mensur risalenin bilinen tek nüshası Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi Hazine Kısmı, No: 178'deki bir mecmuanın içindedir.

Whatsapp İkon Facebook İkon Bağlantıyı Kopyala
Rehber İnsanlar Sayfası