MAHMUD ÂLUSÎ

Seyyid Mahmud bin Abdullah bin Mahmud el-Hüseynî Şâfiî tefsir, fıkıh âlimi ve şair.
A- A+

Şâfiî tefsir, fıkıh âlimi ve şair. İsmi Seyyid Mahmud bin Abdullah bin Mahmud el-Hüseynî olup, lakabı Şihâbüddîn, künyesi Ebu's-Senâ, nisbeti el-Âlûsî'dir. Oğlu ve torunu da âlim olduğu için Âlûsî-yi kebîr diye meşhurdur. Ailesi Hülâgu'nun Bağdad'ı işgali üzerine Âlus adasına hicret ettiği için, bu nisbetle anılır. 1217 (m. 1802) senesinde Bağdad'da dünyaya geldi. 1270 (m. 1853) senesinde burada vefat etti. Kabri, Maruf Kerhî kabristanındadır.

Babası seyyid, annesi şerifedir. Âlusî ailesi çok âlim yetiştirmekle tanınmıştır. Reisülmüderrisîn olan babasının yanında ilk tahsiline başladı. Ali es-Süveydî, Alâeddin Ali el-Mavsılî ve Mevlânâ Hâlid-i Bağdadî gibi zamanın meşhur âlimlerinden ders aldı. 13 yaşında kitap telifi ve tedrisata başladı. Çok talebe yetiştirdi. Bunlardan en meşhurları Abdülfettâh eş-Şevvâf ve Ahmed bin Mahmûd Salih el-Kaymakcî'dir. Kendisine Saltanat-ı Dâr-ı Âliyye müderrisi pâyesi verildi. Mercaniyye Medresesi vakfının mütevellisi oldu. Bu vazife için Bağdad'ın en büyük âlimi olarak tanınmak gerekmektedir. Bağdad Hanefî müftüsü olduğunda otuz yaşlarında idi. Onbeş yıl müftülük yaptıktan sonra bir takım dedikodular sebebiyle 1847'de bu vazifeden ayrıldı. Kendisini kitap telifine verdi. Yedi cildini daha evvel kaleme aldığı Ruhü'l-Meâni adlı tefsirinin iki cildini zamanın padişahı Sultan Abdülmecid'e arzetmek ve vazifeden azlinde haksızlığa uğradığını anlatmak üzere 1851'de İstanbul'a gitti. Sadrazam Reşid Paşa, müsteşar Fuad Paşa, Şeyhülislâm Arif Hikmet Bey ve İstanbul'un meşhur âlimleriyle görüştü. İyi karşılandığı İstanbul'da yirmibir ay kaldı. Ancak umduğunu elde edemeden memleketine döndü. Buradaki hatıralarını anlatan üç ayrı kitap yazdı. Yolda sıtmaya tutuldu ve son zamanlarını hastalıkla geçirdi. 1270 (m. 1853) senesinde Bağdad'da vefat etti. Maruf Kerhî Kabristanı'na defnolundu.

Âlûsî, Şâfiî olmakla beraber zaman zaman Hanefî mezhebine göre fetvâ verirdi. Bu sebeple bazı kaynaklar kendisini Hanefî ulemâsı arasında mütâlaa ederler. Bilhassa Şiîliğe reddiye mahiyetindeki eserleri çok kıymetlidir. Âlûsî, zekâ ve hâfızasının kuvveti ile tanındı. Çok talebe okutur, onların hususî ihtiyaçları ile bizzat alâkadar olurdu. Gündüz talebe okutup fetvâ verir, geceleri telifatla meşgul olurdu. Kaleme aldığı eserlerin müsveddeleri ertesi gün kâtipler tarafından temize çekilirdi. Üslûbu kuvvetli, cümleleri beliğ ve fasihtir. Âlûsî'nin faaliyetleri, Bağdad'daki ilmî hayata bir canlılık kazandırdı. Âlûsî, aşırı fikirleriyle İslâm âleminde şâibeli bir isim taşıyan İbni Teymiyye ve İbni Kayyım'ı çok över ve fikirlerini müdafaa ederdi. İbni Teymiyye ve İbni Kayyım'ın fikirleri zamanla Vehhabîliğin referans kaynağı olduğundan dolayı, Âlûsî de Vehhâbîliği terviç ettiği için tenkit edilmiştir. Nitekim tefsirinde istigase ve tevessüle karşı çıkmaktadır. Âlûsî Tefsîri'nde yazılı olan, İmam-ı A'zam'ın, Resûlullah'ı vesile yaparak dua etmeyi yasakladığı doğru değildir.

Mahmud Âlusî'nin yazdığı Rûhü'l-Meânî adlı eserin kapak sayfası (sağda) ve El-Feyzü'l-Vârid adlı eserinin ilk sayfası (solda). Çünki İmâm-ı A'zamdan böyle bir haberi hiçbir âlim bildirmemiştir. Aksine hepsi, tevessülün müstehab olduğunu bildirmişlerdir. Nitekim Âlûsî bile Gâliyye kitabında, “Kabrim yanında salevât okuyanı işitirim. Uzakta okuyanları, melek bana haber verir.” hadîsini bildiriyor. Yusuf Nebhânî, Şevâhidü'l-Hak adlı eserinde Âlûsî'nin de bu yoldaki fikirlerine cevap vermektedir. Âlûsî, selef itikadında olduğunu iddia ederdi. Bugün de Vehhâbîler bu iddiadadır. Mamafih Âlûsî, Mâtüridî ve Eş'arî mezheplerini gerektikçe müdafaa ederdi.

Âlûsî'ye tevcih edilen diğer bir tenkit de kazâ ve kader bilgisinde, Şeyh-i Ekber Muhyiddîn Arabî'nin yolunda yürümesidir. Buna göre, hayr ve şerri irâde etmek, insanın bir hususiyetidir. Bunu Allah yaratmaz. Meselâ, Allah elmayı elma yapmamış, yalnız onu yaratmıştır. Rûhü'l-Me'ânî'de En'âm sûresi 149. âyetinin “Huccetü'l-bâliğa Allahü teâlâya mahsustur.” meâlindeki ibaresini tefsîr ederken, huccetü'l-bâliğayı böyle izah etmektedir. Bu düşünceleri Ehl-i sünnet âlimlerinin izahlarına uygun görülmemektedir. Nitekim fenâ kullardaki fenâlığın sebebini Cenâb-ı Hak yaratmamış olduğu için, bunları cezâlandırması zulm olmaz ise de kullar bu sebepleri değiştiremiyecekleri için ma'zûr olmaları lâzım gelir. Yani kulların işleri, Allahın cebrinden kurtulur ise de, tabiatın cebrine girmiş olur. Allah cebr etmese de, başka bir cebr altında bulunan insanların cezâlandırılması zulüm olmasa bile, insanları bu hâlden kurtarmak için “Cehennemdekiler azaptan lezzet alırlar” demeleri doğru olmaz. Bundan başka “Allah hususiyetleri yaratmaz” demek de, tabiatcılara, maddecilere yaklaşmak olur. 

Mahmud Âlusî'ye hocası Mevlana Halid-i Bağdadî'nin yazdığı bir mektup.

Mahmud Âlûsî 20'den fazla eser telif etmiştir. 1- Rûhü'l-Meânî, dokuz cild tefsirdir. Telifi 16 sene sürmüştür. Gençler arasında şöhret bulmakla beraber, din âlimleri arasında bir kıymet kazanamamışdır. İçindeki haberlerden bazısının doğru olmadığı, Şâfiî âlimlerinden Mekke-i mükerreme müftüsü Ahmed bin Seyyid Zeynî Dahlân'ın Dürerü's-Seniyye kitabında yazılıdır. 2- Havâşî alâ Şerhi'l-Katri'n-Nedâ, matbudur. 3- Gâyetü'l-İhlâs bi-Tehzîbi Naz mı Dürreti'l-Gavvâs, Arap edebiyatına dair ve müellifinin yüksek ihtisasını gösteren bir eserdir. 4- Et-Tırâzü'l-Müzehheb fî Kasîdeti'l-Bâzi'l-Eşheb. 5- el-Ecvibetü'l-Irâkıyye ale'l-Es'ileti'l-İrâniyye, Şiîlere reddiye mahiyetinde ve tefsirinden en sonra en meşhur eseridir. 6- Nehcü's-Selâme; 7- Nefehâtü'l-Kudsiyye fî-Mebâhîsi'l-İmâmiyye, 8- El-Ecvibetü'l-Irâkıyye ale'l-Es'ileti'l-Lâhûriyye; son üç eser Şiîlere reddiye mahiyetindedir. Son eseri Sultan II. Mahmud tarafından taltif edilmiştir. 9- El-Feyzü'l-Vârid, Mevlânâ Hâlid'e mersiyenin şerhidir. 10- Şerhu'l-Kasîdeti'l-Kâdiriyye; 11- İnbâü'l-Ebnâ, çocuklarına vasiyetlerini muhtevidir.12- Neşvetü'ş-Şemûl fi's-Seferi ilâ İslâmbûl. 13- Neşvetü'l-Müdâm li'l-Avd ilâ Medîneti's-Selâm. 14- Garâ'ibü'l-İğtirâb ve Nüzhetü'l-Elbâb fi'z-Zehâb ve'l-İkâme ve'l-İyâb; İstanbul'da âlimlerle yaptığı sohbetlere dairdir. 15- el-Makamâtü'l-Hayâliyye, gençken yazdığı manzum bir hikâyedir. 16- Kasîdetür-Rifâiyye.

Mahmud Âlusî'nin yazdığı El-Ecvibetü'l-Irâkıyye ale'l-Es'ileti'l-Lâhûriyye adlı eserinin iç kapak sayfası (sağda) ilk sayfası (solda). Âlûsî'nin her biri ilim sahibi beş oğlu vardır. İsimleri Necmeddin Muhammed Hâmid, Bahâeddin Abdullah, Sa'deddin Abdülbâki, Ebu'l-Berekât Hayreddin Nu'mân ve Ahmed Şâkir'dir. Oğullarından Numan Âlûsî meşhur bir âlimdir. Torunlarından Mahmud Şükri bin Abdullah (1273/1857-1342/1924), Abdülazîz Dehlevî'nin Şiîlere reddiye mahiyetindeki meşhur eseri Tuhfe-i İsnâ Aşeriyye'nin Arabî tercümesini kısalttı. Muhtasar-ı Tuhfe adıyla meşhurdur. Şükri Âlûsî, devrinde İbni Teymiyye ve İbni Kayyım'ın ateşli müdafilerinden olup, Abduh'un Mısır'da yapmak istediği reformu Irak'ta yapmaya çalışmış; siyasete karışmış ve Sultan Hamid tarafından Anadolu'ya sürgün edilmiştir.

Whatsapp İkon Facebook İkon Bağlantıyı Kopyala
Rehber İnsanlar Sayfası