Harput'un büyük velîlerinden. Elazığ'ın Palu ilçesine bağlı Hun köyünde doğdu. Seyyiddir. Doğum tarihi belli değildir. 1313 (m. 1895)'de Palu'da vefat etti. Murad Nehri kıyısında, hocası Ali Septi'nin kabrinin beş-altı yüz metre aşağısına defnedildi.
İlk tahsilini doğduğu yerde yaptı. Sonra Ali Septi hazretlerinin sohbetlerinde kemale geldi. On üç sene talebelik yapan Mahmud Saminî, tasavvuf yolunda yüksek derecelere kavuştu. Mahmud Saminî, hocasının vefatından sonra yerine geçerek talebe yetiştirmeye ve insanlara Allahü tealanın emir ve yasaklarını bildirmeye başladı. Mahmud Saminî tütün içerdi.
Talebeleri arasına yeni katılmış olan Osman Bedreddin Mahmud Saminî hazretlerinin Palu'daki Türbesinin dış girişi. Mahmud Saminî hazretlerinin Türbesinin uzaktan görünüşü (sağda) ve Türbesinin kapısının görünüşü (solda).
Efendi (İmam Efendi) hocasının tütün içmesine kalben itiraz etti. Çünkü tütün içenleri o güne gelene kadar sevmezdi. Yine bir gün sohbet esnasında Osman Bedreddin hocasının tütün içmesini kalben hoş karşılamadı. Mahmud Saminî ona dönerek; “Bizim tütün çubuğumuzu düşüneceğine, Allahü tealayı düşün ve zikret. O'nu an ve O'ndan başka da bir şey düşünme.” dedi. Bu söz üzerine Osman Bedreddin tövbe ederek, kalben büyük bir bağlılıkla hocasına bağlandı.
NASİHATLARIN ÖZÜ
Bir gün ders bittikten sonra vakit namazını kılmak için hazırlık yapıldı. Ezan okunduktan sonra Mahmud Saminî, Osman Bedreddin'e dönerek; “Kalk imam ol Osman!” dediğinde şaşırarak; “Ne haddimize efendim!” cevabını verdi. Fakat Mahmud Saminî Efendi ısrar edince Osman Bedreddin imam oldu. Tekbir getirdikten sonra, Fatihayı bir türlü okuyamadı. Sıkıntı ve üzüntüden terledi. Osman Bedreddin'in durumu böyle devam etti. Henüz namaza durmamış olan Mahmud Saminî Efendi; “Oku ya hafız! Oku Osman Bedreddin!” dedi. O anda Osman Bedreddin okumaya başladı. Namazı tamamladıktan sonra Osman Bedreddin'e dönen Mahmud Saminî; “Ya hafız! Büyüklerin sözüne ve niyetine itiraz edilmez. Onların niyetine ve sözüne teslim olunur.” buyurdu. Saminî hazretlerinin Hafız Osman Bedreddin hazretlerine nasihatlerinden bazıları:
“Hafız! Bir çocuk tahsil çağına geldiği zaman, okuyup yazmaya nasıl harfleri öğrenmekle başlarsa, Hakk'a ermek de tavsiye edeceğim şu hususlara uymakla gerçekleşir: 1) Allahü tealayı tanımak, 2) Muhabbetullah (Allahü tealaya muhabbet), 3) Gönlü toplamak, 4) Teslimiyet, 5) Nefsin arzularına uymamak, 6) Bu yolda gayret göstermek, 7) Kesrette vahdet. Halk içinde Hak ile olmak, 8) Çok salevat okumak, 9) Kelime-i tevhidi çok söylemek, 10) Az yemek, 11) Temiz giyinmek, 12) Halka faydalı olmak, 13) Mütehallik, güzel ahlâk sahibi olmak, 14) Mürşide, yol göstericiye, hocaya itaat, 15) Arkadaşlarına şefkat, sevgi, 16) Âleme ibret nazarı ile bakmak, 17) Vaktin kıymetini bilmek, 18) Hükumete itaat, 19) Hasedden ari, uzak olmak, 20) Kimseye buğz ve düşmanlık etmemek, 21) Komşu hakkını ileri tutmak, 22) Sözünün eri olmak, 23) Kendini tanımak, 24) Dünyadan lüzumlu kadar nasib almak, 25) Ahireti unutmamak, 26) Doğruluktan ayrılmamak, 27) Haddi aşmamak, 28) Huzurla sükun bulmak. Tasavvufun elifbası bunlardır. İnsanlar arasında aşk ateşiyle dolaş, fenalıkları yak, iyilikleri besle. İnsanı insana yaklaştır, Hakk'a ulaştır. Asla ilmine güvenme, fadlına kanma. Dünyaya aldanma, nefsine uyma, şeytanı at. Aşk ile yan, şevk ile kalk. Peşinden gelenleri ne olursa olsun iyi gözet, sapıkları düzelt. Huzura dikkat, her sözün hakikat, görüşlerin marifet olsun. Hafız! Makam-ı irşad yani insanları yetiştirme makamı bir şimşektir. Çaktığı vakit etrafını aydınlatır ve düştüğü yeri de yakar. Marifet; o aydınlığı insanların kararan kalbine nüfuz ettirmek (sokmak) ve kalbleri aydınlatmaktır.”
Hayatı boyunca ilim ehli talebeler yetiştiren Mahmud Saminî, onlara büyük önem verirdi. En büyük eserin hayırlı evlad ve imanlı bir talebe yetiştirmek olduğunu her fırsatta sevdiklerine söylerdi. Yirmiye yakın ârif yetiştirdi. Bunlardan Harputlu Osman Bedreddin Efendi, o zaman Erzurum'un kazası olan Kığı Kasabasından Hacı Yusuf Efendi ile oğlu Muhammed Efendi, Kığı Müftüsü Muhammed Efendi meşhurdur. Nureddin Efendi 1964 yılında Antalya'da vefat etti. Ali Sebtî'nin torunu Said Efendi 1926'da Diyarbakır'da vefat etti. Mahmud Saminî devamlı yanına gelenlere ve talebelerine; “(Enbiya suresi: 35)” mealindeki ayet-i kerimesini okuyarak onları dünya sevgisinden uzaklaştırırdı.
“Tasavvufda yol bir arı kovanına benzetilmiştir. Arı gibi gayet muntazam çalışmak ve arı gibi bal yapmak, karıncalar gibi kanaatkar olmak lazımdır. Bal yapmak idrakine eriştiğinde, bu şifalı baldan Müslüman kardeşlerine tattırmak elzemdir. Çalışanlar tadını alır. Çalışmayanları da çalıştırmak rehberin vazifesidir. Mahlukatın yaratılışındaki güzellikte, ilahî hikmetler var. Bunlar sırlarla doludur.” Mahmud Saminî hazretlerinin Palu'daki Camii ve evi (sağda) ve Dergahı ve Camii (solda). Mahmud Saminî hazretlerinin Türbesinin içindeki kabirler (sağda) ve Mahmud Saminî hazretlerinin sandukası (solda). Velîler iğnenin ufacık deliğinden Hindistan'ı seyrederler. Bu hâl ise, alem-i misalin altında bir hâldir. Alem-i misal bunun üstündedir. Resul-i ekrem efendimizden nurlarını alırlar ve ondan sonra vahdet sarayının ezelî ve ebendî varlığında erirler. Benliklerinden sıyrılırlar. Sırr-ı Sübhanda, mazhar-ı lutfa ererler (Bkz. İmam Efendi) Buyurdu ki: Bir şeyhde üç şeye dikkat ediniz.
1- Kendine dünyalık verildiğinde, hoşuna gider mi?
2- Sünnetlerle amel ediyor mu? Sünnetlere ne derece uyuyor.
3- En çok neyi seviyor. Eğer dünyalıktan hoşlanıyor, sünnete itibar etmiyor, dünyadan bahsedip, ahiretten ve Allahdan konuşmuyorsa, işinize yaramaz, ondan uzak olunuz.
Talebesi ve halifesi Osman Bedreddin Efendi der ki: Biz onsekiz sene yüksek huzurlarına gittik geldik. Kendine bir büyüklük isnad ettiklerini kat'iyyen görmedik. Hiç kimseden de işitmedik. Kendini şeyh saymadı. Buna rağmen pek heybetli ve azametli görünürdü. Çok kere buyururdu ki: Dünyanın ne kadar harab olduğunu benden anlayın. Bir zaman Şeyh Ali Efendi (Sebti hazretleri) gibi bir zat-ı muhterem bu halkı Hak teala hazretlerine davet ve irşad buyururlardı. Şimdi ise bu halka söz söyluyoruz.
Mahmud Saminî hazretlerinin Camii'nin son cemaat yeri (sağda) ve Server-i Kâinat Efendimizinde mânen teşrif ettikleri Sâminî hazretlerinin yaptırdığı camiinin içinden bir görünüş. (solda).
Heyhat!
“Kıyamet günü peygamberlerin ümmetlerinin çokluğu ile iftihar ettikleri, sevindikleri gibi, biz de ihvanımızın (din kardeşi) çokluğu ile iftihar ederiz, sakat olsalar, pek işe yaramaz hâlde bulunsalar bile.” Talebesi Osman Bedreddin Efendiye buyurdu ki: “Hafız, ne söylersen kitabdan söyle. Bunda iki faide vardır: 1) Sen aradan çıkarsın, sana gurur gelmez. Zira söylediğin söz, senin değil, başkasınındır. 2) Birisi itiraz ederse, başkasının sözü olduğu için yine senin nefsin araya girmez. Bu surette insana hiddet ve can sıkıntısı da gelmez. Söylediğin söz, doğru ise de, yanlış ise de, kitabın sahibine aiddir.” “Yarın cenab-ı Hak, bizim adamlarımıza azab ederse, biz de üzülürüz. İnşaallah ne onlara azab edilir, ne de biz mahzun oluruz.” Mahmud Saminî hazretlerinin kullandığı Rahle ve tütün çubuğu. Hafız Osman Bedreddin hazretlerinin, hocası Mahmud Saminî hazretleri için yazdığı bir şiiri şöyledir:
Kim gelip girse bu gün Saminî gülzarına
Bir kademde vasıl olur her kişi dildarına
Bir nefesde mürde dil bulur hayat-ı cavidan
Saminî enfas-ı kudsiden erer hem yarına
Alem-i manada şah olmak dilersen taliba
Gel bugün ver varlığın Saminî'nin varına
Hem gönül ayinesin derd-i sivadan pak kıl
Er huzur-i hazrete yanma bu furkat nârına
Alem-i kudse erişmek ister isen Bedriya
Sıdk ile gel bende ol gir Saminî bazarına.