Tabi în'den ve meşhur hadis hafızlarından. İsminin Şehra olduğu söylenir. Künyeleri değişik şekillerde, Ebu Abdullah, Ebu Eyyub ve Ebu Müslim olarak bildirilmiştir. Aslen İran'lıdır. Kabil'de doğmuş, orada yaşı biraz ilerleyince esir edilmiştir. Mısır'da, Hüzel kabilesinden bir kadının azatlısıdır. Onun için Hüzelî de denmiştir. 112 (m. 730) yılında Dı maşk'ta vefat etmiş, vefatı için başka tarihler de bildirilmiştir.
Zamanında, Şam'ın en büyük fakihi (İslam hukuku âlimi) idi. Resulullah'ın hadis-i şeriflerini öğrenmek için çok memleketleri dolaştı. Irak ve Medine'ye gitti. Dı maşk'a yerleşti. Enes bin Malik, Ebu Ümame, Mahmud bin Rebi', Ubeydullah bin Muhayrız, Anbese bin Ebu Süfyan, Süleyman bin Yesar, Tavus ve başkalarından hadis-i şerif rivayet etti. Evza î, Abdurrahman bin Yezid bin Cabir, Sevr bin Yezid, Süleyman bin Musa da ondan hadis-i şerif bildirmişlerdi. Hadis ilminde sika (güvenilir) bir âlimdi.
Mekhul hazretleri kendisine sorulan suallerin hepsine cevap vermezdi. Tey mî bin Atıyye el-An sî; “Mekhul'dan (bilmiyorum) diye cevap verdiğini çok işittim.” demiştir. Züh rî; “Şu dört büyük âlim dört yerde yetişmiştir. Sa'id bin Müseyyeb Medine'de, Şa'bî Kufe'de, Hasan el Bas rî Basra'da, Mekhul Şam'da. Şam'da, Mekhul zamanında, fetva vermekte ondan daha yetkili kimse yoktu. La havle ve la kuvvete illa billah demeden fetva vermezdi. Ben bu kadar anlayabildim. Bu fetvam hatalı da olabilir, doğru da, derdi.” diye bildirdi.
Mekhul eş-Şa mî hazretlerinin rivayet ettiği hadis-i şeriflerden bazıları şunlardır:
Abdurrahman Ganem'den rivayet etti: “Abdurrahman bana; “Sahabe-i Kiram'dan, on kişi bana anlattı: “Kuba Mescidi'nde idik. İlim müzakeresi yapıyorduk. Bu sırada Resulullah çıkageldi. “İstediğiniz kadar ilim öğrenin. Bildiğinizle amel etmediğiniz müddetçe, Allahü teala size mükafat vermez.” buyurdu.” dedi.”
Ümmü Eymen'den rivayet etmiştir. Peygamber Efendimiz Eshabına şöyle buyurdu: “Azap olunup, yakılsan bile Allahü tealaya şirk koşma. Bütün servetini çıkarıp feda etmeni de söyleseler, anne ve babana itaat et. Onları kırma. Namazı bile bile terketme. Kim namazı bilerek terk ederse, Allahü tealanın emanı (yardımı) ondan uzak olur. İçki içmekten çok sakın. Çünkü, içki, her çeşit kötülüğün anasıdır. Günahtan da uzak dur. Ona yaklaşma. Günah, Allahü tealanın gazabını celbeder (çeker).”
“Ayıp araştırıcı olmayınız. Çok övücü de olmayınız. Onu bunu lekeleyip kusur bulmayınız. Bir şey yapmadan, olduğunuz yerde işsiz güçsüz kalmayınız.”
“Ey Muaz! Emî re itaat et. Eshabımdan hiç kimseye sövme.”
Yine Enes bin Malik'ten rivayet etmiştir: “Kim sabah ve akşam olduğu zaman, “Allahümme in nî eşhedüke ve eşhedü hamalete arşike ve melaiketike ve cemii halkike. İnneke entellah, Lailahe illa ente vahdeke. La şerike leke. Veenne Muhammeden, abdüke ve resulüke.” derse, Allahü teala onun dörtte birini Cehennem'den azat eder. İki kere derse, yarısını; üç kere derse, dörtte üçünü; dört kere derse, bütün vücudunu Cehennem'den azat eder.”
Mekhul eş-Şamî zamanında fetva vermekte ondan daha yetkili kimse yoktu. “La havle ve la kuvvete illa billah” demeden fetva vermezdi.
Vasıle'den rivayet etmiştir: “Din kardeşinize şematet etmeyiniz (başına gelen belaya ve zarara sevinmeyiniz). Şematet ederseniz. Allahü teala belayı ondan alır, size verir.”
Ebu Sa'lebe'den rivayet etmiştir: “Sizden en çok sevdiğim ve bana en yakın olanınız, ah lâ kı en güzel olanıdır. En uzak olanınız da ah lâ kı kötü, geveze, konuşurken lafı çok uzatan ve cimrilerdir.”
Şeddad bin Evs'den rivayet etmiştir: “Birisi Peygamber Efendimizin huzurunda durup; “Ya Resulallah! İlim ne ile artar bana bildirir misin?” diye sordu. Peygamber Efendimiz de; “Öğrenmek ile.” buyurdu. “Kötü bir iş yaptıktan sonra iyilik yapmak fayda verir mi?” diye sorunca; “Evet, tövbe, günahı silip götürür. İyilikler, kötülükleri ve günahları giderir: Kul Rabbini genişlik vaktinde anınca, Allahü teala, başına bela geldiği zaman kuluna icabet eder.” buyurdular.
Ebu Eyyub Ensa rî'den rivayet etti: “Bir kimse ibadetini kırk gün Allah için ihlaslı olarak yaparsa, kalbinden diline hikmet çeşmeleri dikilir.”
“Allahü teala, hakkı (doğruyu) Ömer'in dili üzerine koydu.”
Aişe validemizden bildirmiştir: “Resulullah Efendimiz; “Ey Aişe! Bu gece, hangi gecedir?” buyurduğunda; “Allahü teala ve Resulü daha iyi bilir.” dedim. Bunun üzerine Resulullah; “Bu gece Şa'ban-ı şerifin onbeşinci gecesidir ki bu gecede dünyada yapılan ameller ve kulların işleri çıkarılıp, Allahü tealaya arz olunur. Bu gece Allahü tealanın Cehennem'den azat ettiği insanların sayısı, Be nî Kelb kabilesinin koyunları sayısıncadır (yani çok fazladır). Sen, şimdi, bu geceyi ibadetle geçirmem için bana izin verir misin?” diye buyurduğunda; “Elbette.” dedim.
Resulullah hemen namaza kalktı. Kıyamda fazla durmayıp Fatiha-ı şerife ve kısa bir zammı sureden sonra, gece yarısına kadar secdede kaldı. Sonra ikinci rekat için kalktı. Bunda da birinci rekattaki gibi okuyup, secdeye indi. Secdesi o kadar uzamış, kendinden o kadar geçmişti ki ruhu kabz olunmuş sandım. Yanına yaklaştım. Mübarek ayaklarına dokundum. Hareket etti: Secdede; “Eû zü biafvi ke min ikâ bike ve eû zü birı dâ ke min sahatike ve eû zü bike min kecellese nâ ük, lâ uh sî se nâ en aleyke ke mâ esneyte ala nefsike.” deyip, yalvardığını ve sena (övgü) ettiğini duydum. “Ya Resulallah, secdede bazı şeyler söylüyordunuz. Halbuki başka zaman bunları söylememiştiniz. Bunları hiç duymamıştım, dediğimde; “Ey Aişe, söylediğim şeyleri öğrendin mi?” buyurdu. “Evet.” dedim. “Siz onları öğretiniz. Çünkü Cebrail onları secdede okumamı emretti.” buyurdu.”
“Can gargaraya (son nefese) gelmedikçe Allahü teala kulun tövbesini kabul eder.”
Mekhül eş-Şa mî'nin kıymetli sözlerinden bazıları şöyledir:
“Namaz kılan birini gördüm. Her rüku ve secdeye gittiği zaman ağlıyordu. Onu riya yapmakla suçlamıştım. Bu yüzden, bir sene ağlamaktan mahrum bırakıldım.”
“Dinde âlim olduktan sonra, dünyalık bir menfaat alırım düşüncesiyle zaruret olmadan sultanların yanına gidip, yaltaklık edenler, attıkları adımlar kadar, Cehennem'in derinliklerine dalmış olurlar.”
“Kim, bir gecesini Allahü tealayı zikir ile ihya eder geçirirse, anadan doğmuş gibi günahsız ve tertemiz olarak sabahlar.”
“Fazilet cemaatte ise de selamet, kötülüklerden uzak kalabilmek için yalnızlıktadır.”
“Bir ümmet içerisinde her gün yirmi beş kişi Allahü tealaya, yirmi beş defa istiğfar ederse, (bağışlanmalarını dilerse), umuma ait azapla Allahü teala ümmeti muaheze etmez (cezalandırmaz).”
“Kokusu güzel olanın, aklı fazla, elbisesi temiz olanın, kederi az olur.”
“Eğer sen Kur'an-ı Kerim okuduğunda, o seni kötülüklerden uzaklaştırmıyorsa, senin gerçekten Kur'an-ı Kerim'i okumadığın anlaşılır.”
“İlmi kendisine fayda vermeyen kimseye, cehaleti de zarar verir.”
“İnsanların en yumuşak ve ince kalblisi, günahı az olanlardır.”
“Salih bir zatı seven, Allahü tealayı sevmiş olur. İlim öğrenmeye giden kimse, dönünceye kadar Cennet yolunda sayılır.”
“Müminler yumuşak ve müsamahakardırlar. Eğer, onu çekip götürürsen, karşı çıkmazlar, kabul edip giderler.”
“Âlimler bozuluncaya kadar, insanlara Allahü tealanın azabı gelmez.”
“Ana babaya itaat, büyük günahlara kefarettir. Bir kimse ailesi içinde yaşlılar bulunduğu müddetçe, Allahü tealanın rızasını kazanma imkanına sahiptir.”
“Boynumun vurulmasını, kadılık (hakimlik) makamına gelmeye, hüküm verme mertebesinde olmayı da beytülmalın başında olmaya tercih ederim.”
Mekhül eş-Şa mî Pazartesi ve Perşembe günleri oruç tutardı ve; “Pazartesi günü Resulullah dünyaya teşrif buyurdular. Yine bugün, peygamber olarak gönderildiler. Pazartesi günü ahirete irtihal (göç) buyurdular. Pazartesi ve Perşembe günü ameller Allahü tealaya arz olunur.” dedi.
Mekhul hazretlerine birisi geldi. “Ya Eba Abdullah! “Size düşen kendinizi korumaktır. Siz hidayette olunca, dalalet üzere olanlar size zarar veremez.” (Maide suresi: 105) ayet-i kerimesinin tefsirini yapar mısınız?” deyince; “Nasihat eden korktuğu, nasihati dinleyen de kabul etmediği zaman, senin vazifen kendini muhafaza etmektir. O zaman, dalalette olan kimse sana zarar veremez.” dedi.
Mekhul hazretleri; Tekasür suresinin; “Sonra andolsun siz, o gün elbette nimetten yana sorguya çekileceksiniz.” mealindeki 8. ayet-i kerimesini şöyle açıkladı: “Elbette içilen soğuk sudan, oturulan evin gölgesinden, karnın tokluğundan, yaratılışın mükemmelliğinden, uykunun lezzet ve tadından hesaba çekileceğiz.”
Mekhul hazretleri, kendi cemaati ile beraber oturuyordu. O sırada Mervan'ın torunu Yezid bin Abdülmelik geldi. Orada bulunanlar, hemen ona yer ayırmak ve hazırlamak için kalktıklarında Mekhul hazretleri; “Yerinizde oturunuz, bırakın bulduğu bir yere otursun. Böylece tevazuu öğrenmiş olur.” buyurdu.
Mekhül eş-Şa mî, bir cenaze görünce; “Siz sabahleyin gidiyorsanız, biz de akşamleyin geleceğiz. Şu cenaze açık bir öğüt ve ibret alınacak bir şey. Fakat gaflet çok. Öncekiler geçip gidecekler, fakat kalanlar ibret almazlar.” buyurmuştu.
Ölüm hastalığında iken Mekhul'un huzuruna birisi gelip; “Allahü teala sana afiyet versin ya Ebu Abdullah!” dedi. Mekhul hazretleri de; “Affı umulan Allahü teala ile olmak, kötülüğünden emin olunmayan kimse ile beraber olmaktan daha hayırlı ve iyidir.” buyurdu.