Ubeydullah-ı Ahrar'ın talebelerinden büyük veli. Doğum tarihi belli değildir. Hayatı hakkında fazla bilgi yoktur. 35 yıl Ubeydullah-ı Ahrar'ın huzurunda hizmet etti. 914 (m. 1508)'de vefat etti.
Küçük yaşta tahsil hayatına başlayan Mevlana Ebu Said'de, medresede okurken bir gün zahirî ilimlere karşı soğukluk, tasavvufa ise bir rağbet hâsıl oldu. Medreseden ayrılıp gönül ehli rehber aramaya başladı. Yolda giderken, ilim talebelerinden birine rastladı. “Nereden geliyorsun?” diye sorunca; “Kuh-i Nur denilen yerde Şeyh İlyas Işkî namında bir zatın yanından geliyorum.” dedi ve o zatı anlata anlata bitiremedi. Bunun üzerine gayri ihtiyari bu zatın sohbetinde bulunmak için huzuruna gitmeye karar verdi. Kuh-i Nur'a doğru yola çıktı. Yolda Ubeydullah-ı Ahrar hazretlerinin dergahına uğradı. Bu sırada Ubeydullah-ı Ahrar bir yerden gelmiş, attan iniyordu. Kendi kendine; “Hace hazretlerini hiç görmedim. Önce onu görüp sohbetini dinleleyim, sonra Kuh-i Nur'a gideyim.” dedi. Bu düşünce ile Hace'nin peşinden dergaha girdi. Hace'nin karşısına oturdu. Bir müddet sükuttan sonra Hace Ubeydullah mübarek başını kaldırıp ona doğru bakarak;
“Sohbetimde kal, ne işin var dağda,
Sığınak yok, bugün gördüğün dağda.”
beytini okuyunca hâli değişti. İçinden; “Eğer bu beyti benim için okudularsa, bir kere daha okusalar.” dedi. Bunun üzerine Hace Ubeydullah, Mevlana Ebu Said'e doğru dönüp; “Mevlana Ebu Said! Bu beyit senin içindir.” diyerek tekrar okudu. Daha sonra Hace Ubeydullah dergahtan ayrıldı. Mevlana Ebu Said, ismini söylemesinden ve Kuh'e gideceğini kimse bilmediği halde, oraya gitmemesine işaret etmesinden dolayı hayret etti. Hemen kaldığı medrese talebelerine, kitaplarım ve eşyalarım sizlerin olsun diye haber gönderdi.
Bu karşılamadan sonra Mevlana Ebu Said, Hace Ubeydullah'a bağlanarak, derslerine devam etti. Bir sene sonra zaman zaman hocasının iltifatlarına kavuştu. Bu iltifatları bir ara kesildi. Bunun üzerine Mevlana Ebu Said'de öyle bir kabz, sıkıntı ve daralma hâli meydana gelip helak olma noktasına geldi. Bu hâl yirmi gün kadar devam etti. Mevlana Ebu Said bazı büyüklerin; “Teheccüd namazından sonra Yasin-i şerif okuyup sonra her ne dua edilirse, makbul olur.” sözüne izafeten bir gece teheccüd vaktinde Yasin-i şerif okuyup; “Ya Rabbi! Eğer bende hocam Ubeydullah-ı Ahrar hazretlerini rahatsız eden bir şey varsa, onu benden gider. Eğer benim istidad ve kabiliyetimde hocamı rahatsız edecek bir hâlim varsa vücudumu ortadan kaldır veya beni bu dergahtan uzak eyle.” diye yalvardı. Çok ağlayıp gözyaşı döktü. Sabahleyin Ubeydullah-ı Ahrar'ın sohbetine gittiğinde, hocasının ilk sözleri şu oldu: “Bir şeyden sıkıldığınızda, ya ölümünüzü yahut dergahtan uzaklaşmayı istiyorsunuz.” buyurdu. Bundan, Ubeydullah-ı Ahrar hazretlerinin böyle sıkıntılarla kendisini terbiye etmekte olduğunu anladı. Bundan sonra yine önceki rahatlık hâli hâsıl oldu.
Mevlana Ebu Said, Hace Ubeydullah'ın sohbetlerinde kemale geldikten sonra hocasından icazet (diploma) alarak, insanlara doğru yolu anlatmaya çalıştı. Ömrünün sonuna kadar talebe yetiştirmekle meşgul oldu.