Hazreti Ali'nin oğlu. Annesi Havle binti Ca'fer bin Kays-ı Hanefiyye olduğu için, İbn-i Hanefiyye denilir. Hicretin 21. senesinde doğdu. 71 (m. 690)de Medine'de vefat etti. Muhammed Hanif, Muhammed Hanefiyye ve Muhammedü'l-Ekber de denir. İsmi Muhammed, künyesi Ebü'l-Kasım. Nesebi, Muhammed bin Ali bin Ebu Talib bin Abdülmuttalib bin Haşim bin Abdimenaf bin Kusey'dir.
Künyesinin Ebü'l-Kasım olması, Peygamber Efendimiz tarafından Hazreti Ali'nin evladına verilen hususi bir izin iledir. Muhammed bin Hanefiyye, Hazreti Hasan ve Hazreti Hüseyin'den sonra, Hazreti Ali'nin oğullarının en üstünü idi.
Münzir-i Sevrî buyuruyor ki: “Ben, bir defa Muhammed bin Hanefiyye'ye dedim ki, senin hem ismin hem de künyen, Peygamber Efendimizin isim ve künyesi gibidir. Bu ise caiz midir?” Cevap verdi ki: “Ben, babam Hazreti Ali'den duydum. Buyurdu ki, Resulullah'a arz ettim ki: “Ya Resulallah, sizden sonra Allahü Teâlâ bana bir erkek evlat ihsan ederse ismini ve künyesini sizin mübarek isminiz ve künyeniz gibi versem bir mahzuru var mıdır?” Resulullah bana buyurdu ki: “Evet oğlunuzun ismini ve künyesini benim ismim ve künyem ile verebilirsiniz. Lakin ondan başka, ismimin ve künyemin aynı kişide birlikte bulunması helal değildir.” Babam bunu söyledi ve bana buyurdu ki: “Resulullah'tan müsaade almıştım. Onun için sana, Muhammed ismini ve Ebü'l-Kasım künyesini verdim.”
Ebu Hamza buyuruyor ki: “Bir gün bir kimse Muhammed bin Hanefiyye'nin yanına geldi ve; “Esselamu aleyke ya mehdi.” diye selam verdi. İbn-i Hanefiyye buyurdu ki: “Doğru söylüyorsun. Ben insanları, hidayete doğru yola ve hayra davet etmek ve doğru yolu göstermek bakımından mehdiyim. Lakin ahir zamanda gelecek olan Mehdi değilim: Öyle anlaşılmaması için bana selam vereceğiniz zaman; “Esselamu Aleyke ya Muhammed veya ya Ebe'l-Kasım.” deyin. Başka isim ile hitap etmeyiniz.” buyurdu.
Muhammed bin Hanefiyye, ilimde üstün derecelere sahipti. Hazreti Abdullah bin Abbas ile beraber, fıkh, hadis, tefsir gibi ilimleri kitaplara yazdılar. Muhammed bin Hanefiyye, haramlardan ve şüpheli şeylerden sakınmakta ve güzel huyları kendinde toplamakta çok üstün olup, bu haliyle mübarek babaları, Hazreti Ali'nin hususi muhabbet ve takdirine mazhar olmuştu.
İbn-i Hanefiyye aynı zamanda çok cesur ve fevkalade kuvvet ve şecaat sahibi idi. Bu durumu bildiren çeşitli misaller vardır. Bir defa, Hazreti Ali'nin aldığı zırh biraz uzunca olduğundan, alt kısmından biraz kesilmesi icap ediyordu. Hazreti Ali kesilmesi gereken kısmı işaretledi. Oğluna işaretli yerin alt tarafını kesmesini söyledi. Hazreti İbn-i Hanefiyye, zırhı bir eline aldı. Diğer eliyle de, işaretli yerden itibaren eliyle çekerek kopardı.
İbn-i Hanefiyye Cemel ve Sıffin Muharebelerine karışmak istemedi ise de, babası; “Babanın bulunduğu tarafın haklı olduğundan şüphen mi var?” sözü üzerine babasının yanında yer almış ve babasının sancağını taşımıştır. Kahramanlık ve şecaatte eşsiz idi. Hazreti Ali şehit olduktan sonra Abdullah bin Zübeyr ve Abdülmelik bin Mervan arasındaki hadiselere karışmamak için Kufe'ye hicret etti.
Hazreti İbn-i Abbas Taif'te 65 (m. 684)'te vefat edince cenaze namazını Muhammed bin Hanefiyye kıldırdı. Muhammed bin Hanefiyye, Kufe'de iken, iki defa hac yapmak istedi ise de siyasi karışıklıklar sebebi ile yapamadı. İkinci defada hac yapamayınca çok sayıda kimse etrafında toplanıp; “Biz sizin emrinizdeyiz. Eğer emrederseniz harp bile yaparız.” dediklerinde, İbn-i Hanefiyye, onlara çok güzel nasihat ve tavsiyelerde bulunup, hepsini sakinleştirdi. Daha sonra Abdülmelik bin Mervan duruma hakim olup, herkes kendisine biat etti.
Muhammed bin Ömer, İbn-i Hanefiyye'ye bir mektup yazarak buyurdu ki: “Ben Abdülmelik'e biat ettim. Siz de biat edin. Çünkü biat edilmeyecek hiçbir sebep kalmamıştır. Bütün ümmet Abdülmelik'e biat etti.” Bunun üzerine Muhammed bin Hanefiyye, Abdülmelik'e bir mektup yazdı. Mektubunda buyurdu ki: “Bismillahirrahmanirrahim. Bu mektup, Muhammed bin Ali'den Müminlerin emiri Abdülmelik'e. Ben bu ümmetin içinde meydana gelen ihtilaflardan uzak durdum ve hiç kimseye biat etmemiştim. Artık bu ihtilaflar bitti ve herkes sana biat etti. Biliniz ki bende bu ümmetten biriyim. Sulh ve iyilik isterim. Bende sana biat ettim. Gördüm ki, insanlar sizin etrafınızda toplandı. İsterim ki siz de vefakarlık yaparsınız. Eğer haksızlık ve zulüm yaparsanız hiçbir hayrınız kalmaz. Buna rağmen bize haksızlık yaparsanız ve biatimizi kabul etmezseniz, biliniz ki yer yüzü geniştir.”
Muhammed bin Hanefiyye'nin Kahire'de bulunan makamı.
Muhammed bin Hanefiyye, halife Abdülmelik bin Mervan zamanında Medine-i Münevvere'de Bakî civarına yerleşmiş ve orada vefat etmiştir. Cevabi mektupta şöyle dedi: “Ey Muhammed bin Ali! Siz bize yakınsınız. Akrabamsınız. Madem ki siz bize biat ettiniz, biliniz ki, sizin biatinizi kabul ettim. Size vaat ediyorum ki, siz bundan sonra Allahü Teâlâ'nın ve Resulünün emanındasınız. Bizden size ve arkadaşlarınızdan hiçbir zarar gelmez. Şehrinize dönüp, istediğiniz gibi hareket ediniz. Ben sağ oldukça size hiç kimse bir zarar veremez.”
Abdülmelik bin Mervan daha sonra, Hicaz ve Irak'ın valisi olan Haccac bin Yusuf'a mektup yazarak Muhammed bin Hanefiyye'ye hiç zarar vermemesini, ona karışmamasını, iyilik ve ikramda bulunmasını emretti. Bunun üzerine Muhammed bin Hanefiyye, Medine-i Münevvere'ye döndü. Baki mevkiinde bir ev yaptırıp, oraya yerleşmek arzusunda olduğunu Halife Abdülmelik'e bildirdi. Halife derhal izin verip evi kendisi yaptırdı. Muhammed bin Hanefiyye ailesi ile beraber o eve yerleşti. 71 (m. 690)'da Medine'de vefat etti. Cenaze namazını Hazreti Osman'ın oğlu Eban kıldırdı. Abdullah, Hamza, Cafer, Hasan, İbrahim, Kasım, Abdurrahman ve Rukiye isimli çocukları olmuştu.
Muhammed bin Hanefiyye babası Hazreti Ali'den şöyle bir hadis-i şerif rivayet etti: Resulullah buyurdu ki: “Ümmetime şefaat edeceğim. Hatta Rabbim; “Ya Muhammed! Razı mısın?” diye nida edecek. Bende: “Evet ya Rabbi! Razıyım.” diyeceğim.”
Muhammed bin Hanefiyye buyurdular ki: “Bir kimse seyyidleri ve âlimleri severse, o kimse çok günahkar bile olsa, Allahü Teâlâ o kimseye pek çok ihsanlarda bulunur.”
“Kanaatkar olup, elini ve dilini kötülükten muhafaza edip, evinde oturan kimseye Allahü Teâlâ merhamet etsin. Allahü Teâlâ'nın sevdikleriyle görüşmek onların sohbetlerine katılmak büyük bir nimettir. Kim bu nimete kavuşmuş olarak ölürse, şüphesiz Allahü Teâlâ'nın ihsanlarına ve Cennet'ine kavuşur ve orada sevdikleriyle beraber olur.”
“Allahü Teâlâ'nın rızası için olmayan her şey boştur, manasızdır.”
“Kimin nefsi ıslah olmuş ise, onun nezdinde dünyanın zerre kadar kıymeti yoktur.”
“Allahü Teâlâ, Cennet'i nefslerinize karşılık kıldı. Nefsinizi, Cennet dururken, başka şeylere satmayınız.”