MUHAMMED BİN MÜNKEDİR

Muhammed bin Münkedir bin Hüdeyr bin Abdüluzza bin Âmir bin Haris bin Harise bin Sa'd bin Teym bin Mürre et-Teymî Tabiîn devrinde Medine'de yetişen hadis âlimlerinden ve evliyanın büyüklerindendir
A- A+

Tabiîn devrinde Medine'de yetişen hadis âlimlerinden ve evliyanın büyüklerindendir. Adı, Muhammed bin Münkedir bin Hüdeyr bin Abdüluzza bin Âmir bin Haris bin Harise bin Sa'd bin Teym bin Mürre et-Teymî; künyesi, Ebu Abdullah'tır. Ebu Bekr de denilir. 54 (m. 674) senesinde Medine'de doğmuş ve 130 (m. 748)'da da orada vefat etmiştir. Ayrıca Tabiîn'in büyüklerinden Rebia bin Abdullah onun amcasıdır.

Muhammed bin Münkedir hazretleri, Resulullah'ın Eshabı ile görüşmüş, onlardan ilim öğrenmiş ve birçok hadis-i şerif rivayet etmiştir. Hadis ve fıkıh ilminde yüksek derecelere ulaşmıştır. Züht ve takva ehli olup, kıraat ilminde de otorite kabul edilen bir âlimdir. Kendisine “Reisü'l-kurra” da denilmiştir.

Babası Münkedir ve amcası Rebia, Ebu Hüreyre, Ebu Katade, İbn-i Abbas ve İbn-i Ömer, Sa'id bin Müseyyeb ve daha pek çok Eshab-ı Kiram'dan ve Tabiîn'den hadis-i şerif rivayetinde bulunmuştur. Kendisinden de iki oğlu Yusuf ve Münkedir, kardeşinin oğlu İbrahim bin Ebu Bekr bin Münkedir, Amr bin Dinar, İmam-ı Zührî ve akranlarından Yunus bin Ubeyd, Ebu Hazim Seleme bin Dinar, Ca'fer-i Sadık ve daha birçok âlim hadis-i şerif rivayetinde bulunmuşlardır.

Hadis ilminde üstün bir yeri vardır. Bu ilimde söz sahibi olup, hadis-i şerif rivayetinde sika (güvenilir, sağlam) bir ravidir. İshak bin Raheveyh onun hakkında; “O, doğruluk menbaı (kaynağı) idi. Bütün salihler onun yanında toplanıp Resulullah'ın buyurduklarını söylediği zaman, insanlardan onu kabul etmeyen bir kimse çıkmadı.” dedi. O, senetleri ile birlikte yüz binden çok hadis-i şerifi ezbere bilirdi. Bu ilimde her sözü senetti. Kendisinden bir hadis-i şerifi sordukları zaman onlara hep ağlayarak cevap verirdi.

Muhammed bin Münkedir, Medine'nin meşhur fakihlerindendi. O; “Dini iyi bilen bir fakih, Allah ile kulu arasında bir elçi gibidir.” diyordu. Ayrıca, Kur'an-ı Kerim okumaya ve dinlemeye çok düşkündü. Kur'an-ı Kerim'i güzel okuyan hafızları toplardı. Onlara ikram ve ihsanlarda bulunduğu için de kendisine; “Reisü'l-kurra” denilirdi. İhsanı ve ikramı çok olan cömert bir kimseydi.

Muhammed bin Münkedir bütün geceyi ibadetle geçirir, Allah'a yalvarmaktan zevk alırdı. İbadet etmeyi, kendisi için gıda ve kalbi içinde hayat bilen büyük ve mübarek kimselerden biriydi. Geceleri uzun zaman ayakta durmaktan yorulmazdı. Yatsı namazının abdesti ile de sabah namazı kılardı.

Bir gece namaz kılarken ağlamaya başladı. Ağlamasının çokluğundan ve uzayıp gitmesinden ev halkı korkup yataklarından fırladılar. Kendisini ağlatan şeyin ne olduğunu sordular. Onu sakinleştirmeye çalıştılar. Bunların hiçbiri ona fayda etmedi ve ağlamaya devam etti. Bunun üzerine ev halkı, arkadaşı Ebu Hazim'e gidip durumu haber verdiler. Ebu Hazim gelince onun hâlâ ağladığını gördü ve; “Ey kardeşim! Seni ağlatan şey nedir? Niçin ağlıyorsun? Bak, seni çoluk çocuğun görüp çok üzülüyor. Bu ağlaman, bir hastalıktan mıdır? Yoksa başka bir durum mu vardır?” diye sordu.

Ağlayarak cevap verdi: “Allahü Teâlâ'nın kitabı Kur'an-ı Kerim'de; “... O gün onlar için Allah'tan, hiç de ümit etmeyecekleri nice azaplar belirecektir.” mealindeki ayet-i kerimeye gelmiştim. O beni ağlattı.”Sonra Ebu Hazim de ağlamaya başladı. Yine bir defasında ölünün yanında iken korkmuş ve ağlamaya başlamıştı. “Niçin ağlıyorsun?” dediklerinde, az önce bahsi geçen ayet-i kerimeyi okuyup; “O gün benim içinde, Allah'tan hiç zannetmeyeceğim azapların karşıma çıkacağından korkuyorum.” diye cevap verdi.

KİM BU MERT?

Muhammed bin Münkedir dine bağlı, takva ehli olup haramlardan çok sakınan bir din büyüğü idi. Kendisinin mağazası vardı. Çeşitli kumaşlar satıyordu. Bunlardan kimisinin zra'ı (bir zra yarım metredir) beş altın, kimisinin on altın idi. Bir gün, kendisi yok iken, çırağı bir köylüye beş altınlık kumaşı on altına sattı. Gelip bunu öğrenince akşama kadar köylüyü arattı. Köylüyü görünce de; “Bu kumaş beş altından ziyade (fazla) etmez.” dedi.

Köylü; “Ben bunu, seve seve aldım.” deyince; “Ben kendime uygun görmediğim din kardeşimede uygun görmem. Ya satıştan vazgeç ya da beş altını geri al, yahut da gel on altınlık kumaştan vereyim.” buyurdu. Bunun üzerine köylü beş altını geri aldı. Sonra birisine; “Bu mert kimdir?” diye sordu. “Muhammed bin Münkedir.” dediler. Bu ismi duyunca; “Sübhanallah! Bu öyle kimsedir ki, çölde susuz kalınca yağmur duasına çıkıp, onun adını söylediğimiz zaman rahmet yağıyor.” dedi.

Nakledilir ki: “Muhammed bin Münkedir gazilerden bir gurup ile yolculuk yapıyordu. Onlardan biri; “Canım taze peynir istiyor.” dedi. Muhammed bin Münkedir; “Allahü Teâlâ'ya dua ediniz. O bu yolda size taze peynir vermeye kâdirdir.” dedi. Hepsi dua ettiler. Biraz gittikten sonra ağzı kapalı bir zenbil (kap) gördüler. İçi taze peynir doluydu. İçlerinden birisi; “Bu peynirin yanında bal olmalı ki peynirle yiyelim!” dedi. Muhammed bin Münkedir; “Peyniri veren balı da vermeye kâdirdir.” buyurdu. Sonra hep birlikte dua ettiler. Biraz yürüdüler. Yolun kavşağında yine bir kap gördüler. Bunun da içi, bal ile dolu idi. Bineklerinden indiler, peynirle balı hep birlikte yediler.”

Muhammed bin Münkedir'in rivayet ettiği bir hadis-i şerifte Resulullah Efendimiz; “Amellerin, işlerin hayırlısı; Allah'a iman etmek, Allah yolunda cihat etmek ve hacc-ı mebrurdur.” buyurdu. Naklettiği hadis-i şeriflerden bazıları şunlardır:

“Öğrendiği bir hadis-i şerifi din kardeşine duyurandan daha faydalı kimse olamaz.”

“Takvaya (Allah'tan korkmaya) yardımcı olan mal, ne güzeldir!”

“Bana bir günde yüz salavat okuyanın, Allahü Teâlâ yüz ihtiyacını görür. Bunların yetmişi ahirete kalır. Otuzu dünyada görülür.”

“Mümin kardeşi ile bir yıl konuşmayıp dargın kalmak, onu öldürmek gibidir.”

Resulullah Efendimiz, Sakif kabilesinden birisine; “Sizin aranızda mürüvvet nedir?” diye sorunca, o da; “İnsaflı olmak ve herkesin iyiliğine çalışmaktır.” diye cevap verdi. Peygamberimizde; “Bizde de böyledir!” buyurdu.

Resulullah Efendimiz; “Amellerin, işlerin hayırlısı; Allah'a iman etmek, Allah yolunda cihat etmek ve hacc-ı mebrurdur.” diye buyurunca, Eshab-ı Kiram; “Hacc-ı mebrur nedir?” dediler. Cevabında; “O, açları doyurmak ve güzel konuşmaktır.” buyurdu.

Muhammed bin Münkedir'in rivayet ettiği bir hadis-i şerifte, Sevgili Peygamberimiz “Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billah diyerek, Allah'tan yardım isteyiniz.” buyurdu. “Zira o, sizi yetmiş sıkıntıdan korur. Onların en aşağısı üzüntüdür.”

“Bir kimse; “Lâ ilahe illallahü vahdehu lâ şerîke lehuehaden sameden lem yelid ve lem yûled ve lem yekünlehu küfüven ehad” derse, ona iki bin ve daha çok sevap, iyilik yazılır.”

“Rızkınızdan endişe etmeyiniz! Çünkü kul, kendisi için yaratılan her bir rızka kavuşmadıkça ölmez. Allah'tan korkunuz ve rızkı helal alarak ve haramı terk ederek, en güzel şekilde talep ediniz!”

“Cuma günü veya Cuma gecesinde ölen kimse, kabir azabından kurtulur ve kıyamet gününde şehitlere tabi olarak gelir.”

Resulullah, bir gün Eshabının toplandığı bir meclise gelmişti. Onlara şöyle buyurdu: “Az önce dostum Cebrail yanımdan ayrıldı. Bana şöyle dedi: “Ya Muhammed! Seni peygamber olarak gönderenin hakkı için söylüyorum. Allah'ın kullarından biri, beş yüz yıldan beri bir dağ başındadır. O dağ, enine boyuna otuz zra'dır (bir zra' yarım metredir). Çevresini her yandan dört bin fersahlık deniz kuşatmıştır. Allahü Teâlâ, o kula parmak genişliğinde, tatlı bir su akıtmaktadır ki bu su, dağın alt kısmındadır. Orada bir denar ağacı vardır ve bu ağaçta her gün bir nar olur. Her akşam o kul, abdest almaya iner. Narı alır, yer. Sonra namaza durur. Rabbinden secdede ruhunu teslim etmek ve dirilinceye kadar böyle kalmak için, temennide bulunurdu. Allahü Teâlâ, onun her dileğini yerine getirdi.”

Cebrail devam etti: **“Biz yere inip onun yanına gittik ve gördük. Çıktığımızda hâlâ secdede idi. Allahü Teâlâ onu böyle yapmıştı. Allahü Teâlâ onu, kıyamet günü diriltir, huzuruna alır ve şöyle emreder: “Bu kulumu rahmetimle Cennet'e koyunuz.” O kul; “Bu Cennet, amelimin karşılığıdır.” deyince Allahü Teâlâ meleklerine; “Kulumun hesabına bakın; nimetimle amelini karşılaştırın.” buyurur. Bu hesap sonunda şu netice alınır: “Onun beş yüz senelik ibadeti, görme nimetinin (gözün) karşılığıdır. Kendindeki diğer nimetler karşılıksız kalır. Bunun üzerine Allahü Teâlâ şu emri verir: “Bu kulumu Cehennem'e atın!” Cehennem'e yürütülürken o kul; “Ya Rabbî! Beni rahmetinle Cennet'ine gönder.” der. Bunun üzerine Allahü Teâlâ emreder: “Onu geri getirin!” Kul geri getirilir. Bu sefer ona şöyle sorulur: “Kulum, sen hiçbir şey değilken, seni kim yarattı? O kul da; “Ya Rabbî, sen yarattın!” der. Yine Allahü Teâlâ; “Bu senin amelinle mi oldu, yoksa benim rahmetimle mi?” diye sorunca o kul; “Rahmetinle ya Rabbi!” der. Cenab-ı Allah; “Beş yüz sene sana ibadet kuvvetini kim verdi?” der. O kul; “Sen verdin, ya Rabbi!” der. Cenab-ı Hak; “Seni o dağın ortasında kim yerleştirdi? Tuzlu denizden sana kim tatlı suyu çıkardı? Her gece sana bir tane nar veren kim? Ve sen, bu sırada ruhunu secde halinde almamı istedin. Ben bunu senin için yaptım. Sana göre bunu kim yaptı?” O kul; “Sen, ya Rabbi.” der. Cenab-ı Hak; “Evet, bütün bunlar benim rahmetimle oldu. Şimdi seni, rahmetimle Cennet'ime koyuyorum.” buyurdu ve Cebrail Aleyhisselama şöyle dedi: “Her şey Allah'ın rahmeti ile olmaktadır.”

Onun hikmet ve ibret dolu sözleri çoktur. Bunlardan bazıları şöyledir:

Muhammed bin Münkedir'e; “Dünyada hangi şey sana daha çok sevgilidir?” diye soruldu. O da cevabında; “Dünyada zevk duyduğum tek şey, din kardeşlerime iyilik etmek suretiyle gönüllerini sevindirmektir.” buyurdu. Diğer bir rivayette de; “Dünyada en çok sevdiğim şey, din kardeşlerimle buluşup sohbet etmek ve onların gönüllerine sevgi, neşe yerleştirmektir.” buyurdu. Ve yine; “Dünyada, lezzet duyduğum üç şey kalmıştır. Bunlardan birincisi, gece namaz kılmak; ikincisi, Allah için dostluk kuranlarla buluşup sohbet etmek; üçüncüsü de cemaatle namaz kılmaktır.”

Çocukları toplar hacca giderdi. Sebebini soranlara; “Bunları Cenab-ı Hakk'a arz ediyorum. Umarım ki bunlara rahmet nazarı ile bakar ve o rahmetten biz de bu sayede faydalanmış oluruz. Yoksa halimiz perişandır.” buyurdu.

“Allahü Teâlâ Cehennem'i yarattığı vakit melekler çok korktular, insanları yarattığında ise hepsi birden rahatladılar.”

“Kafire mezarında kör ve sağır bir hayvan musallat olur. Elinde demirden bir kamçı ve kamçının ucunda da devenin hörgücü gibi bir düğüm vardır. Kıyamete kadar ona vurur durur. Onu görmez ki biraz korusun; sesini duymaz ki acısın.”

“Bir Müslüman ne yaparsa yapsın tövbe edip, bir daha o hatalara bakmazsa, ilahi rahmetten asla nasipsiz kalmaz. Aksini düşünürsem utanırım. Böyle aksi bir düşünce Allahü Teâlâ'nın rahmetini küçümsemek olur.”

“Zenginlik, takva ve iyilik üzerinde yardımlaşmaya ne güzel bir vesiledir!”

“Âdem Aleyhisselamın oğlu vefat ettiği zaman hanımına; “Ey Havva! Çocuğun öldü.” dedi. O da, “Ölüm nedir?” diye sordu. Cevabında; “O, artık dünyada yemez, içmez, ayakta durmaz, yürümez ve konuşmaz.” dedi. Bunun üzerine Hazreti Havva, yüksek sesle ağlamaya başladı. Bu sefer de Hazreti Âdem ona; “Sana ve kızlarına hep böyle hüzünlenmek, ağlamak vardır. Ben ve oğullarım, bundan uzağız!” dedi.

Ağladığı vakit, gözyaşlarını sakalına, yüzüne sürer ve sonra: “Gözyaşının değdiği yeri Cehennem ateşinin yakmayacağını duyduğum için, bunu böyle yapıyorum.” derdi.

“Annem, bana dedi ki: “Ey oğlum! Çocuklarla şakalaşma! Yoksa seni alaya alırlar ve hakkına riayet etmezler!” buyurdu.”

Muhammed bin Münkedir, insanların yanında pek makbul olmayan bir adamın cenaze namazını kıldırmıştı. Bunun üzerine; “Nasıl olur da onun namazını kıldırır?” diye dedikodusunu yapmaya başladılar. Onlara cevabında; “Muhakkak ki ben Allahü Teâlâ'nın rahmetinin, O'nun yarattıklarından birisinin önünde acze düştüğüne inanmaktan hayâ ederim (utanırım).” dedi.

“Nefsimi kırk yıl zorluklara ve meşakkatlere göğüs gererek ibadetlere alıştırdım ve nihayet istikamet bulup Hakk'ın rızasına kavuştum.”

Safvan bin Süleym, Muhammed bin Münkedir'in ölümüne yakın bir zamanda onun ziyaretine gitmişti. Ona; “Ey Ebu Abdullah! Sanki sana ölümün çok güçlük verdiğini görüyorum!” dedi. O ise cevabında; “Ölümün, benim için bir zorluğu yoktur. Benim her şeyim meydandadır.” dedi. Bir de gördük ki o anda onun yüzü, sanki lambalar gibi parlıyordu. Sonra ona; “Benim, içinde olduğum hali bir görseydin, sevinçten uçardın!” dedi ve az sonra da vefat etti.

“İnsanı, Allahü Teâlâ'nın af ve mağfiretine kavuşturacak şeylerden biri de açları ve yoksulları doyurmaktır.” ve ayrıca; “Açları doyurmak ve güzel konuşmak, sizin Cennet'e girmenizi kolaylaştırır.”buyurdu.

O, bir gün yüzünü toprağa koydu. Sonra annesine yalvararak; “Anneciğim ne olur, gel de ayağını yüzüme sür!” dedi.

“Allah'tan korkarsan, anne ve babana iyilik edersen ve yakın akrabanı ziyaret edersen, bunlar senin ömrünü uzatır. İşlerini kolaylaştırır ve zorlukları senden uzaklaştırır.” diye tavsiyelerde bulunurdu.

Muhammed bin Münkedir şöyle anlatıyor: “Bir ara, Resulullah'ın mescidinde, babamla beraber oturuyorduk. O sırada bize birisi uğradı. O kimse insanlara hadis-i şerif rivayet ediyor, onların suallerine fetva veriyor ve onlara vaaz ediyordu. Babam onu çağırıp; “Konuşan kimse, Allah'ın gazabından korkmalıdır. Dinleyen de O'nun rahmetini ümit etmelidir.” dedi. “Öyle bir zaman gelecektir ki boğulmakta olan bir insanın duası gibi dua etmeyenler, ihlas sahibi olamayacaktır.”buyurdu.

Whatsapp İkon Facebook İkon Bağlantıyı Kopyala
İslam Alimleri Ansiklopedisi, Türkiye Gazetesi Yayınları