Hadis ve kelam âlimlerinin büyüklerinden. İsmi, Necmeddin Ebu Hafs Ömer bin Muhammed'dir. 461 (m. 1069)'da İran'ın Faris vilayetindeki Nesef kasabasında doğdu. 537 (m. 1142)'de Semerkand'da vefat etti.
Hanefî mezhebinde İmam idi. Kelam, tefsir, hadis, fıkıh, nahiv âlimi olup hafızdı. Fıkıh ilmini, Sadrülislam Ebu Yüsr Muhammed Pezdevî'den, o da Ya'kub Yusuf-i Seyyarî'den aldı. Onun bağlı olduğu âlimler silsilesi (zinciri), İbn-i Sema'a ile İmam-ı Ebu Yusuf'a ulaşır. Diğer ilimleri de pek çok âlimlerden öğrendi. İlminin çokluğu ve cinlere de fetva vermesinden dolayı, kendisine “Müftîyü's-sakaleyn” ünvanı verildi. Zekası ve hafızası çok kuvvetli idi. Kendisinden, oğlu Mecd-i Nesefî, Ebü'l-Leys Ahmed fıkıh ilmini öğrendi. Ebu Bekr Ahmed Belhî, Burhaneddin Mergınanî de Ömer Nesefî'den ilim tahsil edenlerdendir.
Eserleri
İnsanların kurtuluşa, saadete kavuşması için çok uğraşmış, yüze yakın eser yazmıştır. Bazıları şunlardır:
1- El-Ekmelü'l-etval fî tefsiri'l-Kur'an, 2- Ba'sü'r-regaib, 3- Tarih-i Buhara, 4- Tatvîlü'l-esfar li tahsîli'l-ahbar, 5- Taaddüdü'ş-şüyuh, 6- Teysîr fî ilmi't-tefsîr, 7- El-Cümelü'l-me'sûre, 8- El-Hasail fi'l-mesail, 9- El-Hasail fi'l-fürû', 10- Deavatü'l-müsteğfirîn, 11- El-Akaidü'n-Nesefî, 12- El-Kand fî Tarihi ulema-i Semerkand, 13- Matlau'n-nûcum ve Mecmaü'l-ulûm, 14- El-Muhtar mine'l-eş'âr, 15- El-Mu'tekad fi'l-hilaf, 16- Minhacü'd-diraye fi'l-furû', 17- En-Necâh fî şerh-i ahbar-i kitabi's-sıhâh ey mine'l-Buharî ve Müslim, 18- Nazmü'l-Camiu's-Sagîr li'ş-Şeybanî fi'l-Furû', 19- Yakûtetün fi'l-ehâdîs, 20- Yevakıtü'l-Mevâkît fî Fedaili'ş-şuhûr ve'l-eyyâm, 21- Erbain-i Selmanî 22- Tılbetü'l-talebe, 23- El-Manzumetü'n-Nesefiyye v.b.
Ömer Nesefî'nin yazdığı Ehl-i Sünnet itikadını kısa ve öz anlatan, medreselerde asırlarca okutulup şerh edilen Nesefî Akaid'i diye meşhur olan risalesinin ilk sayfası.
Ömer Nesefî, alış veriş ilminin ehemmiyetini kitaplarında şöyle bildirmektedir: Dinini iyi öğrenen bir Müslüman, haram işlemeden ve faiz felaketine düşmeden, her çeşit ticareti yaparak helal mal kazanır. Helal ve bereketli kazancı ile millete ve memlekete çok faydalı olur. İmam-ı A'zam'ın talebesi İmam-ı Muhammed Şeybanî'ye sordular: “Efendim! Mütehassıs olduğunuz tasavvuf bilgisinde bir kitap yazdınız mı?”Cevap olarak buyurdu ki: “Züht ve takva, dünyaya meyletmemek, haram ve şüphelilerden kaçmak; ancak bütün işlerde dinin emirlerini yapıp, yasaklarından kaçınmakla, doğru bir alış veriş, batıl, fasit ve mekruh sözleşmelerden sakınmakla elde edilebilir. Bunlar da, fıkıh kitaplarından öğrenilir. Alış veriş ve başka sözleşmeler yapacak kimsenin, bunların sahih ve helal olması şartlarını öğrenmesi lazımdır. Bunun için, bu işlerin ilmihâlini öğrenmek, her mükellefe farz-ı ayndır. Bu farzın yerine getirilmesi için, Bey' ve Şira kitabını yazdım.” buyurdu.
Satıştaki ve ödünç vermedeki faizi iyi anlamak için, Ömer Nesefî'nin Erba'in-i Selmanî adındaki kitabında bulunan otuzüç misal çok önemli olup, şunlardır:
1- Kile ile satılan bir şey, kendi cinsine (mesela buğdayı buğdaya) peşin satılırken, birinin hacmi ziyade olursa, faiz olur. 2- Hacimleri müsavi, fakat biri veresiye (yani söz kesilen yerden ayrılıncaya kadar taayyün etmez) ise, yine faiz olur. 3- Tartarak satılan bir şey, kendi cinsine (mesela beşibiryerdeyi, altın liralar karşılığı) peşin satılırken, verilen ile alınanın ağırlığı müsavi olmazsa, faiz olur. 4- Vezinleri (ağırlıkları) müsavi, fakat biri veresiye ise, faiz olur. Vezin veya hacimleri müsavi olmayan peşin satışta, faizden kurtulmak için, vezni veya hacmi az olan malın yanına, aynı cinsten olmayan, başka az bir şey de ilave edip, iki şey bir arada iken, pazarlık etmelidir. Böylece faizden kurtulunur ise de, ilave edilen şeyin kıymeti az ise, harama yakın mekruh olur. O şeyi, pazarlıktan sonra ilave ederse caiz olmaz. 5- Kile ile satılan şeylerden, aynı cinsten olmayanlar, birbiri ile (mesela arpayı buğdaya) satılırken, hacimleri aynı olsa da, veresiye satmak, riba (yani faiz) olup, hacimleri farklı olsa da, her ikisi peşin caizdir.
6- Tartılarak satılan şeylerden aynı cinsten olmayanlar, birbiri ile [altın, gümüş ile] satılırken, ağırlıkları eşit olsa da, biri veresiye olunca faiz olur. Ağırlıkları farklı olsa da, ikisi peşin (eline teslim etmek) caiz olur. Altınlı ve gümüşlü eşyayı, birbiri karşılığı veresiye satmak faiz olur. 7- Vezin ile ve kile ile ölçülen ve ölçülmeyen her şey, kendi cinsi ile, veresiye satılınca, miktarı aynı olsa da, faiz olur. 8- Kile ile veya vezin ile ölçülen bir şeyi, kendi cinsi karşılığı, ölçmeden toptan satmak faiz olur. Miktarları müsavi ise de, faiz olur. Çünkü böyle şeylerin satışında, söz kesilirken, ölçülerek, miktarlarının aynı olduğunu bilmek, bey'in sahih olması için, şarttır. 9- Birkaç kimse arasında müşterek olan, kile veya vezin ile ölçülen bir malı, ölçmeden paylaşmak faiz olur. Her biri, kendi payında bulunan diğerinin mülkünü, diğerinde kalan kendi mülkü ile değiştirmiş olur. Yani bunları birbirlerine ölçmeden satmış olurlar. Biri diğerlerine bir defter, ikincisi bir mendil gibi şeyler de verip helalleşmelidirler. 10- Hacim ile veya vezin ile ölçülen bir malı, ölçmeden ödünç vermek ve almak faiz olur.
11- Başaktaki buğdayı, buğday ile, müsavi miktarda dahi satmak faiz olur. 12- Başaktaki buğdayı, başaktaki buğdaya aynı miktarda dahi satmak faiz olur. Çünkü buğdayları başaksız ölçmek lazımdır. 13- Ağaçtaki meyveyi, kopmuş aynı meyveye satmak faiz olur. 14- Ağaçtaki meyveyi, ağaçtaki aynı meyve ile satmak faiz olur. 15- Buğdayı, buğday ununa ve kavrulmuş buğdaya, aynı hacimde dahi satmak faiz olur. Çünkü buğdaydan, aynı hacimde un hasıl olmaz.
16- Unu ve buğdayı, ekmeğe satmak faiz olmaz. Çünkü ekmek, başka cinsten olmuştur ve sayı ile ölçülür. 17- Menşe'leri veya kullanış yerleri aynı olmayan veya insanlar tarafından sıfatları değiştirilen şeyler, aynı cinsten değildir. Mesela hurma sirkesi ile üzüm sirkesi ve koyun eti ile sığır eti ve sütleri ve koyun yünü ile keçi kılı ve buğday ile ekmek aynı cinsten değildirler. Keçi ve koyun eti ve sütleri, faiz bakımından aynı cinstendir. 18- İmam-ı Muhammed'e göre, ekmeği adet ile ve vezin ile ödünç vermek faiz olmaz, İmam-ı Ebu Yusuf'a göre yalnız tartı ile faiz olmaz. 19- Susam, zeytin, ceviz, gibi yağ çıkarılan cisimler, kendi yağları ile satıldığı zaman, yağ, cisimdeki yağ miktarından ziyade ise caizdir ve yağın aynı miktarı yağ karşılığı olup, ziyadesi posa karşılığı olur. Ziyade değilse, az veya müsavi ise veya belli değilse faiz olur. 20- Üzümü, şırası karşılığı ve koyunu yünü karşılığı ve meyveli ağacı aynı meyve karşılığı ve ekilmiş toprağı, çıplak toprak karşılığı ve başakta yetişmiş buğdayı, yetişmemiş buğday karşılığı, taşlı küpeyi taşsız küpe karşılığı, altınlı kılıcı veya kemeri altınsız aynı kılıç ve kemer karşılığı ve kabuklu pirinci kabuksuz pirinç ile satmak da, müsavi veya az ise faiz olur.
21- Bir malı, kendisi veya vekili, mesela on liraya satıp, müşteriye teslim ettikten sonra, parayı teslim almadan, malı müşteriden, mesela dokuz liraya geri satın almak faiz olur. Parayı tamam alınca, satın alabilir. Bir malı sattıktan sonra, parasının hepsini tamam teslim almadan, o mal ile birlikte başka bir şeyi, aynı fiyatla geri satın almak faiz olur. Çünkü aynı fiyatın bir kısmı, o başka şey için olup, o malı daha ucuza almış olur ve faiz olur. O başka şeyi alması ise caizdir. 22- Bir malı, mesela iki ay sonra teslim etmek üzere sattıktan sonra, noksan olarak, daha önce vermeyi kararlaştırmak faiz olur. 23- İki kişi, birer çuval buğdayı, hacmini ölçmeden, karıştırıp un yaptırdıktan sonra, unu ikiye taksim etmeyi kararlaştırmak faiz olur. 24- Unları karıştırıp, ekmek yaparak ekmeği ikiye bölmek de faiz olur. Unların hacmini önceden ölçmek lazım idi. 25- Cevizleri veya bademleri yahut zeytinleri ölçmeden karıştırıp, yağ çıkardıktan sonra yağı taksim etmek de faiz olur.
26- İki kişinin müşterek bir ineği olsa, sütü birgün senin, birgün benim diye taksim etseler, faiz olur. 27- İki kişi, mesela bir öküz veya bir at veya bir otomobil veya bir dükkan veya tarlalarını veya tezgâhlarını, her biri kullanmak üzere, muayyen bir zaman için değişseler faiz olur. 28- İçinde oturmak şartı ile bir evi, ekmek şartı ile tarlayı, kendi kullanmak şartı ile bir otomobili borçludan rehin istemek faiz olur. Çünkü rehin alınırken, bunu kullanmayı şart etmek, rehinde faiz olur. 29- Bir şeyi ucuz satın almak veya ona pahalı satmak şartı ile ödünç vermek faizdir. 30- Mahsulün yarıdan fazlasına ortak olmak şartı ile, köylüye para veya tohum veya toprak verip onu çalıştırmak veya ona ödünç vererek tarlasını alıp işletip, mahsulün yarıdan azını ona bırakmak faiz olur. Çünkü kira miktarının belli olması ve ödünç verilen malın aynı miktarda benzerinin ödenmesi lazımdır.
31- Az ücretle çalıştırmak, ondan hediye almak, ziyafet istemek üzere ödünç vermek faiz olur. 32- Bir şeyi, aldatarak pahalı satmak veya ucuz almak da faiz olur. 33- Satılan şeyin ayıbını ve satın alınan şeyin kıymetini gizlemek faiz olur.
Ömer Nesefî'nin yazdığı fıkhî terimleri izah eden Tılbetü't-talebe adlı yazma eserinin ünvan sayfası (sağda) ve ilk iki sayfası (solda). Eser Köprülü Kütüphanesi No: 635'de kayıtlıdır.
İmam-ı Nesefî, Kur'an-ı Kerim'i tefsir edenlerle ilgili olarak da Akaid isimli kitabında buyurdu ki: “Kendi aklı ve görüşleri ile bozuk tefsirler yapanlar beş türlüdür: 1- Tefsir için lazım olan bilgileri bilmeyen cahillerdir. 2- Müteşabih ayetleri tefsir edenlerdir. 3- Sapık fırkalardakilerin ve Dinde reformcuların, bozuk düşünce ve isteklerine uygun tefsir yapanlardır. 4- Delil ve senet ile iyi anlamadan tefsir yapanlardır. 5- Nefse ve şeytana uyarak yanlış tefsir yapanlardır.”
Necmeddin Ömer Nesefî, Mecma'u'l-ulûm kitabında Ehl-i Sünnet ve'l-cemaat mezhebini anlatırken buyuruyor ki:
Allahü Teâlâ nın bütün sıfatlarının ezelî ve ebedî olduğuna inanmalıdır. Nasıl olduğunu araştırmamalı, düşünmemelidir. İşleri Allahü Teâlâ nın irade ve takdiri ile bilmeli, kulluk vazifelerinden el çekmemelidir. Resulullah'ın Eshabının hepsini sevmeli ve Ehl-i Beyt'ine dil uzatmamalıdır. Ne kadar iyi olunursa olunsun, Allahü Teâlâ dan korkmalı, ne kadar günahkâr olunursa olunsun, Allahü Teâlâ dan ümit kesmemelidir.
Bunların yanı sıra şu on şeye inanmak, Ehl-i Sünnet olmanın şartlandır: 1- Kur'an-ı Kerim'in Allahü Teâlâ nın kelamı olduğuna inanmalıdır. 2- Kendi imanında şüphe etmemelidir. 3- Resulullah'ın Eshabından hiçbirine dil uzatmamalı ve kötülememelidir. Peygamber Efendimizden sonra Ebu Bekr-i Sıddîk'i hak halife bilmelidir. Ondan sonra Ömerü'l-Faruk'u, sonra Osman-ı Zinnûreyn'i, sonra Ali bin Ebu Talib'i sırası ile hak halife bilmelidir. Eshab-ı Kiram'dan hiçbirine düşman olmamalı ve saygısızlıkta bulunmamalıdır. Çünkü onlara düşmanlık edenin imanlarının gitme tehlikesi vardır.
Nitekim Ebu Ali Dekkak buyurdu ki: “Her insanın üç yüz altmış damarı vardır. Eğer üç yüz elli dokuz damarı Peygamber Efendimizin, Eshab-ı Kiram'ına muhabbet, bir tanesi Peygamber Efendimizin Eshabından birine düşmanlık, sevgisizlik üzere bulunsa, ölüm zamanında emir gelir ve canını o bir damardan alırlar. Bunun bozukluğu sebebiyle dünyadan imansız gider.” Allahü Teâlâ bizi bundan korusun. O hâlde Eshab-ı Kiram'a düşman olmaktan çok sakınmak lazımdır.
4- Müminlerin ahirette Allahü Teâlâ yı göreceklerine inanmalıdır. 5- Devlet reisine isyan etmemeli, onun veya tayin ettiği kimsenin arkasında Cuma namazı kılmanın hak olduğunu bilmeli ve devlet başkanına dua etmelidir. 6- Her Müslümanın arkasında namaz kılmalıdır. (Ancak Ehl-i Sünnet itikadında olmayan, haramlardan sakınmayan, reformcu, bozuk itikatlı, istinca ve istibraya dikkat etmeyen, bunun gibi imana, gusle, abdeste ait hususlarda akait ve fıkıh âlimlerine uymayan birisine, namazda uymak doğru değildir.) 7- Müslümanın cenaze namazının kılınacağını hak bilmelidir. 8- Bir Müslümana günah işlemekle kâfir oldu dememelidir. 9- Mest üzerine meshin dinden olduğunu kabul etmelidir. 10- İyilik ve kötülüğün, Allahü Teâlâ nın takdiri ile olduğuna inanmalıdır. Bu sayılan on şeye uyulursa, Ehl-i Sünnet ve'l-cemaat, yani kurtuluş fırkasından olunmuş olur.
Ömer Nesefî, Akaid isimli kitabında buyuruyor ki: Kulların ihtiyarî fiilleri (kendi isteğiyle yaptığı hareketleri) vardır. Bununla sevap ve günah edinirler. İyiliklerden Allahü Teâlâ razıdır. Kula bu irade ve ihtiyar, yani yapma isteği ve seçim hakkı verilmiş iken, kul hiçbir şey yapmıyor, yapılan işte kulun hiçbir kesbi yoktur, hepsini Allahü Teâlâ yapıyor demek Cebriye bozuk fırkasının itikadıdır. İşin hepsini kul yapıyor deyip, işi ve yaratmayı Allahü Teâlâ dan görmemek Mu'tezilî bozuk fırkasının itikadı, inanışıdır. İş ve teşebbüs kuldan, takdir ve yaratmak Allahü Teâlâ dandır. Haram da rızıktır. Fakat Allahü Teâlâ, helalden istemek, kazanmak ve helalden yemekten razıdır. Herkes, helal veya haram olan kendi rızkını yer. Bir kimse kendi rızkını yiyemez, yahut başkasının rızkını yiyebilir demek yanlıştır.
Âlemlerin yaratıcısı Allahü Teâlâ dır. O birdir. Hay diri, Âlim bilici, Kadir gücü yetici, Mürid dileyici, Semi işitici, Basir görücü ve; Mütekellim söyleyici, Hâlık yaratıcıdır. Dünya âleminde ve ahiret âleminde bulunan her şeyi, maddesiz, zamansız ve benzersiz olarak yoktan var eden, ancak Allahü Teâlâ dır diye kesin inanmalıdır. Her varlığın yaratanı, sahibi, hâkimi O'dur. O'nun hâkimi, âmiri, üstünü yoktur, diyerek inanmak lazımdır. Her üstünlük, her kemal sıfat O'nundur. O'nda, hiçbir kusur, hiçbir noksan sıfat yoktur. Dilediğini yapabilir. Yaptıkları, kendine veya başkasına faydalı olmak için değildir. Bir karşılık için yapmaz. Bununla beraber, her işinde, hikmetler, faydalar, lütuflar, ihsanlar vardır.
Hiçbir şey onun ilminden ve kudretinden dışarı çıkamaz. Allahü Teâlâ üzerinden, gece, gündüz ve zaman geçmesi düşünülemez. Allahü Teâlâ da, hiçbir bakımdan, hiçbir değişiklik olmayacağı için, geçmişte, gelecekte şöyledir, böyledir denemez. Allahü Teâlâ hiçbir şeye hulul etmez. Hiçbir şeyle birleşmez. Allahü Teâlâ, zatında ve sıfatlarında birdir. O'nda hiçbir değişiklik, başkalaşmak olmaz. Allahü Teâlâ yı dünyada baş gözü ile görmek caizdir. Fakat kimse görmemiştir. Kıyamet gününde, mahşer yerinde, kâfirlere ve günahı olan Müminlere, kahır ve celal ile, salih olan Müminlere ise lütuf ve cemal ile görünecektir. Müminler, Cennet'te, cemal sıfatı ile görecektir. Kâfirler, bundan mahrum kalacaklardır.
Allahü Teâlâ nın görüleceğine inanmalı, nasıl görüleceği düşünülmemelidir. Allahü Teâlâ nın ciheti, karşıda bulunması yoktur. Allahü Teâlâ madde değildir. Cisim değildir. (Element değildir. Karışım, bileşik değildir.) Sayılı değildir, ölçülmez. Hesap edilmez. O'nda değişiklik olmaz. Mekanlı değildir, öncesi, sonrası, önü, arkası, altı, üstü, sağı, solu yoktur. Bunun için insan düşüncesi, insan bilgisi, insan aklı, O'nun hiçbir şeyini anlayamaz. O'nun nasıl görüleceğini de kavrayamaz. El, ayak, cihet, yer ve bunlar gibi, Allahü Teâlâ ya layık olmayan kelimelerin ayet-i kerimelerde ve hadis-i şeriflerde bulunması, bizim anladığımız ve öğrendiğimiz, bu gün kullanılan manada değildir.
İman, Allahü Teâlâ nın Peygamber Efendimize bildirdiği bütün bilgileri öğrenip, kalb ile inanmak ve dil ile ikrar etmektir. Ameller çoğalabilir, iman azalmaz ve çoğalmaz. İman ve İslam birdir. Bir Müslüman “Ben, Müminim.” demelidir, “İnşaallah Müminim.” demek doğru olmaz.
Peygamberlerin gönderilmesinde hikmetler vardır. Allahü Teâlâ, Peygamberleri, insanları beğendiği yola kavuşturmak, doğru yolu göstermek için gönderdi. Peygamberler, insanların ihtiyacı olan dinî ve dünyevî bilgileri onlara öğretirler. Allahü Teâlâ, Peygamberleri aleyhimüsselam mucizelerle kuvvetlendirdi. Peygamberlerin evveli Âdem Aleyhisselam, sonuncusu Muhammed Aleyhisselam'dır. Peygamberlerin en efdali (faziletlisi) Muhammed Aleyhisselam'dır. Melekler, Allahü Teâlâ nın kullarıdır. Emredilen şeyi yaparlar. Onların erkeklik ve dişilikleri yoktur.
Müminlerden asi olanlar Cehennem'e girse de, orada sonsuz kalmazlar. Peygamber Efendimizin miracı uyanık iken, kalb, ruh ve beden ile birlikte olmuştur, haktır. Her ümmetteki evliyanın kerameti, kendi peygamberinin mucizesidir. Peygamber Efendimizin Cennet'le müjdelediği Aşere-i Mübeşşere ismi verilen on Eshab-ı Kiram'ın Cennetlik olduklarına şehadet etmek haktır. Bunlar Peygamberlerden sonra Cennet'e gireceklerdir. Bu müjdeye kavuşmuş, mesut on kişi şu zatlardır: Ebu Bekr-i Sıddîk, Ömerü'l-Faruk, Osman-ı Zinnûreyn, Aliyyü'l-Murtaza, Talha, Zübeyr, Abdurrahman bin Avf, Ebu Ubeyde bin Cerrah, Sa'd bin Ebu Vakkas, Sa'id bin Zeyd'dir. Hiçbir veli, bir peygamber derecesine erişemez. Kul, namaz ve orucun, kendisinden muaf tutulacağı bir dereceye ulaşamaz. (Böyle bir derece yoktur.)
Peygamber Efendimiz, Kur'an-ı Kerim'in zahir, açık manasını bildirdi. Zahir manayı bırakıp, batın (iç, öz) mana uydurmak küfürdür. Zındıklık olur. Günahları önemsememek, haramlara değer vermemek, dinin emirleriyle alay etmek de küfürdür.
KOĞUCU...
Allahü Teâlâ dan ümidini kesmek, yahut her hâlde ondan emin olmak da küfürdür. Kâhini, gaybden verdiği haber üzerine tasdik küfürdür. Sağ olanların ölülere duasında, ölüler için faydalar vardır. Allahü Teâlâ duaları kabul eder. İstenileni verir. Resulullah'ın bildirdiği kıyamet alametlerinden; Deccal, Dabbetü'l-ard, Ye'cüc ve me'cüc, İsa Aleyhisselam'ın gökten inmesi, güneşin batıdan doğması ve benzeri şeylerden haber verdikleri haktır, olacaktır.
Müçtehit, içtihadında doğruyu bulur veya bulamaz. İnsanlardan olan resuller, meleklerin resullerinden üstündür. Meleklerin resulleri, yani Peygamberleri, Müslümanların avamından üstündür. Müslümanların avamı ise, meleklerin avamından üstündür. Her şeyin doğrusunu Allahü Teâlâ bilir.
Ömer Nesefî, Erba'in-i Selmanî kitabında, büyük günahların kırk olduğunu bildirmekte ve her biri için Kitap ve Sünnetten delil getirmektedir. Buyuruyor ki:
1- Bütün büyük günahların başı şirktir, Allahü Teâlâ ya ortak koşmaktır. 2- Allahü Teâlâ nın Erba'in-i Selmanî isimli kitabında koğuculuğu anlatırken buyurdu ki: “Koğuculuk yapana on şey yapmalıdır. Altısı adl, dördü fadldır. 1- Sözünü kabul etme. Çünkü o fasıktır ve fasıkın sözü kabul edilmez. 2- O işten onu menet. Çünkü yaptığı iş münkerdir ve nehy-i münker yapmak lazımdır. 3- Koğuculuk yapanı sevme. Çünkü o asidir, günah işlemiştir. Allahü Teâlâ ya ve Resulüne asi olan sevilmez. 4- Müslümana su-i zan etme. Çünkü Müslümana su-i zan edilmez. 5- Sözünün doğru olup olmadığını araştırma. Çünkü günahtır. Günahları araştırmamak lazımdır. 6- O sözü başkasına söyleme. Çünkü bu başkasının ar perdesini yırtmak demektir. Müslümanın ar perdesini yırtmamak lazımdır. Diğer dördü de şu hikayede vardır:
Hasan-ı Basrî'ye bir kimse; “Filanca senin hakkında kötü söylüyor.” deyince; “Sen onu nerede gördün?” buyurdu. O da; “Evinde gördüm.” deyince; “Orada ne yapıyordun?” diye sordu. O kimse; “Orada misafirdim.” diye cevap verdi. “Misafirlikte ne yediniz?” O kimse yediklerini söyledi. Bunun üzerine Hasan-ı Basrî; “Ey namert! Bu kadar yemeği karnında sakladın da, bir sözü saklayamadın. Doğru söylüyorsan, benim onunla dört işim vardır. 1- Dilimle ondan şikayet etmem. 2- Kalbimden ona kin tutmam. 3- Dünya ile ona mükâfat vermem. 4- Kıyamette ona hasım olmam, hak talep etmem. Belki onsuz Cennet'e girmem. Kalk ey fasık, getirdiğini geri götür. Çünkü getiren, götürücü olur, yani söz getiren, söz götürücü olur.” buyurdu.
rahmetinden ümidini kesmektir. 3- Allahü Teâlâ nın azabından emin olmak, korkmamaktır. 4- Ana ve babasını incitmek, onlara itaat etmemek. 5- Haksız yere Müslümanı öldürmek. 6- Muhsan, temiz kimselere zina isnat etmek, sövmek. 7- Haksız yere yetim malını yemek. 8- Düşmanla harp ederken harpten kaçmak. (Ancak yenilip esir düşeceğini anlayınca kaçması caizdir.) 9- Faiz yemek. 10- Sihir, yani büyü yapmak. 11- Zina etmek. 12- Livata etmek. 13- Yalan yere yemin etmek. 14- Ganimet malına hıyanet etmek. 15- Hak, yani doğru şahitlikten kaçınmak. 16- Şarap ve alkollü içkiler içmek. 17- Beş vakit namazı terk etmek. 18- Sözünde durmamak. 19- Sıla-i rahmi, akraba ve yakınlarından alakayı kesmek. 20- Hırsızlık yapmak. 21- Rüşvet almak. 22- Vakfedenin yemesini şart etmediği vakıf malını yemek. 23- Gıybet etmek. (Bir kimsenin yüzüne karşı söylediği zaman kırılacağı sözü arkasından söylemek.) 24- Nemmamlık (koğuculuk, söz taşıyıcılık) etmek. 25- Müslümanlarla alay etmek. 26- Yalan söylemek. 27- Bir şeye tamah ederek (mesela para için), bazı kimse için dinin hükmünü değiştirmek. 28- Uzunluk (metre) ile satılan mallarda az ölçmek. 29- Ağırlık (kilogram) ile satılan mallarda eksik tartıp vermek. 30- Zulüm etmek (gaspetmek, hak yemek). 31- Müslümanlar hakkında doğru davranmamak, adaletsizlik yapmak. 32- Haset etmek. (Bir nimetin başkasında bulunmasını kıskanmak.) 33- Kâbe ve Beytü'l-harama hürmetsizlik etmek. 34- Bir Müslümanı incitmek. 35- Müslümanları kötülükle anmak. 36- İki namazı bir zamanda kılmak. (Bir namazı geciktirip sonraki ile kılmak.) 37- Anne ve babasına bağırmak, kaba ve uygunsuz sözler söylemek. 38- Bir kimseye, “Allah'tan kork!”dendiği zaman, sen işine bak, ben ne yapılacağını bilirim demek. Abdullah bin Abbas, “Bu hepsinden kötüdür.” buyurdu.
Allahü Teâlâ, Bakara suresinin 206. ayet-i kerimesinde mealen; “Ona, Allah'tan kork dendiği zaman, cahiliyet duygusu, izzeti, onu günah işlemeye götürür. İşte ona Cehennem kâfidir. Ve o Cehennem ne kötü bir yataktır.” buyuruldu. 39- Günahını az ve önemsiz görüp, kendini üstün tutmak. 40- Küçük günaha ısrar, yani devam etmek. Peygamber Efendimiz; “Küçük günaha devam edilirse, büyük günah olur. İstiğfar edince, büyük günah da kalmaz.” buyurdu.
Ömer Nesefî, Tefsir-i Teysir'de ve Erba'in-i Selmanî isimli kitabında, Allahü Teâlâ nın mealen; “Ey Müminler! Şarap (içki) içmek, kumar oynamak, ibadet için dikilen putlar, fal okları, hep şeytanın işinden pis birer şeydir. Onun için bunlardan sakınınız ki kurtulasınız. Muhakkak şeytan, şarap ve kumarla aranıza düşmanlık ve kin sokmak, sizi Allah'ı anmaktan ve namaz kılmaktan alıkoymak ister. Artık siz bunlardan sakınmaz mısınız?” (Maide suresi: 90, 91) buyurduğu ayet-i kerimelerde, şarabın ve alkollü içkilerin haram olduğunu on şekilde izah etmektedir.
Bunlar: 1- İçkiyi kumarla bildirmektedir. Kumar ise haramdır. O hâlde içki de haramdır. 2- İçki içmeyi puta tapmakla bildirdi. Puta tapmak haramdır, yasaktır. O hâlde içki içmek de haramdır. 3- İçki içmeyi fala yakın bildirdi. Fal haramdır. O hâlde içki içmek de haramdır. 4- İçkiye pelid, yani murdar, necis (pis) buyurmaktadır. 5- İçkiye ve diğerlerine şeytanın işi buyurulmaktadır. 6- Bu beyandan sonra, o hâlde bundan sakınınız, kaçınınız buyurdu. 7- Ondan sakınmayı kurtuluş sözü olarak bildirdi. Kurtuluş ancak haramlardan sakınmakla olabilir. 8- Düşmanlık ve kin sebebi olur buyurdu. Elbette haram olmuş olur. 9- Allahü Teâlâ yı anmaktan ve namazdan insanı alıkoyar, buyurdu. Allahü Teâlâ yı anmaktan ve namazı kılmaktan insanı alıkoyan şey, elbette haramdır. 10- İçki içmekten sakınmayı emretti. Bir şeyi işlemeyi terk etmenin emrolunması, o şeyin haram olduğunu gösterir.
Tam İlmihal Seadet-i Ebediyye; (Hâl tercemeleri bahsi)