Hanefî fıkıh âlimi. İsmi Nu'man bin Mahmud Alusî, künyesi Ebu'l-Berekat, lakabı Hayrüddin'dir. 1252 (m. 1836) senesinde Bağdat'ta dünyaya geldi. 1317 (m. 1899) senesinde Bağdat'ta vefat etti. Mercaniyye Kütüphanesinin haziresine defnedildi. Bağdat müftüsü Şihabeddin Mahmud Alusî'nin oğludur. Babası ve zamanın meşhur âlimlerinden okudu. Çeşitli yerlerde kadılık yaptı. Edebiyatta maharet kazandı. 1295 (m. 1878) senesinde hacca gitti. Mısır'ı ziyaret etti. 1300 (m. 1883) senesinde İstanbul'a gitmek üzere yola çıktı. Suriye ve Anadolu'yu ziyaret etti. İstanbul'da iki sene kaldı. Bağdad'a döndü. Reisü'l-müderrisin unvanını aldı. Telif ve tedrisatla meşgul oldu. Kitaba düşkünlüğü sebebiyle zamanında Bağdad'ın en zengin kütüphanelerinden birisini kurdu. Babasından daha fazla İbn-i Teymiyye ve İbn-i Kayyım'a taraftar, ayrıca selef akidesinde bulunmak iddiasında idi.
Numan Alusî'nin Cilaü'l-Ayneyn adlı eserinin kapak sayfası (sağda) ve El-Ayatü'l-Beyyinat fi Ademi Semai'l-Emvat inde'l-Hanefiyye ve's-Sadat adlı eserinin kapak sayfası (solda).
Eserleri: 1- Cilaü'l-Ayneyn: İbn-i Teymiyye'yi tenkit eden İbn-i Hacer el-Heytemî'ye reddiyedir. Matbudur. Yusuf Nebhanî, Şevahidü'l-Hak kitabında buna cevap vererek Alusî'nin haksız olduğunu göstermektedir. 2- El-Ecvibetü'l-Akliyye li-Eşrefiyyeti'ş-Şeri'ati'l-Muhammediyye. 3-El-Cevabü'l-Fesih fi Reddi Abdi'l-Mesih. 4- Selisü'l-Ganiyat fi Zevati't-Tarafeyn mine'l-Kelimat: Kaleka gibi sağdan sola ve soldan sağa okunabilen kelimeleri toplayan bir lügattır. 5- Galiyetü'l-Mevaiz, Vaaz adabına dair iki cilttir. Çok meşhurdur. 6- Hadikatü'l-Vürud fi Ahbari Ebi's-Sena Şihabiddin Mahmud: Babasının terceme-i hâline dair iki cilddir. 7- El-Ayatü'l-Beyyinat fi Ademi Semai'l-Emvat inde'l-Hanefiyye ve's-Sadat: Ölülerin işitmeyeceğini iddia eden bir eserdir.
Numan Alusî'nin icazetini ve hocalarını anlatan Sebetü ve icazetü Hayreddin Alusî adlı eserin kapak sayfası.
Dört mezheb imamlarından övgüyle bahseden Galiyye kitabında diyor ki: Buharî ve Müslim'in bildirdikleri hadis-i şerifde, “İman Zühre yıldızına gitse, Faris oğullarından biri, onu alıp getirir.” buyuruldu. Bu hadis, Ebu Hanife'yi göstermektedir. Nitekim dedesi Faris cinsindendir.
Allahü teala, Kur'an-ı Kerim'de Eshab-ı kiramı övmektedir. İlk hicret edenlerden ve Ensardan ve iyilikte bunların izinde olanlardan razı olduğunu bildirmektedir. Allahü teala, ancak mümin olarak öleceğini bildiği kulundan razı olur. Kafir olarak öleceğini bildiği kulundan razı olduğunu bildirmesine imkan yoktur. Bunun için, Eshab-ı kiramı öven ayet-i kerimeler, onların adil olmadıklarını ve Resulullah'ın vefatından sonra mürted olduklarını söyleyenleri reddetmekte, böyle söyleyenlerin kötü niyetli olduklarını bildirmektedir. Eshab-ı kiramın hepsini öven hadis-i şerifler pek çoktur. Bunların meşhurlarından biri, Darimî ve İbn-i Adi'nin bildirdikleri: “Eshabım yıldızlar gibidir. Hangisine uyarsanız hidayete kavuşursunuz!” hadis-i şerifidir.
Numan Alusî'nin hayatını ve hocalarını anlatan Fadlü'ssamed adlı eserin kapak sayfası.
İlm öğrenmek ve öğretmek, ibadetlerin en üstünlerindendir. Abdullah ibni Abbas; âlimlerin, âlim olmayan mü'minlerden yediyüz derece daha üstün olduğunu bildirdi. Hadis-i şerifte, “Âlimler, Peygamberlerin varisleridir.” buyuruldu. Peygamberlik rütbesinin üstünde hiçbir rütbe olmadığına göre, bu rütbeye varis olmanın şerefinden daha üstün bir şeref olamaz. İslam âlimlerinin çoğu, bu yüksek rütbeye kavuştu. Fıkıh ve hadis âlimleri ve en başta müçtehitlerin dört imamı, bunların en üstünleridir. Bunlar, şeriatin kapalı emirlerini, yasaklarını açığa çıkardı. İlmin temelini kurdular. Din bilgilerini, kısımlara, sınıflara ayırdılar. Onların yüce kıymetlerinden birkaçını bilmekle şerefleniyoruz.
Bunların en önde olanı, İmam-ı A'zam (büyük imam) Ebu Hanife Nu'man bin Sabit'tir. Onun yüksekliğini bildiren hadis-i şerifler elimizde mevcuttur. Buharî ve Müslim'de yazılıdır. Kırk beş sene, beş vakit namazı bir abdestle kıldığını, Abdullah ibni Mubarek bildirmektedir. Hasan bin Ammare, yüce imamı gaslederken: “Otuz sene hep oruç tuttun. Allahü teala sana rahmet eylesin!” demiştir. İlmi ile tam amel eden, onun gibi bir âlim görülmedi. Ondan daha üstün âlim bulunmadı.
Allahü teala, bizleri, bu yüce âlimlere uymakla şereflendirsin! Resulullah'ın sözlerini bizlere ulaştıran, bu müçtehitlerdir. Bugün de, onların dört mezhebinden birine muhtaç olmayan, onlardan birine uymaktan kurtulabilecek kimse yoktur. İbni Mace'nin bildirdiği hadis-i şerifde, “Ümmetim yetmiş üç fırkaya ayrılacak, bunlardan yalnız biri Cennete gidecektir. Bunlar, benim ve eshabımın yolunda olanlardır.” buyuruldu. Bu ayrılık, usulde, imanda olan ayrılıktır. Dört mezhebin ayrılığı değildir. Çünkü, hadis-i şerifte, “Ümmetimin ihtilafı rahmettir” buyuruldu. Bir hadis-i şerifte de: “Kitabullahda ve benim sünnetimde bulamadıklarınızı, eshabımın sözlerinden alınız! Eshabım, gökdeki yıldızlar gibidir. Hangisine uyarsanız, hidayete kavuşursunuz. Eshabımın birbirlerinden ayrılıkları rahmettir” buyuruldu. “Yeryüzünü salih kullarıma miras bırakırım” mealindeki ayet-i kerimenin Osmanlı sultanlarını övdüğünü Abdülgani Nablusî bildirmektedir.
Numan Alusî'nin bahçesine defnedildiği Bağdat'taki Mercaniyye Kütüphanesi.