Of'ta yetişen âlim ve velîlerden. Asıl adı Ahmed Fehmi'dir. Yazılarında sadece Fehmi ismini kullanmıştır. Of Gürpınar Köyünde 1277 (m. 1861) yılında doğdu. Çok uzun bir ömürden sonra 1378 (m. 1958) senesinde vefat etti.
Babasının adı Ali olup marangozluk yapardı. Bu sebeple ona Ali Usta deniyordu. Annesinin adı Ayşe'dir. Her Müslüman çocuğu gibi Hacı Ahmed Efendi de ilk iş olarak ve çok küçük yaşta ilim tahsiline başlamıştır. Kendisinin beyanına göre, anası ve babası tarafından daha 5 yaşında küçük bir çocuk iken medreseye gönderilmiştir. Yüce Allah'ın kendisine ihsan ve ikram ettiği üstün zeka ve kabiliyet sayesinde medrese tahsilini tamamlamış, zamanın büyük âlimlerinden hadis ve tefsir okumuştur. Ayrıca Kur'an-ı Kerim'i eliyle yazan, 'Zilik' namıyla meşhur Kurra'dan tâlim ve tecvid dersleri almıştır. Tasavvuf deryalarına atılışları Dernekli Yusuf Efendi eliyle olmuştur. O zamanki adı Kondu olan ve Of'tan ayrılarak ilçe yapılan Dernek'te ilk gönül çırasını tutuşturdu. Daha sonra (18801900) seneleri arasında İstanbul'a geldi. İstanbul'da Gümüşhaneli Ziyaeddin Hazretleri'nin hizmetine girdi. O sultan veli de Ahmed Fehmi Efendi'nin gönül toprağına hikmet ve mağfiret incileri saçtı ve O'nu bu yolda tam manasıyla yetiştirdi. Tasavvufun bütün inceliklerini öğretti. Ayrıca Ramüzü'l-Ehadis dersleri de verdi. Ahmed Fehmi Efendi, ana ve babasının tek evladı idi. Hasret acısına fazla dayanamayan sevgili annesi ve muhterem babası, Ahmed Fehmi Efendi'yi geri çağırdılar. Ahmed Efendi hemen Üstadından izin alarak yollara düştü ve ana - babasının yanına döndü. Ziyauddin Hazretleri O'na izin vermişti ama henüz O'nun işi tamam değildi. Ahmed Fehmi Efendi, tasavvuf derslerinin ikmali için yine gayret kanadını açtı. Gümüşhaneli Ziyaeddin Efendi'nin halifesi olan yine Of'a bağlı Varla Köyü'nde bulunan Şeyh Osman Efendi'nin huzuru ile şereflendi ve ondan bütün noksanlıklarını ikmal ederek hilafet aldı.
Of'ta yetişen ilim ve gönül adamlarından Hacı Ahmed Efendi.
Ahmed Fehmi Efendi, 1905 senesinde mukaddes mekanlara sefer etti. Ka'beyi tavaf ve Peygamber Efendimizin Ravzasını ziyaret etti. Hac dönüşü Mısır'a uğradı. Camiü'l Ezher'de bir müddet kalarak hadis derslerini tamamladı ve memleketine döndü. Kitapları arasındaki icazetnamelerinde bir çok dersler (Tevarih, Felekiyyat, Mantık vs) okuduğu anlaşılmaktadır. Yine bu icazetnamelerinden anlaşıldığına göre, Türkçe, Arapça ve Farsça'ya tam mânâsıyla vâkıf ve bu dilleri konuştuğu, talebeleri ve sohbetlerinde bulunup kendilerinden feyz alanlar tarafından beyan edilmektedir. Birinci Cihan Harbinden evvel Arapça dersleri ve Kur'an-ı Kerim'i kendi köyü olan Gürpınar'daki medresede okutmuştur. Hacı Ahmed Efendi'nin yıllarca ders okuttuğu ilim ve irfan yuvası olan ve en az 300 sene bil fiil faaliyet gösterdiği arşiv kayıtlarında mevcut bulunan bu medresenin büyük bir bölümü 1980'li yılların başlarına kadar ayaktaydı. Maalesef bir çok talebe odalarından müteşekkil, büyük bir külliye olan eski ahşap medresenin yerinde bugün beton olarak yapılan, tarihi Gürpınar Camii'nin müştemilatı bulunmaktadır.
Hacı Ahmed Efendi'nin haziresinde medfun olduğu Of'un Gürpınar köyündeki tarihi cami (sağda) ve kabrinin aşağıdan görünüşü (solda). Hacı Ahmed Efendi'nin kabri.
Hacı Ahmed Efendi gerek batıni ve gerekse zahiri ilimlere vakıf Zülcenaheyn ünvanını kazanmışlardır. Sabır ve kanaat ehli, hal sahibi ve Hak aşığı bir veli idi. Aralıksız 66 sene kendi köyünde İmam Hatiplik yapmıştır. Tevazu ile vakarı şahsında daimi yaşatan emsalsiz bir insandı. Az konuşur, fakat konuştuğunda hikmetle konuşurdu. Susmak, her an tefekkür ikliminde bulunmak adetleriydi. Kalbi durmadan Cenab-ı Hakkı zikrederdi. Sağlığında Of'un diğer köylerinden, Trabzon'un diğer kazalarından, Gümüşhane, Erzurum, Erzincan, Samsun, Rize, Ordu, Giresun ve Artvin'den bile o günün zor şartlarında sohbetlerine katılıp feyz almak için gelenlerin sayısı az değildi. “Nerede olsanız O sizinle beraberdir.” (Hadid suresi: 4) mealindeki ilahî kelamın işaret ettiği gibi, hep Hak ile olmanın şuuruna malikti. Kendini gizler, asla keramet izhar etmezdi. Çok ibadet eder, çok düşünür ve çok ağlardı. Burada çok gülenler ileride gülmeye vakit bulamayacaklardır. Yine anlatıldığına göre; zevcesi onun şu hâline şahit olmuştur. Bir gece abdest tazelemek için evden çıkmışlardı. Fakat uzun zaman eve dönmediler. Kadıncağız merak ederek evden dışarı çıktı ve etrafı araştırdı. Bir de ne görsün? Köyün ortasında bulunan camii pırıl pırıl kandillerle donatılmamış mı? Gecenin bu ilerlemiş vaktinde, bu kandiller, bu ışıklar nereden gelmişti.? O zaman elektrik de yoktu. Fakat mescit gündüzler gibi aydınlanmıştı. Bu manzarayı görür görmez mescide koştu ve camdan içeriye bir göz attı. Gecenin o vaktinde mescidin içi insan kaynıyordu. Cübbeli, sarıklı, ak sakallı ve nur yüzlü insanlar halka halka oluvermişlerdi. Bu hâlin dehşetinden ürkerek hemen evine geri döndü. Aradan çok kısa bir zaman sonra da büyük bir hiddetle Hacı Ahmed Efendi kapıdan içeri girdi ve dedi; “Ey kadın, vah sana! Hiç Allah'dan korkmadın mı? Beni bunca evliyanın içinde mahcup ettin. Ne işin vardı da mescide geldin?.” Yaptığı kabahati ve durumun önemini geç de olsa kavrayan zevcesinin dudakları titreyerek açıldı: “Efendi Hazretleri, Sizi merak etmiştim. Bilmeyerek bir hata işledimse af ola.” dedi. Hacı Ahmed efendi kelimelerin üzerine basa basa söylendi : “Sakın bu gece gördüklerini kimseye anlatma. Sırrımı gizle. Eğer af bekliyorsan dilini tut ve gözünü kapa.” Doğduğu yer olan Of'un Gürpınar Kasabası'nda medfun bulunan Hacı Ahmed Fehmi Efendi'nin kabri köyün merkezinde bulunan tarihi Gürpınar Camii'nin haziresindedir. Mezar taşındaki kitabedeki yazı teyzesinin kızının oğlu olan, meşhur Reis'ül Kurra Hafız Mehmed Rüşdü Aşıkkutlu Efendi tarafından kaleme alınmıştır.