SAİDÜDDİN FERGANÎ

Muhammed bin Ahmed el-Kaşanî el-Ferganî Türkistanlı tasavvuf âlimi
A- A+

Türkistanlı tasavvuf âlimi. İsmi Muhammed bin Ahmed el-Kaşanî el-Ferganî olup künyesi Ebu Osman, lakabı Saidüddin'dir. Muhtemelen 620 (m. 1223) senesinde Maveraünnehir'in Fergana vadisindeki Kaşan şehrinde doğdu. 699 (m. 1300) senesinde vefat etti. Ailesi hakkındaki bilgiler, hayatı hakkındaki bilgiler gibi eksiktir. Genç yaşta Şeyhüşşüyuh Necibüddin Ali bin Büzgaş eş-Şirazî'ye talebe oldu. Bu da Şihâbüddin es-Sühreverdînin halifesi idi. Seyr ü sülukünü tamamladıktan sonra hilâfet aldı. Tâhûn tekkesinde halkı irşada başladı. Sonra Şam'a gitti. Sadreddin Konevî'den çok ilim ve feyiz aldı. Onunla Anadolu'ya geldi. Selçuklu veziri Muînüddin Süleyman Pervane kendisi ile yakın bir dostluk kurdu. Hatta vezir, Ferganî'nin derslerine iştirak ederdi. Cendî ile Fergânî gibi âlimlerin peşpeşe vefatı ile Selçuklular manevî rehberlerden mahrum kalmış; bu da sonlarını hazırlamıştır. Ferganî, Muhammed bin Sekran el-Bağdadî'nin sohbetinde ve hizmetinde bulundu. 665 (m. 1267) senesinde hacca gitti. 699 senesi Zilhicce ayında vefat etti. Vefat yeri bilinmemekle beraber kabrinin Şam'da olduğu rivayet edilir.

Saidüddin Ferganî, Fahreddin el-Irakî ve Müeyyedüddin el-Cendî ile beraber Şeyh-i Ekber Muhyiddin Arabî'nin fikirlerini nakleden en mühim âlimlerden birisidir. Bu fikirler Ekberiyye diye anılır. Mamafih böyle bir tarikat yoktur. Ancak Şeyh-i Ekber'in kendine has fikirlerinin bu isimle tanınması âdet olmuştur. Kendisinden çok sayıda âlim ve veli istifade etmiş, etkilenmiştir. Abdürrezzâk el-Kaşanî, Davud-i Kayserî ve Şah-ı Nakşibend'in halifelerinden Muhammed Parisa bunlardandır. Vahdet-i vücud tabirini ilk defa ve en çok kullanan Ferganî olmuştur.

Eserleri: 1- Meşâriku'd-Derarî'i'z-Züher fî Keşfi Hakaikı Nazmi'd-Dürer: Meşhur âlim ve velî Ömer bin Farıd'ın Taiyyetü'l-Kübrâ diye de bilinen Nazmü'd-Dürer adlı kasidesinin şerhidir. Müellif bu Farsça eserini Selçuklu Veziri Muînüddin Pervane'ye ithaf etmiştir. Ömer bin Fârıd'ın torunu, Kaside-i Taiyye'nin en güzel şerhi olduğunu söyler. Hocası Konevî'nin derslerinde tuttuğu notlardan hazırlamıştır. Hocası ayrıca esere bir takriz yazmıştır. Dibaceden sonraki dört asılda (bölümde) tasavvufî mefhumlar izah edilip şerhe geçilir. Bir nüshası Süleymaniye Kütüphanesi Reisülküttab Kısmı No: 1134'te vardır. Eser 1978'de Tahran'da basılmıştır. Saidüddin Ferganî'nin yazdığı Meşâriku'd-Derarî'i'z-Züher fî Keşfi Hakaikı Nazmi'd-Dürer adlı eserin kapak sayfası (sağda) ve neşre esas olan yazma nüshanın ilk iki sayfası (solda). Yazma nüsha Süleymaniye Kütüphanesi Pertev Paşa Kısmı No: 606'da kayıtlıdır.

2- Müntehe'l-Medarik ve Münteha lübbi külli Kamilin ve Ârifin ve Salik: Kaside-i Taiyye şerhinin ilaveli Arapça halidir. Gümüşhanevî müritlerinden Oflu Şükri Efendi tarafından, Kaşgar emiri Yakub Han'ın arzusu üzerine 1293'te İstanbul'da tahkikli olarak basılmıştır. Saidüddin Ferganî'nin Arapça olarak yazdığı Müntehe'l-Medarik ve Münteha lübbi külli Kamilin ve Ârifin ve Salik adlı eserin kapak sayfası (sağda) ve ilk sayfası (solda).

3- Menahicü'l-ibad ile'l-Mead: Tasavvuf yolcuları için lüzumlu itikat, amel ve zikre dair malumatı hâvî muhtasar Farsça bir eserdir. Fıkıh bilgileri dört mezhebe göre anlatılmıştır. Eser Hakikat Kitabevi tarafından 1990'da İstanbul'da basılmıştır. İdris Bitlisî hazretlerinin oğlu Defterdar Ebü'l-Fadl Mehmed Efendi Medarikü'l-i'tikad adıyla Türkçeye tercüme etmiştir.

Bu eserlerden başka Letâifü'l-İclâm adlı geniş tasavvuf lügati ile bir Füsûsü'l-Hikem şerhi de Ferganî'ye atfedilmektedir. Saidüddin Ferganî hazretleri buyurdu ki: “Yetmişbin kerre “La ilahe illallah” söyleyerek ölmüşlerin ruhlarına hediye etmek sadakanın en güzeli ve en iyisidir. Bunu halis niyyetle ve bağışlanan kimsenin Cehennem ateşinden kurtulması için söylemelidir. Bir kişi de söylese olur bir cemaat aralarında paylaşarak söylese de olur. Şeyh Muhyiddin ibni Arabî hazretleri buyurdu ki: “Eğer bir kimse kendisi için veya başka birisi için halis niyyetle ve azabdan kurtulmak niyyeti ile bunu yetmişbin defa söylese, elbette kimin için söylenmişse o kimse Cehennem azabından kurtulur. Bu hususta nakil vardır. Bana Ebu'l-Abbas Kastalanî şöyle anlattı. Şeyh Ebü'-Rebi' bu kelime-i tevhidi yetmişbin defa söylemişti. Fakat bir kimse adına veya bir kimseye bağışlamaya niyet etmemişti. Birgün bir cemaatle birlikte bir sofrada yemek yiyordu. Aralarında kalb gözü açık bir çocuk da vardı. Çocuk yemeğe elini uzatıp yiyeceği sırada aniden feryad etmeye başladı. Yemekten elini çekti. Ona; “Niçin ağlıyorsun?” diye sordular. Çocuk dedi ki: “Şu anda Cehennem'i ve annemin de Cehennem'de azapta olduğunu görüyorum! Bu sebepten ağlıyorum!” diye cevap verdi. Şeyh Ebü'r-Rebi' dedi ki: “Bu sözleri duyunca içimden; “Ya Rabbî sen biliyorsun ki ben yetmişbin defa “La ilahe illallah” demiştim. O yetmişbin kelime-i tevhidin sevabını bu çocuğun annesinin Cehennem azabından kurtulması için ona bağışladım.” diye niyyet ettim. Ben içimden böyle niyet edince çocuk tebessüm etti ve yüzü güldü. “Annemi görüyorum. Cehennem ateşinden kurtuldu. Elhamdülillah!” dedi. Sonra yemek yemeğe başladı. Şeyh Ebü'r-Rebi' sofrada bulunanlara dedi ki: “Bu çocuğun keşfi doğrudur. Bu hususda haber-i nebevî vardır. Eğer yetmişbin defa “La ilahe illallah” söylenip bir ölünün veya kişinin kendisinin Cehennem ateşinden kurtulması için bağışlansa bunun faidesi tam hasıl olur.”

Menahicü'l-ibad kitabında, İslam nikahını şöyle yazmaktadır: Yedinci fasıl, evlenmek edeplerini bildirmektedir. Nass ve haberler, evlenmenin daha iyi olduğunu bildirdiği gibi, bekar kalmanın daha iyi olduğu da bildirilmektedir. İnsanlar, zamanlar ve haller başka başka olduğu için haberler de başka başka olmuştur. Eshab-ı kiramın ve Tabiinin zamanları ve halleri, evlenmenin daha iyi olduğunu gösteriyordu. Bunda, üç sebep vardı:

1- Muhammed Aleyhisselam zamanında, dünyayı Hıristiyanlık kaplamıştı. İsa Aleyhisselamın ruhaniyeti daha çok olduğu için onun eshabının ve ümmetinin haline ve zamanına, bekarlık, ruhbanlık, yalnızlık yakışırdı. Papazlar, herkese rahip olmayı, yalnız yaşamayı emrediyordu. Allah yolunda bulunabilmek ve Allahü tealaya yaklaşabilmek, ancak ruhbanlıkla, yani evlenmemekle olur sanıyorlardı. Muhammed Mustafa Aleyhisselam, ruhî ve maddî hakikatlerin, üstünlüklerin hepsini kendinde topladığı için O'nun Eshabına ve ümmetine, yalnızlık da çokluk da bekarlık da evlilik de faydalı olmaktadır. Bunlara her ikisi de ve ikisi arasındaki orta hal de yakışmaktadır. Papazlar herkese ruhbanlığı, yalnız, bekar yaşamağı emrettiğinden, bunu önlemek için Muhammed Aleyhisselam, Eshabının, bekar yaşamasını yasak etti. “İslamiyyette ruhbanlık yoktur.” buyurdu. Bir hadis-i şerifte de; “Nikah yapmak, benim sünnetimdir. Sünnetimi yapmayan kimse, benden değildir.” buyurdu. Daha nice hadis-i şerifler, zihinlerdeki yanlış fikirleri kaldırdı. Allahü tealanın yolunda, yalnız ruhbanlıkla gidilebilir düşüncesini gönüllerden çıkardı. Eshab-ı kiramın ve Tabiinin ve Tebe-i tabiinin zamanı olan ikiyüz sene içinde yaşayanlar, bu hadis-i şeriflerin, papazların bozuk sözlerini çürütmek için söylendiğini biliyorlardı. Bu zaman geçince insanın haline göre bekarlığın da evliliğin de iyi olduğunu bildiren hadis-i şerifler meydana çıktı. Resul Aleyhisselam; “İkiyüz yılından sonra sizin en iyiniz, hafifülhaz olandır.” buyurdu. Hafifülhaz nedir dediklerinde; “Zevcesi ve çocuğu olmıyandır.” buyurdu. Bişr-i Hafî, Bayezid-i Bistamî ve Ebül-Hüseyn Nurî gibi büyük âlimler bekar idi. Hicretin ikiyüz senesinden sonra gelenler arasında, bunların ve bunlar gibi olanların şereflerini, üstünlüklerini, bu hadis-i şerif haber vermektedir. Saidüddin Ferganî'nin eserlerinde bildirdiği; “İkiyüz yılından sonra sizin en iyiniz, hafifülhaz olandır. Hafifülhaz, zevcesi ve çocuğu olmayandır.” hadis-i şerifinin yazılı olduğu levha..

2- Eshab-ı kiram, Tabiin ve Tebe-i tabiin, en hayırlı, en iyi bir zamanda yaşadıkları için imanları, sabırları, zühtleri ve tevekkülleri çok kuvvetli, pek kıymetli idi. Zamanların en hayırlısı, benim asrımdır. Ondan sonra kıymetli olan, benim asrımdan sonra gelen asırdır. Daha sonra kıymetlisi, onlardan sonra gelen asrın Müslümanlarıdır. Bunlardan sonra yalancılık yayılır. Şahit olmaları istenmediği hâlde yalancı şahitlik yapılır.” hadis-i şerifi, onları methetmektedir. O büyükler, Resulullahın sohbetinde bulunmakla, O'na yakın olmakla, zühtleri, tevekkülleri ve rızaları arttığı için evlendikleri zaman, nefisleri İslamiyetin beğenmediği sebeplere bağlanmaz, haram kazanmaya eğilmezdi. Sonra gelenler ise böyle olmadı.

3- Muhammed Aleyhisselam, peygamberlik nuru ile ve doğru firaseti ile biliyordu ki İslam dinini, İslam milletini, dünyaya, Eshab-ı kiram ve Tabiin ve Tebe-i tabiin yayacaktır. İman kalesini koruyacakların ve din-i İslam'ı yayacak olanların çoğalması için ve onlar ile dinin kuvvetlenmesi için nikah yapmayı, yani evlenmeyi teşvik buyurdu.

Bu üç sebepten dolayı, Sahabe-i kiram ve Tabiin ve Tebe-i tabiîn zamanlarında, evlenmek lazım geliyordu. Bunlardan sonra gelenlerin ise bekar kalması da iyi idi. Bunun içindir ki Süfyan-ı Sevrî, yukarıda yazılı hadis-i şerifi işitince; “Vallahi, bekar kalmak, şimdi helaldir.” dedi. Bişr-i Hafî'ye; “Niye evlenmiyorsun?” diye sordular. “Öyle nefsim var ki önce, onu boşamaya uğraşıyorum. Ona başkasını nasıl ekleyebilirim?” diye cevap verdi.

Şimdi, helal lokma bulmak azaldı. Haramdan kendini kurtarmak güçleşti. Başkasının da harama düşmesine ön ayak olmak, dine de akla da uyar bir şey değildir. Bununla beraber, bir kimsenin şehveti azarsa, oruç tutarak, ateşini azaltmaya çalışsın. Oruç ile kuvvetini kıramazsa, bunun nikah etmesi, yani evlenmesi farz olur. [Zulmetmek korkusu varsa, bunun evlenmesi tahrimen mekruh olur. Açık gezen, mahrem yerlerini erkeklere teşhir eden aşağı kadınların arasına düşerek, nefislerine aldanmaktan, haram işlemekten korkanların da bir afif, temiz Müslüman kız bulup evlenmesi farz olur. Böyle sıkışık durumda olmayan gençlerin, ilim ve ahlak edinmek için çalışması, ancak hayız ve nifas bilgilerini öğrendikten sonra evlenmesi uygun olur.] Evlenme vakti gelmesi için önce, İslamiyeti öğrenmek, nefsi, İslamiyete uyar hale getirmek, gönül sahibi olmak, rüşdü, aklı olgunlaşmak lazımdır. Ondan sonra sünneti yerine getirmek niyeti ile evlenir. Edebi, hayası, ahlakı olan, dinini, imanını, İslamın şartlarını öğrenmiş, islamiyete uyan, sokakta İslamiyetin emrettiği gibi örtünen bir kızla nikahlanır. İffet sahibi, dinini kayıran bir kız aramalıdır. Malı çok, güzelliği çok olanı aramamalıdır. Mal için güzellik için iffeti ve salahı elden kaçırmamalıdır.

Hadis-i şerifte buyuruldu ki: “Kadın, ya malı için veya güzelliği için yahut dini için alınır. Siz dini olanı alınız! Malı için alan, malına kavuşamaz. Yalnız cemal için alan, cemalinden mahrum kalır.” Din ile cemal birlikte olması çok iyi olur. Müslüman kızın kafir erkekle evlenmesi caiz değildir. Kafir erkekle evlenmeye niyet edince mürtet olur. İki kafir birbiri ile evlenmiş olur. Her ikisinin de iman etmeleri ve yeniden nikahlanmaları lazım olur.

Nikahtan önce kızı görmek sünnettir ve iyi geçinmeyi sağlar. Saliha, iyi huylu, çocuğu olan bir sülaleden ve asil aile kızı aramalıdır. Dört kadından kaçınmalı demişlerdir: 1- Dul olup eski zevci yanında rahat yaşamıştır. O rahat günleri hatırladıkça, ah, of çekmektedir. 2- Malı ile mevkii ile babası ile öğünüp başa kakan almamalı. 3- Kocasının malını, kendi akrabasına, tanıdıklarına dağıtan kızı almamalı. 4- Kötü huy ve iffetsizlik ile adı çıkıp kendini ve kocasını dillere düşüren kadından kaçınmalıdır. “Gübrelikte biten gülleri koklamayınız!” hadis-i şerifi, sütü bozuk, ahlâksızlarla evlenmeyi yasak etmektedir.

Evlenmek isteyen, birkaç defa istihare etmeli. Hak tealaya sığınmalı. Nefsin ve kötü kimselerin araya katılmasından koruması için yalvarmalıdır. Nikahın dört mezhebe de uygun yapılmasına çalışmalıdır. Saidüddin Ferganî'nin yazdığı Menahicü'l-ibad ile'l-Mead adlı eserinin kapak sayfası (sağda) ve Saidüddin Fergani hattıyla Sadreddin Konevî'nin Icazü'l-Beyan adlı eserinin son sayfası. (Solda) Eser Köprülü Kütüphanesi Fazıl Ahmed Kısmı No: 41'de kayıtlıdır.

Şafiî ve Hanbelî ve Malikî mezheplerinde nikahın doğru olması için birinci şart, baliga olan kıza da velinin izin vermesi lazımdır. Veli, lugatte, dost demektir. Akait bilgisinde arif-i billah demekdir. Fıkhta ise erkek akrabadır. Veli bu üç mezhepte babadır. Baba yoksa, babanın babası ve onun babasıdır. Bunlardan sonra erkek kardeştir. Bundan sonra erkek kardeş oğlu, sonra onun oğludur. Sonra amca, sonra amcaoğlu ve onun oğludur. Bunlar yoksa, kadı [ya'ni Kur'an-ı kerime göre yaşayan adil bir hakim] veli olur. Nikahta veli, miras sırasına göredir. Ancak Şafiî mezhebinde oğul ve onun oğlu veli olmaz. İmamı Muhammed'e göre ve Hanbelî mezhebinde, babadan ve dedelerden sonra Şeyhayna göre ise bunlardan önce oğul ve torun veli olur. Hanefî'de, akıl ve balig olan kıza velinin izin vermesi şart değildir. Baliga kızdan, nikahtan önce izin istemek müstehaptır. İzin verilen, vekil olmuş olur. İzinsiz yapılan nikahtan sonra kızın kabul etmesi ise şarttır. Kız razı olmazsa, nikah sahih olmaz. Kadını, kendisi veya vekili yahut velisi evlendirir. [Erkek velileri bulunmayan yetimleri, Hanefi mezhebinde, anaları evlendirebilir.]

Nikahın ikinci şartı, Hanefî mezhebinde, [fıskı belli olsa da] icab ve kabul yapılırken, akıl ve balig Müslüman iki erkek veya bir erkekle iki kadın şahit bulunmaları ve icab ile kabulü işitmeleri lazımdır. Şafiî ve Hanbelî'de, şahitlerin erkek olması ve fıskları belli olmaması şarttır. Hanefî'de, vekil veya veli ile birlikte ayrıca bir erkekle iki kadın da olabilir. Malikî mezhebinde, şahit lazım olmayıp velinin bulunması ve nikahın i'lan edilmesi, tanıdıklara bildirilmesi şarttır.

Nikahın üçüncü şartı, icab ve kabuldür. Yani sözleşmedir. Şafiî ve Hanbelî mezheplerinde, iki erkek “nikah veya zevc, zevce” kelimelerini veya bu manada olan başka kelimeleri kullanarak, sözleşme yapar. Erkeğin biri damad veya vekili, ikincisi kızın velisi veya vekilidir. Bu iki mezhepte, bakire değilse, kadının izin vermesi de şarttır.

Whatsapp İkon Facebook İkon Bağlantıyı Kopyala
Rehber İnsanlar Sayfası