SA'LEB

Ahmed bin Yahya bin Zeyd bin Seyyar eş-Şeybanî Meşhur nahiv ve lügat (Arap dili) âlimi
A- A+

Meşhur nahiv ve lügat (Arap dili) âlimi. İsmi Ahmed bin Yahya bin Zeyd bin Seyyar eş-Şeybanî; künyesi Ebü'l-Abbas'tır. Sa'leb diye tanınır. 200 (m. 815) tarihinde Bağdat'ta doğup, 291 (m. 903) senesinde yine orada vefat etmiştir. “Ben Ma'ruf-i Kerhî'nin vefat ettiği senede doğdum.” demiştir.

Zamanında Kufe'den nahiv, lügat ve edebiyat hususunda bir tane idi. Hocası İbn-i A'rabî, nahiv ile alakalı meselelerde şüpheye düştüğü zaman; “Ey Ebü'l-Abbas! Sen bu mevzuda ne dersin?” diye onun görüşünü alırdı. Ezber kabiliyeti ile meşhurdur.

İbrahim bin Münzir Hizamî, Muhammed bin Selam Cumehî, Ubeydullah bin Ömer el-Kavarirî, Muhammed bin A'rabî ve daha birçok tanınmış âlimlerden ilim alıp, rivayetlerde bulunmuştur. Nahivde birinci derecede hocası İbn-i A'rabî idi. Nahivde en çok İbn-i Asım'a itimat ederdi. Kendisinden de, Niftaveyh, Muhammed bin Abbas el-Yezidî, Ali el-Ahfeş, Ahmed bin Kâmil, Ebu Amr ez-Zahid, Ebu Bekr bin Enbarî gibi birçok âlim istifade edip, rivayetlerde bulunmuşlardır. Ahmed bin Yahya; “216 (m. 831) senesinde Arapça ve lügat ilmine başladım. Meşhur nahiv âlimi Ferra'nın Hudud isimli kitabını daha on altı yaşında iken mütalaa ettim (inceledim). Yirmi beş yaşına gelince, Ferra'nın bütün kitaplarını ezberledim.” demektedir.

Ahmed bin Yahya Sa'leb, fıkıh, hadis ve tefsir ilimleriyle, nahiv ve lügat ilimleri kadar meşgul olmamıştı. Onun için, büyük kıraat âlimlerinden Ebu Bekr bin Mücahid'e şöyle dedi: “Ey Ebu Bekr! Kur'an-ı Kerim ehli olan âlimler, Kur'an-ı Kerim ile, hadis âlimleri hadis-i şerif ile fıkıh (İslam Hukuku) âlimleri, fıkıh ilmi ile meşgul oldular. Bu bakımdan onların durumu iyi, fakat, ben ise, Zeyd ve Amr ile meşgul oldum.” Arapça dil bilgisinde verilen misallerde de ekseriyetle bu isimler alınır. Mesela, “Zeyd geldi.” “Zeyd Amr'ı döv dü.” gibi. Ebu Bekr bin Mücahid, bir gece rüyasında Resulullah Efendimizi gördü. Resulullah Efendimiz ona; “Ebü'l-Abbas'a benden selam söyle ve ona; “Sen ilim sahibisin de!”” buyurmuşlardır.

Ebu Abbas Ahmed bin Yahya'ya bilmediği bir mesele sorulduğu zaman, bilmiyorum derdi. Ebu Ömer ez-Zahid şöyle anlatır: “Ebu Abbas Sa'leb'in meclisinde bulunuyordum. Kendisine bir şey soruldu. O da bilmiyorum dedi. Bunun üzerine soruyu soran; “Demek bilmiyorum diyorsun! Her taraftan ilim öğrenmek için herkes sana koşup geliyor. Sen ise bir şey sorulunca, bilmiyorum, diyorsun.” diye hayretini bildirmişti.”

Ebü'l-Abbas Sa'leb, Arap dili üzerinde çok derin bir bilgiye sahipti. Bu sahada mütehassıs âlimlerle Arapça'nın çok ince meselelerine girdikleri zaman, Arapça'dan haberi olanlar bile anlayamazlardı. Ebü'l-Abbas Muhammed bin Ubeydullah bin Abdullah bin Tahir'in babası şöyle anlatır: Bir gün kardeşimin yanına gitmiştim. Oraya meşhur nahiv âlimleri Ebu Abbas Ahmed bin Yahya ile Ebü'l-Abbas Muhammed bin Yezid el-Müberrid gelmişti. Kardeşim bana; “Biraz sonra bu iki âlim, falanca eve gidecekler. Ben acaba hangisi daha âlimdir, diye çok merak ediyorum. Sen şimdi o eve git. Orada otur. Onlar orada nahiv ilmiyle alakalı münazaralar yapacaklar. Sen, onları dinle!” dedi. Ben gittim. Bir müddet sonra bu iki büyük âlim de geldi. Biraz sonra nahiv mevzuu üzerinde konuşmaya başladılar. Konuşulanları az çok anlıyor, bende arasıra bildiğim kadarıyla iştirak ediyordum. Fakat daha sonra öyle ince mevzulara girdiler ki, anlamam mümkün değildi. Onların hangisinin üstün olduğunu ancak onlardan daha âlim olan birisi anlayabilirdi. Benim derecem ise, çok aşağılarda idi. Kardeşime olanları anlatınca çok memnun oldu.

Tarihçi Ebu Bekr Muhammed bin Abdülmelik, Sa'leb hakkında şöyle der: “O, nahiv ilminde faruktur (doğru ile yanlışı ayırandır). Lügat âlimleri için ölçüdür. Kufeli ve Basralı nahiv âlimlerinin en büyüklerinden, kıymeti en fazla ve ilmi en doğru olanlardandır. Hilmi çok idi. Ezber i kuvvetli, din ve dünya işlerinde çok nasibli bir zat idi.”

Ebü'l-Abbas Sa'leb, der ki: “Ahmed bin Hanbel'i görmeyi çok istiyordum. Nihayet onun yanına gittim. Huzuruna girdim. Bana; “Ne mütalaa ediyorsun?” diye sordu. Bende, nahiv mütalaa ettiğimi söyledim. Sonra bana şu nasihatta bulundu: “Sen yalnız kaldığın zaman, kendini yalnızım sanma! Beni Rabbim görüyor de. Çünkü Allahüteala, senin her yaptığını görüp bilmektedir. Gizli olarak yaptıklarından da haberdardır. Günahlarımız çok. Allahütealanın af ve mağfiretine kavuşmak ne büyük saadettir. Keşke Rabbim izin verse de, tabutta bile tövbe etme imkanı bulabilsek de, tövbe yapsak. Tövbe etmek ne kadar mühim.” dedi.”

O insanları tanımak için şöyle der: “Bir kimsenin hangi huy ve tabiat üzere olduğu bilinmek istenirse, onun para karşısındaki durumunu tecrübe etmek lazımdır. Çünkü, paraya çok düşkün olanlar para uğruna, beğenilmeyecek çok sözler sarf ederler. Kendi içlerindekini dökerler. Bu sırada, ahlâkı yüksek olanları da tanımış olursun.”

Ebü'l-Abbas Sa'leb, bir yakınına takvayı tavsiye ederek: “Takva elbisesini giy. Eğer bu elbiseyi giymemişsen, üzerinde herkesin giydiği elbiseler olsa da, hakiki elbiseyi giymiş sayılmazsın.” demiştir.

Ebu Muhammed Abdurrahman bin Muhammed ez-Zührî ile Sa'leb birbirlerini çok severlerdi, işleri hususunda onunla istişare ederdi (ona danışırdı). Bir gün Sa'leb'e gitti. Etrafındakilerden rahatsız olduğu için, bulunduğu mahalleden başka bir yere taşınacağını söyledi. Sa'leb dedi ki: “Ey Ebu Muhammed! Senin tanıdığın kimselerin eziyetine ve sıkıntısına katlanman, tanımadığın kimseler yanına gidip bilmeyeceğin sıkıntılara düşmenden, senin için daha hayırlıdır.”

Ebü'l-Abbas'ın son zamanlarında kulakları duymaz oldu. Bir Cuma günü ikindi namazını camide kılıp, dönüyordu. Bu sırada arkasından koşarak gelen bir at ona çarptı. Orada bulunan bir çukura düştü. Çukurdan çıkarıp evine götürdüler. Başı çarptığından çok ağrıyordu. Ertesi gün vefat etti.

Eserleri: 1- Kitabü'l-Fasih, 2- Kavaidü'ş-Şi'r, 3- Kitabu Mecalisi Sa'leb, 4- Şerhu Divani Züheyr, 5- Şerhu Divani'l-A'şa, 6- Meaniü'l Kur'an, 7- Meaniyi'ş-Şi'r, 8- İ'rabü'l-Kur'an. Eserlerinin bir kısmı basılmıştır.

Whatsapp İkon Facebook İkon Bağlantıyı Kopyala
Rehber İnsanlar Sayfası