Lügat, edebiyat ve tarih âlimlerinden. İsmi, Abdülmelik bin Muhammed bin İsmail es Se'alebî; künyesi, Ebu Mansur'dur. Mesleği sebebiyle “Se'alebî” lakabı ile meşhur oldu.
Nişaburlu olup, 350 (m. 961) senesinde Nişabur'da doğdu. Pek çok âlimden ders alıp, ilimde yükseldi. Arap dili ve edebiyatı ilimlerinde pek meşhur oldu. Lügat ve edebiyat ilimlerine ait kıymetli eserler yazdı. Asrının âlimleri arasında, eser yazanların en büyüğüydü. 80 yaşında iken 429 (m. 1038) senesinde vefat etti.
Se'alebî, önceleri tilki derilerini toplar, onlardan kürk yapıp satardı. Arapça Sa'leb (tilki) kelimesine nisbetle “Se'alebî” lakabı verilmiştir. İlim öğrenmek arzusu kendisinde çoğalınca, memleketindeki âlimlerin ilim meclislerine devam etti. Arapçanın lügat ve edebiyat bilgilerinde söz sahibi oldu. Eserlerini nesir ve nazım ile yazmada, zamanındaki âlimlerin en üstünü oldu. Yetimetü'd-dehr ismindeki eserinde, asrındaki edip ve şairlerin hâl tercümelerini, onların lehindeki ve aleyhindeki beyanları ifade eden şiirleri toplamış ve ayrıca birçok belde halkının güzel hâllerinden bahsetmiştir. Bundan başka, daha birçok eserler yazdı. Eserlerinin çokluğu sebebiyle, zamanında “İmamü'l-musannifîn; kitap yazanların en büyüğü” diye anılıyordu.
Ez-Zaire kitabının sahibi İbn-i Bessam, onun hakkında diyor ki: “O, kendi devrinde ilimde yükselenlerin reisi, çeşitli nesir ve şiirleri toplayan, zamanındaki müelliflerin başı, muasırlarının verdiği hüküm sebebiyle musanniflerin imamıydı. Onun adı dillere destan oldu. İlim için çok yolculuk yaptığı için, deve sırtından inmemişti. Eserleri, şarkta ve garpta, karanlıklarda yıldızların parlaması gibi her yeri aydınlattı. Onun telif eserleri her tarafta meşhur oldu ve üstünlüğünü herkesin kabul etmek mecburiyetinde kaldığı yıldızlar oldu.”
Eserleri: Eserlerinin bir kısmı matbu hâlde mevcuttur. Başlıca eserleri şunlardır:
1- Yetimetü'd-dehr fî mehasini ehl-i asr: En meşhur eseri olup, matbu hâldedir. Arap edebiyatı tarihine ait kıymetli bir eserdir. Ansiklopedik bir mahiyet taşımaktadır. Muasırı olan şairlerin hâl tercümelerini ve şiirlerini incelemektedir. Bu kitap dört kısımdan ibarettir. Her bir kısım çeşitli bablara ve fasıllara ayrılmaktadır:
Birinci kısım: Hemedanlılara ait şiirleri, onların ve Şamlıların oraya komşu olan yerleri; Mısır, Musul, Mağrib'in şairlerini ve onlarla alakalı haberleri anlatır.
İkinci kısım: Irak halkından yetişen şairlerin şiirleri ile, İran'da kurulan Deylemiyye Devleti'nde yetişen ilim ve fazilet erbabından bahsetmektedir.
Üçüncü kısım: Cebel, İran, Cürcan, Taberistan, İsfehan şairleri ile Deylemiyye Devleti'nin vezirlerine, kâtiplerine, kadılarına, şairlerine ait haberleri ve onlara ait sözleri anlatmaktadır.
Dördüncü kısım: Horasan, Maveraünnehr halkının, Samanîler ve Gazneliler Devleti'nin kuruluşundaki güzel hizmetlerini ve çeşitli memleketlerden Buhara'ya gelip yetişenlerin iyi hâllerini ve özellikle Nişabur halkından olup, oraya gelerek yerleşenlerin güzel adetlerini anlatmaktadır.
2- Ehasinü kelami'n-Nebiyyi ve's-Sahabeti ve't-Tabiîn ve mülukü'l-Cahiliye ve mülukü'l İslam, 3- El-Leali ve'd-dürer, 4- Erba'u mesail-i müntehabe (Müntahabatü kitabi't-temsil ve'l muhadara, El-Mebhec, Sihrü'l-belaga ve sirrü'l-bera'a, En-Nihayetü fi'l-kinaye), 5- El-I'caz ve'l-icaz (veya El-Emcar ve'l-İcaz), 6- Kitabü'l-emsal el-müsemma bi'l-feraid ve'l-kalaid (veya El-Ikdü'n-nefise fî nüzheti'l-celis), 7- Berdü'l-ekbad fi'l-a'dad, 8- Simarü'l-kulub fi'l-mudafi ve'l-mensub, 9- Hassü'l-has, 10- Risaletün fî ma cera beyne'l-Mütennebi ve Seyfüddevle, 11- Sirrü'l-edeb fî mecari lügati'l-Arab, 12- Gurerü ahbari'l-müluki'l-Fars ve siyerihim, 13- Fıkhü'l-lüga ve Sırrü'l-Arabiyye, 14- El-Kinayetü ve't-ta'riz, 15- Letaifü'l-mearif, 16- El-Müennesü'l-vahid fi'l-muhadarat, 17- El-Letaif ve'z-zeraif, 18- Mir'atü'l-mürüvvet, 19- Mekarimü'l-ahlâk, 20- Men gabe anhü'l-mutrib, 21- El-Müntehil (Müntahabat min fuhuli'ş-şuaraü Arab), 22- El-Maksur ve'l-mamdud, 23- Nesrü'n-nazmi ve hallü'l-akd, 24- El-Gılman, 25- Eş-Şekva ve'l-'Itab, 26- Tuhfetü'l-vüzera, 27- Lübabü'l-edeb, 28- Tabakatü'l-müluk, 29- Nesimü's-seher.
Onun Fıkhü'l-lüga ve Sırrü'l-Arabiyye ismindeki eserinde, kelimelerin açıklamalarını sika (güvenilir, sağlam) âlimlerden naklettiği görülmektedir. Bu eserini hazırlarken, önce her kelimenin Kur'anı Kerim'de kullanıldığı manayı vermiştir. Bu kitabın 141. sayfasında çok yeme ve içmenin kötülükleri ve zararlarından bahsetmekte ve; “Yemeye ve içmeye aşırı düşkün olan kimse, insanlar içinde horlanır ve aç gözlü bir kimse hâline gelir. Hırsı arttıkça, aç gözlülüğü de artar.” demektedir.
Se'alebî, Mir'atü'l-mürüvvet isimli eserinde buyuruyor ki: “Süfyan bin Uyeyne'ye; “Sen, Kur'an-ı Kerim'den her bilgiyi çıkardın. Mürüvvet ile ilgili bir ayet-i kerime okur musun?” denildi. O da, mealen; “Affa sarıl, iyiliği emret, cahillerden yüz çevir.” (A'raf suresi: 199) ayet-i kerimesini okudu. Bu ayet-i kerimede mürüvvet; güzel adap ve ahlâk, Allah'tan gelene rıza göstermek, başkasını affetmek, nefse iki dünyanın iyiliğine vesile olan iyiliği emretmek, cahillerden yüz çevirmek emredilmektedir.”
Kur'an-ı Kerim'de, kötülüğe, iyilik ile karşılık vermek, iyiliğe iyilik ile mukabele etmek, orta yolu tutmak işlerinde ve tedbiri iyi yapmak hakkında, mürüvvet ile alakalı pek çok ayet-i kerime vardır.
Hazreti Resulullah'ın, mürüvvet hakkında buyurdukları mübarek sözlerinden bazıları şunlardır: “Cömertlik, Cennet ehlinin ahlâkındandır.” “Zalim de olsa, mazlum da olsa, Müslüman kardeşine yardım et.” “Size bir kavmin efendisi gelince, ona ikram ediniz.” “Hayrı gösteren, onu yapan gibidir.” “İkiyüzlü kimse, Allahü tealanın nezdinde makbul değildir.” “Müslüman; insanların, onun elinden ve dilinden emin olduğu, zarar görmediği kimsedir.” “Özür dilemeyi gerektirecek şeyden sakın.” “Mümin ta'n edici, lanetleyici olmaz.” “Allahü teala, malının fazlasını Allah yolunda harcayan, sözünün fazlasını tutan kimseye rahmet eylesin.” “Gizli sadaka vermek, Allahü tealanın gazabını söndürür.”
Hediyeleşmek: Hediye, Resulullah'ın Sünnet-i seniyyesi, sultanların âdeti ve sevgisinin anahtarıdır. Hediye vermek, insanların gönüllerini kazandırır. Dostların birbiri ile hediyeleşmesi, iyilik ve lütuf, sultanın hediyesi ise şereftir.
Esmaî dedi ki: “Âlimlerden birisine mürüvvetin ne olduğu sorulduğunda; “Mürüvvet; açık bir kapı, kaldırılmış bir perde, ortaya konulmuş bir yemek, kabul edilmiş bir sözdür.” dedi. Muhammed bin Harb el-Hilalî'ye sorulduğunda; “Mürüvvet; ıslah etmek, yemek yedirmek, iyi kimselerle oturup kalkmak, aklın kabul edeceği şeyleri haber vermektir.” diye cevap verdi.”
Mis'ar bin Kedam; “Mürüvvet; dinde âlim olmak, ana babaya iyilik etmek, (sabah namazı kılındıktan sonra) güneş doğuncaya kadar mescitte kalmaktır.” dedi.
Ramazan-ı şerifin mürüvvetine dair: Aylar içerisinde Ramazan-ı şerif, insanlar arasında Resulullah gibidir. Ramazanı şerif, oruç, devamlı ibadet, Allahü tealayı daha çok zikir, fakirlere ve dostlara yedirme ve teravih ayıdır.
Ev sahibinin mürüvveti; misafirine ikram etmesi, bizzat kendisi hizmet etmesi, onun hizmetini başkasına bırakmaması, ona güleryüz göstermesi, sevgi ve yakınlığı temin etmek için, güzel ve tatlı sözler ile konuşmasıdır.
Abdullah bin Ahmed, başkasına yedirmek hakkında; “En büyük mürüvvet; başkasına yedirmek, iyi ve asil kimselerle beraber bulunmaktır. Ebu Muhammed Feyyaz, hiç yalnız yemezdi. Mutlaka birisini çağırır, beraber yerlerdi.” buyurdu.
Yeme içmede mürüvvet: Yiyecek, bedenleri ayakta tutar. O, hayatın maddesidir. Her zaman, yiyeceğin temiz, iyi pişmiş, rengi ve kokusu güzel ve hazmı kolay olmalıdır.
Çeşitli mevzularda hadis-i şerifler:
“Müminler bir bina gibidirler. Nasıl ki, bina, parçalarının birbirine destek olmasıyla kuvvet bulursa, Müminler de birbirine destek olmak suretiyle kuvvet bulurlar.”
“Eshabım gökteki yıldızlar gibidir, kim onlara uyarsa, doğru yol üzere bulunur.”
“Ümmetim yağmur gibidir, evveli mi, yoksa sonu mu hayırlıdır bilinmez. Nerede bulunurlarsa fayda verirler. Yani hepsi hayırlıdır.”
“Layık olduğunuz şekilde idare olunursunuz. Size layık olduğunuz şey verilir.”
“Demirin pası gibi, kalblerin de pası vardır. Bu pas, istiğfarla giderilir.”
“Kim tasadduk eder, iyilikte bulunur, muhtaçlara başlarına kakmadan gizlice yardımda bulunursa, o, insanların en fazla iyilik edenidir.”
“Hastalarınızı sadaka ile tedavi ediniz.”
“Mallarınızı zekatla koruyunuz.”
“Âlimler, Peygamberlerin vârisleridirler.”
“Tövbe, günahı yok eder.”
“Dünya, Mümin için hapishane, kâfir için Cennnettir.”
“Kim gizli sadaka verirse, Allahü teala ondan razı olur.”
“Müminin firasetinden sakınınız. Çünkü o, Allahü tealanın nuru ile bakar.”
“İnsanlar uykudadır. Öldükten sonra uyanırlar.”
“Lezzetleri yok eden ölümü çok hatırlayınız.”
“Cennet, istenmeyen durumlarla kuşatılmıştır. Cennet'e kavuşabilmek için, bu dünyada bir takım zorluklara, meşakkatlere katlanmak, nefsin, şehvetin ve şeytanın isteklerine uymamak lazımdır.”
“Cehennem, nefsin arzu ve istekleri ile kuşatılmıştır. Kim nefsinin arzu ve isteklerine uyarsa, onun yeri Cehennem'dir.”
“Allahü teala, cimri kimseyi sevmez.”
“Birbirinizle hediyeleşiniz. Çünkü hediyeleşmek aranızda sevgi meydana getirir.”
“Kalbler, kendilerine iyilik yapana sevgi duyma, kötülük yapana buğz etme tabiatı üzere yaratılmıştır.”
“Hayır beklenmeyen, kötülüğünden emin olunmayan kimseden sakınınız.”
“İkiyüzlü kimse, Allahü tealanın indinde makbul değildir.”
“Mümin, insanların malları ve canları hakkında emin oldukları kimsedir.”
“İktisat eden kimse, fakir ve muhtaç olmaz.”
“Kötülüğü terk etmek, sadakadır.”
“Hayâ, imandan bir şubedir.”
“İşlerin en iyisi, orta olanlarıdır.”
“Kim bize hile yaparsa, o bizden değildir.”
“Yalnız bulunmak, kötü kimselerle oturup kalkmaktan daha iyidir.”
“İstişare eden (danışan) kimseye yardım olunur.”
“Acı duymayan bedende, zekat ve sadakalarla temizlenmeyen malda hayır yoktur.”
“Garip olarak ölen kimse, şehittir.”
“Bu günün işini yarına bırakma.”
“Kim şerri bilmezse, onun içine düşer.”
Ali bin Ebu Talib buyurdu ki: “Her kişinin kıymeti, yaptığı iyilikle belli olur.” “Kişi, dilinin altında saklıdır.” (İnsan, konuşmasından sonra tanınır.)
EY OĞUL
Se'alebî Mir'atü't-Mürüvet kitabında buyuruyor ki: “Hazreti Ali'nin, Hazreti Hüseyin'e nasihati şöyledir: .
“Ey oğul! Sana gizlide ve açıkta Allahü tealadan korkmayı, doğruyu söylemeyi, zenginlikte ve fakirlikte iktisatlı olmayı, dosta düşmana adaletli davranmayı, çalışkan olmayı, darlıkta ve genişlikte Allahü tealanın takdirine rıza göstermeyi tavsiye ederim. İstemediğin bir şeyin sonu Cennet ise, buna şer denmez. Hoşuna giden bir şeyin sonu Cehennem ise, buna da hayır denmez.
Ey oğul! Bil ki, kim kendi ayıbına bakarsa, başkalarının ayıbı ile uğraşmaz. Allahü tealanın taksimine razı olan kimse, kaybettiği şeyden dolayı üzülmez. Azgınlık ve taşkınlık kılıcını çekenin, kendisi öldürülür. Kim başkasının kuyusunu kazarsa, oraya kendisi düşer. Başkasının perdesini yırtanın, kendi çoluk çocuğunun gizli şeyleri ortaya çıkar. Kendi hatasını unutan, başkasının hatasını büyük görür. Denize dalan boğulur. Kendi görüşünü beğenen sapıtır, yolunu şaşırır. Aklını kâfi gören, aklım bana yeterlidir diyen, ayağı kayar ve düşer. İnsanlara karşı kibirlilik gösteren, hor ve hakir olur. Nefsinin arzu ve isteklerini terk eden, hür olur. Hasedi bırakanı insanlar sever.
Ey oğul! Kanaat bitmeyen maldır. Ölümü çok hatırlayan, dünyada az bir şeye rıza gösterir. Sözünde ve işinde kendisine itibar edildiğini bilen kimsenin, faydalı sözleri dışında konuşması az olur. Sa'id kimse, başkasından nasihat alandır. Edep, en iyi bir mirastır. Güzel ahlâk, en hayırlı arkadaştır.
Ey oğul! Sıla-i rahmi (akrabayı ziyareti) kesme. Afiyet on parçadır, dokuz parçası susmaktır. Fakat bundan, Allahü tealayı zikretmek, hatırlamak müstesnadır. On parçadan birisi ise, düşük ve bayağı kimselerle oturup kalkmayı terk etmektir. Allahü tealanın yasak ettiklerini yapan, sermayesi bunlar olan kimse, kendisine zilleti getirmiş olur.
Ey oğul! İlmin başı rıfktır (yumuşaklıktır). Onun afeti ahmaklıktır. Bela ve musibetlere sabretmek, imanın hazinelerindendir. İffet, fakirliğin; şükür, zenginliğin süsüdür. Çok konuşan, çok hata eder. Hatası çok olanın, hayâsı az olur. Hayâsı az olanın, verası da az olur. Verası az olanın, kalbi ölür. Kalbi ölen, Cehennem'e gider.
Ey oğul! Günahkâr kimseye ümidini kestirme. Nice günaha devam eden kimse vardır ki, sonu hayır olur. Nice, taat üzere olan kimse vardır ki, ömrünün sonunda bozulur ve Cehennem'e gider. Orta yolu tutan kimseye, işleri hafif gelir.
Ey oğul! Kişinin kendini beğenmesi, aklının zayıf olduğuna delalet eder. Nice bakış vardır ki, hasret getirir. Nice söz vardır ki, nimet getirir. İslam'dan daha büyük bir şeref yoktur. Takvadan daha üstün bir şey yoktur. Afiyetten daha güzel bir elbise yoktur. Kendisine yetecek miktardaki rızık ile yetinen kimse, kısa zamanda rahata, genişliğe ve huzura kavuşur. Bir işi yapmadan önce tedbirini almak, sonra pişman olmamayı temin eder. Yorulmadan rahatlık olmaz. Dertlerle, sıkıntılarla karşılaşınca şikayetçi olup sızlanmak, çok sabırsız olmanın alametidir. Çok münakaşa etmek, düşmanlığın çokluğundandır. Kendini dağıtmak, hüznün şiddetli olmasındandır. Sözü yumuşak olana sevgi beslenir. Hayâsı ve cömertliği olmayan kimseye, ölmek, yaşamaktan daha layıktır.”
“Kim diline eziyet verirse, dostu çok olur.”
“İnsanlar bilmediklerinin düşmanıdır.”
“İyilik ile, hür kimse köle yapılır.”
“Kendisinden bir şey istediğin kimseye iyilik et. Ona iyilik etmekle onu hükmün altına almış olursun.”
“Allahü tealadan başkasından yardım bekleme.” (Çünkü Rabbin merhamet sahibidir.)
“Günahlarının akıbetinden ve cezasından kork.”
“Kardeşlerinin en iyisi; sana nümune olup, seni, kendisi gibi düşünendir.”
“(Sadece) konuşan kimseye bakma.”
“Zulümle beraber zafer yoktur.”
“Kibirle beraber övgü yoktur.” (Kibirli olan kimseyi, kimse övmez. Ona sadece alaylı ve hakaret gözü ile bakılır.)
“Cimrilikle iyilik beraber bulunmaz.”
“Şehvet (arzu ve isteklere düşkünlük), fazla obur ve hırslı olmakla, sıhhat bir arada bulunmaz.”
“Kötü ahlâkla, şeref beraber bulunmaz.”
“Hırsla beraber, haramdan sakınma olmaz.”
“Haset eden kimse için rahat yoktur.”
“Kötü niyetle beraber ziyaret olmaz.”
“Meşvereti terk ile doğru bulunmaz.”
“Müslümanlıktan daha yüksek bir şeref yoktur.”
“Veradan (şüphelilerden kaçmaktan) daha sağlam bir kale yoktur.”
“Tövbeden daha kazançlı bir şefaatçı yoktur.”
“Akıl azlığından daha kötü bir hastalık yoktur.”
“Dilini neye alıştırdı isen, devamlı onu ister.”
“Müşavere gibi yardımcı yoktur.”
“Kendi miktarını (haddini) bilen kimseye, Allahü teala merhamet eylesin.”
“Akıl tamam olursa, kelam az olur.”
“Sızlayıp, sabırsızlık göstermek, sabırdan daha yorucudur.”
“Kendisini ilgilendirmeyen şeyin peşinde koşan kimse, kendisine lazım olan şeyi kaçırır.”
“Mahrumiyet, hırsla birlikte bulunur.”
“Hayallere dayanma. Çünkü o, ahmak olanların sermayesidir.”
“İhsan, lisanı (dili) keser.”
“Şeref; akıl ve edep iledir, soy ile değildir.”
“Nesebin en üstünü, güzel edeptir.”
“En şiddetli yalnızlık, ucubdur (kendini beğenmektir).”
“En büyük zenginlik, akıldır.”
Hazreti Ali'nin okumuş olduğu bir hutbesinin bir bölümü şöyledir:
“Ey insanlar! Size Allahü tealadan korkmanızı, O'nun nimetlerine çok hamd etmenizi tavsiye ederim. O, size nimetini tahsis eyledi, rahmetini size ulaştırdı. Size, ölümü hatırlayıp, ona hazırlanmanızı, gafleti azaltmanızı tavsiye ederim. Sizden gafil olmayan ölümden, siz nasıl gafil oluyorsunuz? Size nasihat verici olarak, ölenler kâfidir. Siz görüyorsunuz, onlar kabirlerine, bir bineğe binmeden götürülüyorlar. Onlar oraya, kendi istekleri ile inmeden indiriliyorlar. Onlar, ayrılacakları şeylerle meşgul oldular. Ahirette kendilerine lazım olan şeyleri zayi ettiler. Onlar, dünyada kendileri için zararlı olan şeyleri kendilerinden uzaklaştıramadılar. Onlar, faydalı olan şeylerde de bir çoğaltma yapamadılar. Dünyaya yakın oldular, ona sevgi duydular da, dünyada onları aldattı. Onlar dünyaya bağlandı. Dünya da onları yere vurdu. Ey insanlar! Allahü teala size rahmet eylesin. İmarına memur olduğunuz, davet edildiğiniz mekanlarınıza koşunuz. Allahü tealaya yapacağınız ibadet ve taatlere karşı sabır göstermek, günahlardan uzaklaşmak suretiyle Allahü tealanın size olan nimetlerini tamamlamış olursunuz. Yarın, bu güne çok yakındır. İçinde bulunduğumuz günün saatleri ne kadar da çabuk geçiyor. Ayların içerisindeki günler de öyle, senelerdeki aylar da öyle, ömürdeki seneler de böyle.”
Ebu Zer buyurdu ki: “İnsanlar, dikeni bulunmayan bir meyve idi. Sonra, meyvesi bulunmayan bir ağaç oldu.”
Hasan bin Ali buyurdu ki: “Hayırlı mal, namusun korunmasına vesile olanıdır.”
Mugire bin Şu'be buyurdu ki: “Dostlarını terk eden, terk edilir.”
“Her şeyin fazlası israftır, fakat iyilik böyle değil.”
Ahnef bin Kays buyurdu ki: “Bir söze sabretmeyen, çok sözler işitir.”
Malik bin Dinar buyurdu ki: “Cennet bahçelerini, yani Allahü tealanın anıldığı yerleri gördüğünüz zaman, oralardan istifade ediniz.”
“Gözleri yummak, nefsin arzu ve isteklerine iyi bir engeldir.”
Fudayl bin Iyad buyurdu ki: “Dünya rüya gibidir. Ahiret uyanıklıktır, ölüm orta bir hâldir.”